Evet, bu başımdaki kavak yellerinin esintisiyle dalgalanan isyan bayrakları olabilir.

26 Kasım 2014

Merhabalar;

 Derdimi konuşarak anlatamadığım gerekçesiyle bir arkadaşımın ricası üzerine yazı yazmaya oturdum, saat 02.22 tam şu anda.

 Mutsuz değilim öncelikle, ancak sorulsa “Mutlu musun ?” sorusuna da mutsuz değilim cevabını verirdim.Bu ara bir şekilde çok içki içiyorum ve bazen sarhoş oluyorum.O haldeyken yaşadığım sorumsuzluk yüzünden hastayım, soğuk almışım ve bildiğin sorumsuzluklarım yüzünden iyileşemiyorum.Hasta gibi yaşamayı bilmediğim için bu durumda kendimi rahat hissetmiyorum.İnsanlar gerçekten hastalıkta bile tarzlarını konuşturabiliyorlar bense sadece çirkinim.

 Tabi ki anlatamadığım ve beni seven bir iki kişiyi meraka düşüren şey kıçı kırık hastalığım değil.Hayatımdaki veya genel olarak etraftaki kocaman belirsizlik.Amaçsızız ve savunmasızız… Bunu bütün dünya insanları beni dinlesin, bir bildirimim var diyerek yazmıyorum; kendimden, ailemden ve bir açıdan da yakın çevremden bahsediyorum.Tamam belki çok güçlüyüz düşünce olarak, ve kendimizce bir hayat görüşümüz de var olabilir.Ama mutluluğumuz için zamanla yarıştığımız bir amacımız yok.İyi olalım; hayat bir şeyler getirsin, o geldiği zaman o düzene uyum sağlayalım ve mutlu olmayı bekleyelim.Yani imkansızlıkları aslında hayatın düzeniymiş gibi yaşayalım.

 Bir şeyler olacak diyerek yaşıyoruz, o güzel şey olacak ve biz mutlu olacağız.Bir şeyleri oldurmak için yaşamıyoruz.Mezun olup, yüksek lisans yapıp, askere gittikten sonra lastik patlar ve şoför de atlarsa hayallerimiz için bir şeyler yapmaya veya mutlu yaşamaya hakkımız olur.Eğer sen bugün mutlu olmaya çalışırsan veya hoşuna giden bir şeyi oldurmak için zaman, para gibi kaynakları harcarsan sorumsuz bir insansın.Neden, çünkü öyle; şu anda sırası değil.İstisnasız açıklıyorum sizi en çok seven insanlar; aileniz, en yakın arkadaşlarınız veya sizi tanıyan kişilerin hepsi sizi yadırgar.Sistem dışı bir olgu olursunuz.Peki ne zaman bunun sırası (!) İmkansızlıkların arasında hayata karşı savunmasız ve amaçsız yaşamaya o kadar alışılmış ki uyuşuk vaziyette modayı takip ediyoruz.Ekonomik veya akademik rahatlığı hedeflemeyen her hayal için tek cevap “şu anda sırası mı bunun”.

 Çok umursamazım ve çok rahatım.Bu bile sistem dışı ve iğnelenmesi gereken kötü bir özellik.En bağımsız hayallerimi kurabildiğim tek dönemimde, istediğimle uğraşamazsam hiçbir şeyle uğraşmam.Evet, bu başımdaki kavak yellerinin esintisiyle dalgalanan isyan bayrakları olabilir.Sanırım en güzel cümle bu olur bu durum hakkında.

 Umursamadığım için mutsuz değilim, en net özet de bu sanırım.Kendi şansıma ve onu bana verene güvenerek yaşamayı seviyorum, bana huzur ve mutluluk veriyor.O yüzden sorun yok ben anlatmadan da yaşayabilirim.

 Saat 03.37 şu anda.Dıştan inandıklarınız kabusunuz olduğunda içten inandıklarınız uykusuzlukta huzur bulabiliyor.Diye yazıp ilahi ve edebi bitirelim kendimizce hadi.

