Yarına Umut Bağlayanlar Serisi: Mağlubiyet Sanatı

Mağlubiyetlerimi aynı köşeye koydum.Hepsi orada, hayatımın en şahsî yerinde.Yüzümü saklayan eski maskenin bana bakan yüzünde, gözlerimi kapatan şeffaf camın sağ ve sol yanlarında.Ne zaman gözümü açsam karşımda.Sürekli göz önünde ve dışarıya kapalı.Yüzüme en yakın bakan birinin bile dışardan görmesinin imkansız olduğu yerde.Benim ise baktığım her yerde, tanıdığım her yüzde. Yürüdüğüm yollarda, baktığım yerlerde ve en kötüsü de mutlu eden görüntülerle.

“Tarih sadece aptallar için tekerrür eder.” mağlubiyetlerimden bile daha başarılı öğretmen olan birinden, farkındalığımın arttırılması için söylenen bir söz.Farkında olur ve yaşadıklarından ders çıkarırsan, bir daha aynı duruma düşmezsin.Olduğun noktayı bilirsen, olmak istediğin noktaya olan uzaklığı da bilirsin.Gideceğin yolu bilmesen bile, aşağı yukarı ne kadar çabalaman gerektiğini hissedersin.Tabi bu herkes için iç açıcı olmayabilir.İnsanlar; olduğu yerlerdense, olduğunu iddia ettiği yerlerde anılmayı seviyor.Benim böyle bir gayretim yok.O yüzden bazen karamsarlığa kapılıyorum.

Bana bak ve ne gördüğünü söyle.Kimim ben senin için ? Ne olarak tanıyorsun beni ve ben gerçekten o kişi miyim ? Bazen gözlerimi kapattığımda cenneti görüyorum.Anlatılanlar gibi değil.Biraz daha şahsî ve sakin.Yarınlara umut bağlamaya değer yani.Mağlubiyetlerden kopmak için gözlerimi kapalı tutuyorum.Bazen güvende hissettirdiği oluyor.Belki de bu yüzdendir; benim dünyam daha yavaş dönüyor. 

Yarına Umut Bağlayanlar Serisi: Beyaz Şarap Kafası

“Lan, iyi olacağız.Sen bana güven yeter.” diye başlayan cümlelerin adamı.Kime anlattıysa mutlu ettiği bir sırrın sahibi.Dostlarının tanıdığı en derin adam, en tanınmayan kahraman Kems.

Belki günün birinde büyük bir adam olmayacak ama bütün şişeleri bitiren ve düşünceleriyle insanları kurtaran adam olmaya devam edecek.Kendine gelecek, yaşamaktan çekinmeyecek asla.Hayat mutluyken yaşanır tarzını savunan, kelimeleriyle insanları değiştiren adam.İşte bu o adamın bir şişe beyaz şarap kafası.Kim bilir neler içti bundan önce… Ama farketmez, söyledikleri dosdoğru.Hedefi asla şaşmaz, aşkına yaşar.Hepinizin üstesinden gelir; çünkü o doğru kişi.Asla yeni maskeler kullanmaz.Pek derin, en güvenilen.

Şeytan beni kendi yoluna çekmeyi binlerce kez denedi. Ama benim “Bütün bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen: Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” diyen büyüklerim var… Onun için bu çabam,  var oluşum.

Sevgiyle yaşar, korkusuzca savunurum özgürlüğü.

İyi geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Savaş Suçu

“Komşularımızın cesetlerinden buhar çıkıyordu.” Varşova banliyölerinden çıkanların söylediği ortak söz.Almanya’daki esir kamplarında, cesetlerin üzerinden çıkan dumanlar.Ben milliyetçi duyguları olan bir insanım.Ancak ayrımcılık yapan biri değilim.Bir insanın, kendi kanından olan insanların toplu mezarındaki cesetlerden çıkan buharı görmesini gerektirecek bir şey yok bu dünyada.Empati kurun, ama her şey için empati kurun.Çocukların ölmesini gerekli kılan hiçbir şey yok.Dizlerinin üstüne çöktürülmüş bir sıra insanın, sırayla öldürülmesinin bir gereği yok.Bir insana bu sırayı bekletmenin bir anlamı yok.Bu korkuyu yaşatmanın bir getirisi yok.

