Keyfim gerçekten yerinde, dün doğum günümdü.

1 Nisan 2020

Mustafa Sandal – Gölgede Aynı Albümü

Merhaba;

Keyfim gerçekten yerinde, dün doğum günümdü. Gece yarısından güne girerken esasında ağlamak üzereydim. Sebebi yalnızca doğum günümü çok önemsemem ve bunun için inanılmaz fazla plan yapmış olmamdı. Sevgiyi, sevmeyi ve paylaşmayı çok seviyorum. Doğum günleri de benim için bunu ulaşılabilir hale getiren en doğal etken. Kutlayan herkes bir şekilde benimle konuşmayı tercih etmiş kişiler oluyor, bu kişilerin büyük çoğunluğu da aslında benim sevdiğim kişiler olduğu için özel bir durum haline geliyor. Hatta öyle ki, gün boyunca sadece sevdiklerinizle konuşuyorsunuz veya vakit geçiriyorsunuz ama bunu yaparken hiçbir şekilde bir sebep arayışında değilsiniz çünkü doğum gününüz. Ben bu hali gerçekten çok seviyorum. Velhasıl kelam hal karantina hali olunca da gerçekten ağlamak üzere girdim doğum günüme. Ama ilk dakikasından itibaren değil günümü kurtarmak, benim için unutulmaz bir doğum günü olmaya yol aldı. İnsanlar da evde oldukları için, genelde kutlu olsun diye geçiştirecek herkesle uzun uzun konuşmak durumunda kaldık. Yıllar sonra arayan arkadaşlarım, ailem, yakın arkadaşlarımın hepsiyle dışarıya çıksam kuramayacağım kadar ilişki kurdum. Lise arkadaşlarımla konuştum, yurt dışından iletişim halinde olduğum insanlarla uzun uzun yazışma hatta bazılarıyla görüntülü konuşma fırsatı buldum, gerçekten muhteşeme çok yakın bir gündü. Aynı zamanda evden çıkmadan da dünyanın en güzel pastasını yapabilecek pastacı bir kız kardeşe sahip olduğum için de aslanlar gibi üfledim pastamı. Hatta öyle ki, yıllar sonra alkol almadan kutladığım ilk doğum günümdü. Teoride her şeyin mükemmele çok yakın olması beni çok mutlu etti, evde olmak da güzeldi.

Mecburen evde olmak, normal hallerde benim gerçekten kaldırabileceğim bir yük değildi. Duvarların ciddi manada üzerime doğru aheste aheste yürüdüğü anlar da oldu. Ama yine de bunların hepsinin üzerinden gerçekten çok güçlü bir şekilde geliyorum. Bunu bu kadar kolay yapmamdaki en büyük etken net bir biçimde Barış. Barış’ı burada anlattım mı bilmiyorum ama o yıllardır aynı odada yaşadığım aslan kardeşim. İşte sebebi olduğu rahatlığın nedeni de yirmi günlük ev hayatında düzenli olarak her gün yaptığımız spor programının on sekizinci gününde olmamız. Spordan yorulmak ve yarın daha fazla yorulmamak için gece minimumda alkol kullanmak ile birlikte bütün kötü alışkanlıklardan steril kalmak beni mental olarak inanılmaz dinginleştirdi ve fiziken dinlendirdi. Sükunet gerçekten gülüşümü güzelleştirdi.

