Her ne olursa olsun, evlenseniz bile akşam kafanızı yastığa koyduğunuzda aklınıza ilk o gelecek.

25 Mart 2014

American Boy – Estelle ft. Kanye West

Merhaba;

Altı sene olmuş American Boy yayınlanalı.Eminim bir tek Estelle‘in umrundadır, bir de benim.O şarkı çıktığında ben kendimi ilk kez müzik arşivcisi ilan etmiştim.Tabi ki ondan önce ilgilendiğim sanatçılar ve albümler vardı ancak o albümü baştan sona inceleyince, böyle burnumda hafif bir kalkma olmuştu.Zaten ya yedinci ya sekizinci sınıfa gidiyorum hava atıp kendimi ispat etmem lazım aklımca.Aynı albümde Wait A Minute ve Sean Paul‘ün eşlik ettiği inanılmaz Come Over vardı.Güzel albümdü…

Estelle demişken benim onunla alakalı çok ilginç bir hikayem veya bir düşüncem vardı.Şimdi o zamanlar ben yine tekrar tekrar bu üç şarkıyı dinliyorum, dinleyenler bilir Estelle‘in inanılmaz karakteristik bir sesi vardır.Neyse böyle ince ince işliyor yine ruhuma o şarkılar.Bende yeni yeni aşkın ne olduğunu kavramaya, ilişkilerin güvenli şeyler olmadıklarına inanmaya başlıyorum.Kendi kendime “Eminim bu Estelle’in hiç sevgilisi olmamıştır.” dedim.Şimdi bile kendime bunu neden söylediğimi anlattığımda gülüyorum.Nedeni şu bakın; o dönem bir kız arkadaşım var sürekli ağlıyor, sürekli kavga ediyoruz… Bir erkeğin tadına bakan kadın hiç bir şekilde bu sese sahip olamaz diyorum kendi kendime.Çünkü tam o zamanlar fark etmişim ilişkilerin insanları nasıl değiştirdiğini.Belli ki o hiç kavga etmemiş, üzmemiş, üzülmemiş, inadına kendini değiştirmemiş yani.Hala aynı doğallığıyla söylemeye devam ediyor, aşk kanına hiç girmemiş.

Aşk konusunda hala kendimle çelişirim.Bazen insan bir kere aşık olur derim, bazen aşk her şeyi unutturup seni başka hayata sokandır birden fazla yaşabilirsin derim.Ama hep inandığım ortak bir doğrum var, coğrafya öğretmenim lisede söylemişti bunu “Her ne olursa olsun, evlenseniz bile akşam kafanızı yastığa koyduğunuzda aklınıza ilk o gelecek.” Evet, bu doğru ve buna koşulsuz bir inanç besliyorum içimde.Yarın bir gün kendimi kaybedercesine aşık olup, gözümü kör eden o kadınla evlenebilsem bile, ikinci gece yatağa yattığımda aklıma ilk gelecek kişiyi tanıyorum.Ve bu o kadar sinir bozucu bir olgu ki; onun gitmesini istedim, gitti diye sevindim ve hala doğru kararı verdiğimi biliyorum, ama gelin görün ki oluru yok.Bunun yaşanacağını biliyorum.

Kendimi tanıyorum bu konuda, hani bazı şeyler sizin özelliğiniz olur ya o da öyle bir şey işte.Nasıl ki kırmızıyı seviyorsam, tarih okuyorsam, müzik dinliyorsam ya da James Bond izliyorsam; onu da içimde besliyorum öyle… Hani bu ona hayatımı adadığımdan falan değil, bunun böyle olması gerektiğinden, hatıralarımın ilki o olduğundan.

-Çok özür diliyorum, American Boy‘dan sonra benim için hep Ava Leigh – La La La gelir.Bu sebeple o çalıyor şu an.Sanırım aralarında yalnızca bir sene ya da birkaç ay var, dolayısıyla aynı hislerin şarkıları.-

Sevimsiz hisler bunlar ama…İnsan kendine çok kötülük yapıyor, kendinden önce seni düşünen biri olsun istiyor.Bizimkisi ne sanki, çocuk yaşta aşık olduk; çocuk oyuncağı oldu elimizde nefret ettik, korktuk.Neyse burada sitem etmek hoşuma gitmiyor bu şekilde.Bilirsiniz genelde mutlu bir insanım ama gecenin bu saatinde bu şarkıları yakalayınca hiç yakışıklı olmadı… 

Yarın nasıl bir güne uyanırız artık bilmiyorum ama her ne olursa olsun daha tecrübeli uyandığımız kesin.Benim yüzüm yine gülecek, yine mutlu olacağım.Çünkü mutlu olmayı seviyorum ve bunun için çalışıyorum.İnsan istediği kadarını yaşar sonuçta.

