Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.44 Yeni Malatyaspor

-ilk yazdığım yazının yengen vizesine takılması suretiyle ikinci yazımı yazıyorum-

Çok net sarhoş oldum.

Bu başlık altında onlarca daha iyi yazı yazmış olsam da, sanıyorum en samimisi bu olacak.

Derdine düştüğüm bir çok şeye değmeyeceğini biliyorum. Çünkü ömrüm boyunca, bahsedilenin her zaman ardındaki insan olmaya özen gösterdim. Yarınların içerisinde kendime umut bağlayacak herhangi bir şey bulacağımı biliyorum. Kendimden vermenin yüceliğine inanıyorum hikayemde. Yaptıklarımı tabi ki saymıyorum, ancak hor görülme noktasında her hamlemin müdafasındayım.

Bu da bir yerde benim en büyük handikapım oluyor.

Ama değen değerlere mesai harcamak ve bazı geceleri şarap içip, Sims oynayarak geçirmek beni inanılmaz motive ediyor. Bu konudaki tek nüans, cidden iflah olmaz bir ilgi meraklısı olmam. Gördüğüm ilginin altına düşmeyi hazmedemiyorum. Böyle olunca da problem yakalayabileceğim her noktada bu fırsatı değerlendirmemi gerektiriyor.

Çünkü ben şahsen böyleyim.-yapma ya!-

Yani ilgi görme hevesiyle yaptığım her hareketin arkasında durduğumda, herhangi birinin dişime dokunmaması beni yıkıyor. Böyle olunca da gezegeni yerinden oynatacağım şeyler yazmak istiyorum. Buna hata diyebilir miyiz, pek sanmıyorum. O sebeple kaprisimin çekilebilir bir yanı olduğunu düşünüyorum.

Glastonbury’de Coldplay hayaliyle yandıklarımın derdi olmaya henüz erişemedim, bu da benim ayıbım olsun artık ne diyelim. Eğer ki bu derdin dermanı olmaya erersem, birinci ağızdan mealini yazacağım.

Herkese sözüm olsun.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.43 NSFW

*not safe for work, ama ufacık bir kısmı.

Aşağıda hayat boyu vermiş olduğum güven duygusunun bana yaşattığı hayal kırıklıklarını ve bu hayal kırıklıklarına olan tepkilerimin bileşkesini bulabilirsiniz.

Genel olarak aile, iş, hayaller ve arkadaşlarımla ilgili olan hayal kırıklıklarımı yazmayı tercih etmiyorum. Bunlar yerine sürekli olarak duygusal hayal kırıklıklarımı ve hırslarımı yazmaya gayret ediyorum. Bu durumun bana hissettirdiği riyakarlık duygusunun önüne geçmek için kendimce bir bileşke çıkardım ve kaleme almaya çalıştım. Çünkü duygusal olsun olmasın, biz kırılmaya çok hazır yaratıklarız ve bir çoğunda ister istemez haklıyız.

Niyetler bir olmayınca iki kişi arasında kırılan kol yen içinde değil de ten içinde kalıyor. Bu da ten sahibini huzursuz bacak sendromuna itip bırakıyor. Ha’ sorsan sorun yok tabi ki hikayeye her şey dahil ama gailesi hayat olana sonradan gelenler duman ve göz yaşından başka bir şey vaad etmiyor.

Bu durumda biz Biraz Kül Biraz Duman’cılar olarak, bu derdi atlatabildiğimiz ilk andan sonra bu derdin ekmeğini bir güzel yemeliyiz gibime geliyor.

Neden yemeyelim çünkü.

Bence dert dediğimiz şey atlatıldığı andan itibaren sahibinin kölesi olarak kullanılabiliyor. Buna gülebiliyorsun, tecrübe olarak kullanabiliyorsun hatta dalga geçebiliyorsun. İşte tam bu anda bu ekmek yeme kısmı giriyor ki dert kavramının en sevdiğim dönemi. Birine mi satarsın birinden fayda görmek için mi kullanırsın sen bilirsin.

Bu arada eminim benzetmenin muhattabının benzetmeden haberi yoktur artık. Unutmak gerçekten büyük hastalık ve bir o kadar da nimet. Rabbim şifalarıyla ödüllendirsin.

Neyse.

Köküne kibrit suyu, dibine de yeni nesil Türkçe Pop dökelim hepsinin. Yansın evveliyatını siktiklerim, çünkü hiçbiri beni mutlu etmiyor ve daha öncesinde de etmek için uğraşmadı.

