Bu arada ben bildiklerime görmeden inandım.

14 Eylül 2014

Merhaba;

 Bu sefer yazıyı uykuya tercih ettim.

aşk    Ar. ¤aş® 

a.Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, amor (II)

keşke    Far. k¥şki 

ünl. (ke’şke) Dilek anlatan cümlelerin başına getirilerek “ne olurdu” anlamında özlem veya pişmanlık bildiren bir söz, bari, keşki

 Yukarıdaki alıntılar bire bir TDK‘ya aittir öncelikle.Belgrad‘dan dün döndüm ve oradaki üşengeçliğime son vermem gerektiğini fark ettim.Çok fazla içime dalıyorum, nedenini farkındayım.Ama bu kadar dalgınlığın üzerine yazmazsam kendimi sapmış hissediyorum.Herkesin aşkları konusunda keşkeleri var,benim acaba hiç keşkem var mı diye girdim kendi kanıma en başında.

 Ben bana kendim için lazımım, şahsıma ait hikayelerimde pişmanlığa ve aşırılığa asla yer vermeme taraftarıyım.

 Bir ara gerçekten geçmişimde yapmasaydım dediğim pişmanlıklar varmış gibi hissettim, ya da aşırıya kaçmışlığım.Ama tek bir anda hissettiğim o nankörlük hissi beni vazgeçirdi.Hayatımda yeniden nefes aldığım her an mutluyum.Hayatımı cehennem yaptığım her aşırılığım bu günümü yarattı, her keşkeyle başlayan cümlem bu benim duvarlarını ördü.O yüzden keşkeleri dile getirmeye ihtiyacım yok.

 Beni bedenimden daha büyük yaratanla konuşmak ve düşünmek için hiçbirinizden yardım almama gerek olmayan bir hayatta, mutlu olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymak saçma olurdu zaten.Bu yüzden Hayyam okumaya başlamıştım; aşk de ve anlatmaya başla, tek aşırılığın onu düşünmek olsun.Gördüklerine inanmak için somut kanıtlar arıyorsan bul onu aşık ol, odağının değiştiğini hissedip kendine kavuşmak istersen de sarhoş ol ve yazmaya devam et.Ha şu an sarhoşum demiyorum, ama son on gün içerisinde bunları yazabilmek için çok sarhoş oldum.

 “Kemal neden umursamaz ?“ sorusunun cevabı hep anlattıklarımın içindeydi, en başından beri.Bana zarar vermek için veya bir şey anlatmak için tavır alanlar ya da bir şeyler yapmaya çalışanlar, beni mutlu etmeye çalışanların yanında tamamiyle değersizdir.O yüzden etrafımda çok fazla insan kalmadı veya o tavırlı ilişkilerinize giremiyorum.Ben böyle iyiyim, mutlu olmak için uğraşmıyorsak ilgilenmiyorum ve umursamıyorum.Anlayışsız bir insan değilim ama eğer bir şeyi anlamıyorsam ve diretiyorsam istemiyorumdur.

 Hangi yazımda söylemiştim hiç hatırlamıyorum ama, esas elimizde olmayan şey kaderi değil geçmişi değiştirmektir.Keşke çocuk yaşta aşık olmasaydım, yalan.Onun sayesinde gerçek aşkı bilerek büyüdüm.O rüzgarı unutturanı bulana kadar sakladım anlatılmaya hazır olan cümlelerimi, bardaktan taşanlarla iki senedir blog yazıyorum.Bence aşk bir duygu değil, varlığını öğrendiğin ilk andan sonra eksikliğini hissettiğin boşluktur.Büyüklüğü yoktur sen ne kadar varsan o kadardır ve sadece sevmeye yaramaz.Çünkü bu boşluğu beni bedenimden daha büyük yaratanla doldurdum ve bu benim en büyük derdim.Derdim kadar güçlü olsaydı bedenim her yazım böyle olurdu ama gördüğünüz gibi değil.

