Geçen hafta kendi adıma talihsiz bir yazı kaleme aldım.

14 Mart 2021

Gençliğimin Vibe Sancısı Çalma Listesi

Merhaba,

Geçen hafta kendi adıma talihsiz bir yazı kaleme aldım. Tüketimimin yüksek olduğu bir gecenin sonunda boğazımı sıkan hayal kırıklıklarından kurtulmak için böyle bir yola başvurdum. Açıkçası bunu yaptığım için pişmanım, bu sebeple de yazıyı sabah kalktığımda sildim. Silmeme rağmen yayında kalmış olduğu kısa sürede beklentimin üzerinde insana ulaştı. Açıkçası bundan memnun değilim, umarım muhataplarına ulaşmayan bir yazı olmuştur. Rahatsız ettiğim kişilerden özür dilerim.

Yaşadığım kronik değersizliğin ardından fark ettim ki göğüs kafesimde çarpan şey yanılmış yüreklerin ne ilki ne de sonuncusu. Kendimi kapatıp yalnızca Melike Şahin dinlemek istememin benden çok Melike Şahin‘e faydası var. Bu sebeple o halimden uzaklaşmaya karar verdim. En nihayetinde başıma gelen olayların yaşanmasına ben müsaade ettim. Benim tarafımdan kızılması gereken birileri varsa, o listenin ilk sırasına kendimden başkasını yazamam. Çünkü benim dışımda herhangi biri çok rahat bir biçimde “kimse sana inan, güven veya yap demedi” diyebilir. Belki de haklılardır. İki taraftan eşit çekilmeyen küreklerin tekneyi olduğu yerde döndürmekten başka bir işe yaramayacağını bilmem gerekirdi. Bu emeğin tekneyi ileri götürmesini beklemek de iyi niyetten ötesi değil sonuçta.

Neyse. Önceki yazıları tekrar ediyorum; bunlar olur, bunlar normaldir.

Anlattıklarımın haricinde hayatım gerçekten iyi gidiyor. Geçenlerde kalan derslerimi de vererek üniversiteden mezun oldum. İnanılmaz bir vicdani rahatlama yaşadım ve kendimi artık daha özgür hissediyorum. Kendimle ilgili daha ileride neler yapmak istediğimi halen tam olarak bilmesem de, iyi günler geçiriyorum. İki senedir içinde olduğum bu rehavet halini hakkım olarak görsem bile kalan birkaç hedefimi hızlıca gerçekleştirip, yeniden içime dönmek istiyorum. Aldığım o uzun ve değerli yolun farkındalığından o kadar uzağım ki, kendime gerçekten inanamıyorum.

Mezuniyet ile birlikte gelen güzel şeyler bana yola çıktığım halimi hatırlattı. Çocukluğumun ardından elde edebildiğim kadar olgunlukla birlikte, aslında çok daha sonrası için bir sürü hayal kurmuştum. Çok şükür ki bu hayallerin tümünü elde etmeme gerçekten bir şey kalmadı. O zamanlar yalnızca umut edebilen ve hayal kurabilen bir yaratıkken, şu anda o yoldaki zorlukları alışkanlık haline getirmiş bir bireyim. Bu beni gerçekten çok mutlu ediyor ve hırslandırıyor. Kalan hayallerimi de hallettikten sonra, yeni bir on yıllık plan öncesinde fikri yolculuğuma devam etmem gerektiğini hissediyorum. Çünkü bu hırsımın dizginlerini elime almadan daha ileri bir yere varmam bence mümkün gözükmüyor. Kendimle ilgili bir güncellemeye daha ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Onun aksiyonunu zamanı geldiğinde alacağım.

Ama sanıyorum ki bir sonraki güncellememde Pentacles Kralı olacağım.-heves ettim-

Kemal 🙂

Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.

24 Ağustos 2014

Yellow Chaw ft. Rochelle – Shotgun

Merhaba;

 Size yemin ederim şarkının adını bilmiyordum aylar sonra karşıma bugün çıktı hala ağlama arifesindeyim.Bu şarkıyı bulmak için neden daha fazla uğraşmamışım falan modundayım.Ben bu gece uyumam artık madem dinleyecek bir şey buldum… Sırf Rochelle‘in sesi için Hollanda’ya taşınma kararı aldım.Biraz abarttığımı farkındayım ama şu an bana sorsanız söylediğim her şeyi fazlasıyla hak ediyor,çünkü en aptal zamanlarda çalışırken; Şubat,Mart gibi kulaklarımda sürekli bu şarkı çalıyordu.Bir nevi şahsi kurtuluş, boğulurken alınan o ufak nefes gibi ferahlatıyordu.İnsan gerçekten ne durumda olursa olsun zihnine bir çıkış yolu, bir kaçış bulabiliyor.