Teşekkürler, hayırlı geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol. XLII Erken Buzul Çağı

Son günlerde yokluğun yağmur sonrası kış gibi,
Tıpkı güneş umuduyla dert edindiğim sıcaklığının yoksunluğu.
Gideceğine halen daha ihtimal veremiyormuşum gibi,
Yarınlara bağladığım umutların beni bir bir yüzüstü koyuşu.

Şeklen bu eskize uyan kenar mahalle şiirlerine veya tribün bestelerine olan merakımı birçok sebebe bağlayabiliriz. Aynı şekilde Yıldız Tilbe ve Subutay Kesgin’e olan aidiyetim ve görünen kişiliğime olan uzaklığının da sebebi aynı.

Çünkü yurt toprağının suyunu geçim sıkıntısıyla içtiğinde ister istemez Hakan Altun ve Cengiz Kurtoğlu’na muhtaç hissediyorsun kendini. Ki bir de bunun yanında boynunun sol yanında bittiğimiz bir gül goncası varsa, dokunmayın efkarımıza.

Arabesk ve oryantalist kültürümün aidiyeti haricinde birkaç cümle kurmak istiyorum.

Ben konuşamamaya ve bunun eksikliğini hissetmeye kesinlikle hazır değilim. Ruhen bambaşka bir hissiyatta olsam da, binbir derdime derman niyetinde bir karar almışken bu eksikliğe katlanamam.

Bu konu aciziyetimle ilgili değil.

Dediğim gibi, aciziyetimden ziyade kesinlikle bunu yaşamayı ve buna alışmayı istemiyorum. Ben pembe gözlüklerimizle dünyevi dertlerimden uzaklaşmak istiyorum her anlamda.

Yokluğuna haykırdığım hislerin ve hatta bilmediğim duyguların mimarını tek kalemde bulunca, fenafillaha ulaşan Hallac-ı Mansur gibi davrandığımın ben de farkındayım. Öyle ki Hallac-ı Mansur, tiftik ettiği yünler içerisinde aşkını kaybetse anca benim kadar hayal kırıklığına uğrayabilirdi.

Ki yaradan, Hallac-ı Mansur’u iki saat sonra aldığı cevaplarla test etmedi.

Bu kelimeleri yazarken haksızlık ettiğimin çok net farkındayım. Ama parça parça herhangileşen hayallerimin önüne geçemiyorum. Ben bu şekilde yaşanan hiçbir şeye razı değilim.

Neyse;

Ne şekilde bir arabesk potpori yaptığımın şahsen ben de farkında değilim. Ancak bu konunun ne niyetle nereye vardığına gayet hakimim.

Bu denli sarhoş olduğum gecelerden birinde parça parça dökülüyor ve ara ara çok üzülüyorum.Yine de bu arabesk halinden vazgeçemiyorum. Çünkü dillendiremediğim şeylerin bana yarattığı rahatsızlığın önüne geçemiyorum.

Bence hiçbir yalnızlık adil değil.

Hayırlı akşamlar dilerim.

1213

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol. XLI Gev Gev Yapıyorum

Bugün tadında bir gün geçirdim ve sonucunda yazı yazmaya karar verdim. Yazıyla olacak münasebetim sebebiyle biraz alkol aldım. Ancak alkol bana bu konuda yardımcı olmadı ve Serhan’dan “yaz yangınım sebebiyle rave yapmaya gitmişim ama bekar değilim” başlığı altındaki şarkılarıyla yardım talep ettim. Serhan bu durumun uzmanı ve benim de kardeşim olduğu için müthiş bir listeyle bana motivasyon kattı.

Sağolsun ki yazmayı deneyebiliyorum.

Kolonlardan çıkan bass ile hissiyatlandığım günleri çok özlüyorum. Çünkü pandemi süresince ederi kadar alkol alıp kimseden bir şey saklama hissiyatına düşmüyorum. Öyle ki genel motivasyonum “12,13” güne çözülmeyecek bir problemle karşılaşmamak üzerine kurulu. Ve her şeyi bu “12,13″ içerisinde yaşayabilirmişim gibi hissediyorum. Bu hal bana mutluluk ve heves olarak geri dönüyor.

Çok şükür.

Gerçekten çok şükür.

