Bin yıldır klavyeden yazı yazmıyordum, sanki bin yılın sonunda bisiklete biniyormuş hissiyatındayım. Her türlü hatamın mazur görülmesi talebiyle kısa yazma niyetinde olduğum yazıma başlıyorum.
Aslında anlatacaklarım olmasına rağmen aylar belki de yıllar önce dilimden dökülmüş bir kelime sebebiyle on gündür yazı yazmaya imtina ediyordum. Halen daha bu kararıma saygı duymakla birlikte konu özelinden kaçarak bunun üstesinden gelebileceğimi düşünüyorum. Yine de nereden kaçıp, nereden başlayacağımı bilmiyorum kısa da olsa bir şeyler karalamak istiyorum.
Bunu isterken fark ettim ki ben aslında kendi hayatımın en özel çocuğuydum. Yaşadıklarım beni, tercihini benim yapmadığım bir yere itti. Ve rölanti sevdasına düşüp çevreme bir imkan sağladığım ilk anda para için kendimi sattım. Sonrasında bu rölanti içinde bir düzen kurup, kendime en iyi gelen şey için de bir efor sarf ettim. Ancak bir müddet sonra o da istemeden elimde dağıldı ve bu beni çok içten yaraladı. Sonra geçen bu günlerin ardından “ben bu boktanlıktan kurtulamam” derken, mutlak öngörüm bana henüz gençliğimin bitmediğini hatırlattı. Bunun sonrasında içimde beliren tanımadığım bir duyguya tutunmak bana hayata karşı güvende hissettirdi. Adını koyamadığım, düzenime sadakatim yüzünden de aşina olmadığım bu duygunun şu an için üzerime ağır bir yaptırımı yok ancak içten içe manasız bile olsa yazı yazmak istiyorum.
Belki klavyemi kelimelerimle barıştırdığım an betimleme konusunda daha bonkör olabilirim ama antrenmansız oluşumu her yerimde hissediyorum. Sadece başlangıç olsun istediğim için bu saatte bu yersiz alkol etkisiyle bir yazı yazdım. Ama kendime sözüm olsun, ne hayal edersem artık daha iyisi olacak.