 Neyse, kafamı toplayıp giriş yapmayı planlıyorum…

 Dün uzun bir süre yazı yazabilmek için klavye başına oturdum ve bekledim, olmadı.Yani konum vardı, hazırdı.Ancak o ara bir filme takıldım, telefonla uğraşmak daha tatlı geldi ve hiçbir şey yazamadım.Yazımın konusu yine minik ve kibar sebeplerdi.Yani tam olarak beni yansıtmayan daha çok bir şey anlattığım bir yazı olacaktı, ama yine o sebepler yüzünden yazamadım.O yüzden sorun yok, ama son konumuzdan devam edebiliriz.

 Geçen yazıda ağlamak üzere olan sinirli kızımızı ağlamış kabul ederek başlıyorum konuya, çocuk yine hatasını farkında ama konuşabilir durumda çünkü ilişki hayati tehlikeyi atlatmış.Benim en sevdiğim kısım budur, ilişkinin en güzel kısmı.Sert bi’ kavga edersin ve barışmadan önceki son bir kaç dakika, her güzel şey yeniden başlamak için ikiliden birinin sözlerini bekler.O mecburen söylenen sözler, çünkü barışmaya mecbursun; hayatın onsuz kısmına acemisin artık.Çoğunlukla en azından uzun bir sarılmayla sonlanan kavgalar… Bence tartışmalar iyi yönetildiğinde en kolay ve eğlenceli yakınlaşma çeşidi duygusal ilişkilerde.

 Ha ikidir kız olan kahramanımız ağlamak üzere veya ağlamış olarak betimlendi ama ben ağlanmasını hiç sevmem tartışmalarda.Özlediğiniz için ağlayın, sevdiğiniz için, mutlu olduğunuz için ağlayın.Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.İnsan istediğini yaptırmak için karşısındakini salak yerine koymamalı hiçbir şekilde.Yani yakın olmak için kavga edicez diye birbirimize olan saygımızı kaybetmeye de gerek yok, bundan bahsediyorum.Sonuçta birçok şeyi paylaştıktan sonra nefret derecesine gelsen bile ayrılırken kalbin acır halde ayrılıyorsun, o yüzden o saygı çok önemli.

 Bir buçuk sene önce yazdığım yazılara benzedi, paramparça bir yazı.Her paragraf başka bir konu bütünlük desen sıfır, kafam bu kadar mı dağılmış ya.Normalde kafamı toplayamadığımda yürüyüşe çıkardım ancak ona bile zamanım yok çalışırken.Neyse bir iki hafta sonra tatile gidiyorum büyük ihtimalle orada toplanır kafam.

Teşekkürler

SS&S

Kemal 🙂

Çok romantik biri olduğumu sanmıyorum, öyle ekstra duygusal da değilim.

19 Ağustos 2014

Kendrick Lamar – Swimming Pools

Merhaba;

 Çok fazla istekli oturmadım bilgisayar başına, maksadım üzerimdeki ölü toprağı gitsin.Bu uzaklık beni rahatsız etmeye başlamıştı.Esasen nedenim de yok ama yazmak için altından kalkarız heralde.

 Uyuşuk bir biçimde güvenme eksikliğim var.Aşık olmak istiyorum bazı filmleri izledikten sonra.Gözleri kıpkırmızı olmuş bir kadın, karşısındaki sorumsuz erkeğe sitem ederken onu kaybetmeye korktuğu için kıramıyor ya; erkek de bir o kadar korkuyor onu kaybetmekten ama sorumsuzluğu yüzünden o hale gelen bir konu var özür bile dileyemiyor.Onu istiyorum işte, kavgadan bir saat sonra mecburen alışkanlığım gibi tekrar birlikte olmak gibi.Çok romantik biri olduğumu sanmıyorum, öyle ekstra duygusal da değilim ama o yaratılan sahneler eksikliği hissettiriyor.