İyi Geceler

Kemal 🙂

Two beer or not two beer

Bu edebiyatı yapmazsam ölürüm;

Bu dünyadaki en güzel şey iki bira, istisnasız.Ne kokar ne bulaşır, sarhoş olmana veya çakır keyif olmana gerek yok; gülmesen bile olur.Ama o iki birayı iç… Evine giden son trene binenlerle tanışmak gibi, hayatındaki en dengeli ekibi yasamak gibi ya da hiç olmadı kraliçelerini özelleştirmek gibi bir şey.

Tabi sonrasında kendine gelirken gölgeni donduran rüzgarlara göğüs germek de var.Hayatın o kadar güzel olmamasının altından kalkmak.

Olsun yine de, iki bira özel.

İyi geceler

Cennetten Gelen Sesler ve Hava Parçalı Bulutlu

28 Ekim 2014

Oh Yeah – T.I. ft. Pharrell
About My Issue – T.I. ft. Victoria Monet & Nipsey Hussle

Merhaba;

 O kadar uzun süredir güzel müzik dinlemiyorum ki şu albüm çıktı çıkalı cennetten gelen seslere bağımlı hale geldim.Sanki yıllardır bildiğim şarkıları dinler gibiyim, şimdiden klasik oldular.On üzerinden on değil belki ama kesinlikle sekizi hak edip dokuza göz kırpan bir albüm.Zaten hislerini sözlere aktarma konusunda sorunu olmayan biriydi T.I. yanına Pharrell‘i alınca ortaya çıkan her şey isimlerini tekrar kanıtladı.Öyle ki yazıya başlarken karar veremedim hangi şarkıyı seçsem diye, sonunda baktım olacak gibi değil iki şarkıyla bıraktım.

 Uzun süredir yazı yazmıyorum, o oldu bu oldu konusuna girmiyorum.Neden yazmadığım konusunda en ufak bir fikrim yok çünkü yazamadım, olmadı.Hani beklersin olmaz, zorlarsın daha beter edersin; durup dururken lan bi’ deniyim diye başlarsın ya, onun gibi bir şey işte.

 Anlatacak hikayem çok fazla ama konuya nasıl girmem gerektiğini bilmiyorum, o sebeple lafı ağzımda geveliyorum; iki paragraf geçiştirdim dolu görünsün diye 🙂 Şaka bir yana başlayabilirim sanırım.

 Yazının başlığını iki hafta önce belirledim, evet tam iki hafta oldu.Konu bile yoktu kafamda.Yine bir dar vaktimde yürürken müzik dinliyorum nabzım düşsün diye, kendi kendime aklıma yazı geldi ve direk “Başlığım Cennetten Gelen Sesler ve Hava Parçalı Bulutlu” olacak dedim.Öyle ekstrem bir karar değildi tabi.Sadece yine bu şarkıları dinliyorum, biraz erken dinleme fırsatım oldu da albümü… Her neyse işte yine bu şarkıları dinlerken, ilhamım gökyüzü ya benim – hani bakar kaybolurum – Yine bakına bakına yürüyorum, o ara bulutlara takıldım ki ben de cidden parçalı bulutlu bir havadaydım, denk geldi.Ayrıca o zaman tüm gün boyunca ikinci şarkıyı dinledim, yani başlığın ritmi o.

 Kimse bana bir sorun ya da sorumluluk yüklerken hazır olup olmadığımı sorgulamadı.Üzerime düşen kırılgan hikayelerle uyanmak zorunda kaldım bir gün.Ki sırf bu nedenle çok kişi kırıldı, o kadar hızlı kaldıramazdım sorunları.Büyüdüğümde ise kaldırabileceğim kadarını yüklenmiştim zaten.Yeni bir şeylere heveslenmektense, önce aynayla yüzleşmem gerekti.Aylar önce sübliminal mesaj gibi içimden kopmuş bunlar, şimdi gülerek okudum.Benim bir “Ben yazdım” serim var okuyanınız varsa bilirsiniz; bir kaç örnek yazasım var.

Hayatımın ortasına çakılmış bir kazık gibi, en büyük sorunum “yapamamazlık”.

Zincirim bu kazığa bağlı ve ancak onun “yeterli” dediği mesafe kadar gidebiliyorum.

Sürekli aynı yuvarlak içinde gezip, gidemediğim yerlere imreniyorum.