İşkencenin, beden üzerinde deney yapmanın insanlığını sorguluyorum.Bunun inancını, bunu yapanın ruhunu nasıl rahatlattığını merak ediyorum.Savaş suçunun neden işlendiğini merak ediyorum.Zaten savaşıyorken sivillerden ne istendiğini anlayamıyorum.Cami patlatan İslamî terör örgütünü sorguluyorum.Ya da dün Yugoslav’ken bugün Sırp olmanın ve bütün çevrenden nefret etmenin manasını arıyorum.Ya nefret etmek gerçekten zor.Sevmemeyi anlarım ama “herhangi” bir insanın elinden hayatını neden alırsın.Sivil lan bunlar, sivil… Askeri, diplomatik şu bu şekilde savaş çıkabilir.Tarih bunlarla dolu.Ama sokakların canını alma hakkını ne verebilir bir topluluğa.

Bilmiyorum… Sevmediğim halklar benim de var.Dürüstüm bu konuda.Nedenini bilmiyorum gerçekten.Yani Güneydoğu Asya’yı sevmem mesela.Ama o insanları toplu mezarlarda görmek bana bir şey katmaz.Onların o hali beni neden mutlu etsin ? Ya da kimi memnun edebilir !?

Belki ben çok aptalım.Görmediğim gerçekler var.Bu arada Güneydoğu Asya halkı için söylediklerim sadece Doğu Türkistan’ la ve bizim bin yıllık tarihimizle ilgili.Büyük bir nefret söylemi yapmak istemedim.

İyi geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Ayılma Sanatı

 Hareketlerimin haline bakarsak, ayılmanın da en iyisini biz bilirmişiz… İçmeyi sevdiğimiz kadar, ayılmayı da severmişiz.Sonrasına takılmadan yaşayıp, hayatı hayal edenlerdenmişiz.Meğer biz böyleymişiz…

 Yeri geldiğinde bir fincan kahveyle, buz gibi suyla, güçlü bir tokatla veya uykudan sonra ayılan bedenimizi

tekrar

alkole iten ruhun etkisindeyiz.Herkesin kapısı başka tarafta tabi ki.Benim kapım alkolle açıldı, sonrasını da anlatamadım zaten.En güzel müziklere eşlik eden düşüncelerin kilidini çözen içkileri ve onu servis edeni sevmemek elde değil.Bu durumda anlattıklarım, gerçekten hissettiklerim oluyor ya hani.İşte o ayılma halinin dürüstlüğünü hiç bir şeyde bulamıyorum.Kendi acizliğini bu kadar dürüst anlatamaz bir insan… “Lan yine çok içtik, yine sarhoş olduk, inşallah yanlış bir mesaj atmamışızdır…” Güzelliğe bak ! Ciddi bir trajedinin, en kabul gören hali.

 Biz fark ettiğimiz dünyalarda pilot, kaptan, düzen sahibi tarzı sıfatlara alışığız.Bu yaşanan hayat bize iyi gelmiyor.Ayılma hali de bu hali tatlılaştırıyor.Sevimli tipler, acı kahve, en derin uyku ya da temiz havada yürüyüş.Hayat gayesinde yorulmak bizim kanımızda yok, elimizden de gelmiyor.Mecburen yaşıyoruz…

 Keşke her akşam ayılmaya yatsak, her sabah ayılmış uyansak.Dertlere gülüp, sıkıntılara orta parmakla cevap versek.Elde değil istediklerimiz.Olmazlara ilgimizi de dizginleyemiyorsak eğer.Bu hayata mahkumuz.

Yarına Umut Bağlayanlar Serisi: Sevgi Ben Demek

 Hayallerini elde etmiş bir insan sonrasında ne yapmalı ?

