Ulaşılacak saadete kaç kapı daha var?
Açtım açtım kapıları girdim,
Bomboş evlere vardım…
Yardım lazım bana şansım yaver sanma.
Hiç hoş değil gördüklerim ama,
Emin değilim her şey muamma.
Muamma…
Etiket: hayat
Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Hedef
Ve bitmişliğin resmiydim.
Kalan tek amacım, başka dil konuşulan bir yerde unutulmak ve yeni dokular tatmaktı.
Aklıma gelen cümleler ruh bakımından çok soluk.Hayata adapte edilmiş gibiyim “bir işe yarasın” dercesine.Düşünme, hissetme ve unut.
Zaman geçsin istiyorum, ama ne kadar geçince beni memnun edecek bilmiyorum.Hedefsizim, hedefsizleştirildim.
Ortaçağda fırtına sonucu okyanusta kaybolmuş bir gemi düşünün; kara var biliyorum, ama görmüyorum ve nerede bilmiyorum.
Sonuç olarak:
– Ölüyorum, suçlusunuz.
Çirkini öpmemişler ben zaten namusluyum demiş.
11 Ocak 2015
Cris Cab – Liar Liar ft. Pharrell
Merhaba;
Davulun sesi uzaktan hoş değil muazzam duyuluyor günümüzde.Sakın ha aldanmayın; bak, beğen, al, sonra “ay götüm ne çirkin şey bu”.Sıralama değişkensiz böyle.Sanatı toplum için yaparım ben diyen rap sanatçıları gibi bir sistem eleştirisi değil bu.Aksine sistemden aykırıyım ben ayağına yatan, dünyayı sevişerek kurtarmalıyız kafasındaki “bedenen namuslu” düşünürlerimize attığım bir taş.Dünyada bana en batan şey sanırım, yarım bilip tam konuşmaktır.Çirkini öpmemişler ben zaten namusluyum demiş.Yıllarca kimseden alamadığı söz hakkı yüzünden kendine bile ispat edemediği kişiliğinin yarattığı kompleksle kendini Kaf Dağına çıkarmak; ardından bu boşluğa iki kitap, iki filmle güzel kıyafetler giydirmek ve ilk yüz bulduğu anda karşımızda Ayn Rand edasıyla çıkmak çok büyük bir şey heralde.İçin boş ama konuşuyorsun ve bir de eleştiriyorsun.İnsanlara karşı susmayı çok severim ama böyleleri geldikçe konuşmamak için zor tutuyorum kendimi.Tamam biz zaten büyük felsefeci ya da kendilerini hayatları dışında başka bir şeye adayan insanlar değiliz, ama sen bizim yanımızda bile hiçsin.Kendine bile adayamadığın bir hayat sür, sonra ben Fransızca öğrendim çok kültürlüyüm de, yersen.
Rap demişken şu “diss” tadındaki paragrafımı, gün olur da beni okuyan bir rap meraklısı olursa ona adıyorum.Gerçekten nefreti açıkça dile getirmek inanılmaz denge isteyen bir işmiş.Bir anda konudan uzaklaşıp küfür etmeye devam etmek istiyor insan.Ama düşün düşün içinde göm hırslarını, bir yere kadar.Kimseye belli etme eyvallah ama arada buraya sitem etme lüksüm de olsun yani.Neyse nabzı düşürüp geyik yapmaya devam edebiliriz.
Geçen gün Son Umut’u izledim, çok beğendim.Yani sinema eleştirmeni gözüyle buraya on sayfa hikaye yazsam kime katkı sağlar şu saatten sonra.Bizi gayet memnun etmesi gereken bir film olmuş.Sanki hepimiz eleştirmen olarak doğduk şu hayata.Sevimsiz sevimsiz okuyucuyu kırmaya yönelik eleştiriler falan, hiç hoş olmuyor.Zaten ligler de tatile girdi.İyice moral olarak yerlerdeyim.Futbol takip etmeyen insan eksiktir, ötesi yok.Eğer sen sinema, edebiyat takip edebiliyorsan şu coğrafya içinde her şekilde futbol takip etmek durumundasın.Ha diğer sporları anlarım ilgi hikayesidir ama futbol bu ülkede vatandaş olan her insanın dile getirilmemiş sorunlarının çaresidir.Düğünler gibi; bayramlar olarak düşündüm ilk ama bayram fazla soğuk kalır futbol yanında, aynı düğün gibi.Dün gece sevgilinden ayrılırsın ertesi akşam halay başındasındır, dün gece sevgilinden ayrılırsın ertesi akşam yetmişinci dakikada gelen penaltı golüyle dünyanın en mutlu insanı.Ev kirasıyla bahis oynayan babalardan feyz alın.Yaptıklarını yapın demiyorum tabi ki ama hiçbir şekilde dile getirilemeyen sorunların çözüm umudunu besler futbol.Unutmayın ki şu milletin övündüğü iki ruh vardır; 1915 Çanakkale Ruhu, 2000 Galatasaray Ruhu.Tabi bunlar teşbih öyle pek ciddiye de almayın.Ama futbolu takip edin.