O kazığı söktüğüm anda başlayacak anlatmaya çalıştığım şeyler.

10 Temmuz ’14

Uykuyla aldattığım düşlerim var.

26 Haziran ’14

Her şey hazır,

Bir ben eksiğim…

22 Nisan ’14

Benim kelimelerim hep en değersiz kabul ediliyor hayatımda.

Kendi hayatımda istenmeyen adamım.

Bir insan kendi hayatından nasıl ayrılır ki ?

22 Mart ’14

Artık bedenen yorgunum,

Zihnen yorgun olmaya zamanım bile yok.

Bir otursam hayatımı yazacak kadar kelime birikti içimde,

Kalbimdeki inci izin vermiyor.

7 Mart ’14

Kimsenin geçmişi umrumda değil,

Yeter ki bana gelecek sormayın.

14 Ocak ’14

 Sanırım yeterli, bir önceki seneye geçme gereği görmedim.Emin olun orada da var böyleleri.Arada piyasa popçusu gibi bir şeyler de karalamışım ama neyin ne olduğu gayet iyi anlaşılıyor.Bunu neden böyle ortaya döktüm bilmiyorum, yapasım vardı belki de.Çünkü kafamın içinde o seslerle büyüdüm daha öncesinde de.Artık öyle çok mutsuz biri falan değilim, belkide kendime karşı kazandığım ufak zaferi belli etmişimdir kendime.Çünkü aylarca kendime biçtiğim “Batman Maskesi ve Altındaki Adam” rolü ilk defa bu kadar farklı anlamlara büründü.Maskenin altındaki sorunlar değişmeye, üzerinde ise bir hikaye inşa edilmeye başlandı ve maske incelmese bile şeffaflaştı.

 T.I.‘ın da söylediği gibi “God with me I’ma find my way.” Hep aynı hikaye, kimi takip ettiysem yoluna tuttuğu ışık aynı oldu.İçinde koruğun incinin yoluna verdiği aydınlık çok sorunun çözümüne yardımcı oluyor.Bunun dışında da bir dünyanın var olduğunu bilmek insana gerçekten çok huzur veriyor.

 Gitmeden; uzun süredir albüm almıyorum.Beni mutlu etmek isteyen büyük yürekli arkadaşlarıma sesleniyorum, siz ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz… 

 Teşekkürler

 SS&S

 Kemal 🙂

Bu arada ben bildiklerime görmeden inandım.

14 Eylül 2014

Merhaba;

 Bu sefer yazıyı uykuya tercih ettim.

aşk    Ar. ¤aş® 

a.Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, amor (II)

keşke    Far. k¥şki 

ünl. (ke’şke) Dilek anlatan cümlelerin başına getirilerek “ne olurdu” anlamında özlem veya pişmanlık bildiren bir söz, bari, keşki

 Yukarıdaki alıntılar bire bir TDK‘ya aittir öncelikle.Belgrad‘dan dün döndüm ve oradaki üşengeçliğime son vermem gerektiğini fark ettim.Çok fazla içime dalıyorum, nedenini farkındayım.Ama bu kadar dalgınlığın üzerine yazmazsam kendimi sapmış hissediyorum.Herkesin aşkları konusunda keşkeleri var,benim acaba hiç keşkem var mı diye girdim kendi kanıma en başında.

 Ben bana kendim için lazımım, şahsıma ait hikayelerimde pişmanlığa ve aşırılığa asla yer vermeme taraftarıyım.

 Bir ara gerçekten geçmişimde yapmasaydım dediğim pişmanlıklar varmış gibi hissettim, ya da aşırıya kaçmışlığım.Ama tek bir anda hissettiğim o nankörlük hissi beni vazgeçirdi.Hayatımda yeniden nefes aldığım her an mutluyum.Hayatımı cehennem yaptığım her aşırılığım bu günümü yarattı, her keşkeyle başlayan cümlem bu benim duvarlarını ördü.O yüzden keşkeleri dile getirmeye ihtiyacım yok.