 Yazdıklarımı anlasınlar, beni okusunlar diye blog yazmaya başlamadım; o yüzden kusura bakmayın böyle bir yazı oldu.Ama anlattığım şey artık başkalarına kapılarımı kapattığım değil aksine içimdeki bu büyük boşluğu düşüncelerimle doldurduğumdur.Hala ve her zamanki gibi hayatıma aynı şekilde devam edebilirim çünkü şu anda yazdığım sadece o Batman Maskesinin altında kalana ait kelimeler.Yazının ilk paragrafında da dediğim gibi ”Ama bu kadar dalgınlığın üzerine yazmazsam kendimi sapmış hissediyorum”.

Bu arada ben bildiklerime görmeden inandım.

İyi geceler

SS&S

Kemal 🙂

Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.

24 Ağustos 2014

Yellow Chaw ft. Rochelle – Shotgun

Merhaba;

 Size yemin ederim şarkının adını bilmiyordum aylar sonra karşıma bugün çıktı hala ağlama arifesindeyim.Bu şarkıyı bulmak için neden daha fazla uğraşmamışım falan modundayım.Ben bu gece uyumam artık madem dinleyecek bir şey buldum… Sırf Rochelle‘in sesi için Hollanda’ya taşınma kararı aldım.Biraz abarttığımı farkındayım ama şu an bana sorsanız söylediğim her şeyi fazlasıyla hak ediyor,çünkü en aptal zamanlarda çalışırken; Şubat,Mart gibi kulaklarımda sürekli bu şarkı çalıyordu.Bir nevi şahsi kurtuluş, boğulurken alınan o ufak nefes gibi ferahlatıyordu.İnsan gerçekten ne durumda olursa olsun zihnine bir çıkış yolu, bir kaçış bulabiliyor.

 Neyse, kafamı toplayıp giriş yapmayı planlıyorum…

 Dün uzun bir süre yazı yazabilmek için klavye başına oturdum ve bekledim, olmadı.Yani konum vardı, hazırdı.Ancak o ara bir filme takıldım, telefonla uğraşmak daha tatlı geldi ve hiçbir şey yazamadım.Yazımın konusu yine minik ve kibar sebeplerdi.Yani tam olarak beni yansıtmayan daha çok bir şey anlattığım bir yazı olacaktı, ama yine o sebepler yüzünden yazamadım.O yüzden sorun yok, ama son konumuzdan devam edebiliriz.

 Geçen yazıda ağlamak üzere olan sinirli kızımızı ağlamış kabul ederek başlıyorum konuya, çocuk yine hatasını farkında ama konuşabilir durumda çünkü ilişki hayati tehlikeyi atlatmış.Benim en sevdiğim kısım budur, ilişkinin en güzel kısmı.Sert bi’ kavga edersin ve barışmadan önceki son bir kaç dakika, her güzel şey yeniden başlamak için ikiliden birinin sözlerini bekler.O mecburen söylenen sözler, çünkü barışmaya mecbursun; hayatın onsuz kısmına acemisin artık.Çoğunlukla en azından uzun bir sarılmayla sonlanan kavgalar… Bence tartışmalar iyi yönetildiğinde en kolay ve eğlenceli yakınlaşma çeşidi duygusal ilişkilerde.

 Ha ikidir kız olan kahramanımız ağlamak üzere veya ağlamış olarak betimlendi ama ben ağlanmasını hiç sevmem tartışmalarda.Özlediğiniz için ağlayın, sevdiğiniz için, mutlu olduğunuz için ağlayın.Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.İnsan istediğini yaptırmak için karşısındakini salak yerine koymamalı hiçbir şekilde.Yani yakın olmak için kavga edicez diye birbirimize olan saygımızı kaybetmeye de gerek yok, bundan bahsediyorum.Sonuçta birçok şeyi paylaştıktan sonra nefret derecesine gelsen bile ayrılırken kalbin acır halde ayrılıyorsun, o yüzden o saygı çok önemli.

