
İdol arayan biri vardı bir zamanlar, bu kliple bulmuştu.
Hustle Gang
27 Ekim 2013
Ebru Gündeş – Hovarda
Merhaba;
A ciğerim söyle neyleyelim
Sevmeyelim de taşa mı dönelim
Bu yüreği kimlere gösterelim
Kim bilir kimdi aşk ile yanan
Sezen Aksu’ya kocaman bir teşekkürler daha, sağolsun o olmasa duygularımızı aktaramazdık.En hasta halimle beni klavye başına geçirebildi aynı zamanda.Bu arada buradan bir şey itiraf ediyorum: OKULDA GİZLİ GİZLİ EBRU GÜNDEŞ DİNLEDİĞİM ZAMANLAR VAR.
Oh.
Günlerini sadece bir şeyler beklemeye adayan bir adamı okuyorsunuz.Eski beni yok etmeye çalışırken çok derine inmişim, yeni beni oluşturacak fonksiyonlar yanmış o yüzden her şey çok yavaş işliyor.Oysa kafamdaki bu değildi.Hem hayatı devam ettirip hemde dönüşecektim, hepsi yattı.Ama bir de başlarsa her şey tekrar, o zaman tutulamam işte.Havadan atmak kolay gibi görünebilir oradan ama bu kadar beklemenin üzerine elbet bir hareket yaşanacak.
Size burada asla ben küçükken böyle böyleydim yada büyüyünce bunlar olacak demedim, pek sevmem zaten.Ama bugün biraz anlatmam lazım, ihtiyacım var.Küçükken hep çok sakin, sessiz, mutlu bir çocuk oldum.Peki neden ? Çünkü, her istediğimi elde ettim ama şımarmanın kötü bir şey olduğu empoze edildi.İyi kötü tartışılır ama bu hale gelmemdeki en büyük etkendir.Girdiğim sınavlardan bile hep istediğim sonucu alan ben ilk defa istediğim bir şeyi başaramıyorum.Değişmeye çalışırken beklenti altında kalıyorum, vasatı aşamıyorum.Çok ilginç gerçekten, ilişkilerden falan korkmaya başladım ters tepki yaptı.Güzel çiftleri sevebilecek kadar büyük kalpli, bir o kadarda onlardan korkan biriyim.
Arada sırada oturup düşünüyorum “Ben bir ilişkiden ne isterim?” diye.Sonrasında çıkan tabloya bakıyorum, yok yani ben bir kız olsam imkanı yok bana bakmam.Ha tamam karşı tarafın beklentilerini her türlü halledebilecek biriyim ama bendeki beklenti… Bakıyorum şu “tumblr kızlarının paylaştığı fotoğraflara”.Evet kesinlikle tırnak içine alınmayı hak edecek kadar fazlalar, neyse işte.Orada her şey toz pembe, istediğim ilişkinin en yakın örneği.Kız duru, güzel, sakin bir havası falan var; ilişki desen sadece sevgilisiyle, takılmalar işte tarzları falan uyumlu, yaptıkları yakın.Bir de en önemli kısım var bak o kızlarda, ama onların bile hepsinde yok, hani şu “snapback” kafasındakilerde.Bunu anlatmazsam ölürüm… Spor giyinmekten çekinmiyorlar.Ya biz yıllarca süslendik süslendik süslendik, giyinip durduk, karşıda makyajlar bizde saçlar falan; sonuç ? Bu sene de bekar gezelim.Abi ne gereği vardı, hiçbir sevgilim de bana demedi ki “Eşofmanlarla gel, şöyle rahat rahat karşılıklı bi’ oturalım.”Neden bu kadar zor sevgilinin yanına yalandan bir topuzla, eşofmanla, hafif makyajla gitmek.Sana çirkin ol demiyorum ki ben, sadece ortamdaki hava yumuşasın.Muhabbet bile değişir, başka biri olursunuz o rahatlıkta.
Hale bak, yok cidden olmuyor yani benim değiştirmem lazım bu kafayı.Bu tarzı değiştirme kafasıyla okula bile pijamayla gitmeye başladım.Aynada başka bir ben var.
Ama en azından yine eskisi kadar sakin, güzel ve yalnız bir hayatım var.