 Beni bedenimden daha büyük yaratanla konuşmak ve düşünmek için hiçbirinizden yardım almama gerek olmayan bir hayatta, mutlu olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymak saçma olurdu zaten.Bu yüzden Hayyam okumaya başlamıştım; aşk de ve anlatmaya başla, tek aşırılığın onu düşünmek olsun.Gördüklerine inanmak için somut kanıtlar arıyorsan bul onu aşık ol, odağının değiştiğini hissedip kendine kavuşmak istersen de sarhoş ol ve yazmaya devam et.Ha şu an sarhoşum demiyorum, ama son on gün içerisinde bunları yazabilmek için çok sarhoş oldum.

 “Kemal neden umursamaz ?“ sorusunun cevabı hep anlattıklarımın içindeydi, en başından beri.Bana zarar vermek için veya bir şey anlatmak için tavır alanlar ya da bir şeyler yapmaya çalışanlar, beni mutlu etmeye çalışanların yanında tamamiyle değersizdir.O yüzden etrafımda çok fazla insan kalmadı veya o tavırlı ilişkilerinize giremiyorum.Ben böyle iyiyim, mutlu olmak için uğraşmıyorsak ilgilenmiyorum ve umursamıyorum.Anlayışsız bir insan değilim ama eğer bir şeyi anlamıyorsam ve diretiyorsam istemiyorumdur.

 Hangi yazımda söylemiştim hiç hatırlamıyorum ama, esas elimizde olmayan şey kaderi değil geçmişi değiştirmektir.Keşke çocuk yaşta aşık olmasaydım, yalan.Onun sayesinde gerçek aşkı bilerek büyüdüm.O rüzgarı unutturanı bulana kadar sakladım anlatılmaya hazır olan cümlelerimi, bardaktan taşanlarla iki senedir blog yazıyorum.Bence aşk bir duygu değil, varlığını öğrendiğin ilk andan sonra eksikliğini hissettiğin boşluktur.Büyüklüğü yoktur sen ne kadar varsan o kadardır ve sadece sevmeye yaramaz.Çünkü bu boşluğu beni bedenimden daha büyük yaratanla doldurdum ve bu benim en büyük derdim.Derdim kadar güçlü olsaydı bedenim her yazım böyle olurdu ama gördüğünüz gibi değil.

 Yazdıklarımı anlasınlar, beni okusunlar diye blog yazmaya başlamadım; o yüzden kusura bakmayın böyle bir yazı oldu.Ama anlattığım şey artık başkalarına kapılarımı kapattığım değil aksine içimdeki bu büyük boşluğu düşüncelerimle doldurduğumdur.Hala ve her zamanki gibi hayatıma aynı şekilde devam edebilirim çünkü şu anda yazdığım sadece o Batman Maskesinin altında kalana ait kelimeler.Yazının ilk paragrafında da dediğim gibi ”Ama bu kadar dalgınlığın üzerine yazmazsam kendimi sapmış hissediyorum”.

Bu arada ben bildiklerime görmeden inandım.

İyi geceler

SS&S

Kemal 🙂

Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.

24 Ağustos 2014

Yellow Chaw ft. Rochelle – Shotgun

Merhaba;

 Size yemin ederim şarkının adını bilmiyordum aylar sonra karşıma bugün çıktı hala ağlama arifesindeyim.Bu şarkıyı bulmak için neden daha fazla uğraşmamışım falan modundayım.Ben bu gece uyumam artık madem dinleyecek bir şey buldum… Sırf Rochelle‘in sesi için Hollanda’ya taşınma kararı aldım.Biraz abarttığımı farkındayım ama şu an bana sorsanız söylediğim her şeyi fazlasıyla hak ediyor,çünkü en aptal zamanlarda çalışırken; Şubat,Mart gibi kulaklarımda sürekli bu şarkı çalıyordu.Bir nevi şahsi kurtuluş, boğulurken alınan o ufak nefes gibi ferahlatıyordu.İnsan gerçekten ne durumda olursa olsun zihnine bir çıkış yolu, bir kaçış bulabiliyor.

 Neyse, kafamı toplayıp giriş yapmayı planlıyorum…

 Dün uzun bir süre yazı yazabilmek için klavye başına oturdum ve bekledim, olmadı.Yani konum vardı, hazırdı.Ancak o ara bir filme takıldım, telefonla uğraşmak daha tatlı geldi ve hiçbir şey yazamadım.Yazımın konusu yine minik ve kibar sebeplerdi.Yani tam olarak beni yansıtmayan daha çok bir şey anlattığım bir yazı olacaktı, ama yine o sebepler yüzünden yazamadım.O yüzden sorun yok, ama son konumuzdan devam edebiliriz.