 Bir buçuk sene önce yazdığım yazılara benzedi, paramparça bir yazı.Her paragraf başka bir konu bütünlük desen sıfır, kafam bu kadar mı dağılmış ya.Normalde kafamı toplayamadığımda yürüyüşe çıkardım ancak ona bile zamanım yok çalışırken.Neyse bir iki hafta sonra tatile gidiyorum büyük ihtimalle orada toplanır kafam.

Teşekkürler

SS&S

Kemal 🙂

Daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.

27 Temmuz 2014

Waves (Robin Schulz Remix) – Mr. Probz

Merhaba;

 Saatin gece yarısı olmasına kırk dakikası var.O sebeple bu günü halen yirmi yedi kabul edip, yazıma o tarihle başlıyorum.

  Yaz mevsiminin insanı olaraktan en boktan yazımı geçiriyorum.Hiç bir şey yapmadığım, evde olduğum için isyankar bir yazı yazmayı beklerdim kendimden.Ancak öyle bi’ havada değilim.Bizimkiler tatile gitti, malum sebep bayram… Evde yalnız kaldım.Normalde kime söylesem suratını yavşak bir gülüş alıyor, sanki ben istediklerimi yapmak için evin boş olmasını bekleyen biriymişim gibi.Evin bana kalması demek sorumluluk demek, istediklerini birinci elden yapmak demek; en kötüsü de Biber‘le uğraşmak demek.Bilmeyenler için Biber benim kedim, Pelin‘in kedisinin yavrusu falan.Öyle sevimli mi değil mi ben pek anlamam, anam babam istedi diye katlanıyorum.Bu sabahtan beri iki tane bardak kırdı… Ya sen nasıl bir hayvansın, boşta görülen bardak hobi olarak kırılır mı !? Her neyse, yatarken yanıma gelip uyandırması dışında sevmiyorum diyemem yine de.

 Yazı isyankar olmayacak derken ciddiydim, burada kesip bir şeyler anlatasım var.Yani en azından öyle hissediyorum.Öyle oturun oturun bak ne yazdım tribinde bir yazı değil baştan söylemeliyim.Minik ve kibar nedenlerim olmasa bambaşka bir yazı yazardım mesela, tatile gidemedim çok daraldım falan.Ama nedenler insana mutluluk verdiği gibi yazısını bile etkiliyor görüyorsunuz.O sebeple o düzeyde kendimi ve nedenlerimi mutlu etmeye çalıştığım bir yazı olacak.

 Şarkı seçimim bana güneş batarken izlediğim deniz manzaralarını hatırlattığı için yapıldı.Aşık olduğum manzaralardan biri.Kokusu, tadı, dokusu gibi nedenlerden dolayı unutamadığım anlarıma sonradan eklenmiş soundtracklerden biri.Eminim herkesin böyle anıları vardır ancak ben onları o anki gibi hatırlamak için yaşadığım anlarda bazı sabitler belirliyorum.Mesela 2009 yazında yürüdüğüm o caddede esen rüzgar gibi, ya da 2011 Ocak ayında o gece botlarımın adım attığında çıkardığı sesler gibi.Sonradan onlar totemleşip ulaşılmaz gibi görünseler bile onları öyle seviyorum.Mesela o andan sonra asla daha fazla sevemem rüzgarları gibi gelir.

 Biraz nankör, belki de biraz cahil cesareti barındıran bir hareket.O yüzden hep derim aşk rekor kırmaya benzer diye.Aynı o rüzgar gibi, daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.Aynı sebeple ilişkilerde tazeliği önemserim.Çünkü daha iyisini yaşadığını yaşarken anlarsın başlarken değil.Yola en mükemmeli olmak için çıkmakla olmaz o iş, yaşarken en mükemmeli olduğuna inanmak bunu görmek lazım.Zaten bir en mükemmelin varken “Bugün esecek rüzgar en mükemmelim olacak” diyemezsin.Ancak estiği anda en mükemmelin olacağını anlarsın.Rüzgara ya da açık tabirle aşka başka bir anlam kazandırır o günkü yolculuğun o zaman dersin artık benim totemim sensin diye.Alışkanlığımsın dersin, başardın “Bundan sonra esen her rüzgar bana önce seni hatırlatacak”.Bunun için ne zaman gerekir ne de fedakarlık sözleri.Gerekli olan tek şey bembeyaz görünen o yaşamak eylemidir.Önce birbirine doğru yolculuk yapmak, ona sıfat ararken aklını dolduran güzel fiillerden kurtulamamak gerekir.O anda istemsizce mükemmel kelimesi dökülür zaten sözlerinden.

