Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Hain Hayat

Hayat bitmedi; gözüm alabildiğine sen, açık Umman.
Denizle tanıştıklığım var ama; tanımadığım sen, nefesime çarpan.
Sonuma “ya sabır !” çeken de ben, senden nefsime bir deva ummam.
Teninin tuzunda boğsan da umursamam; ben zaten yalnız kalmam.

Kendimin sarhoşu olduğum kadar şairi de olsam, tükenişimi yavaşlatabilirdim.Uzun da kısa da olsa ölümün adı son hayatta.Düşmüş bir meleğin nesli olarak, ukala olmak insana yakışmıyor.Bitince aynı yere gittiğimizde hepimiz denk.Zihninin bildiği sokaklar varken hapishanede sahip olduklarına ne kadar değer verebilirsin ? Hayat, dünya size çok güzel şeyler verecektir tabi ki.Ama bir saatten sonra tadına doyamazsan, bağımlı olursun.Doymasını bildikten sonra benim bu yazdıklarımın hepsi sana boş zaten, harflerin arasında kalan kelimeleri okur hale gelirsin.O hissi bulduktan sonra herkes başka duyar, sen dinlersin.Ruhunu tat, bil ki esas sen o.Her şeyi kaybedebilirsin, ama onu istemesen de o mecbur senle.Unutma ki bütün ruhlar aynı yerden gelmiş, aynı yere gidecekler.

Bazen hani anlatmasan duvarlar üzerine kükrer.Meraklısı olmayana zaten bütün anlattıklarım laf-ı güzaf.Ben okunsun diye yazmayı bırakalı birkaç ömür oldu, bitti gitti.Maksat kendimi rahatlatmak.Üstadın da söylediği gibi yaşananlar bazı vakitler;

Kime anlatsam, kime dinletsem, kime göstersem ?
Kim anlar, kim dinler, kim görmez ?

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Garibim Erkek

Bana o güveni vermedin…
Sen bana sabır dışında ne verdin ?
Ama sabretmelisin.
Yetmedi mi, bir şey mi bekliyoruz ?

İlgin zayıf…
Neden, sadece bir düşün.

Kadınlar beklemeyi çok seviyor, erkekler de özel olmayı.İki bilinmeyenli denklem gibi görülse de çözülemiyor.Ne kadar beklemeye ne kadar özel olunuyor, bilmiyorum.Kadının bekleme oranına ayak uyduran erkek, daha özel olmak istediğinde tekrar beklemesi gerekiyor.Erkeği mutlu eden kadın ise daha sabırsız bir erkekle karşılaşıyor.Bir erkek olarak az çok neyin hoşuma gideceğini bilsem de, karşı tarafın daha buna karar vermek için önünde haftalar olduğunu görüyorum.Bu durumda bütün erkekler “doyumsuz”oluyor.Ve o kadar bekledikten sonra ayrılık gelip çattığında; “ben sana neler verdim” durumuna düşülüyor ya hani, kimse demiyor ki “sadece sen mi bi’ şeyler verdin”.Erkeğin sabrına, sadakatine, sükunetine hiç alkış yok, kadının doğası gereği sahip olduğu “ilişki sabrına” alkış kıyamet ! Zaten garibim erkek haklı olmayı da bilmediği için, hep kadına “kanka kız iyi sabretti ama”.Tamam, belki erkek de hatalı olabilir.Ancak sabrettiği kadar özel olmaya alışmış bir erkeğin, ayrılık günü “harcanan zaman” gibi bir kavramını hiç görmemek de ayıp.

Bence böyle.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Geçmiş Yapımı

Ben sevebilirdim.
Daha güzeline hüküm sürdürtmeyecek kadar sadık,
Gün ışığı kadar güvenilir olabilirdim.

Hevesime saplı baltalara günaydın demek zorunda kaldım bir sabah.Onlara kızmıyorum tabi ki asla.Bunu isteyerek yapamazlar, bir insanın suçu kendi olmak olamaz.Ama nedense onlar bana ben olduğum için çok kızdı.Uyarmıştım; ısırırım, umursamam, dikkatimi çekmiyorsa dikkat edemem.Yapamıyorum çünkü.Hatta yapamamak için haplara para ödüyorum.