Son olarak Hayyam der ki;

Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Aşık olduğun kişiye “Sana hayallerini verdim !” gibi ağır bir cümleyi söylemek, ona o kadar kızmak ve ayrılamamak; güzel şeyler tabi ilişkiler.

21 Mart 2014

I Don’t Care – Ricky Martin

Merhaba;

 Sanırsam tam olarak 63 gün önce yazı yazdım.Saydın mı derseniz cevabım “kısmen” gibi aptal bir cevap olur.Her günün her saati yeltenmişimdir yazı yazmaya, bu zamanaymış ihale…

 Tüm bu zaman boyunca işe başladım, arkadaşlarım değişti, Adana’ya gittim geldim ve bir sürü şey yaşadım.Açıkçası yazamamamın nedeni de bu denli yoğunluk.Bahaneleri sevmem çünkü değersizlerdir ama bu böyle.İş ve okul aynı anda pek sağlıklı işlemiyor, benden çok şey alıyor.Sonucu nereye gider veya daha ne kadar gider hiçbir fikrim yok.Bana çok şeyler kazandırmasını göz ardı edemem ama çok şey götürüyor.Bütün bu gürültünün içinde kendime ait sadece bir günüm var, o da Cuma.Böyle kıyamadığım sevgilim gibi, hep en sevdiklerimle dolduruyorum.Sakin, dolu ve eğlenceli geçirmeye çalışıyorum.Ve büyük ölçüde başarı yakalıyorum.

 Havada benim için bir aşk kokusu var sanki, sonuçta bahar ayları geldi tehlike arıyor insan.Gerçekten arıyorum, çünkü yıllardır “arkadaş” diyorum, bir avuç insan kaldı beni düşünen.Bu kadar fanatik davranacağıma bir hanım arkadaşımıza ilgimi belli ederdim, şimdiye evlenirdik… İşin şakası bu, tabi ki değişmedim; hala aynı benim, beklentiyle arası hiç iyi olmayan.Ancak biri tarafından ilgi ve sevgi görmenin tadı unutulmuyor, aranıyor.Her zaman kafamda bir Takin’ Back My Love klibi oynuyor, ufaktan gözlerim Ciara‘mı arıyor.O kavga hayaldir benim için, aşık olduğun kişiye “Sana hayallerini verdim !” gibi ağır bir cümleyi söylemek, ona o kadar kızmak ve ayrılamamak; güzel şeyler tabi ilişkiler.

Dayanamadım açtım Takin’ Back My Love – Enrique Iglesias ft. Ciara

 Onlarca kere söyledim artı buraya da yazdım eğer Rihanna bir iki sene geç kalsaydı şu anda Ciara vardı onun yerinde benim için.O kadar iddialı hayranıyım… “Aşkımı geri alıyorum” vay be lafa bak, gerçekten yaralayıcı sözler yazıyorlar.

 O kadar çok müzik dinliyorum ki artık hayallerimi ve tepkilerimi de şarkılar ve klipler üzerinden vermeye başladım.Artık benim için Beyonce’nin End of Time sevgilime söyleyeceğim sözler, Keri Hilson – Knock You Down kavga sonrası tepkilerim, ayrılık sonrası başta dinlediğim I Don’t Care gibi… Buna yalnızlık dedim bir ara çünkü ikili ilişkiler kurmada başta çok tutuk davranıyorum şu sıralar.Ama baktım alakası yok manyak gibi insanlarla konuşmak yerine her yerde kulaklık takarsam sonuç böyle oluyor.Pişman mıyım ? Asla, sonuçta orta okuldan beri albüm biriktiren, onlar hakkında araştırma yapan bir yapıda olduğu için beynim; artık doymuyor dinlediklerimle.İkili ilişkileri de uzun süredir beceremiyorum zaten sürekli arkadaş kaybediyorum, zorlanmıyorum o yüzden yalnızlıkta.Bizim bu oğlanlar, kızlar yetiyor; çok mutlu ediyorlar beni.