Emeğimle birlikte kısmetime olan saygımın beni bir yere getireceğinden ziyadesiyle emindim, ama o süreç içerisinde şu an bulunduğum bu noktanın hayalini bile kuramazdım. Kendimce keyfim yerinde ama buna rağmen her şey ile kendim uğraşmaya devam ediyorum. Bu hayat mücadelesindeki motivasyonum beni ne zamana kadar idare edecek bilmiyorum ama bir yerlere varmış olmak içimi rahatlatıyor.

Fark edilebileceği üzere, artık mutlu olmak için o kadar çalışmıyorum. Çünkü bu derdimi kolektif molektif derken çözebiliyorum. Ve beni mutlu edebildiği sürece bu hikayenin peşinde olacağım.

Gev gev merakım son bulmuştur.

Teşekkür ederim.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XL Düsturdan Uzak Şeyler

-İşbu yazı, yarın bir gün eylem(fiil) gerektirecek kadar alt metin barındırmaktadır-

Kırk sayısının roma rakamlarıyla “XL” olduğunu bugün fark ettim. Daha önce ihtiyaç duyduğum bir bilgi değildi şahsen. Ama bu seriyi ilk gününden beri üçer üçer planladığım için, roma rakamlarıyla kırk yazmamı gerektiren güne geldik. Kırk bir ve kırk iki de roma rakamlarıyla olup yerini günümüz rakamlarındaki üçlüye bırakacak. Sonrasında da süreç devam edecek.

Bence bu çok güzel bir gelenek ve anekdot.

Esasında dünyanın en güzel yazısını yazmak için oturmadım bugün buranın başına. Yalnızca aklımdaki kavak yellerini defedip kendime bir çeki düzen vermek istiyordum. Çünkü içeride bir yerde çok dağınık ve dalgınım. Toparlanmaktan çok uzak bir noktada bugünümden zevk almaya çalışıyorum. Öyle ki, bugün babam kendi tarzıyla “Evde sürekli türkü söylüyorsun ve yüzün gülüyor. Senin için gerçekten mutluyum” dedi. Bunun ben de farkındayım ama dillendirmek hiç işime gelmiyor. Yılın başında, ilk altı ay için kurduğum planın çok ilerisindeyim ve bu hayatta kalma durumu beni mest ediyor.

Hayata karşı olan irademin farkındaydım, ancak gücümün ve şansımın bu denli güvenilir olması gözlerimi yaşartıyor.

Öyle ki suyumu bulandıran bu asi rüzgar ne zaman bir yerlerden esse aklımın ücra köşelerinde “biraz kül biraz duman” kelimeleri dolanıyor. Normalde bu kadar kolay odaklanabilen biri kesinlikle değilim, ancak son zamanlardaki bozuk kimyam benim bu konudaki odağımda evrilmemi sağlıyor.

Bu konuda olmazlarımın olmaması ile birlikte yaşadıklarımın hissiyatı beni çok memnun ediyor.

Net sarhoş oldum bu gece yine. Hem de hiç programda yokken oldu bu. Hayatta kalmak adına mutfak işlerine merak salmıştım. Kızartma tavasının başında Gülşen dinleyerek bira içiyordum ve kendime yemek yapma gayesindeydim. Biraların sayısı arttıkça Gülşen‘in sesi de aynı oranda yüreğime dokunmaya başladı. Sonra baktım yemeği hazırlamış ve yemişim ama bu süreçte bazı şeylerin önüne geçememişim. Ve bu durum da bana nur topu gibi bir Haziran Sarhoşluğu hediye etmiş. Sonrasında dost meclisleri ve telefon görüşmeleri derken saati dört etmişiz ve bu güzel geceyi bir şekilde yaşamışız. Hatta öyle ki, en sevdiğim Gülşen şarkısı olan Ellerinden Öper bile bambaşka gelmeye başlamış gece gece kulağıma.

Ama olsun,

Halledeceğiz.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.39 Yelkenli

Bazı şeyler sürekli olarak olacağına varıyor. Hani “her şeyin sonucu bellidir” düşüncesinde değilim. Ama bazı şeylerin sonucu, sen akıntıyla kürek çeksen bile akıntının aksine varabiliyor. Çünkü akıntı ne olursa olsun, hayat üç günlük rüzgarı arkasına aldığında insana gideceği yer için pek şans tanımıyor.

Öyle ki kaç gündür hiçbir şey yazmak istemiyorum. Elimden gelen her kelimeyi belli bir yere boşaltmak ve bu yığıntıyı orada yakmak istiyorum. İster istemez ısınması en doğru ateşin benim için o olacağını düşünüyorum.