 Hoş mu, değer mi, doğru mu bilmiyorum.Ama sonunu bilsen mükemmel olmayacağını biliyorum.Şu zamanlarda yani birkaç zamandır hiç bir şeyin sonunu sorgulamıyorum o yüzden.Biliyorum ki bana iyi hissettiriyor, şu anda başka bir şey yapmak içimden gelmiyor; o yüzden devam ediyorum.Ha eğer imkanım olmasaydı zaten başlamazdım bu işe yani ilk başta da kendine güvenme duygusu etkili oluyor.

 Neyse, şarkı sebebiyle çoğunluğu trans halinde yazılan bir yazı oldu.

 Zaman geleceği düşünene kadar ellerimden kayıp gidiyor.
 O yüzden nedensiz değil umursamazlığım.

 İyi geceler

 SS&S

 Kemal 🙂

Kendimce oturmuş bir şeyler çizmeye çalışırken; beceriksizliğimden utanan benliğim, zihnime küçük sinyaller eşliğinde “Beceriksiz, çizmeye çalışacağına yazsana” dedi.Hemen ardından zihnim çocuksu bir tavırla “Neden” diye sordu.Ve benliğim o anda dünyadaki en saçma cevabı verdi “Yazın nasılmış onu görürüz”.

                                                                        22 Temmuz ‘14

Merhaba;

        Yarak kürek bir kalemle yarak kürek bir yazıya başladım.Yazmak istediğimden, deliliğimden değil; sırf yazımı görmek için.Sanırım yazım da yarak kürek bir halde.Zaten o kadar köşeye tarih de atılmaz.İyice saçma bir hal aldı bu yazı.

        Madem bir saçmalıktır gidiyor… Bir şeyler anlatıyım diye ikinci paragrafa başladım.Ancak müzik dinlemediğimden dolayı içime bir yazma hevesi gelmedi.Siktiğimin yerinde müzik de olmasa külotlu çorapla asardım heralde kendimi.O kadar sevimsiz günler geçiriyorum yani.Yarak kürek bir hayatın yarak kürek günleri anlayacağınız.

        Son paragrafa gelince… Dövme yaptırmak istiyorum aklımda elmas şekli var.Çok umutluyum güzel bir şey olabilir.İlk kez buradan duyuruyorum.İlk bol küfür içerikli yazımın adı da Yarak Kürek olsun.

Teşekkür ederim

Kemal:)

Yazımı okuyamayan arkadaşlar için bire bir çevirdim.Hizmette sınır yok gördüğünüz gibi.Akşam akşam çok sıkılınca insan nelere sarıyor…

İyi geceler

Hafif alkollü olmak… Denize düşen yılana sarılır.

7 Haziran 2014

The Recipe – Kendrick Lamar ft. Dr. Dre

Merhaba;

 Hafif alkollü olmak… Bunun bir sarhoş yazısı olmasını çok isterdim ama değil.Ama bu şekilde bile yazı yazma isteği doğdu içimde.Yazı yazmak için gökyüzündeki renklere bakmama, bir şarkıda ilham aramama gerek kalmadan yazıya geçtim.Tabi şarkısız yazımın tadı tuzu olmayacağı için “mükemmel” bir şarkı açtım ki müziğim kafamın altında kalmasın diye.

