
Lemme take a selfie !
Boş vakitlerimizin boş anıları…
Boşluk huzurun başlangıcı.

Lemme take a selfie !
Boş vakitlerimizin boş anıları…
Boşluk huzurun başlangıcı.
Artık bedenen yorgunum,
Zihnen yorgun olmaya zamanım bile yok.
Bir otursam hayatımı yazacak kadar kelime birikti içimde,
Kalbimdeki inci izin vermiyor.

İşte tam olarak bu.
Aşk yaratır, Hayyam yazar, Kems okur ve hikaye başlar.
Dünyanın en zor yolu.
Ruhumdaki inci parlaklığını yitirmesin diye yalvarıyorum.
“Elimde değil” diyorum;
“Ben bile sen varsın diye varım” diyor.
Ruhum mu daha güçlü bedenim mi bilmiyorum.
Nefesimin dudaklarımdan kopuşu gibisin;
Benimsin, bende değilsin.
Sen yoksun,
Ben halen çırpınıyorum senin için.Attığım her adım başka bir hata,
Harcadığım her an bir boşluk için.Seni artık hissedemiyorum, benden ne istiyorsun bilmiyorum.
Anlamıyorsun, gerçekten çok zor.

Ufacıktım, Price Brosnan’dı sanırım o zaman 007;
Herkesin bir süperkahramanı olurdu,
Ben hep sen olmak isterdim Bond…
17 Ocak 2014
Raj Kapoor – Awara Hoon
Merhaba;
Ben eskiden edebi yönleri olan şeyler yazardım, çok üzülüyorum.Kendimi piyasa sanatçıları gibi hissediyorum, insanlar ne isterse onları veren, yaptığı işe özen göstermeyen.Alıntı yazmak gerçekten çok hoş ama uzun uzun yazarken o kafaya girmek, normal hayattaki benden dışarı çıkmak ve içimden geldiği gibi anlatmak; ben bunu özledim.Beğenilmek için yazmıyordum zaten, kim girdiyse kafama…
Öncesinde bu “değiştim” psikolojisiyle bi’ tarzım değişti, oysaki daha yeni yeni başlamıştım beni mutlu eden yazılara.İnsanları değiştirebilsem kendimi değiştirmeye çalışmazdım zaten.Neden anlattım ki size içimde yaşadıklarımı.Sonra da “alıntı” yazmak geldi içimden, o zaten bu kadar açtı yazılarla aramı.Tekrar söylüyorum alıntılar çok hoş yazılar ama uzun yazıyla arasındaki fark öpüşmekle sevişmek gibi, ikisi de sevmek ama farklı işte.
Beni bu düşüncelere daldıran kararlarımdan pişmanlık duyuyorum işte.Hata yaparak öğrenmeyi sevmiyorum, biliyorum insan ancak böyle büyür ama sonuçta kaybettiklerinin hiçbir suçu yok bu durumda.Geri dönüşüm yok, elimi uzatsam tutan yok ve artık kimseye “derdim var” deme hakkım yok.Aslında en acısı da bütün bunların boş olduğunu öğrenmek… Yalnızlığın tek kişilik olmadığını, bütün maskelerin düştüğü anda en altta kalanın tek birisi olmadığını öğrenmek.
Yalnız geldim ben bu dünyaya, öldüğümde de yalnız olacağım.Bunu unutmamak gerekiyor.Bedenden ayrılan ruhum yine yalnız doğacak ve yepyeni bir bedenle dost olacak, geriye kalan her şeyim yalan olacak.Ruhumun bilgeliği benimle kalacak, yeni şeyler öğrenmeye devam edecek.Ta ki nefesim için hapsolduğum bedenlere ihtiyacım kalmayana kadar, onunla bir olana kadar.
O sebeple insanlar ne demiş umrumda olamaz ben yaşarken.Onlar sevsin diye, “iyi” konuşsunlar diye çalışamam.Ama bunu öğrenmek için bu kadar saçmalamam gerekiyormuş.Hayyam der ya “Sen görenlerdensin, dünyanın seyrine dalma.” o hesap işte.
Peki ben ne diyorum veya ne istiyorum…
Bitsin istiyorum, gidelim istiyorum.Sürekli sabretmeye çalışıyorum, hayatımı kolaylaştıracak şeyler arıyorum.Yine Hayyam’ın dediği gibi:
Öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı.
Öteki cennete ya girer, ya giremezsin.
Orada bir yerde cennet olmadığını o da biliyor.Hepsi bu dünyada, bitene kadar buradayız.O sebeple fazla üstelemeyin, kan bürümüş gözlerinizi açmaya çalışın.Daha buradayız ve hayat her zaman adaletlidir.
Mutlu olmaya çalışın, zevkleri tadın, nefes alın.Yanında mutlu olduğunuzla olun, boşluğa doğru yürüyün.Şu ara istediğim de bu ya; bu şarkının eşliğinde akşama kadar yürümek onunla.Kışı koklayın, soğuğu hissedin.Güneşin denizin üzerinden batışı bu aylarda daha güzel olur; masmavi gökyüzü, maviden kırmızıya bütün renkleri sergiler, onu izleyin.
Mesela biri de gitmiş En-el Hak demiş, çok ilginç.
SS&S
Kemal 🙂
Bu dünyada beni en çok sen üzdün.
Bağırdın, söylendin, gittin.
Ve en kötüsü, bırakıp giderken sadece arkandan bakmamı istedin…
Ben yazdım
Keşke şu anda “gülmek” kavramını unutsam…
Zaten kullanmıyorum,
Benim için daha kolay olurdu.
Ben yazdım