 Kems, hayallerine kavuştun… Önünde kağıdın, elinde kalemin, içtiğin bilmem kaçıncı ve müdavimi olduğun bir mekandasın.Garsonlar “Kemal kardeşim, bak bu çerez benden.” yarışında, hayallerini yaşıyorsun.Hem de çok erken… Bu yaşta etrafını korkutacak kadar sarhoş olmuş kimse yok etrafında. Nedeni de sadece duygusal, hatta felsefik.

 Neden be Kemal, neden be !? Clifford Harris gibi kendine yazı yazası geliyor insanın.“Hey T.I.P.“ diye başlayıp; eleştiriyle devam eden öznel yazıların, yaradana uzanan tatlı serüveni… Bardağımdan damlayan arıtılmış zevklerin, kağıdıma verdiği zarar; beni yoluma daha çok bağlıyor.Seviyorum, bu emredilmişliği.Önce oku, sonra şevkatli ol, affet, devam…

 Az önce garson, patlamış mısır bıraktı.Demek ki cidden seviliyorum.Seviyorlar beni yani, ben de onları seviyorum.Her yolun sonu onlarda onu seviyor; benimle ya da bensiz… Dünyanın en güzel haline ait olmak suçsa, öldürün beni.Cesedimin ait olduğu topraktan çıkan balı yetimlere bağışlayın, onlarında ailesi benim.Sevmeyi unutan insanların tek düşmanıyım, seviyorum.

 İyi geceler.

Yarına Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.V Fena

 Kemal yaşa, olduğun gibi yaşa.Hayat, seni yaşaman için getirmiş dünyaya; eksik kalma.İnsanları değiştir, mutlu ol.Tepkiler al, ama yolundan cayma… Sarhoş ol, ama kendini kaybetme… İki yan masanda gülen insanlara aldanma, kendine adapte ol.Çünkü o seni yanına almak için yarattı tüm bu zorlukları. Adele’nin sesini, alkolü, palmiyeleri havalandıran rüzgarı senin için yarattı.Cin toniği, sana yaratılan çimenleri, tanı diye yarattı.

 Madem böyle sarhoşluk var, neden ayıklığı yaşamak zorundayız ? Ne diye var bu dünyadan uzaklaştıranlar ? Ne diye her sabah işe, okula uyanmak zorundayız !? Mutlu olmak için yapmamamız gereken ne varsa yapıyoruz.Sıkılıyorum.

İyi geceler.

Yarına Umut Bağlayanlar Serisi: Yeşil Reçeteli Sevgi

Kalem benim, kağıt senin bu yaşadıklarımda.Düşündüğüm her şeyi yazabilirim yani.Yazmasam da haberin oluyor, aklımda sonuçta.Biraz fazla içiyorum, yakınlarım korkmaya başladı.Kendimi o ismini açıklamak istemediğim insan gibi hissediyorum, ama o döneminin en iyi yazarlarından biri.

 Onlarca teste girdim.”Bu çocuğun nesi var !?” sorusuna cevap arayan meraklı güruhun uygun gördüğü onlarca teste girdim.Mürekkep izleri tanımladım, sorular çözdüm, resimlere baktım, küplerle oynadım.Ne istedilerse yaptım, deney faresi gibi; ya da kozmonot maymunlar daha iyi… Müzik dersleri, satranç dersleri, sporlar, resim dersleri, yabancı dil eğitimi, kutsal kitap dersleri… Hepsi ne içindi ? Bu çocuk rahatlasın.Meğer derdimin dermanı yazı yazmakmış… Ne bilsin bizimkiler, o an hayatta var olan bütün imkanları verdiler bana, yaramadı.Yokluktan çıktı içimdeki.

 Bir gün yayımlanan bir kitabım olursa; Ataköy 2. Kısım’da her zaman geldiğim bar olan Saklıbahçe’ye elli tane bırakmak isterim.Müdavimleri okusun, anlasın, içkilerine arkadaş olsun.Onlar da düşünsün, onlar da tanısın, onlar da sevsin diye.Hallacı Mansur’u delirten, İbn-i Arabi’yi gönderen, ahanda bu garibanı da sarhoş edeni tanısınlar istiyorum. Herkes yaşamayı sevmesin, ama severek yaşasın istiyorum.

 Benden bu kadar.