Güzel günlere
Kemal 🙂
25 Ekim 2013
Nothing But The Beat
Merhaba;
Düşman çatlatmak için yazı yazıyorum, sanki birilerinin beklentisi azalmış gibi.Okunmasam bile böyle şeyler hissetmek güzel.Farkındayım uzun süredir yazmıyorum kafamda yazılarımla alakalı elli tane konu var, bakalım altından kalkabilirsek artık…
Bugün biraz daha kafam rahat, fırtına öncesi sessizlik tarzı bir şey herhalde.Aklıma ilişkiler falan takılıyor, çiftlere bakıyorum genelde.Bazıları var ki onlar ayrılırsa dünyanın düzeni bozulur… Bu kadar yakışan, anlaşan ve sevimli çiftlere ne yapılır bilemiyorum ama ayrılmasınlar diye dua ediyorum.Ama bazıları… ALLAHIM ! Pis, çirkin, seviyesiz böyle benim olsa bakmadan yakıp atarım o ilişkileri.İlişkinin de bir albenisi, böyle ne biliyim bir nazar potansiyeli olması lazım.O ne öyle yanlış örnek modeli gibi.
Ayıp, yazık, günah.
Şu an Sia dinliyorum.İlişki dediğin onun sesi gibi olmalı.Başladığında onun sesi gibi büyülemeli, sonrasında yüzünde gülümsemeler bırakan bir şaşkınlık vermeli, devam ettikçe dünyayla olan ilişkilerini azaltıp seni daha çok kendine çekmeli ve bittiğinde ise yüzünde sadece bir tebessüm bırakmalı.Emin olun o kadar zor değil; tek sorun sanırım biz ırk olarak acı vermeye yatkın olduğumuz için, karşımızdakini nasıl kaybederiz diye uğraşmamız.Size gidin evlenin demiyorum; kimse benim kadar karşı olamaz o seviyedeki bağlılığa, “noluyo !? yuh daha hayaller vardı hani !” kafasında biriyim bu konuda.Ama bu, güzel ilişkilerin önünü kesecek değil… Daha önce eminim herkes tarafından yapılmıştır; dışarıya sevgili için çıkmalar sadece, abuk sabuk yerde buluşmalar, plan dahilinde olmayan şeyler yapmalar.Eh çok mu zor geldi şimdi, arkadaşlarının yanındayken mesaj atıp “Aşkım, nasılsın?” demek daha kolay tabi… Karakteri yakaladıysan devam et işte niye hayatı cehennem ediyorsunuz !?
Neyse konu saptı.Beklentiyi sıfıra indirmek sanırım bunun adı, belki de ben yanıldım.Çünkü çevreyle ilişkileri azaltmakta bir beklenti olabilir.Ama her ne olursa olsun bir ilişkiye başlamışsın; kaç hafta, kaç ay sürebilir ki ? Yakalamışken boşa çıkarma bu zamanları.Zaten hep söylerim “Sonunda kız gider, dost kalır.” bu kadar basit.Bi’ “We Found Love” klibi yaşamak hepimizin hakkı yani.
Umuyorum olacak.
Kemal 🙂
3 Ekim 2013
Merhaba;
Sanırım Kısa yazı yazmaya alışmam gerekiyor.Çünkü uzun yazınca iki yazı arasında ister istemez uzunca bir süre oluyor.Ve kısa yazılarda konu çok fazla dağılmıyor.
Her şeyde böyle değil midir zaten ?
Çok fazla zaman ayırırsın, çok uğraşırsın, başardığın zaman yeni bir hareket yapmaya ne enerjin, ne de kafan hazırdır.
Aptal insanlar olduğumuz için anlamayız.Kendimizi harcamak karşımızdakinin hoşuna gider zannederiz hep.Ama o bizden istediği kadarını alır; fazlası mide bulandırır, çirkinleşiriz.
Karşımızdakini kaybettiğimizde de aynı durumda oluruz, hayata devam etmek için ne enerjimiz kalır ne de kafamız.
Tesadüf diye bir şey yoktur,asla inanmam.Basit hatalar yüzünden harcadığımız özbenliğimize yazık.
Kemal 🙂
2 Ekim 2013
Merhaba;
“Nasılsın ?” sorusuna verdiği Mavi cevabındaki o aptal aşık,
Kahverengi günlerindeki tek eksikliği bulmuştu.
Güneşe baktığında gördüğü gereksiz Beyaz’dan ilk kaçtığı gün,
Dudakları için de Siyah demişti.