 Bak ya konu yine nerden nereye geldi.Twitter’da kapanıyor zaten.Buraya doğru bir yoğunluk bekliyorum, Allahım korur bizi inanıyorum.Geleceklerin huzurumuzu kaçırmasından korkuyorum.İçindeki dostu bulduktan sonra yalnızlık her daim huzurdur.Yanına iki kişi de eklersen de hayatında daha fazla insana ihtiyacın kalmaz.

 Esen rüzgardan bile zevk almaya, onunla mutlu olmaya bakın; yoksa vakit çok zor geçiyor.Ve her zaman yazarım yazılarımın altına:

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Bedenden ayrılan ruhum yine yalnız doğacak ve yepyeni bir bedenle dost olacak, geriye kalan her şeyim yalan olacak.

17 Ocak 2014

Raj Kapoor – Awara Hoon

Merhaba;

 Ben eskiden edebi yönleri olan şeyler yazardım, çok üzülüyorum.Kendimi piyasa sanatçıları gibi hissediyorum, insanlar ne isterse onları veren, yaptığı işe özen göstermeyen.Alıntı yazmak gerçekten çok hoş ama uzun uzun yazarken o kafaya girmek, normal hayattaki benden dışarı çıkmak ve içimden geldiği gibi anlatmak; ben bunu özledim.Beğenilmek için yazmıyordum zaten, kim girdiyse kafama…

 Öncesinde bu “değiştim” psikolojisiyle bi’ tarzım değişti, oysaki daha yeni yeni başlamıştım beni mutlu eden yazılara.İnsanları değiştirebilsem kendimi değiştirmeye çalışmazdım zaten.Neden anlattım ki size içimde yaşadıklarımı.Sonra da “alıntı” yazmak geldi içimden, o zaten bu kadar açtı yazılarla aramı.Tekrar söylüyorum alıntılar çok hoş yazılar ama uzun yazıyla arasındaki fark öpüşmekle sevişmek gibi, ikisi de sevmek ama farklı işte.

 Beni bu düşüncelere daldıran kararlarımdan pişmanlık duyuyorum işte.Hata yaparak öğrenmeyi sevmiyorum, biliyorum insan ancak böyle büyür ama sonuçta kaybettiklerinin hiçbir suçu yok bu durumda.Geri dönüşüm yok, elimi uzatsam tutan yok ve artık kimseye “derdim var” deme hakkım yok.Aslında en acısı da bütün bunların boş olduğunu öğrenmek… Yalnızlığın tek kişilik olmadığını, bütün maskelerin düştüğü anda en altta kalanın tek birisi olmadığını öğrenmek.

 Yalnız geldim ben bu dünyaya, öldüğümde de yalnız olacağım.Bunu unutmamak gerekiyor.Bedenden ayrılan ruhum yine yalnız doğacak ve yepyeni bir bedenle dost olacak, geriye kalan her şeyim yalan olacak.Ruhumun bilgeliği benimle kalacak, yeni şeyler öğrenmeye devam edecek.Ta ki nefesim için hapsolduğum bedenlere ihtiyacım kalmayana kadar, onunla bir olana kadar.

 O sebeple insanlar ne demiş umrumda olamaz ben yaşarken.Onlar sevsin diye, “iyi” konuşsunlar diye çalışamam.Ama bunu öğrenmek için bu kadar saçmalamam gerekiyormuş.Hayyam der ya “Sen görenlerdensin, dünyanın seyrine dalma.” o hesap işte.

 Peki ben ne diyorum veya ne istiyorum… 

 Bitsin istiyorum, gidelim istiyorum.Sürekli sabretmeye çalışıyorum, hayatımı kolaylaştıracak şeyler arıyorum.Yine Hayyam’ın dediği gibi:

 Öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı.
 Öteki cennete ya girer, ya giremezsin.