 Geçen yazıda ağlamak üzere olan sinirli kızımızı ağlamış kabul ederek başlıyorum konuya, çocuk yine hatasını farkında ama konuşabilir durumda çünkü ilişki hayati tehlikeyi atlatmış.Benim en sevdiğim kısım budur, ilişkinin en güzel kısmı.Sert bi’ kavga edersin ve barışmadan önceki son bir kaç dakika, her güzel şey yeniden başlamak için ikiliden birinin sözlerini bekler.O mecburen söylenen sözler, çünkü barışmaya mecbursun; hayatın onsuz kısmına acemisin artık.Çoğunlukla en azından uzun bir sarılmayla sonlanan kavgalar… Bence tartışmalar iyi yönetildiğinde en kolay ve eğlenceli yakınlaşma çeşidi duygusal ilişkilerde.

 Ha ikidir kız olan kahramanımız ağlamak üzere veya ağlamış olarak betimlendi ama ben ağlanmasını hiç sevmem tartışmalarda.Özlediğiniz için ağlayın, sevdiğiniz için, mutlu olduğunuz için ağlayın.Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.İnsan istediğini yaptırmak için karşısındakini salak yerine koymamalı hiçbir şekilde.Yani yakın olmak için kavga edicez diye birbirimize olan saygımızı kaybetmeye de gerek yok, bundan bahsediyorum.Sonuçta birçok şeyi paylaştıktan sonra nefret derecesine gelsen bile ayrılırken kalbin acır halde ayrılıyorsun, o yüzden o saygı çok önemli.

 Bir buçuk sene önce yazdığım yazılara benzedi, paramparça bir yazı.Her paragraf başka bir konu bütünlük desen sıfır, kafam bu kadar mı dağılmış ya.Normalde kafamı toplayamadığımda yürüyüşe çıkardım ancak ona bile zamanım yok çalışırken.Neyse bir iki hafta sonra tatile gidiyorum büyük ihtimalle orada toplanır kafam.

Teşekkürler

SS&S

Kemal 🙂

Çok romantik biri olduğumu sanmıyorum, öyle ekstra duygusal da değilim.

19 Ağustos 2014

Kendrick Lamar – Swimming Pools

Merhaba;

 Çok fazla istekli oturmadım bilgisayar başına, maksadım üzerimdeki ölü toprağı gitsin.Bu uzaklık beni rahatsız etmeye başlamıştı.Esasen nedenim de yok ama yazmak için altından kalkarız heralde.

 Uyuşuk bir biçimde güvenme eksikliğim var.Aşık olmak istiyorum bazı filmleri izledikten sonra.Gözleri kıpkırmızı olmuş bir kadın, karşısındaki sorumsuz erkeğe sitem ederken onu kaybetmeye korktuğu için kıramıyor ya; erkek de bir o kadar korkuyor onu kaybetmekten ama sorumsuzluğu yüzünden o hale gelen bir konu var özür bile dileyemiyor.Onu istiyorum işte, kavgadan bir saat sonra mecburen alışkanlığım gibi tekrar birlikte olmak gibi.Çok romantik biri olduğumu sanmıyorum, öyle ekstra duygusal da değilim ama o yaratılan sahneler eksikliği hissettiriyor.

 Yazılarda da sürekli birinin saçlarında kaybolup boynunda uyanmak istedim.Neden ki, benim boynumda uyanılsa daha da iyi olabilirdi.Ama işte öz eleştiri geliyor burada; yaşadığım anı her detayıyla anlamaya çalışırken kendimden soğumama yol açıp aynalardan nefret eder kıvama geldim sanırım.Aynaya bakmayı sevmiyorum, ya günlük sorunları hatırlatıyor ya da şahsi problemleri.Neden benim boynumda uyanılsın ki bunu hak ettim mi diye başlayan bir soru silsilesi mesela.Devamında daha da çirkinleşen yorumlar…

 Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum… Öyle mutsuz falan değilim, aksine moralim gayet yüksekti.Bu tempoda çalışırken moralman çöküş beklerdim ama tatilcilerin evlerine dönmesine kadarki bunalımı iyi atan beynim şu anda ayakta ve moralimi en üst seviyede tutuyor.Ama o sahnelerdeki uyuşuk aşk eksikliği midir nedir artık, o çok bozuyor adamı.

