Binlerce defa yazı yazmaya niyetlendim şu süre zarfında. Onlarca değişik ruh hali ve yüzlerce farklı fikirle klavye başına geçtim ve hiçbir şey olmadı. Ben bu denli bir şeyler karalama hevesindeyken elimden bir şey gelmemesi bana garip hissettirdi. Aciziyet mi duysam diye düşünürken teslimiyet daha mantıklı geldi. Çünkü bu yaşanmışlık bana tanıdık geldi.
Her ne oluyorsa, o anda olması gerektiği için oluyordu artık bana göre. Çünkü ben bir şeylerin karşısında ne kadar durmaya çalışırsam, o şeyler o oranda daha da kırıcı olarak karşıma geliyordu genelde.
Ben de yazının altından kalkamadığımda anladım ki, konunun benimle bir ilgilisi yoktu. Aslında yazabilirdim, ama o anda elimden gelen yazmamak ise yazmak beni daha çok üzerdi. Bunu öğrendim bu süre zarfında. Çünkü günün sonunda ben emeğim ve gururumun ne yazık ki kulu olmuştum. Bu ikisine dokunan şey beni olduğumdan çok daha uzak bir noktaya taşıyordu.
Ben bir şeyin karşısında dururken emeğime laf geldiğinde ve motivasyonum günden güne elimden alındığında yaşadıklarımdan dolayı yazı yazmamak daha sağlıklı görünüyordu şahsen. Gururumu incitmek yerine nehirlerin akışına karşı gelmemeyi öğrendim.
Benim geceyi aydınlatmam vakti sabah yapmıyordu.