 Yazılarda da sürekli birinin saçlarında kaybolup boynunda uyanmak istedim.Neden ki, benim boynumda uyanılsa daha da iyi olabilirdi.Ama işte öz eleştiri geliyor burada; yaşadığım anı her detayıyla anlamaya çalışırken kendimden soğumama yol açıp aynalardan nefret eder kıvama geldim sanırım.Aynaya bakmayı sevmiyorum, ya günlük sorunları hatırlatıyor ya da şahsi problemleri.Neden benim boynumda uyanılsın ki bunu hak ettim mi diye başlayan bir soru silsilesi mesela.Devamında daha da çirkinleşen yorumlar…

 Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum… Öyle mutsuz falan değilim, aksine moralim gayet yüksekti.Bu tempoda çalışırken moralman çöküş beklerdim ama tatilcilerin evlerine dönmesine kadarki bunalımı iyi atan beynim şu anda ayakta ve moralimi en üst seviyede tutuyor.Ama o sahnelerdeki uyuşuk aşk eksikliği midir nedir artık, o çok bozuyor adamı.

 Düşük satışlı popçuların piyasadan para kazanmak için yaptığı şarkılara benzedi yazı.İçime sinmedi ne kadar içten olsa bile anlattığım şey.Anlatırken farklı olmak gerekiyormuş demek ki, neyse.Dediğim gibi aşk, sevgi, birliktelik falan bu yazının özeti.Zaten şu ara düşük karakterlerin bildiği başka da bir şey yok.Herkes ilişki veya karşı cins uzmanı…

Neyse,

 Dövme işinden yakın zaman dahilinde vazgeçtim.Sebebi ilk olarak Demet çizmekte gecikti, ikinci olarak da tatil planım doğrultusunda parasız kaldım.Zorlasam belki para bulurdum ama gerek yok şu an için.Bence bekleyebilir.Belki bundan sonraki yazım Black Widow için olur çünkü bir kaç parttan oluşan bir yazı planım var şimdiden merak etmeyenleri uyariyim, okumayın.Ve bu arada benle aynı tarzda dinleyip Kendrick Lamar sevmeyen birini ciddiye almıyorum bu aralar.

 Bitch don’t kill my vibe

Teşekkürler

SS&S

Kemal 🙂

Daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.

27 Temmuz 2014

Waves (Robin Schulz Remix) – Mr. Probz

Merhaba;

 Saatin gece yarısı olmasına kırk dakikası var.O sebeple bu günü halen yirmi yedi kabul edip, yazıma o tarihle başlıyorum.

  Yaz mevsiminin insanı olaraktan en boktan yazımı geçiriyorum.Hiç bir şey yapmadığım, evde olduğum için isyankar bir yazı yazmayı beklerdim kendimden.Ancak öyle bi’ havada değilim.Bizimkiler tatile gitti, malum sebep bayram… Evde yalnız kaldım.Normalde kime söylesem suratını yavşak bir gülüş alıyor, sanki ben istediklerimi yapmak için evin boş olmasını bekleyen biriymişim gibi.Evin bana kalması demek sorumluluk demek, istediklerini birinci elden yapmak demek; en kötüsü de Biber‘le uğraşmak demek.Bilmeyenler için Biber benim kedim, Pelin‘in kedisinin yavrusu falan.Öyle sevimli mi değil mi ben pek anlamam, anam babam istedi diye katlanıyorum.Bu sabahtan beri iki tane bardak kırdı… Ya sen nasıl bir hayvansın, boşta görülen bardak hobi olarak kırılır mı !? Her neyse, yatarken yanıma gelip uyandırması dışında sevmiyorum diyemem yine de.

 Yazı isyankar olmayacak derken ciddiydim, burada kesip bir şeyler anlatasım var.Yani en azından öyle hissediyorum.Öyle oturun oturun bak ne yazdım tribinde bir yazı değil baştan söylemeliyim.Minik ve kibar nedenlerim olmasa bambaşka bir yazı yazardım mesela, tatile gidemedim çok daraldım falan.Ama nedenler insana mutluluk verdiği gibi yazısını bile etkiliyor görüyorsunuz.O sebeple o düzeyde kendimi ve nedenlerimi mutlu etmeye çalıştığım bir yazı olacak.