Yavaş yavaş yazının kapanışına yaklaşıyorum.Güzel iki paragraf yazdım, öyle hissediyorum.Ne egoistlik ama 🙂 Bakalım günün birinde tam olarak kendi değerimi bilebilecek miyim… İnsan yapmadığı şeyi büyüttüğü gibi yaptığını da aşağılaştırıyor bazen.İşte onu arada yapıyorum ben.İnsanlar da hiçbir şey yapmadan övününce önüme gelip, o yukarıdaki paragraf ortaya çıkıyor işte.Yoksa yakaladım biraz taş atiyim kafasında değilim, cidden nefretim varmış.
Şarkı güzel, dinlemenizi tabi ki tavsiye ediyorum.Giderayak iyi geceler hepinize, yazıyı yazarken ertesi gün olmuş bak.Ben de yatarım az sonra.
SS&S
Kemal 🙂
Evet, bu başımdaki kavak yellerinin esintisiyle dalgalanan isyan bayrakları olabilir.
26 Kasım 2014
–
Merhabalar;
Derdimi konuşarak anlatamadığım gerekçesiyle bir arkadaşımın ricası üzerine yazı yazmaya oturdum, saat 02.22 tam şu anda.
Mutsuz değilim öncelikle, ancak sorulsa “Mutlu musun ?” sorusuna da mutsuz değilim cevabını verirdim.Bu ara bir şekilde çok içki içiyorum ve bazen sarhoş oluyorum.O haldeyken yaşadığım sorumsuzluk yüzünden hastayım, soğuk almışım ve bildiğin sorumsuzluklarım yüzünden iyileşemiyorum.Hasta gibi yaşamayı bilmediğim için bu durumda kendimi rahat hissetmiyorum.İnsanlar gerçekten hastalıkta bile tarzlarını konuşturabiliyorlar bense sadece çirkinim.
Tabi ki anlatamadığım ve beni seven bir iki kişiyi meraka düşüren şey kıçı kırık hastalığım değil.Hayatımdaki veya genel olarak etraftaki kocaman belirsizlik.Amaçsızız ve savunmasızız… Bunu bütün dünya insanları beni dinlesin, bir bildirimim var diyerek yazmıyorum; kendimden, ailemden ve bir açıdan da yakın çevremden bahsediyorum.Tamam belki çok güçlüyüz düşünce olarak, ve kendimizce bir hayat görüşümüz de var olabilir.Ama mutluluğumuz için zamanla yarıştığımız bir amacımız yok.İyi olalım; hayat bir şeyler getirsin, o geldiği zaman o düzene uyum sağlayalım ve mutlu olmayı bekleyelim.Yani imkansızlıkları aslında hayatın düzeniymiş gibi yaşayalım.
Bir şeyler olacak diyerek yaşıyoruz, o güzel şey olacak ve biz mutlu olacağız.Bir şeyleri oldurmak için yaşamıyoruz.Mezun olup, yüksek lisans yapıp, askere gittikten sonra lastik patlar ve şoför de atlarsa hayallerimiz için bir şeyler yapmaya veya mutlu yaşamaya hakkımız olur.Eğer sen bugün mutlu olmaya çalışırsan veya hoşuna giden bir şeyi oldurmak için zaman, para gibi kaynakları harcarsan sorumsuz bir insansın.Neden, çünkü öyle; şu anda sırası değil.İstisnasız açıklıyorum sizi en çok seven insanlar; aileniz, en yakın arkadaşlarınız veya sizi tanıyan kişilerin hepsi sizi yadırgar.Sistem dışı bir olgu olursunuz.Peki ne zaman bunun sırası (!) İmkansızlıkların arasında hayata karşı savunmasız ve amaçsız yaşamaya o kadar alışılmış ki uyuşuk vaziyette modayı takip ediyoruz.Ekonomik veya akademik rahatlığı hedeflemeyen her hayal için tek cevap “şu anda sırası mı bunun”.