Renkler aslında güzeldir.Gece gibi hata örter, aciziyet gizler.İnsanın boş zamanlarını doldurmak yerine, dolu zamanlarını sessizleştirir.Aşık olmak aptallıktır, renklendirilebilir, şekillendirilebilir, bitirilebilir.Aptal insanlarız ve duygularımızdaki basitlik yüzünden mutsuzuz.Aynı tatlar, aynı yüzler, hisler bizi yaşadıklarımızdan kaçırıyor.
İlk aşkları; renkleri ilk defa öğrenmiş gibi sevip, unutamıyoruz.Ondan sonrakilerin hepsi aynı yeşil, aynı mavi, aynı siyah, aynı beyaz.
Aslında bu tarzda yazmam ama ihtiyacımız olan tek şey, renk üstü olan “Aidiyet Duygusu”.
Bunu halledersek her şey Cemal Süreyya’nın dediği gibi:
“Sonrası; iyilik, güzellik.”
Kemal 🙂
27 Eylül 2013
Selena Gomez – Come & Get It
Merhaba;
Sıkıldım, evde oturmak bir yerden sonra bunaltıyor insanı… Sanırım arkadaş grubunda okulu en son açılan insan olmak bir ceza.Bitmiyor, bitemiyor tatil.Tatil kusabilirim her an.Bu ruh halinde olunca insanda her türlü bunalım türünün etkileri görülüyor.Arkadaşlarımla beraberken bile “of pof” diyerek oyunbozanlık yapıyorum.Çünkü çok monoton günlerim.Hayata heyecan değil de renk lazım biraz.Bu yüzden etrafımdaki karşı cinslere bakıyorum, belki hayatıma bir renk getirebilirler diye.Ve gerçekten hiçbir şey çıkmıyor…
Bir önceki yazımda eleştirdiğim kesime değil sözüm, siz “tumblr kızlarına”.Kavram kargaşası sadece yazımın başlığı değil, aynı zamanda kafanızda yaşadığınız şey.Aradığım şey aslında tam olarak o paylaştığınız tarzda olanlar.Ama siz onlar olmayı bırakın, yakınından bile geçmiyorsunuz.O halde olanlara “Ay bu neee, ne bu pis ortam !?” tripleriyle karşılık veren bir insan ne kadar o kafaya girebilir merak konusu zaten… Hala aynı kafayı yaşarken o tarzda giyinmeye kalkmak falan, hoş o da olmuyor.Giyinmiyorsunuz, gezdiğiniz yerle oranın arasında dağlar kadar fark var, hala destekli sutyen kızlarının tripleri falan.Çirkinleşiyorsunuz…
Aslında gerçekten çok zor değil, müzik zevkini değiştirsen anlarsın.İnsanlar yaşadığı hayatları yazmış, onları anlatmış.Onun eksiklerinden, artılarından bahsetmiş.Size bir kapı açmış.Bunu isteyip, bundan kaçmak ne kadar doğru bilmiyorum.İnsan değişmeye içeriden başlamalı, çünkü dışarısı ne kadar değişirse kendini o kadar yabancı hisseder.
Yapmaya çalıştığım kesinlikle yön vermeye kalkmak falan değil.Aslında kimseyi suçlamakta istemem, agresif değilimdir.Ama bunun bir nedeni var.“Farkındalılık” için uğraşıyorum.Bende çok aradım, çok zor buldum, çok aptallık yaptım.Yani beni suçlamaya falan kalkan olursa anlayışla karşılarım; mükemmel olmadığımı biliyorum, belki anlattığım kızları bile hak etmiyorum.Ama ben uğraşıyorum; ilk olarak kendimi değiştirmeye, sonra yaşayışımı.Anlamışsınızdır ne demek istediğimi.
Neyse.Her şeyin güzelini hak ediyoruz, boş verin.Yeter ki doğru şeyi arayın.
StaySwag&Strong
Kemal 🙂
20 Eylül 2013
JayZ – Heaven
Merhaba;
Her gün yazı yazmak akıl karı değil bence.Ama bazı şeyleri başarmak için mecburum.Yazılarımın arasına süre girdikçe, iyice berbat bir hale dönüyorlar.Bir önceki yazımın üzerine çıkamam korkusuyla yazamıyordum, artık canıma tak etti.Bu sabah kalktım ve “Lan, yazı yazmayı unuttum olum ben.” tribiyle kağıda kaleme sarıldım.Evet, bu yazıyı kağıt üzerinde yazıyorum.Ve el yazım berbat, okunmuyor.