Olsun…

Bunu bana, her şeyden önce ben yaptım.Zorla da elde edemem bazen güzellikleri.Hayatta verdiğim kararlar yüzünden; eksik kaldığım çok his, fazlasıyla biriktirdiğim çok anım var bu doğrultuda.Pişman olamayacak kadar çok zaman geçti üzerinden her şeyin, o yüzden pişman değilim.

Sonuçta yaşamayı sevmesemde; sahibine olan sevgimden, severek yaşıyorum.Üzerine edebileceğim fazla bir kelime yok.

İyi geceler.

Sarhoşluğun uzmanı, bekar ve sevimli.

17 Haziran 2015

Kelis – Trick Me

Merhaba;

Mehr licht bitte.Oder gibt mir wein, weiss bitte.

 Almancamın çılgın gibi konuştuğu bir andayız.Yıllarca Almanca eğitim alıp seven birkaç kişi vardır.Aha’ onlardan biri benim işte.Ich liebe die Deutche sprache mk.

 Neyse fark edildiği üzere şarap içtim.Ama ben Hayyam’ın aksine beyaz seviyorum.Bana daha çok uyar gibi.En soğuk haliyle beyaz şarap sanırım onun da söylediği o cennet kapılarının anahtarı.Fazla zorlamayı da istemiyorum -tabi okuyan varsa- ama içimde kalanları yazmadığımda, Titanic katili bir iceberg oluşuyor ruhumun en dibinde.Benim de elim kolum bağlı yani.

 Aylar önce Estelle hakkında masum yorumu yapmıştım bilen bilir.İşte o yorumun devamı; Kelis tam tersi benim için.Yuvamı yıkar; çocuklarımı babasız bıraktırıp, beni Barbados’da bir barda çok sarhoş edip ölüme terk edebilir.O derece yaramaz bir sesi var.Neden bilmem bana o hitap etti yıllar önce.Yıllardır da öyle devam eder.Kelis dinleyince kafamda çalan şarkılar hayatımın yaramaz anlarını hatırlatır; doğrudur, vardır böyle anlar da.

 Fazla açıklama yapmayı düşünmüyorum yukarıdaki paragrafın sonu hakkında.Ben sakin yaşamaya özen göstermiş bir ruh insanıyım.Yaşadıklarım ve bana öğrettikleri bana bugün yaşayan beni getirdi.Onunla gurur duymakla birlikte, ona ait olan sorumlulukları farkındayım.Onların üstesinden gelme serüvenime hayat diyoruz.

 Son kadehim söz.Zaten şişe bitti neredeyse, fazlasını istesem de yok.On iki saat sonra işte olmam lazım.Onun altından nasıl kalkacağım konusunda en ufak bir fikrim yok.Ama dediğim gibi bu kocaman bir serüven.

 Ben sarhoşken sanırım hiç çekilmiyorum.Ya da her sarhoş gibi abartıyorum, bak o da olabilir.Ama dünyanın bu hali, diğerleri arasında en sevdiğim.Bana ne getirirse getirsin yüzümdeki o kocaman gülümseme, zorla da olsa mutlu olmamı sağlıyor.Yazımı bitiricem az sonra, Elif’e blogumu attım okusun diye bakalım beğenme ihtimali var mı (?) Zevk sahibi insanlara yazdıklarımı gösterip yorumlarını almak bana kendimi geliştiriyormuş gibi geliyor.Öyle bir derdim yok ama daha iyi yazmayı kim istemez tabi ki… Hem kız benim için albüm toplamışken ayıp olurdu bahsetmemek…

 Bu benim ne ilk, ne de son sarhoş yazım.Ben bu dünyayı sevmek için gönderilmiş bir kahramandım.İnsanların dertleri uzmanlık alanımı kaydırdı.Ama “Kems sen ne istiyorsun ya ?” diye sorsanız; “İnsanlardan birini mutlu etmenin tam zamanıydı.” diye cevap verirdim.

İyi geceler.

Kemal 🙂