Basit GoyGoy Günlükleri: 43. gün / pandemi.12

Keyfi olarak bir şeyler karalamaya ve yatmadan önce zihnimi boşaltmaya geldim. Kafamı susturamadığım için bir şeyler izlemeden uyuyamayanlardanım. Bu süreyi kısaltmak adına bir şeyler yazmanın bana iyi gelebileceğini düşünüyorum. Belki zihnimdeki bazı şeyleri buraya boşaltmak uyku öncesi beni rahatlatabilir. Çünkü sabahında geç uyandığım için özellikle pazar geceleri uyuma güçlüğü çekiyorum. Bu da pazartesi sabahımı çok zorlu bir maratona çeviriyor. Hayırlısı bakalım.

Geçen sene bu zamanlar Kuveyt’te olduğumu fark ettim. Bugünleri göz önünde bulundurursak, o da bir nevi karantina sayılırdı. Tabi o zamanlar karantinada yaşamanın nasıl bir şey olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu, ama aşağı yukarı bugünlerim gibiydi. Tek farkı o zamanlar biraz daha konforluydu. Hayatıma ve insanlara özlem yine vardı, yine çalışmak zorundaydım, yine istediğim gibi gezemiyordum ve işin en ilginç yanı yine istediğim gibi para harcayacak yer bulamıyordum. Anlayacağınız açık hava ve güzel müzik eşliğinde bir bardak biranın hasretini o zamanlarımda da çekiyordum.

Biraya hasret demişken; karantinanın başlangıcında alkol tüketimim, içtiklerimin alkol oranıyla doğru orantılı olarak gözle görülür seviyede artmıştı. Normalde bira üzerinden giden alışkanlığım, yerini viski ve cine bırakmıştı. Bu da vücut düzenimi ister istemez alt üst etmişti. Ben de bunun korkusuna alkolü bırakmaya karar verdim. Esasen benden beklenmeyecek kadar başarılı bir şekilde uyguladım bu kararı ve biriyle içme durumunda bile kalsam kendi çizgimin çok altında içtim. Bu da beni kendi adıma çok memnun etti. Evde alkol aldığım vakti nonogram ve sudoku çözmeye ayırdım. Nonogram zaten yıllardır üzerine vakit ayırdığım bir şeydi, sudoku da bana çok emekli işi gelse de ona da başladım. Beni sakinleştirdiklerini ve tahminlerimin üzerinde oyaladığını söyleyebilirim. Normalde her şeyden çabuk sıkılan ve istemediğim bir şey olduğunda sürekli mızmızlık çıkaran bir yapım var. Özellikle sudoku bu sabırsız mızmızlığımın önüne geçmekte bana çok yardımcı oluyor.

Bu arada tabi ki vakit geçirmek için yalnızca sudoku ve nonogramla ilgilenmiyorum. Son bir ay içerisinde The Mandalorian‘ın iki sezonunu bitirdim. Ve dizinin uzun süredir ekranda izlediğim en güzel şey olduğuna karar verdim. Normalde de kendimi dozunda bir Star Wars hayranı olarak nitelendirebilirim ama The Mandalorian beni bu normalin çok çok ötesine taşıdı. Detaylandırmak gerekirse; Din Djarin‘in karakter gelişimi, miğfer detayı ve zor durumda kaldığında normlarının değişmesi şu zor zamanlarımda inanılmaz yüzümü güldürdü. Eski karakterleri yeni halleriyle görmekle birlikte çok sevdiğim Rosario Dawson‘ı, hayranı olduğum Ahsoka Tano olarak görmek beni inanılmaz yükseltti.

Ayrıca bugün yazıya başlamadan önce de Baby Driver‘ı tekrar izledim. Normalde bir filmi ikinci bir defa izlemeyi yalnızca bir kişi için yapardım, ama çok sevdiğim bir film olduğu için dayanamadım ve tekrar izledim. Müzikleri, romantizmi ve başrolü beni tekrar mest etti. Ritmimi yakalayan romantizm beni gerçekten pamuk şeker gibi bir insan yapıyor. Uzun süredir besleyemediğim bu yanımı bu akşam için doyurabilmek beni sahiden çok memnun etti, mutluyum.

Mutlu olarak yatağa gitmeden önce size birinden ve gerçekleşmesinin imkansıza yakın olduğu bir hayalimden bahsedeceğim. Normalde öyle çılgınlar gibi sanat düşkünü bir insan değilim. Beğendiğim bir ressam olursa bir şekilde eski işlerini ve eğer hayattaysa kendini takip etmeye çalışırım. İki seneden beri beni çok yükselten Will Martyr bu tanımın gerçekten en elle tutulur örneği. Yaptıklarını ve kendini çokça takip etmeye çalışsam ve “yarın bir gün” diye başlayan hayaller kursam da büyük ihtimal ömrümün ilerleyen yıllarına kadar sanata o paraları harcayamayacağım. Ama Allah biliyor ve istiyorum. Keşke kullandığı o müthiş renkleri bir gün çalışma odamda görmek için ne yapmam gerektiğini bilseydim.

Teşekkür ederim,

İyi geceler.