Dediğim gibi hayat akıntımdan ziyade rüzgarıma güveniyorum bu sıralar.. Yakaladığım bu güzel rüzgarın beni götürdüğü yere kadar takipçisi olacağım sanırım. Çünkü yeni gelen bu fevri tavra alışmayı gerçekten çok istiyorum

Hissiyatımı anlatmak için neden akıntı ve rüzgar seçtiğimi az çok biliyorum.

Sabahtan beri gev gev laflıyoruz bizim çocuklarla. Bu laflama esnasında onlara kendi derdimi anlatırken, aslında hayatımın ve yaşadıklarımın çok uzağında bir noktaya gitmeye başladığımı fark ettim. Burada da aklıma bu yelkenlilerin süregelen akıntıdan ziyade kullandıkları rüzgarları düşündüm. Gerçekten bu özgürlüğün talibiyim.

Umarım kendimle birlikte bu rüzgarlara olan inancım beni mahçup etmez ve tadımlıklarıma doyacak seviyeye gelirim. Neyse, düşünmekten dolayı kronik yorgunluk başladı ama yine de mutluyum.

İyi geceler dilerim.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.38 Dört Yirmi

Anlatacak hiçbir şeyim yok o yüzden iyi saçmalamanın peşindeyim. Bu yazıyı yayınlandığı gün yazmıyorum, bunun itirafında bulunayım ilk olarak. Daha önce yazdığım ama 4:20’ye sabitlediğim bir yazı olacak bu. Kimi çevreler için önemli bir tarih bu, çok şükür o çevrelerdeniz.

Bu arada yayınlandığı gün olmasa bile yazdığım gün zihnen başka dalgaların akıntısına kapılıp bir yol almayı tercih ettim. Hayırlısı olsun hepimiz için.

Benim içtiklerim karaciğerden ziyade akciğerden kalbime ulaşabileceği bir yol izler. Bu yüzden alkol beni bozmadan önce masama uğrayıp eskileri anar ve öyle karaciğere yol alır. Bu halin hallisi olunca da haliyle biz de eskilerimize sahip çıkan bir tavra büründük. Mutlu muyuz, kesinlikle hayır ama mutsuz da değiliz yani. Nev-i şahsımıza münhasır bu halin engin savunucularıyız. Ta ki ölüm bizi bu dünyadan koparana dek.

Bunlar da kendi kendimize ettiğimiz düşünce skalası işte. Başka işimiz yok ya biz de buradan dert ediniyoruz kendimize.

Halledeceğiz.

Yani bu basit bir halledeceğizden ziyade elimden gelse de bu dertten muzdarip herkesin işini halletsem söylemi. Elimizden gözünü açmış meczuplara ait bir isyan başlatmak gelmediğinden biz de bunları deniyoruz kendimizce.

Neyse işte;

Daha da bulunmaz bu tarih diye, elimden sarhoşken gelen tek yazıyı fırlattım bu yana doğru. Pişman mıyım, asla. Herkes kadar ben de “bu tarihte bunu attım” demek istiyorum, o yüzden sorun yok.

Teşekkür ederim.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.37 Heyelan

Kazık çakmaya geldiğin toprakların erozyon ve heyelana kucak açıp, teslimiyet beslediğini düşün lütfen. Ya da düşünme vazgeçtim, insanın canını çok yakıyor. Sen dünyanın en eşsiz hikayesini yaşatmaya çalışıyorsun, aidiyet duyduğun toprakları esaretten başarıyla çıkarıyorsun. Sonra yanına baktığında esareti topraklarından çıkaramadığını görüyorsun, içinde yaşatıyor bu esareti. Değer görmüyor ve hayallerinle öteleniyorsun. Sonrasında; hak ettiğin değeri bile göremediğin günler ile birlikte senden giden her şeyin bahanelere sevk açtığı günlere bile özlem duyduğun yarınlara yelken açıyorsun istemeden. 

Yazık.

Hazır sarhoş olmuşken içimde düğümlenen cümleleri dilim vardığınca açmak istedim. Edip Akbayram gibi yarınlara göbekten bağlı yaşadığımın ben de farkındayım ama o yarınları çok özlüyorum, inanıyorum ulaşılacak. Canımdan hatta ömrümden vererek, emeğimi pazarlığa katarak çalışıyorum onlara. Öyle ki, bu denli sosyal hırs ve çalışma azmi fazilete kavuşmazsa adaleti sorgularım günü geldiğinde. 