 Şarkı seçimim bana güneş batarken izlediğim deniz manzaralarını hatırlattığı için yapıldı.Aşık olduğum manzaralardan biri.Kokusu, tadı, dokusu gibi nedenlerden dolayı unutamadığım anlarıma sonradan eklenmiş soundtracklerden biri.Eminim herkesin böyle anıları vardır ancak ben onları o anki gibi hatırlamak için yaşadığım anlarda bazı sabitler belirliyorum.Mesela 2009 yazında yürüdüğüm o caddede esen rüzgar gibi, ya da 2011 Ocak ayında o gece botlarımın adım attığında çıkardığı sesler gibi.Sonradan onlar totemleşip ulaşılmaz gibi görünseler bile onları öyle seviyorum.Mesela o andan sonra asla daha fazla sevemem rüzgarları gibi gelir.

 Biraz nankör, belki de biraz cahil cesareti barındıran bir hareket.O yüzden hep derim aşk rekor kırmaya benzer diye.Aynı o rüzgar gibi, daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.Aynı sebeple ilişkilerde tazeliği önemserim.Çünkü daha iyisini yaşadığını yaşarken anlarsın başlarken değil.Yola en mükemmeli olmak için çıkmakla olmaz o iş, yaşarken en mükemmeli olduğuna inanmak bunu görmek lazım.Zaten bir en mükemmelin varken “Bugün esecek rüzgar en mükemmelim olacak” diyemezsin.Ancak estiği anda en mükemmelin olacağını anlarsın.Rüzgara ya da açık tabirle aşka başka bir anlam kazandırır o günkü yolculuğun o zaman dersin artık benim totemim sensin diye.Alışkanlığımsın dersin, başardın “Bundan sonra esen her rüzgar bana önce seni hatırlatacak”.Bunun için ne zaman gerekir ne de fedakarlık sözleri.Gerekli olan tek şey bembeyaz görünen o yaşamak eylemidir.Önce birbirine doğru yolculuk yapmak, ona sıfat ararken aklını dolduran güzel fiillerden kurtulamamak gerekir.O anda istemsizce mükemmel kelimesi dökülür zaten sözlerinden.

 Hoş mu, değer mi, doğru mu bilmiyorum.Ama sonunu bilsen mükemmel olmayacağını biliyorum.Şu zamanlarda yani birkaç zamandır hiç bir şeyin sonunu sorgulamıyorum o yüzden.Biliyorum ki bana iyi hissettiriyor, şu anda başka bir şey yapmak içimden gelmiyor; o yüzden devam ediyorum.Ha eğer imkanım olmasaydı zaten başlamazdım bu işe yani ilk başta da kendine güvenme duygusu etkili oluyor.

 Neyse, şarkı sebebiyle çoğunluğu trans halinde yazılan bir yazı oldu.

 Zaman geleceği düşünene kadar ellerimden kayıp gidiyor.
 O yüzden nedensiz değil umursamazlığım.

 İyi geceler

 SS&S

 Kemal 🙂

Kendimce oturmuş bir şeyler çizmeye çalışırken; beceriksizliğimden utanan benliğim, zihnime küçük sinyaller eşliğinde “Beceriksiz, çizmeye çalışacağına yazsana” dedi.Hemen ardından zihnim çocuksu bir tavırla “Neden” diye sordu.Ve benliğim o anda dünyadaki en saçma cevabı verdi “Yazın nasılmış onu görürüz”.

                                                                        22 Temmuz ‘14

Merhaba;

        Yarak kürek bir kalemle yarak kürek bir yazıya başladım.Yazmak istediğimden, deliliğimden değil; sırf yazımı görmek için.Sanırım yazım da yarak kürek bir halde.Zaten o kadar köşeye tarih de atılmaz.İyice saçma bir hal aldı bu yazı.

        Madem bir saçmalıktır gidiyor… Bir şeyler anlatıyım diye ikinci paragrafa başladım.Ancak müzik dinlemediğimden dolayı içime bir yazma hevesi gelmedi.Siktiğimin yerinde müzik de olmasa külotlu çorapla asardım heralde kendimi.O kadar sevimsiz günler geçiriyorum yani.Yarak kürek bir hayatın yarak kürek günleri anlayacağınız.

        Son paragrafa gelince… Dövme yaptırmak istiyorum aklımda elmas şekli var.Çok umutluyum güzel bir şey olabilir.İlk kez buradan duyuruyorum.İlk bol küfür içerikli yazımın adı da Yarak Kürek olsun.

Teşekkür ederim

Kemal:)

Yazımı okuyamayan arkadaşlar için bire bir çevirdim.Hizmette sınır yok gördüğünüz gibi.Akşam akşam çok sıkılınca insan nelere sarıyor…

İyi geceler

Hafif alkollü olmak… Denize düşen yılana sarılır.