Çok umursamazım ve çok rahatım.Bu bile sistem dışı ve iğnelenmesi gereken kötü bir özellik.En bağımsız hayallerimi kurabildiğim tek dönemimde, istediğimle uğraşamazsam hiçbir şeyle uğraşmam.Evet, bu başımdaki kavak yellerinin esintisiyle dalgalanan isyan bayrakları olabilir.Sanırım en güzel cümle bu olur bu durum hakkında.
Umursamadığım için mutsuz değilim, en net özet de bu sanırım.Kendi şansıma ve onu bana verene güvenerek yaşamayı seviyorum, bana huzur ve mutluluk veriyor.O yüzden sorun yok ben anlatmadan da yaşayabilirim.
Saat 03.37 şu anda.Dıştan inandıklarınız kabusunuz olduğunda içten inandıklarınız uykusuzlukta huzur bulabiliyor.Diye yazıp ilahi ve edebi bitirelim kendimizce hadi.
İyi Geceler
Kemal 🙂
Two beer or not two beer
Bu edebiyatı yapmazsam ölürüm;
Bu dünyadaki en güzel şey iki bira, istisnasız.Ne kokar ne bulaşır, sarhoş olmana veya çakır keyif olmana gerek yok; gülmesen bile olur.Ama o iki birayı iç… Evine giden son trene binenlerle tanışmak gibi, hayatındaki en dengeli ekibi yasamak gibi ya da hiç olmadı kraliçelerini özelleştirmek gibi bir şey.
Tabi sonrasında kendine gelirken gölgeni donduran rüzgarlara göğüs germek de var.Hayatın o kadar güzel olmamasının altından kalkmak.
Olsun yine de, iki bira özel.
İyi geceler
Cennetten Gelen Sesler ve Hava Parçalı Bulutlu
28 Ekim 2014
Oh Yeah – T.I. ft. Pharrell
About My Issue – T.I. ft. Victoria Monet & Nipsey Hussle
Merhaba;
O kadar uzun süredir güzel müzik dinlemiyorum ki şu albüm çıktı çıkalı cennetten gelen seslere bağımlı hale geldim.Sanki yıllardır bildiğim şarkıları dinler gibiyim, şimdiden klasik oldular.On üzerinden on değil belki ama kesinlikle sekizi hak edip dokuza göz kırpan bir albüm.Zaten hislerini sözlere aktarma konusunda sorunu olmayan biriydi T.I. yanına Pharrell‘i alınca ortaya çıkan her şey isimlerini tekrar kanıtladı.Öyle ki yazıya başlarken karar veremedim hangi şarkıyı seçsem diye, sonunda baktım olacak gibi değil iki şarkıyla bıraktım.
Uzun süredir yazı yazmıyorum, o oldu bu oldu konusuna girmiyorum.Neden yazmadığım konusunda en ufak bir fikrim yok çünkü yazamadım, olmadı.Hani beklersin olmaz, zorlarsın daha beter edersin; durup dururken lan bi’ deniyim diye başlarsın ya, onun gibi bir şey işte.
Anlatacak hikayem çok fazla ama konuya nasıl girmem gerektiğini bilmiyorum, o sebeple lafı ağzımda geveliyorum; iki paragraf geçiştirdim dolu görünsün diye 🙂 Şaka bir yana başlayabilirim sanırım.
Yazının başlığını iki hafta önce belirledim, evet tam iki hafta oldu.Konu bile yoktu kafamda.Yine bir dar vaktimde yürürken müzik dinliyorum nabzım düşsün diye, kendi kendime aklıma yazı geldi ve direk “Başlığım Cennetten Gelen Sesler ve Hava Parçalı Bulutlu” olacak dedim.Öyle ekstrem bir karar değildi tabi.Sadece yine bu şarkıları dinliyorum, biraz erken dinleme fırsatım oldu da albümü… Her neyse işte yine bu şarkıları dinlerken, ilhamım gökyüzü ya benim – hani bakar kaybolurum – Yine bakına bakına yürüyorum, o ara bulutlara takıldım ki ben de cidden parçalı bulutlu bir havadaydım, denk geldi.Ayrıca o zaman tüm gün boyunca ikinci şarkıyı dinledim, yani başlığın ritmi o.