Heveslerimi bir kenara bırakıp aslan gibi bir öykü kitabı yazacağım günün birinde. “Olsun” diyerek çıkaracağım ve öylesine yayınlanmış olacak. Ne dünyayı ne de beni değiştirecek. Ben yok yerimden bu kitabı çıkarabileceğime inanıyorum. Umarım hayat da bana bir omuz çıkar bu yolda.

Çok sarhoşum, çok fazla. Bir de aslanlar gibi canım sıkkın. Dedim ya kazık çakmaya geldiğim topraklar drama dolu erozyonlara kucak açtı. Çakmak niyetinde olduğum kazıklar da elime kaldı. Gördüğüm değeri sorguladım ve yine bana yarınlarım kaldı.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.36 Duble Kaymaklı Ayva Tatlısı

Ayvadan nefret ederim. Ancak ayva tatlısına karşı bir o kadar zafiyetim var, kendilerine ölüyorum şahsen. Duble kaymaklı ve bol şekerli bir ayva tatlısının yanında doğru harmanlanmış çay ile kendi yenilmezliğimi ilan edebilirim. O engellenemez kızıl renk ile birleşen manda kaymağına ben dahil kim hayır diyebilir ki. Çay ile birlikte ağıza gelen sıcak ve soğuk karışımının ardından midemde hissettiğim doğru tokluk hissi ile kendimi fenafillahın doruklarına ait hissediyorum.

Aşk da böyle benim için.

Özünde ayva tatlısından veya Mihriban türküsünden çok da farklı değil. Nefretim olacakların sebebine nefes aldığım, inanması güç anlarıma ait hislerimin topluluğu benim için aşk. Yapmam dediğim her şeye bir şekilde olur dediğim, mutlu oldukça aciziyet hissettiğim bir duygu. Binler yıldır anlatma derdiyle şekilden şekle girdiğim, kendimi paraladığım yegâne sınavım sanırım.

Küçük gün ışığımın huysuzca gözümün en içine baktığı, seviyorum derken yaraladığı anlatılmaz bir grogi pozisyonu. Sadece bana karaymış gibi hissettiğim günlerde yüzümü güldüren, “ahanda vurdum turnayı” diye zıpladığım günlerde sebepsiz düşüren bir lanet belki de.

Her daim betimleyesim var bu durumu böyle.

Öyle ki; her iki dublenin sonunda altında imzam bulunan ak suratlı al yanaklı aşkımın son muhattabına giden mektupları kaleme alasım geliyor. Her gece nefsimin nefesimin önüne geçmesini istiyorum, çünkü aksine doyamıyorum.

Oluyor öyle.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol. XXXV Midemde Yumruk

-bugün neticem yerse iki yazı birden atabilirim, esasen kendimi o denli dolu hissediyorum-

Çeyrek asırlık bu güzide ömrü hayatımda mütemadiyen yarınlara yaşadım. Yarınların gölgesinde, yine yarınların hayalini kurdum. Adeta pazarladığı kadına aşık olan muhabbet tellalı gibiydim. Bu günler bitecekti ve o bana kalacaktı.

Teşbihte hata olmaz, son örneğim size uzak gelebilir ama bu gözler ne konulara şahit oldu bilemezsiniz. İnsanlar drama yaşama ve drama yaratma konusunda benim yarınlara olduğumdan daha takıntılı yaşıyorlar. Çünkü dünyada ne olursa olsun, konfeksiyon atölyesinde çalışan bazı hanım kızlarımızın da hayalleri var. Ve bu hayalleri için kullandıkları, yaşadıkları ve yaşattıkları var. Bazen dramatik olmakla birlikte, genel çoğunluğu traji-komik oluyor ve insanın aklına gelmeyecek aksiyonlar yaşanıyor. Bu durumda da örneklediğim kapıda bekleyen cengaverler onları bu hayatlarından kurtarıyor. Benim de kurtarmam gereken yarınlarım var, fakat kendileri şu an biraz meşgul.

Neyse;

Elbette sevdiklerimle ağladığım günler de gelecek. Hatta sevdiklerime de ağladığım günler olacak. O sebeple bin şükür yarınlarım olmasa da gülüşlerim var. Ancak yine de gün olacak, yarınlarım gelecek ve gülüşlerime doğacak. O güne yaşıyorum, o günle yaşayacağım.

Amin.