Bugün biraz nostaji yapacağım, çok sağlam bir konu beklemeyin.Yazı yazmaya, yazı yazmak istediğim için başlamıştım beklentim yoktu, hatırlayanlar vardır.Sonrasında “Aslında müzikle aram çok iyi, insanlara bunun hakkında yazabilirim.” diyerek “oldschool” yazılarıma başladım.Hatırlayanlara örnek olarak, hani yazı ortasında şarkı sözü paylaştığım zamanlar… Gerçekten eğlendiğim zamanlardı.Sonrasında bir konu değişikliğine gidip; duygulardan, yaşantılardan bahsettim.Tabi bu yazılar, yazı olarak o kadar eğlenceli olmadı.Ama halimden memnundum, daha iyi hissediyordum.Çünkü yazdıklarımın değeri oluyordu artık.Yazılarımı okuyan birkaç insan vardı ve bunun hissettirdikleri daha eğlenceliydi.
Herneyse, neden bunlardan bahsettiğimi açıklamama izin verin.
Yazı yazmaya yeni başlamış bir insanın “butik otobiyografisini”okuma nedeniniz, tamamiyle bu şarkıdır.Bir önceki yazıyı unutturup, beni tekrar yazı yazmaya iten bir güce ihtiyacım vardı.O yüzden tekrardan, bütün yazılarımı okuyup, bu şarkı sayesinde “Siktir et eskiyi, yeni bir şeyler yapabilirsin.” cesaretine girip, elime kağıdı kalemi aldım.
– JayZ – Roc Boys –
Tekrardan Merhaba;
Yeni şarkı ve yeni başlıkla giriyorum yazımın ikinci bölümüne.Hayatlarında hiçbir şey elde edememiş yaş grubum kızlarına, birinin hayallere saygı göstermeyi öğretmesi lazım.Neden aynı hayallerin peşinde koşalım ki ? Zevklerimiz bile uyuşmuyor… Büyük çoğunluğunun “iyi para kazanıp, harcamak” üzerine kurulu hayalleriyle anlaşamıyorum.Her zaman söylerim “Yolu ne kadar paradan geçse de, huzur benim için para değil.” Sakın beni öyle; sosyalist, hayalperest, hayatını harcamaya hazır biri olarak görmeyin.Tamam hayal kurarım ama makul şeyler olur.Ben sadece “Tipik özel üniversite öğrencisi” olmaktan kaçıyorum.Bu durumda da bayan arkadaşlarla sorunlar yaşıyoruz.Olum illa; saçları üç numara, vücutlu, hayatı harcamak olan, etrafı gereksiz kalabalıkla dolu olan çocuklar olmak zorunda değiliz.Ve illa “destekli sutyen” kızlarından hoşlanacak değiliz, çirkinleşmeyin.Tabirim için kusura bakmayın; kimsenin memeleriyle dalga geçmedim, siz ne demek istediğimi anladınız.İnsanları hayallerinden dolayı ötekileştiriyorum, evet.Çünkü onların yaptığı şey de tam olarak bu.
“Neden bu kadar az insan kaldı hayatında” diye soranlara iyi bir cevap oldu bence.Sıkıntı veren her şeyden uzak durmak güzel bir felsefe.Bakın, hemde üzerimdeki ölü toprağını attım, yazı yazıyorum.Tabiki mükemmel olmadı, uzun süredir yazmıyordum.Yinede bütün yorumlara teşekkürler
StaySwag&Strong
Kemal 🙂
29 Ağustos 2013
Belle – Garou ft. Daniel Lavoie & Patrick Fiori
Merhaba;
Duygusallık… Sanırım benim tarafımdan anlamlandırılamayan bir kavram.Duygusallık ne olabilir yada kime duygusal diyebilirim bilmiyorum.Ama bu şarkının parçaları yerine oturduğundan beri kendimi duygusal biri olarak tanımlıyorum.Düşüncelerimde kayboluyorum, kendimi başka bir karakterin içinde buluyorum.Sanırım aşkın tadı, yaşananlar başka olsa bile herkese aynı geliyor.Her karakter Esmeralda’nın saçlarına dokunmak için hayatını onun ellerine bırakmaya hazır.O an bende hazırım… Tamam aşk, korkudan daha yoğun bir duygu ama bu kadar kolay mı? Emin olun bilmiyorum, artık umursamıyorum da zaten.Şöyle anlatabilirim sanırım: Quasimodo’nun yerinde olsam bende ona zarar veren hayatı ellerimle sonlandırırdım.Yada Rahip gibi eğer benim olamıyorsa onun canını alırdım.Ve Frollo, emin olun bende duygularım için ondan kaçardım… İşte sanırım duygusallık duvarı buranın gerisinde kalıyor, çünkü aşık olmayan bir insan neden bunları yapar ki, veya her aşık olan insan bunları yapar mı !?