 Ve şu paragrafı yazdıktan sonra iki paragraf yazdım sildim bir türlü ne yazacağıma karar veremedim.Yardımı dokunur diye sekiz tane şarkı değiştirdim hala aynı, beynim dondu, tribe girdim.

 Denize düşen yılana sarılır, aşk yazarız biz de gönülsüzce.Neden gönülsüzce; çünkü bu konu benimle artık aynı yolda bile yürümüyor.Benim ona olan inancım tam, tamamiyle güveniyorum aşka ve yaptırdıklarına.Ancak sanıyorum onun bana olan güveni diye bir şey kalmamış.Esasen çok kırıcı bir insan değilimdir, kendi içinde tavizler bile verebilen bir insanımdır.Ama aşk artık bana güvenmiyor.Olsun yaşarız yine, bensiz kalacak değil ya (!) 

 Eski günler yad etmek pek adetim değil ama konuya girince engellenemez bir üstünlükleri var bana karşı.Aşkla geçmiş birbirinden güç alıyor sanırım, hangisinden bahsetsem diğeri de aklıma geliyor.Mesela şu an sıfırım bu konuda, yokum yani benimle değil, aptalca ! Ama bu durumda bile aklıma geldiği zaman; evimi, güneşimi, nefesimi kaybetmiş gibi oluyorum.Aslında hiç terk etmediğin benliğini terk etmişsin gibi.Yaşadığım şeylere mecburum ama ben.Böyle bir insan yok çünkü, yani kimseye hissettiğim kadar değer vermedim.Bu sebeple benden okuduğunuz şeylerin çoğu sonradan yükselme hislerdir.Ama hisler gerçek, hani mükemmel bir kadeh almak gibi yaptığım.Kadehim mükemmel yani bir duygu var elimde, şarapları beğenip içemiyorum çünkü hiçbiri o bana göre değil.Ama sürekli eski kadehimle içtiğim şarapları anıyorum.

 Söylediğim kadar büyük bir aşk yok aslında, ya da ben asla o gördükleriniz gibi bir aşık olamam.Ama böyle bir his var ortada… Bir duygu boşluğu var kalıplaşmış, değer kazanmış.Hepimiz bunun üzerinde yaşıyoruz benim hayatımda.Saçma bir olgu.Geçmişte yaşanmış olayların üzerinden bu günüme yol veren kalıplaşmış, içten içe kısıtlayan hisler.

 Bununla ne yapılır bilmiyorum, kafam da karışık zaten şu son iki paragrafta anlaşılmıştır.Esasen şeker gibi yazardım… Ne diye içimi açtıysam.Ben bile sürekli kayboluyorum aynı yerde.Son Batman filminde bahsedilen maskelerden biri de bende var ya hani yıllardır.Onun arkası böyle ağır, gereksiz ve anlamsız cümlelerden oluşuyor.O sebeple maskem gerçek yüzümle farksız artık.Çok rahat çünkü zaten pek de yeni değil, o olmaya alıştım ve mutluyum.Maskenin altını ayakta tutan tek şey de Ömer Hayyam‘ın sevgilisi zaten.

 “Ruhumu ona ulaştırmayı inkar etseydim elim azapla karşılaşırdım.”

Kemal 🙂

Elbet bir şekilde geçecek günlerim

20 Mayıs 2014

Rachid Taha – Barra Barra

Merhaba;

 Kara Şahin Düştü.Unutmayın bunu yazının sonunda Kara Şahin‘in kim olduğuna karar vericez.

 Hayatımda ilk defa yazının ortasından başladım yazmaya, ama konuya göbekten atlamak hoşuma gitmedi sildim hepsini.Çay demlemek gibi, sırasını değiştiremezmişsin yapman gerekenlerin, yerleşmiş bir düzeni varmış yazmanın.