7 Haziran 2014

The Recipe – Kendrick Lamar ft. Dr. Dre

Merhaba;

 Hafif alkollü olmak… Bunun bir sarhoş yazısı olmasını çok isterdim ama değil.Ama bu şekilde bile yazı yazma isteği doğdu içimde.Yazı yazmak için gökyüzündeki renklere bakmama, bir şarkıda ilham aramama gerek kalmadan yazıya geçtim.Tabi şarkısız yazımın tadı tuzu olmayacağı için “mükemmel” bir şarkı açtım ki müziğim kafamın altında kalmasın diye.

 Ve şu paragrafı yazdıktan sonra iki paragraf yazdım sildim bir türlü ne yazacağıma karar veremedim.Yardımı dokunur diye sekiz tane şarkı değiştirdim hala aynı, beynim dondu, tribe girdim.

 Denize düşen yılana sarılır, aşk yazarız biz de gönülsüzce.Neden gönülsüzce; çünkü bu konu benimle artık aynı yolda bile yürümüyor.Benim ona olan inancım tam, tamamiyle güveniyorum aşka ve yaptırdıklarına.Ancak sanıyorum onun bana olan güveni diye bir şey kalmamış.Esasen çok kırıcı bir insan değilimdir, kendi içinde tavizler bile verebilen bir insanımdır.Ama aşk artık bana güvenmiyor.Olsun yaşarız yine, bensiz kalacak değil ya (!) 

 Eski günler yad etmek pek adetim değil ama konuya girince engellenemez bir üstünlükleri var bana karşı.Aşkla geçmiş birbirinden güç alıyor sanırım, hangisinden bahsetsem diğeri de aklıma geliyor.Mesela şu an sıfırım bu konuda, yokum yani benimle değil, aptalca ! Ama bu durumda bile aklıma geldiği zaman; evimi, güneşimi, nefesimi kaybetmiş gibi oluyorum.Aslında hiç terk etmediğin benliğini terk etmişsin gibi.Yaşadığım şeylere mecburum ama ben.Böyle bir insan yok çünkü, yani kimseye hissettiğim kadar değer vermedim.Bu sebeple benden okuduğunuz şeylerin çoğu sonradan yükselme hislerdir.Ama hisler gerçek, hani mükemmel bir kadeh almak gibi yaptığım.Kadehim mükemmel yani bir duygu var elimde, şarapları beğenip içemiyorum çünkü hiçbiri o bana göre değil.Ama sürekli eski kadehimle içtiğim şarapları anıyorum.

 Söylediğim kadar büyük bir aşk yok aslında, ya da ben asla o gördükleriniz gibi bir aşık olamam.Ama böyle bir his var ortada… Bir duygu boşluğu var kalıplaşmış, değer kazanmış.Hepimiz bunun üzerinde yaşıyoruz benim hayatımda.Saçma bir olgu.Geçmişte yaşanmış olayların üzerinden bu günüme yol veren kalıplaşmış, içten içe kısıtlayan hisler.

 Bununla ne yapılır bilmiyorum, kafam da karışık zaten şu son iki paragrafta anlaşılmıştır.Esasen şeker gibi yazardım… Ne diye içimi açtıysam.Ben bile sürekli kayboluyorum aynı yerde.Son Batman filminde bahsedilen maskelerden biri de bende var ya hani yıllardır.Onun arkası böyle ağır, gereksiz ve anlamsız cümlelerden oluşuyor.O sebeple maskem gerçek yüzümle farksız artık.Çok rahat çünkü zaten pek de yeni değil, o olmaya alıştım ve mutluyum.Maskenin altını ayakta tutan tek şey de Ömer Hayyam‘ın sevgilisi zaten.

 “Ruhumu ona ulaştırmayı inkar etseydim elim azapla karşılaşırdım.”

Kemal 🙂

Aidiyet Duygusu

2 Ekim 2013

Merhaba;

“Nasılsın ?” sorusuna verdiği Mavi cevabındaki o aptal aşık,
Kahverengi günlerindeki tek eksikliği bulmuştu.
Güneşe baktığında gördüğü gereksiz Beyaz’dan ilk kaçtığı gün,
Dudakları için de Siyah demişti.