“Aşk dediğin bastonlu şeker.” Kimin söylediğini bilseniz dönüp bakmazsınız bu söze,ama sözdeki doğruluğa bakar mısınız… Hayat aşıkken hep tatlı; kulağında hep aynı müzik, dilindeki o şekerin tadı, burnunda aşkın kokusu ve eğer şanslıysan teninde de onun kokusu… O “bastonlu şekeri” bitirmediğin sürece aynı rüyadasın, herkes gibi sende uyanmamak için çabalarsın.
Ve biter.
Quasimodo’nun saçları için hayatını feda ettiği, Rahibi dininden vazgeçirttiği, Frollo gibi bir asili çingeneye köle eden aşk gibi biter.İşte burada oturup düşünürsün benim aşkım nasıl bitti, ve hangi aşk güzel biter diye.Çünkü bu hikayedeki aşkın üç sonu var, ve bak bakalım tanıyabilecek misin? Biri onun yokluğuna sarılıyor bittiğinde, biri onu hayatının her yerinden çıkarıyor, diğeri ise başka birinde arıyor mutluluğu.Zaten genelde de böyle olmaz mı.; ya ona bela olursun, ya hayatından siktir edersin, yada en kötüsü “çivi çiviyi söker” kafasına girer başkasına gidersin.Bunları size tek tek anlatmayacağım.Eminim hepinizde bunlardan biri ikisi vardır.Siz kendinize anlatmaya çalışın bunu.Bakın sonlara, size ne yakışırdı.Ve unutmayın hiçbir aşk sonsuza dek sürmez yada hiçbir aşk güzel bitmez.Her aşkın en fazla bir kazananı vardır ki genellikle o bile olmaz.Ama en önemlisi her aşk yalnızca bir defa biter.O yeri geldiğinde kendinizden daha çok sevdiğiniz aşklarınızı hak ettiği gibi bitirin…
Aslında anlatılanların hepsi tek tarafa dayanır.Yani bir erkek aşık olursa ne yapar, ne yaşar, ne hisseder.Bu hikayenin eksik karakteridir bana göre Esmeralda.Frollo’ya olan aşkı tam karşılık bulmuşken bitmiştir, bitirilmiştir… Bu hikayelerin Esmeralda’ları neden anlatılmaz bilmiyorum.Genel kanı “Bir kadın aşık olursa her şeyi yapar.” Her şey ne peki !? Belli ki buradaki her şey bir erkeğin istediği her şey değil.Açık konuşmak gerekirse bilmediğimiz yada bilmediğim bir şey var.Kadınlar için önemli olan şeyler erkekler için önemli olmuyor asla, bunu biliyorum.Bununla mı alakalı, ya da başka “her şeyler” mi var bunu öğrenmek istiyorum.Şöyle anlatabilirim sanırım, bir kadının istediğim her şeyi yapması için bana aşık olmasına gerek duymadığı bir zamandayız.Sonuç olarak Esmeralda ne yaptı Frollo için, bana bunu anlatın.Bana gelip “Frollo nişanlıymış bak onu bekledi.” demeyin.Gülmem bile ben buna, etrafımda erkekler için “çocuğun sevgilisi” avına çıkmış onlarca kız varken bunu yutmam ben.Sonuç olarak bellidir bir erkek için aşk; yeri geldiğinde kadının saçlarına dokunabilmek, kadının farkındalığını kazanmaktır.Ama karşı taraf için aşk sanırım bir labirent.
Kendi lafımı çürütmek üzereyim; sanırım aşkın tadı, yaşananlar başka olsa bile bütün erkeklere aynı geliyor.Gerçekten böyle mi? Yani ben onun saçlarına dokunmak için kendimden vazgeçtiğimde o başka bir şey hissediyorsa bunu öğrenmeliyim.Buna inanmak istemiyorum, ciddiyim.Şu anda kendisiyle kavga eden biri gibi görünebilirim ama değer yargılarımız ayrı olamaz.Kalp ritminiz aynı olmadığı sürece aşık olamazsınız bence.Yani Esmeralda’nın Frollo’ya aşık olmasının tek nedeni “ah çocuk çok yakışıklı” olmamalı.Frollo onun için Tanrı’ya yakardığında, Esmeralda elinde telefon “bi’ çocukla tanıştım” gibi bir hava içersinde olmasın, rica ediyorum olmasın.