 Düşük satışlı popçuların piyasadan para kazanmak için yaptığı şarkılara benzedi yazı.İçime sinmedi ne kadar içten olsa bile anlattığım şey.Anlatırken farklı olmak gerekiyormuş demek ki, neyse.Dediğim gibi aşk, sevgi, birliktelik falan bu yazının özeti.Zaten şu ara düşük karakterlerin bildiği başka da bir şey yok.Herkes ilişki veya karşı cins uzmanı…

Neyse,

 Dövme işinden yakın zaman dahilinde vazgeçtim.Sebebi ilk olarak Demet çizmekte gecikti, ikinci olarak da tatil planım doğrultusunda parasız kaldım.Zorlasam belki para bulurdum ama gerek yok şu an için.Bence bekleyebilir.Belki bundan sonraki yazım Black Widow için olur çünkü bir kaç parttan oluşan bir yazı planım var şimdiden merak etmeyenleri uyariyim, okumayın.Ve bu arada benle aynı tarzda dinleyip Kendrick Lamar sevmeyen birini ciddiye almıyorum bu aralar.

 Bitch don’t kill my vibe

Teşekkürler

SS&S

Kemal 🙂

Daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.

27 Temmuz 2014

Waves (Robin Schulz Remix) – Mr. Probz

Merhaba;

 Saatin gece yarısı olmasına kırk dakikası var.O sebeple bu günü halen yirmi yedi kabul edip, yazıma o tarihle başlıyorum.

  Yaz mevsiminin insanı olaraktan en boktan yazımı geçiriyorum.Hiç bir şey yapmadığım, evde olduğum için isyankar bir yazı yazmayı beklerdim kendimden.Ancak öyle bi’ havada değilim.Bizimkiler tatile gitti, malum sebep bayram… Evde yalnız kaldım.Normalde kime söylesem suratını yavşak bir gülüş alıyor, sanki ben istediklerimi yapmak için evin boş olmasını bekleyen biriymişim gibi.Evin bana kalması demek sorumluluk demek, istediklerini birinci elden yapmak demek; en kötüsü de Biber‘le uğraşmak demek.Bilmeyenler için Biber benim kedim, Pelin‘in kedisinin yavrusu falan.Öyle sevimli mi değil mi ben pek anlamam, anam babam istedi diye katlanıyorum.Bu sabahtan beri iki tane bardak kırdı… Ya sen nasıl bir hayvansın, boşta görülen bardak hobi olarak kırılır mı !? Her neyse, yatarken yanıma gelip uyandırması dışında sevmiyorum diyemem yine de.

 Yazı isyankar olmayacak derken ciddiydim, burada kesip bir şeyler anlatasım var.Yani en azından öyle hissediyorum.Öyle oturun oturun bak ne yazdım tribinde bir yazı değil baştan söylemeliyim.Minik ve kibar nedenlerim olmasa bambaşka bir yazı yazardım mesela, tatile gidemedim çok daraldım falan.Ama nedenler insana mutluluk verdiği gibi yazısını bile etkiliyor görüyorsunuz.O sebeple o düzeyde kendimi ve nedenlerimi mutlu etmeye çalıştığım bir yazı olacak.

 Şarkı seçimim bana güneş batarken izlediğim deniz manzaralarını hatırlattığı için yapıldı.Aşık olduğum manzaralardan biri.Kokusu, tadı, dokusu gibi nedenlerden dolayı unutamadığım anlarıma sonradan eklenmiş soundtracklerden biri.Eminim herkesin böyle anıları vardır ancak ben onları o anki gibi hatırlamak için yaşadığım anlarda bazı sabitler belirliyorum.Mesela 2009 yazında yürüdüğüm o caddede esen rüzgar gibi, ya da 2011 Ocak ayında o gece botlarımın adım attığında çıkardığı sesler gibi.Sonradan onlar totemleşip ulaşılmaz gibi görünseler bile onları öyle seviyorum.Mesela o andan sonra asla daha fazla sevemem rüzgarları gibi gelir.