Renkler aslında güzeldir.Gece gibi hata örter, aciziyet gizler.İnsanın boş zamanlarını doldurmak yerine, dolu zamanlarını sessizleştirir.Aşık olmak aptallıktır, renklendirilebilir, şekillendirilebilir, bitirilebilir.Aptal insanlarız ve duygularımızdaki basitlik yüzünden mutsuzuz.Aynı tatlar, aynı yüzler, hisler bizi yaşadıklarımızdan kaçırıyor.

İlk aşkları; renkleri ilk defa öğrenmiş gibi sevip, unutamıyoruz.Ondan sonrakilerin hepsi aynı yeşil, aynı mavi, aynı siyah, aynı beyaz.

Aslında bu tarzda yazmam ama ihtiyacımız olan tek şey, renk üstü olan “Aidiyet Duygusu”.

Bunu halledersek her şey Cemal Süreyya’nın dediği gibi:

“Sonrası; iyilik, güzellik.”

Kemal 🙂

Sonra o “ne kadar sessiz sakin, cool” insan geliyor.

14 Ağustos 2013

Senorita – Justin Timberlake

Merhaba;

Beyler, iyi geceler…
Bayanlar, günaydın.

Yapmadığım bir şeyi yapıyorum bugün, ilk defa “ilişkiler” adı altında yazı yazacağım.Peki, neden ? Yok öyle bir neden işte, sorun o.Hissetmek sanırım, belki de şarkı… Bu konuda pek parlak sicilli bir insan değilim, o yüzden fazla efektif olmam gerekiyor bazı durumlarda geçmişim dolayısıyla, arayı kapatmak falan.Ben dahil hepimiz, aynı kötülüğü yapıyoruz aslında diğer insanlara böylesi durumlarda.İnsan geleceğine karar verebiliyor, ama geçmişimiz o hayatımıza sıçan insanların kontrolünde.Hepimiz “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın.” bahanesinin arkasında korunduğumuzu zannediyoruz.

Yapmayın lütfen, o sicili bu konularda temiz olan insanın senden benden tek farkı ketum olması… Yavşak, hayatını kimseye anlatmadığı için “Ah, bak bu çocuk/kız çok tatlı.Şunun ağzını, yüzünü yerim; ne kadar sessiz sakin, cool.” Lan cümlenin başıyla sonuna bak, ne alaka birbiriyle ! Elin bilmem nesi kapalı kapılar ardında neler yaptı kim bilir, ama bilmiyoruz diye bir anda Eros’un bize ödülü oluyor.En azından bizim içimiz dışımız bir.

Peki sonrasında ne oluyor dersiniz, o “ne kadar sessiz sakin, cool“insan geliyor hayatımıza.Let the Hunger Games begin… Hiçbir şey bilmiyorsun hakkında, sadece güzel ve sakin.İşte o andan sonra bir başlıyor seni sömürmeye, tutabilene ceket iliklerim burada.Sonrasında diyorsunki “Lan tamam, ayrılıcaz.Ama şu dar vakitlerim bi’ geçsin, ondan sonra.” O insanda sanki seni duyar gibi, “bam!” diye senin en çökük olduğun anda bırakıyor seni.Hani o “ne kadar sessiz sakin, cool” seksi ? Ne oldu ona !? Öyle bir bırakır gider ki seni, arkasından ne söylemen gerektiğini bilemezsin…

İyisi mi ? Bak o “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın” dediğin insana.Hiç plan dahilinde olmayan bir şey çıkar mı !? Hiç sanmıyorum, kendisi o çünkü.Sen kim olduğunu biliyorsun onun.Hoş seni bıraksa bile arkasından istediğini söylersin.O dediklerini kaldırabilir çünkü ilk defa duymuyor bunları.Eğer iyi bir insansa daha sonrasında -belli bir süre sonra- sorunlarında seni dinler bile.

Ama sen böyle böyle şeyler yaptın” sanki nasıl “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın“ oldu ? O da senin gibi macera aradı, terk edildi.Yine aradı, karşısındaki ilginç bir insan çıktı -öyle bir ihtimal de var bak- o hiç olmadı.Sonrasında aradığında tokat yedi, bi’ keresinde dayak yedi.Genel olarak yaş tahtaya bastı.Ardından dönüp arkasına bir baktı, tam bir ”Ama sen böyle böyle şeyler yaptın“ olmuş.E hayat… Dediğim gibi, gelecek tamam da geçmişe pek sözün geçmiyor.