Sanırım buradaki en pembe gözlük, “aşk karşı taraf için başka şey ifade ediyor” diyip kenara çekilmek.Ucunu açık bırakmak bizi doğru yola biraz daha yaklaştırır bu konuda, buna inanıyorum.Eminim Esmeralda’nın duyguları hepsinden daha yoğundur, ve umarım bu kadar büyük bir sır olmasının nedeni kimsenin bunları dile getirememesidir.
Bir gün de böyle “aşk” deriz diye bir lafım vardı.Ama ben bile bu kadar yoğun olmasını beklemezdim.
İyi Geceler, teşekkür ederim.
StaySwag&Strong
Kemal 🙂
14 Ağustos 2013
Senorita – Justin Timberlake
Merhaba;
Beyler, iyi geceler…
Bayanlar, günaydın.
Yapmadığım bir şeyi yapıyorum bugün, ilk defa “ilişkiler” adı altında yazı yazacağım.Peki, neden ? Yok öyle bir neden işte, sorun o.Hissetmek sanırım, belki de şarkı… Bu konuda pek parlak sicilli bir insan değilim, o yüzden fazla efektif olmam gerekiyor bazı durumlarda geçmişim dolayısıyla, arayı kapatmak falan.Ben dahil hepimiz, aynı kötülüğü yapıyoruz aslında diğer insanlara böylesi durumlarda.İnsan geleceğine karar verebiliyor, ama geçmişimiz o hayatımıza sıçan insanların kontrolünde.Hepimiz “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın.” bahanesinin arkasında korunduğumuzu zannediyoruz.
Yapmayın lütfen, o sicili bu konularda temiz olan insanın senden benden tek farkı ketum olması… Yavşak, hayatını kimseye anlatmadığı için “Ah, bak bu çocuk/kız çok tatlı.Şunun ağzını, yüzünü yerim; ne kadar sessiz sakin, cool.” Lan cümlenin başıyla sonuna bak, ne alaka birbiriyle ! Elin bilmem nesi kapalı kapılar ardında neler yaptı kim bilir, ama bilmiyoruz diye bir anda Eros’un bize ödülü oluyor.En azından bizim içimiz dışımız bir.
Peki sonrasında ne oluyor dersiniz, o “ne kadar sessiz sakin, cool“insan geliyor hayatımıza.Let the Hunger Games begin… Hiçbir şey bilmiyorsun hakkında, sadece güzel ve sakin.İşte o andan sonra bir başlıyor seni sömürmeye, tutabilene ceket iliklerim burada.Sonrasında diyorsunki “Lan tamam, ayrılıcaz.Ama şu dar vakitlerim bi’ geçsin, ondan sonra.” O insanda sanki seni duyar gibi, “bam!” diye senin en çökük olduğun anda bırakıyor seni.Hani o “ne kadar sessiz sakin, cool” seksi ? Ne oldu ona !? Öyle bir bırakır gider ki seni, arkasından ne söylemen gerektiğini bilemezsin…
İyisi mi ? Bak o “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın” dediğin insana.Hiç plan dahilinde olmayan bir şey çıkar mı !? Hiç sanmıyorum, kendisi o çünkü.Sen kim olduğunu biliyorsun onun.Hoş seni bıraksa bile arkasından istediğini söylersin.O dediklerini kaldırabilir çünkü ilk defa duymuyor bunları.Eğer iyi bir insansa daha sonrasında -belli bir süre sonra- sorunlarında seni dinler bile.
“Ama sen böyle böyle şeyler yaptın” sanki nasıl “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın“ oldu ? O da senin gibi macera aradı, terk edildi.Yine aradı, karşısındaki ilginç bir insan çıktı -öyle bir ihtimal de var bak- o hiç olmadı.Sonrasında aradığında tokat yedi, bi’ keresinde dayak yedi.Genel olarak yaş tahtaya bastı.Ardından dönüp arkasına bir baktı, tam bir ”Ama sen böyle böyle şeyler yaptın“ olmuş.E hayat… Dediğim gibi, gelecek tamam da geçmişe pek sözün geçmiyor.