Kimse bana bir sorun ya da sorumluluk yüklerken hazır olup olmadığımı sorgulamadı.Üzerime düşen kırılgan hikayelerle uyanmak zorunda kaldım bir gün.Ki sırf bu nedenle çok kişi kırıldı, o kadar hızlı kaldıramazdım sorunları.Büyüdüğümde ise kaldırabileceğim kadarını yüklenmiştim zaten.Yeni bir şeylere heveslenmektense, önce aynayla yüzleşmem gerekti.Aylar önce sübliminal mesaj gibi içimden kopmuş bunlar, şimdi gülerek okudum.Benim bir “Ben yazdım” serim var okuyanınız varsa bilirsiniz; bir kaç örnek yazasım var.
Hayatımın ortasına çakılmış bir kazık gibi, en büyük sorunum “yapamamazlık”.
Zincirim bu kazığa bağlı ve ancak onun “yeterli” dediği mesafe kadar gidebiliyorum.
Sürekli aynı yuvarlak içinde gezip, gidemediğim yerlere imreniyorum.
O kazığı söktüğüm anda başlayacak anlatmaya çalıştığım şeyler.
10 Temmuz ’14
Uykuyla aldattığım düşlerim var.
26 Haziran ’14
Her şey hazır,
Bir ben eksiğim…
22 Nisan ’14
Benim kelimelerim hep en değersiz kabul ediliyor hayatımda.
Kendi hayatımda istenmeyen adamım.
Bir insan kendi hayatından nasıl ayrılır ki ?
22 Mart ’14
Artık bedenen yorgunum,
Zihnen yorgun olmaya zamanım bile yok.
Bir otursam hayatımı yazacak kadar kelime birikti içimde,
Kalbimdeki inci izin vermiyor.
7 Mart ’14
Kimsenin geçmişi umrumda değil,
Yeter ki bana gelecek sormayın.
14 Ocak ’14
Sanırım yeterli, bir önceki seneye geçme gereği görmedim.Emin olun orada da var böyleleri.Arada piyasa popçusu gibi bir şeyler de karalamışım ama neyin ne olduğu gayet iyi anlaşılıyor.Bunu neden böyle ortaya döktüm bilmiyorum, yapasım vardı belki de.Çünkü kafamın içinde o seslerle büyüdüm daha öncesinde de.Artık öyle çok mutsuz biri falan değilim, belkide kendime karşı kazandığım ufak zaferi belli etmişimdir kendime.Çünkü aylarca kendime biçtiğim “Batman Maskesi ve Altındaki Adam” rolü ilk defa bu kadar farklı anlamlara büründü.Maskenin altındaki sorunlar değişmeye, üzerinde ise bir hikaye inşa edilmeye başlandı ve maske incelmese bile şeffaflaştı.
T.I.‘ın da söylediği gibi “God with me I’ma find my way.” Hep aynı hikaye, kimi takip ettiysem yoluna tuttuğu ışık aynı oldu.İçinde koruğun incinin yoluna verdiği aydınlık çok sorunun çözümüne yardımcı oluyor.Bunun dışında da bir dünyanın var olduğunu bilmek insana gerçekten çok huzur veriyor.
Gitmeden; uzun süredir albüm almıyorum.Beni mutlu etmek isteyen büyük yürekli arkadaşlarıma sesleniyorum, siz ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz…
Teşekkürler
SS&S
Kemal 🙂
Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.
24 Ağustos 2014
Yellow Chaw ft. Rochelle – Shotgun
Merhaba;
Size yemin ederim şarkının adını bilmiyordum aylar sonra karşıma bugün çıktı hala ağlama arifesindeyim.Bu şarkıyı bulmak için neden daha fazla uğraşmamışım falan modundayım.Ben bu gece uyumam artık madem dinleyecek bir şey buldum… Sırf Rochelle‘in sesi için Hollanda’ya taşınma kararı aldım.Biraz abarttığımı farkındayım ama şu an bana sorsanız söylediğim her şeyi fazlasıyla hak ediyor,çünkü en aptal zamanlarda çalışırken; Şubat,Mart gibi kulaklarımda sürekli bu şarkı çalıyordu.Bir nevi şahsi kurtuluş, boğulurken alınan o ufak nefes gibi ferahlatıyordu.İnsan gerçekten ne durumda olursa olsun zihnine bir çıkış yolu, bir kaçış bulabiliyor.
Neyse, kafamı toplayıp giriş yapmayı planlıyorum…
Dün uzun bir süre yazı yazabilmek için klavye başına oturdum ve bekledim, olmadı.Yani konum vardı, hazırdı.Ancak o ara bir filme takıldım, telefonla uğraşmak daha tatlı geldi ve hiçbir şey yazamadım.Yazımın konusu yine minik ve kibar sebeplerdi.Yani tam olarak beni yansıtmayan daha çok bir şey anlattığım bir yazı olacaktı, ama yine o sebepler yüzünden yazamadım.O yüzden sorun yok, ama son konumuzdan devam edebiliriz.