Bu arada üstteki paragrafta kendimden bahsetsem bile, geriye kalanların hepsi ben dahil hepimize tavsiyedir.Umarım, Allah bizi bay ve bayan ”ne kadar sessiz sakin, cool“ örgütü mensuplarından korur.Birgün belki “aşk” deriz böyle, onu yazarım.Tatlı olur.

Teşekkürler yinede, beni ben yapan herkese.

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Buraya en alttan geldik, her şeyin sonunda başaramazsak döndüğümüz yer yine orası olacak.O yüzden iyinin iyisine uğraş.

12 Ağustos 2013

Holy Grail – JayZ ft. Justin Timberlake

Merhaba;

İstanbul; kirli havası, tavır konusunda uzman insanları, eğlence ve bunalımı 1 metrekare’ye kadar düşüren şehir.Bu kadar yoğun bilirsiniz… Bir de benim son bir aydır çektiklerimi bilirsiniz ! Tatil bana göre değil bir kere daha bunu fark ettim ben.Benim kulvarım burası, tatil olsa bile kendi istediği yerde olmalı insan.Benim tribim İstanbul’a değilmiş bunu anladım.Yaklaşık iki saat önce eve girdim.Böyle GTA San Andreas oynayanlar bilir; oyunun ilk sahnelerinde CJ eve gelir, bir dış ses konuşmaya girer “YOUR HOME”.Evet, o dış sesi duydum…  Lan trafiğini özledimminin şehri !

Eve girdim ve ilk işim müzik açmak oldu.Telefondaki 500 şarkı bana tabi ki yetersiz kaldı.Ama garip bir şey oldu; ilk açtığım şarkı Holy Grail, hala o çalıyor… Ben bu şarkıya bayılırdım da bunun gerçek anlamda olabileceğini bilmezdim.Red Line ile şarkıya bağlandım kopamıyorum.Belki bunda her şeyde olduğu gibi yazı yazmaktaki ritüellerimi gerçekleştirmek etkili olmuştur.Yazıdan önce bir şarkıyı açarım genelde ve o bana kafa yapana kadar şekilden şekle girerek dinlerim.Ayağa kalkarım, hafif hafif sallanırım, odada ileri geri yürürüm falan.Uzun süredir olmuyordu bu gün oldu.

Hayatımın en iyi yazı değildi diyorum, aslında en iyi senesi de değildi.Açık söylemek gerekirse aile yapısı sayesinde kararlarımı ve sorumluluklarımı erken belirlemeye başladım.Ama bu sene bu bilindik “sorumluluk” olan sınav beni benden aldı.Bu iş yaza da yansıdı.Ağustosun ortası geldi, bazı günlük eğlenmeler haricinde “Oh lan, ne eğlendik !” diyemedim.Bundan sonra eğer ilahi tarafla alakalı bir sorunum olmazsa burnumun dikine devam.Çoğu zaman “Çok abartmıyor musun ?” kelimelerini duydum; alışveriş, eğlence, risk, yaşayış, fırlamalık, iyilik gibi şeylerde karşınıza çıkar bu soru öbeği.Bu felsefeyi “Entourage” ile yakalamıştım -ki Allah’a o zamanım için de şükrettim ama, en altı da gördüğüm için bu kadar etkilenmiştim- “Buraya en alttan geldik, her şeyin sonunda başaramazsak döndüğümüz yer yine orası olacak.O yüzden iyinin iyisine uğraş.” aslında bu mantık orada eğlence tarafı için vardı, yine de uyarlanabilir.

Ha, bu arada haberiniz olsun: Eğer bana bir şey katmıyorsa, o şeyi asla takip etmem.Dizi olur, film olur, oyun, kitap, sanatçı, şarkı her şeye uyar eğer rutine bağladıysa o olgudan kaç ! Çünkü kendin zaten bir rutinsin.Sabah kalkarsın, yemek yer, akşam yatarsın en basitinden.O yüzden size bir şeyler katsın, daha kaliteli yaşayın.

Sanırım gidiyorum.Dolu bir yazı oldu; bu konuda yardımcı olan, okuyan, okutan herkese şimdiden binlerce teşekkür.Bu esnaflıktan bir türlü kurtulamadım, “Sana ne okutur okutmaz, kime teşekkür ediyorsun sanki… Yaz yazını bas git !” olmuyor işte.

StaySwag&Strong

Kemal 🙂