Hafif alkollü olmak… Denize düşen yılana sarılır.

7 Haziran 2014

The Recipe – Kendrick Lamar ft. Dr. Dre

Merhaba;

 Hafif alkollü olmak… Bunun bir sarhoş yazısı olmasını çok isterdim ama değil.Ama bu şekilde bile yazı yazma isteği doğdu içimde.Yazı yazmak için gökyüzündeki renklere bakmama, bir şarkıda ilham aramama gerek kalmadan yazıya geçtim.Tabi şarkısız yazımın tadı tuzu olmayacağı için “mükemmel” bir şarkı açtım ki müziğim kafamın altında kalmasın diye.

 Ve şu paragrafı yazdıktan sonra iki paragraf yazdım sildim bir türlü ne yazacağıma karar veremedim.Yardımı dokunur diye sekiz tane şarkı değiştirdim hala aynı, beynim dondu, tribe girdim.

 Denize düşen yılana sarılır, aşk yazarız biz de gönülsüzce.Neden gönülsüzce; çünkü bu konu benimle artık aynı yolda bile yürümüyor.Benim ona olan inancım tam, tamamiyle güveniyorum aşka ve yaptırdıklarına.Ancak sanıyorum onun bana olan güveni diye bir şey kalmamış.Esasen çok kırıcı bir insan değilimdir, kendi içinde tavizler bile verebilen bir insanımdır.Ama aşk artık bana güvenmiyor.Olsun yaşarız yine, bensiz kalacak değil ya (!) 

 Eski günler yad etmek pek adetim değil ama konuya girince engellenemez bir üstünlükleri var bana karşı.Aşkla geçmiş birbirinden güç alıyor sanırım, hangisinden bahsetsem diğeri de aklıma geliyor.Mesela şu an sıfırım bu konuda, yokum yani benimle değil, aptalca ! Ama bu durumda bile aklıma geldiği zaman; evimi, güneşimi, nefesimi kaybetmiş gibi oluyorum.Aslında hiç terk etmediğin benliğini terk etmişsin gibi.Yaşadığım şeylere mecburum ama ben.Böyle bir insan yok çünkü, yani kimseye hissettiğim kadar değer vermedim.Bu sebeple benden okuduğunuz şeylerin çoğu sonradan yükselme hislerdir.Ama hisler gerçek, hani mükemmel bir kadeh almak gibi yaptığım.Kadehim mükemmel yani bir duygu var elimde, şarapları beğenip içemiyorum çünkü hiçbiri o bana göre değil.Ama sürekli eski kadehimle içtiğim şarapları anıyorum.

 Söylediğim kadar büyük bir aşk yok aslında, ya da ben asla o gördükleriniz gibi bir aşık olamam.Ama böyle bir his var ortada… Bir duygu boşluğu var kalıplaşmış, değer kazanmış.Hepimiz bunun üzerinde yaşıyoruz benim hayatımda.Saçma bir olgu.Geçmişte yaşanmış olayların üzerinden bu günüme yol veren kalıplaşmış, içten içe kısıtlayan hisler.

 Bununla ne yapılır bilmiyorum, kafam da karışık zaten şu son iki paragrafta anlaşılmıştır.Esasen şeker gibi yazardım… Ne diye içimi açtıysam.Ben bile sürekli kayboluyorum aynı yerde.Son Batman filminde bahsedilen maskelerden biri de bende var ya hani yıllardır.Onun arkası böyle ağır, gereksiz ve anlamsız cümlelerden oluşuyor.O sebeple maskem gerçek yüzümle farksız artık.Çok rahat çünkü zaten pek de yeni değil, o olmaya alıştım ve mutluyum.Maskenin altını ayakta tutan tek şey de Ömer Hayyam‘ın sevgilisi zaten.

 “Ruhumu ona ulaştırmayı inkar etseydim elim azapla karşılaşırdım.”

Kemal 🙂

Bana her şeyi unutturacak “o” biri çabuk gelse de, sadece yatağa yattığım ilk an aklıma gelse “şu”.