 Biraz nankör, belki de biraz cahil cesareti barındıran bir hareket.O yüzden hep derim aşk rekor kırmaya benzer diye.Aynı o rüzgar gibi, daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.Aynı sebeple ilişkilerde tazeliği önemserim.Çünkü daha iyisini yaşadığını yaşarken anlarsın başlarken değil.Yola en mükemmeli olmak için çıkmakla olmaz o iş, yaşarken en mükemmeli olduğuna inanmak bunu görmek lazım.Zaten bir en mükemmelin varken “Bugün esecek rüzgar en mükemmelim olacak” diyemezsin.Ancak estiği anda en mükemmelin olacağını anlarsın.Rüzgara ya da açık tabirle aşka başka bir anlam kazandırır o günkü yolculuğun o zaman dersin artık benim totemim sensin diye.Alışkanlığımsın dersin, başardın “Bundan sonra esen her rüzgar bana önce seni hatırlatacak”.Bunun için ne zaman gerekir ne de fedakarlık sözleri.Gerekli olan tek şey bembeyaz görünen o yaşamak eylemidir.Önce birbirine doğru yolculuk yapmak, ona sıfat ararken aklını dolduran güzel fiillerden kurtulamamak gerekir.O anda istemsizce mükemmel kelimesi dökülür zaten sözlerinden.

 Hoş mu, değer mi, doğru mu bilmiyorum.Ama sonunu bilsen mükemmel olmayacağını biliyorum.Şu zamanlarda yani birkaç zamandır hiç bir şeyin sonunu sorgulamıyorum o yüzden.Biliyorum ki bana iyi hissettiriyor, şu anda başka bir şey yapmak içimden gelmiyor; o yüzden devam ediyorum.Ha eğer imkanım olmasaydı zaten başlamazdım bu işe yani ilk başta da kendine güvenme duygusu etkili oluyor.

 Neyse, şarkı sebebiyle çoğunluğu trans halinde yazılan bir yazı oldu.

 Zaman geleceği düşünene kadar ellerimden kayıp gidiyor.
 O yüzden nedensiz değil umursamazlığım.

 İyi geceler

 SS&S

 Kemal 🙂

Kendimce oturmuş bir şeyler çizmeye çalışırken; beceriksizliğimden utanan benliğim, zihnime küçük sinyaller eşliğinde “Beceriksiz, çizmeye çalışacağına yazsana” dedi.Hemen ardından zihnim çocuksu bir tavırla “Neden” diye sordu.Ve benliğim o anda dünyadaki en saçma cevabı verdi “Yazın nasılmış onu görürüz”.

                                                                        22 Temmuz ‘14

Merhaba;

        Yarak kürek bir kalemle yarak kürek bir yazıya başladım.Yazmak istediğimden, deliliğimden değil; sırf yazımı görmek için.Sanırım yazım da yarak kürek bir halde.Zaten o kadar köşeye tarih de atılmaz.İyice saçma bir hal aldı bu yazı.

        Madem bir saçmalıktır gidiyor… Bir şeyler anlatıyım diye ikinci paragrafa başladım.Ancak müzik dinlemediğimden dolayı içime bir yazma hevesi gelmedi.Siktiğimin yerinde müzik de olmasa külotlu çorapla asardım heralde kendimi.O kadar sevimsiz günler geçiriyorum yani.Yarak kürek bir hayatın yarak kürek günleri anlayacağınız.

        Son paragrafa gelince… Dövme yaptırmak istiyorum aklımda elmas şekli var.Çok umutluyum güzel bir şey olabilir.İlk kez buradan duyuruyorum.İlk bol küfür içerikli yazımın adı da Yarak Kürek olsun.

Teşekkür ederim

Kemal:)

Yazımı okuyamayan arkadaşlar için bire bir çevirdim.Hizmette sınır yok gördüğünüz gibi.Akşam akşam çok sıkılınca insan nelere sarıyor…

İyi geceler