Ev içindeki bu kadar huzurun yanın da bir de ömür törpülerim var. Karantina ile birlikte başladığım puzzle, Fahrenheit 451, Assasin’s Creed oyunları var. İlgi budalası gibi bir anda hepsine saldırınca inanılmaz derecede yoruldum ve çok başarılı bir periyot takip edemedim. Puzzle gerçekten çok zor ve bitmiyor, ömrümden taksit taksit götürmeye başladı. Bin beş yüz parça olduğu için aslında her gün çokça parçayı doğru yerleştirsem bile totalde yaptıklarım devede kulak kalıyor. Yine de geçen vermiş olduğum yüzde atmışlık oran, sanırım atmış beş civarına gelmiştir şu an. Kitap için de hayatımda üçüncü defa Fahrenheit 451′e başladım. Hiçbir kitaba hatta kimseye bu kitaba verdiğim fırsatı vermedim. Sanırım benim için yazılmış bir kitap değildi bu. Çünkü hiçbir şekilde zevkle okuyamadım. Çok şükür ki bu sefer bitirme şerefine neredeyse nail olmuş durumdayım. Kitabı bitirip yarın akşama doğru bir daha görmemek üzere hayatımdan çıkaracağımı düşünüyorum hayırlısıyla. Bu yıpranma sonrasında da sıradaki kitaplar öncesinde sanırım bir seri Martin Mystere bitireceğim. Kitaplarla aramı düzeltmemin tek yolu sanırım bu olacak, buna inanıyorum. Oyunlar açısından o kadar kötü durumda değilim, sanırım en iyi durumda olduğum konu. Assasin’s Creed 2′nin ardından Brotherhood da neredeyse bitmek üzere, sonrası için Revelations’u da ne olur ne olmaz diyerek satın aldım ve yükledim, biter bitmez de buna başlayacağım ve devam edeceğim. Bu boşluk bana oyun konusunda inanılmaz iyi geldi.

Bu kadar anlattıktan sonra riyakarlık yapıyor ve kendi adıma bombayı patlatıyorum. Bu kadar keyifli yazı yazmamın en büyük nedeni, yarın işe başlayacağım. Belirlenen programın üzerine sanırım iki üç hafta kadar haftada iki gün öğle ve akşam arası işte olacağım. Çalışmayı seviyorum ve mecburen eve bu kadar tıkılı kaldığım için bu haberi inanılmaz pozitif karşıladım. Yarın takım elbise giyeceğim için bile heyecanlıyım. Gerçekten Allah kimsenin tadını ve huzurunu kaçırmasın. Normalde net bir biçimde aksini, tatilde olmayı isteyeceğim durumda koşa koşa işe gitmek istiyorum. Tabi ki durumun vahametinin ben de farkındayım. Riski azaltmak için elimden gelen her şeyi yapacağım, çalıştığım yer için de herkesin elinden geldiğince bunu sağlamaya çalıştığını biliyorum. Ama yine de mutluyum. Hatta işe gideceğim için tıraş oldum. Normalde sakallı olmayı hiç sevmezdim ama bu yirmi günlük süreçte sakallarımı kesmemiştim. Hayatımda ilk defa sakallarımla ilgili öncesi-sonrası yapma şansını yakaladım. Büyük çoğunluktaki insanlar sakallı dese de kesinlikle aynı fikirde değilim, on yaş gençleştim yine tıraş sonrası. Koy liseye kesinlikle sırıtmam. Sima olarak değişmiyor olmak ve genç yüzlü kalmak beni çok mutlu ediyor, umarım hep böyle devam eder.

Galiba bu yazı burada yazdığım en uzun yazı olabilir. Yine de kapatmadan; bu albümü inanılmaz fazla seviyorum. Albümü şarkı sırasıyla dinlemek, şarkılarının yerlerini ezbere bilmek ve çocukluğuma ait anlar bulmak çok özel hissettiriyor. Kalmadı, Gidenlerden, Jest Oldu ve özellikle Bir Anda bu albümdeki net favorilerim olabilir. Bir albüm için çok fazla sayıda iyi şarkıyı içinde barındırıyor. 

Öyle işte, sanırım bir şeyler atıştırıp uyuyacağım. Şu an saat dörde on var ve her gece bu saatlerde benim karnım acıkıyor.

İyi geceler dilerim,

Kemal 🙂

Özledim: Natalia Dussopulos

19 Şubat 2015

Mustafa Sandal’a ait 3 şarkılık playlist

Merhaba;

Anılar benimle yaşıyor, sanki birbirinden kopuyor.Sevenler bana hesap soruyor sanki... Özledim ve her saniye deli gibi özlüyorum.Anılara özlem duymanın yanlışlığının ve yarattığı boşluğun ben de farkındayım; ancak o yazıya başladığım şarkı sözü gibi anahtarları görünce, kapılarım kendiliğinden açılıyor.Sabahtan beri “Aşka Yürek Gerek, Hatırla Beni” ikilisini dinliyordum, sonra sonra “İsyankar” da katıldı bu listeye, kopuyoruz.Zaten uzun süredir bir şeyler karalama derdindeydim, böyle duman oluşum üzerine cuk oturdu.Ve bu yazıyı tamamiyle Natalia Dussopulos‘a adıyorum.Onun yüzünden yazıyorum, sesine minnettarım.