Bu arada üstteki paragrafta kendimden bahsetsem bile, geriye kalanların hepsi ben dahil hepimize tavsiyedir.Umarım, Allah bizi bay ve bayan ”ne kadar sessiz sakin, cool“ örgütü mensuplarından korur.Birgün belki “aşk” deriz böyle, onu yazarım.Tatlı olur.
Teşekkürler yinede, beni ben yapan herkese.
StaySwag&Strong
Kemal 🙂
12 Ağustos 2013
Holy Grail – JayZ ft. Justin Timberlake
Merhaba;
İstanbul; kirli havası, tavır konusunda uzman insanları, eğlence ve bunalımı 1 metrekare’ye kadar düşüren şehir.Bu kadar yoğun bilirsiniz… Bir de benim son bir aydır çektiklerimi bilirsiniz ! Tatil bana göre değil bir kere daha bunu fark ettim ben.Benim kulvarım burası, tatil olsa bile kendi istediği yerde olmalı insan.Benim tribim İstanbul’a değilmiş bunu anladım.Yaklaşık iki saat önce eve girdim.Böyle GTA San Andreas oynayanlar bilir; oyunun ilk sahnelerinde CJ eve gelir, bir dış ses konuşmaya girer “YOUR HOME”.Evet, o dış sesi duydum… Lan trafiğini özledimminin şehri !
Eve girdim ve ilk işim müzik açmak oldu.Telefondaki 500 şarkı bana tabi ki yetersiz kaldı.Ama garip bir şey oldu; ilk açtığım şarkı Holy Grail, hala o çalıyor… Ben bu şarkıya bayılırdım da bunun gerçek anlamda olabileceğini bilmezdim.Red Line ile şarkıya bağlandım kopamıyorum.Belki bunda her şeyde olduğu gibi yazı yazmaktaki ritüellerimi gerçekleştirmek etkili olmuştur.Yazıdan önce bir şarkıyı açarım genelde ve o bana kafa yapana kadar şekilden şekle girerek dinlerim.Ayağa kalkarım, hafif hafif sallanırım, odada ileri geri yürürüm falan.Uzun süredir olmuyordu bu gün oldu.
Hayatımın en iyi yazı değildi diyorum, aslında en iyi senesi de değildi.Açık söylemek gerekirse aile yapısı sayesinde kararlarımı ve sorumluluklarımı erken belirlemeye başladım.Ama bu sene bu bilindik “sorumluluk” olan sınav beni benden aldı.Bu iş yaza da yansıdı.Ağustosun ortası geldi, bazı günlük eğlenmeler haricinde “Oh lan, ne eğlendik !” diyemedim.Bundan sonra eğer ilahi tarafla alakalı bir sorunum olmazsa burnumun dikine devam.Çoğu zaman “Çok abartmıyor musun ?” kelimelerini duydum; alışveriş, eğlence, risk, yaşayış, fırlamalık, iyilik gibi şeylerde karşınıza çıkar bu soru öbeği.Bu felsefeyi “Entourage” ile yakalamıştım -ki Allah’a o zamanım için de şükrettim ama, en altı da gördüğüm için bu kadar etkilenmiştim- “Buraya en alttan geldik, her şeyin sonunda başaramazsak döndüğümüz yer yine orası olacak.O yüzden iyinin iyisine uğraş.” aslında bu mantık orada eğlence tarafı için vardı, yine de uyarlanabilir.
Ha, bu arada haberiniz olsun: Eğer bana bir şey katmıyorsa, o şeyi asla takip etmem.Dizi olur, film olur, oyun, kitap, sanatçı, şarkı her şeye uyar eğer rutine bağladıysa o olgudan kaç ! Çünkü kendin zaten bir rutinsin.Sabah kalkarsın, yemek yer, akşam yatarsın en basitinden.O yüzden size bir şeyler katsın, daha kaliteli yaşayın.
Sanırım gidiyorum.Dolu bir yazı oldu; bu konuda yardımcı olan, okuyan, okutan herkese şimdiden binlerce teşekkür.Bu esnaflıktan bir türlü kurtulamadım, “Sana ne okutur okutmaz, kime teşekkür ediyorsun sanki… Yaz yazını bas git !” olmuyor işte.
StaySwag&Strong
Kemal 🙂