 Uzun süredir arada kalmış durumdayım.Sanırım biri benim hoşuma çok gitti ama söylememek daha kolayıma geliyor.Yani kendimi okuduğumda bunu görüyorum.Ama yazamadığım bir şey var, hayatımın ritmi.Çok uzun süre sonra hayatım böyle güvenli bir şekilde devam ediyor.Her açıdan sakinlik ve bir düzen hakim yaşantımda.Bu arada “Didi” açtım onu dinliyorum, Rai çok severim bilirsiniz.Neyse işte o kız hayatıma gerçekten güzel bir renk verdi ama şu anda o tarz bir ilişki bana ne yaşatır öğrenmek istiyorum.Tek büyük derdim çarşamba gününe yetişmesi gereken ödevim, onun dışındakilere pek de kulak asmıyorum zaten.O sebeple hayatıma ne tür sorunlar girer, ya da girmeli mi !?

 Neyse şuradan deneyelim; sonuçta bizim orada göte göt denir.Öyle ekstradan kelimeye ihtiyaç duymadan, yekten konuşurlar her şeyi.Şimdi bir durum değerlendirmesi  yapalım.Ben bu kızdan hoşlandım, evet; az çok tanıdım da.Ama ben buna istemeden bu durumu belli ettim ki kendim bile kabul etmek istemiyorum.Kızın tepkisi pek iyi olmadı, gayet net terslendim diyemiyorum ama oluru da yok gibi hissettirdi şimdi.Bu durumda benim normalde hiç umursamadan onu boş vermem lazımdı.Peki ben ne yaptım, hiç umursamadan onu boş verdim… Ama sadece o anda, yani sonrasındaki yazı malumunuz.Şöyle de bir şey var ki ben olmayacağını anladım o tepkiden sonra.Ama onun bana verdiği bu yazma isteği çok hoşuma gitti, hala da gidiyor.Hani Zerrin Özer derdi ya “Ben seni değil, seni sevmeyi sevdim.” diye, on numara demiş meğersem.

 O kadar vurdumduymaz bir haldeyim ki kendim için bu kadar önemli bir konu olmasına rağmen bunu bu kadar esnettim, erteledim.Sanmıyorum ki gerçek olsun bu ilişki benim için, ama tadı buradan bile çok güzeldi.Hem şöyle de bir açı var bu işte, sanırım ilk defa denemeden karar verebildim (!)

 Ya Rayah dinlemekteyim, en sevdiğim.

 Önümüz yaz ne olacağı belli olmaz, benim en sevdiğim mevsimdir sonuçta.Elbet bir şekilde geçecek günlerim.Ama ben o alıntıları yazmaya devam edeceğim.Hemde olmayan bir kız için, kim bilir belki o zamana işler değişir.Fakat yazmak istiyorum bu tarzda, karşı cinse olan aciziyet ve aidiyet duygusunu aynı anda hissetmek çok hoşuma gitmişti.

 Kara Şahin de Amerikan yapımı taarruz helikopteri.Buna ait olan bir film var bilirsiniz, ’93 Somali İç Savaşına giden Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan kuvvetlerinin bir gününü anlatıyor.Ve filmin konusu da Titanic misali, düşmez denen helikopter düşüyor.Sonrası malumunuz anlatılmaz, izlenmeli.

 İşte bu durumda Kara Şahin kim oluyor; boş veren ben mi, yoksa tam olarak haberi bile olamayan o mu bilmiyorum.Bu vakitten sonra pek de önemli değil zaten.Güzel hikayeydi.

 Umarım yakın zamanda adam gibi bir konu için geçerim klavye başına.Uzun yazmanın tadı tuzu başka.Beni bu vakte kadar takip eden, tavsiye veren herkese çok teşekkür ediyorum.

 Son olarak Aysel Gürel’le bitirelim, o çoğu zaman haklıdır, en sevdiğim de Sezen Aksu şarkısıdır heralde.Konumuzla hiç ilgisi yok.

Neden bilmem özlüyorum ellerini ver,
Yok yalan değil artık inkar etmiyorum yeter.
Hatta belki seviyorum istiyorsan eğer.

Kemal 🙂