2000’li yıllar tam olarak çocukluğuma tekabül ediyor, öyle “Ben doksanlar çocuğuydum” konuşmalarına gerek yok.Ve tam dokuz sene çocuk olarak yaşadım, sonrasındaysa “ergen, genç, delikanlı” sıfatlarını kullanmaya başladım.Bu süre zarfının ilk yarısında ülke sosyal açıdan tavan yapmıştı.Tarkan’ın Kuzu Kuzuyla dönüşü, Galatasaray’ın başarıları, Milli Takım’ın yükselişi, Mustafa Sandal’ın Avrupa’ya açılması, Sertab’ın Eurovision’da yaptıkları gibi.Yani bir çocuk için ilgilenebilecek onlarca aşina olduğumuz konuya sahiptik.Arkasından gözümüz kapalı desteklediğimiz değerlerimiz vardı.Konu dışı olacak ama o tür de bi’ konu olabilecek tek şey Arda Turan şu anda, ona da desteğimiz sonsuz zaten.Her neyse; o yıllarda -eminim yalnız değilimdir- çocukluk aşklarımdan biriydi artı en ilgi çekeniydi Natalia.Yunan olması öncelikle farklı olduğu için büyük bir artı zaten, sonrasında çok güzel oluşu da diğer büyük artıydı.Hayran hayran izlerdim televizyon karşısında ağzım açık.

Mustafa Sandal da bu memlekete gelmiş en kusursuz popstar adayıdır, altına imzamı da atarım.Ha tabi ki Tarkan diyenler çıkacaktır, hangisi daha büyük yıldızdır diye bir yorum yapmadım, ben de Bu soruya Tarkan derim 🙂 Hangisi daha kusursuzdur sorusuna cevap verdim.Tarkan‘ın o seviyeye gelmesi için kaç kişi ne kadar uğraştı tekrar bakmak lazım.Mustafa Sandal o adaylığa ilk çıktığı gün de hazırdı, ki daha kendisi yurt dışında patlamadan Natalia‘ya önayak olmasının nedeni budur.Kendi yapım şirketin var, kendi tarzın ve dinleyici kitlen var; bunun üzerine yabancı ve genç bir düet canavarına sahip olmak muazzam bir lüks.İşte o yüzden yılın 2015 olmasına rağmen deli gibi tüm gün o şarkıları dinleyebiliyoruz.

Neyse konu Mustafa değil.Kafam hep yapıma ve albümlere gidiyor, alışkanlık.

Ne diyorduk, Natalia ! Aslında internette onu anlatan bi’ güzel yazı, röportaj, haber falan bulsaydım yazıyı yazmazdım.Ama bırak haberi, kızın fotoğrafı bile yok.Şimdiki nesil önce sosyal medya için zemin hazırlıyor, sonra şarkı söylemeye başlıyor.Ama o zaman nerde (!)? Neyse gerilmiyoruz, sakince yazıyı sonlandırıyoruz.

Çok güzeldi, eminim hala güzeldir.Hoş yaşıyor mu onu bile bilmiyorum ama, tek dişi kalmış hayranı olarak Yunanca-Türkçe söylediği “Cesaretin Var Mı Aşka” şarkısını dinliyorum.Ve tekrar söylüyorum, eminim hala güzeldir.Onun için yazdım, sağolsun… Ona yazmasam “Elleri tütün, dudakları şarap kokan; Afrika asıllı bi’ kadın” diye bir yazımı yayınlayacaktım.Zaten yayınlanmayanlar da burdan köye yol oldu.

Yazı bitti.İyi kötü yazdım bir şeyler.Bütün günüm benden çalınınca aklıma yapacak başka bir şey gelmedi.

Kemal 🙂