 Orada bir yerde cennet olmadığını o da biliyor.Hepsi bu dünyada, bitene kadar buradayız.O sebeple fazla üstelemeyin, kan bürümüş gözlerinizi açmaya çalışın.Daha buradayız ve hayat her zaman adaletlidir.

 Mutlu olmaya çalışın, zevkleri tadın, nefes alın.Yanında mutlu olduğunuzla olun, boşluğa doğru yürüyün.Şu ara istediğim de bu ya; bu şarkının eşliğinde akşama kadar yürümek onunla.Kışı koklayın, soğuğu hissedin.Güneşin denizin üzerinden batışı bu aylarda daha güzel olur; masmavi gökyüzü, maviden kırmızıya bütün renkleri sergiler, onu izleyin.

 Mesela biri de gitmiş En-el Hak demiş, çok ilginç.

 SS&S

 Kemal 🙂

Belki annesinin adı Daria olur, daha da tatlı olur.

29 Aralık 2013

Bounce – Calvin Harris ft. Kelis

Merhaba;

 Kendi içimde aramaya başladığım kutsal şeyler için çıktığım bir yoldu, biliyorsunuz.Bir şeylerin yanlış gittiğini öğrendim, çünkü odağımı kaybetmiştim.O kadar zor bir denge kurma oyunu ki bu yaşadığımız hayat.Neden bunları anlatıyorum; çünkü kendi kendime düşünüp bir şeyler aradığım sırada bir şey unuttum, her ne olursa olsun bu dünyada yaşıyorum.Yani ben içimde her ne düşünürsem düşüniyim; yine çalışmam, okumam, hayata karşı yapmam gereken sorumluluklar var.

 Bu sebeple biraz eskiye bakmaya çalıştım, insanlarla iletişim kurmayı denedim ve ardından bu şarkıyı seçtim.“Bounce” argodaki anlamında “yürü git, hadi zıpla veya siktir git” tabiriyle kullanılır, ve klibini de izlediyseniz kız sevgilisini yolladıktan sonra çocuk kendine uçuk bir dünya kurup bir gün için o dünyada yaşar.Keşke hayat bana aynı şekilde “Bounce” dese de sistemin dışında, kendi dünyamda kalsam tekrar.

 Dediğim gibi insanlarla iletişim kurmayı denedim.Aynı insanlar, aynı hayatlarındaki aynı sorunlarından hiçbir şey kaybetmemişler.Mide bulantısından başka hiçbir işe yaramıyorlar.Emin olun dostunuzu bulduktan sonra bu dünyada sadelik ve yalnızlık en güzel şey.Çünkü insanların gözü hırslarından başka hiçbir şey görmüyor.Haliyle sizi de görmüyorlar, sadece anlatıyorlar size.Etrafımda hırsını yenen bir avuç insan kaldı ki bu sayede bende dostlarımı bulmuş oldum.İçinize doğru giden yolu arayın.

 Neyse dönelim gündelik hayatıma;

 Salı akşamı yılın son gecesi olacağı için birileriyle olacağım; ama geçen sene yaşadığım cehennem sonrasında korktuğum için içki içmemeye karar verdim, başka zaman içeriz yılbaşı çok tehlikeli oluyor – 🙂 – Şaka bir yana hayallerimizi yaklaştığımız bir yeni yılda daha çok içeriz.

 Yeni yeni hayaller kurmaya başladım; güzel bir sevgilim olsun ve bütün The Sopranos‘u izleyelim, Calvin Harris’in Ne-Yo’suz çaldığı “Let’s Go” şarkısındaki sevgililer gibi olalım.Özellikle Berlin’de yaşayan ilişkide gözüm kaldı, o ne kadar güzel bir ilişkidir öyle… Aralarındaki iletişim, sevgi ve bağlılıkları o kadar belli ki ayakta alkışladım.Bu arada dikkat ettiniz mi bilmiyorum ilk kez beğendiğim veya yaşamak istediğim bir ilişkinin tanımını yaptım, çok güzel oldu.

 Gidiyorum, son olarak kızım olursa adını Daria koymak istiyorum; geçen Rusça dersinde karşıma çıktı, inanılmaz hoşuma gitti.Belki annesinin adı Daria olur, daha da tatlı olur.

 SS&S

 Kemal 🙂