4 Nisan 2014

Chris Cornell – You Know My Name

Merhaba;

 Bu aralar her mesaja cevap vermeden “Tamam, anladım ben seni.” diyerek telefonu kapatma suretiyle elveda diyorum.Çünkü insanların yaşadıkları o şeyleri neden dert ettiklerini anlamıyorum.İnsanları kırmayı da sevmediğimden onlara işim varmış havası veriyorum.Ha doğru mu, üst düzey yanlış tabi ki.Ve neden bu kadar hızlı girdim yazıya, bilmiyorum.Sakin sakin başlamak varken böyle yırtık dondan fırlar gibi, olmadı.

 Neyse artık, çalan şarkı gördüğünüz üzre Chris Cornell’den.Bir Bond Filmi Soundtrack’i olması şarkıya hiç yoktan %20 puanlık bir artış vermiş.Sanırsam ki yanılmam diye tahmin ediyorum bu konuda Casino Royale’indi ve gerçek anlamda filme yakışmıştı.Çünkü film diğer Bond Filmlerinin yanında daha donanımlı bir filmdi.Daniel’ın ilk filmi olması sebebiyle hikayede bir mükemmellik çabasına girilmişti.Ancak filmde altta kalan bir şey vardı, Eva Green.Esasen Bond Kızlarına laf sallamam ama hikayede bu kadar çok söz sahibi olması hoş bir hareket değildi, ya da şöyle söyliyim “Bond ağlamaz” bu kadar basit.Allahtan serinin geriye kalan filmlerinde Bond’un façasını düzelttiler.Onun yüzünden çok şey kaybediyordu neredeyse.

– Bu işin sonu yeni bir Bond kitabı yazmaya varır.Ben şarkıyı Rosey – Love‘a çevirdim –

 Bu şarkı da nereden karşıma çıktıysa şimdi… Benim duygularımdan uzak bir yazım olamaz anladım ben bunu.Parmaklarımın ucunu kesmek istiyorum böyle hissedince işte.Onlar yüzünden unutamıyorum dudaklarını, çenesinden boynuna olan o yolu ve bel oyuntusunu.Hiç hissettiniz mi bilmiyorum, OF! cümleye çok istekli başlamıştım, nasıl anlatabilirim bilmiyorum.Kalbin hızlanır ama beynin artık huzuru hissedip uyuşmuştur ya.Kalbine göre çok hızlı nefes alıp vermen gerekirken, nefesinin yavaşladığı o an.Kokusuyla alakalı sanırsın ilk bütün o yaşadıklarının ama aslında dokunuşunda olduğunu fark edersin bütün sorumluluğun.Öyle bir şey işte… Şu iki cümleyi yazabilmek için tam on dakika direndim.İnsanın bütün enerjisini alıyor böyle hisler, kulaklarımda hala bu şarkı çalıyor.Bana her şeyi unutturacak “o” biri çabuk gelse de, sadece yatağa yattığım ilk an aklıma gelse “şu”.

 Aşk bu sefer geldiğinde uzun kal bende yine.Gerçekten sana sözüm.Hikayelerimi unutmak istiyorum, her şarkıda tekrar sarhoş olmaktan bıktım.Her aklıma geldiğinde mutluluğumu kaybedip, bunu anlayanlardan laf işitmekten de bıktım.Mümkünse gel uzun bir süre alıkoy beni.Bu hislerin başka bir sonu kalmadı çünkü.

 İşte yanlış şarkı seçimi adama böyle berbat yazı yazdırır.Bir ara Adana seyahatimi uzun uzun yazmayı planlıyorum.Ama onun öncesinde bu aptal yazımı telafi etmek için bir yazı daha yazabilirim, berbat hissediyorum.

 Gitmeden, bu şarkıda Rosey nasıl “before” diyor ona dikkat edin.Ve sonrasında sevgilinizin ismini bile o kadar içten söylemediğinizi hatırlayıp kahrolun.

 İyi geceler

Kemal 🙂