Geçen yazıda ağlamak üzere olan sinirli kızımızı ağlamış kabul ederek başlıyorum konuya, çocuk yine hatasını farkında ama konuşabilir durumda çünkü ilişki hayati tehlikeyi atlatmış.Benim en sevdiğim kısım budur, ilişkinin en güzel kısmı.Sert bi’ kavga edersin ve barışmadan önceki son bir kaç dakika, her güzel şey yeniden başlamak için ikiliden birinin sözlerini bekler.O mecburen söylenen sözler, çünkü barışmaya mecbursun; hayatın onsuz kısmına acemisin artık.Çoğunlukla en azından uzun bir sarılmayla sonlanan kavgalar… Bence tartışmalar iyi yönetildiğinde en kolay ve eğlenceli yakınlaşma çeşidi duygusal ilişkilerde.
Ha ikidir kız olan kahramanımız ağlamak üzere veya ağlamış olarak betimlendi ama ben ağlanmasını hiç sevmem tartışmalarda.Özlediğiniz için ağlayın, sevdiğiniz için, mutlu olduğunuz için ağlayın.Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.İnsan istediğini yaptırmak için karşısındakini salak yerine koymamalı hiçbir şekilde.Yani yakın olmak için kavga edicez diye birbirimize olan saygımızı kaybetmeye de gerek yok, bundan bahsediyorum.Sonuçta birçok şeyi paylaştıktan sonra nefret derecesine gelsen bile ayrılırken kalbin acır halde ayrılıyorsun, o yüzden o saygı çok önemli.
Bir buçuk sene önce yazdığım yazılara benzedi, paramparça bir yazı.Her paragraf başka bir konu bütünlük desen sıfır, kafam bu kadar mı dağılmış ya.Normalde kafamı toplayamadığımda yürüyüşe çıkardım ancak ona bile zamanım yok çalışırken.Neyse bir iki hafta sonra tatile gidiyorum büyük ihtimalle orada toplanır kafam.
Teşekkürler
SS&S
Kemal 🙂

Kendimce oturmuş bir şeyler çizmeye çalışırken; beceriksizliğimden utanan benliğim, zihnime küçük sinyaller eşliğinde “Beceriksiz, çizmeye çalışacağına yazsana” dedi.Hemen ardından zihnim çocuksu bir tavırla “Neden” diye sordu.Ve benliğim o anda dünyadaki en saçma cevabı verdi “Yazın nasılmış onu görürüz”.
22 Temmuz ‘14
Merhaba;
Yarak kürek bir kalemle yarak kürek bir yazıya başladım.Yazmak istediğimden, deliliğimden değil; sırf yazımı görmek için.Sanırım yazım da yarak kürek bir halde.Zaten o kadar köşeye tarih de atılmaz.İyice saçma bir hal aldı bu yazı.
Madem bir saçmalıktır gidiyor… Bir şeyler anlatıyım diye ikinci paragrafa başladım.Ancak müzik dinlemediğimden dolayı içime bir yazma hevesi gelmedi.Siktiğimin yerinde müzik de olmasa külotlu çorapla asardım heralde kendimi.O kadar sevimsiz günler geçiriyorum yani.Yarak kürek bir hayatın yarak kürek günleri anlayacağınız.
Son paragrafa gelince… Dövme yaptırmak istiyorum aklımda elmas şekli var.Çok umutluyum güzel bir şey olabilir.İlk kez buradan duyuruyorum.İlk bol küfür içerikli yazımın adı da Yarak Kürek olsun.
Teşekkür ederim
Kemal:)
Yazımı okuyamayan arkadaşlar için bire bir çevirdim.Hizmette sınır yok gördüğünüz gibi.Akşam akşam çok sıkılınca insan nelere sarıyor…
İyi geceler
Yaşadıklarınızdan sonra yeni bir din yarattık,
Altına da ölüm yazdık.
Çıkmamış candan ümit kesilmez dediler ya;
Biz onu diyeni de aldık.
Hayatımın ortasına çakılmış bir kazık gibi, en büyük sorunum “yapamamazlık”.
Zincirim bu kazığa bağlı ve ancak onun “yeterli” dediği mesafe kadar gidebiliyorum.
Sürekli aynı yuvarlak içinde gezip, gidemediğim yerlere imreniyorum.
O kazığı söktüğüm anda başlayacak anlatmaya çalıştığım şeyler.