Kazık çakmaya geldiğin toprakların erozyon ve heyelana kucak açıp, teslimiyet beslediğini düşün lütfen. Ya da düşünme vazgeçtim, insanın canını çok yakıyor. Sen dünyanın en eşsiz hikayesini yaşatmaya çalışıyorsun, aidiyet duyduğun toprakları esaretten başarıyla çıkarıyorsun. Sonra yanına baktığında esareti topraklarından çıkaramadığını görüyorsun, içinde yaşatıyor bu esareti. Değer görmüyor ve hayallerinle öteleniyorsun. Sonrasında; hak ettiğin değeri bile göremediğin günler ile birlikte senden giden her şeyin bahanelere sevk açtığı günlere bile özlem duyduğun yarınlara yelken açıyorsun istemeden.
Yazık.
Hazır sarhoş olmuşken içimde düğümlenen cümleleri dilim vardığınca açmak istedim. Edip Akbayram gibi yarınlara göbekten bağlı yaşadığımın ben de farkındayım ama o yarınları çok özlüyorum, inanıyorum ulaşılacak. Canımdan hatta ömrümden vererek, emeğimi pazarlığa katarak çalışıyorum onlara. Öyle ki, bu denli sosyal hırs ve çalışma azmi fazilete kavuşmazsa adaleti sorgularım günü geldiğinde.
Heveslerimi bir kenara bırakıp aslan gibi bir öykü kitabı yazacağım günün birinde. “Olsun” diyerek çıkaracağım ve öylesine yayınlanmış olacak. Ne dünyayı ne de beni değiştirecek. Ben yok yerimden bu kitabı çıkarabileceğime inanıyorum. Umarım hayat da bana bir omuz çıkar bu yolda.
Çok sarhoşum, çok fazla. Bir de aslanlar gibi canım sıkkın. Dedim ya kazık çakmaya geldiğim topraklar drama dolu erozyonlara kucak açtı. Çakmak niyetinde olduğum kazıklar da elime kaldı. Gördüğüm değeri sorguladım ve yine bana yarınlarım kaldı.