Can gidiyor ve içime kahır doluyor ama bu bir şey değiştirmediği için her şey yerinde sayıyor. Acılarımın sorumlusu bugün ben değilim ve içimde buruk bir rahatlık var. Vicdan meselesinden ziyade, elimden gelenin benim tarafımdan yapılmasının verdiği rahatlık bu. Biliyorum ki bugün doğruyu konuştun ve elimden geleni yaptım. Bundan sonrası tevekkül ve haktan hayırlısı.
Basit GoyGoy Günlükleri: 29. Gün / Decade ve Kuveyt
Burada olduğum sürece bir kelime bile yazmak istemiyorum, ama el mahkum kaide gardiyan. Keyfim olsa da olmasa da duyduğum tek uyarıcı beni bir şekilde buraya itiyor. Ne yazık ki artık eskisi kadar iyi, sürekli ve hevesli yazamadığım için gönülsüz başlıyorum yazıya. Her gönülsüz işte olduğu gibi burada da sakat sonuç doğuyor. Her şeyin öncesinde niyet, hayattan yeni çıkarımım bu. Önce niyetini belli et sonra odaklan ve uğraş. Olursa olur olmazsa daha fazla uğraş, oldur yani bunu bir şekilde.
Bir aya yakın Kuveyt’te kaldım. Şu an bunun yazdığım veya yazmaya çalıştığım yazıyla hiçbir ilgisi yok ama şikayetimi dillendirmek istiyorum. Kesinlikle iş için gittim ve tatil gibi geçmedi. Zaten Kuveyt’e tatil için gitseydim de tatil gibi geçmezmiş. Rabbim o güzide memleketi meraklısına bağışlasın, bana çok da iyi gelmediği için bağışlanmasa da olur. Mısırlı’lara ait kıraathanelerde menengiç kahvesi ve üzümlü nargile eşliğinde Basra Körfezi’ne ait futbol liglerini izledim geceler boyu. Talep ettiğim ışıltılı hayat kesinlikle bu değildi. Orta Doğu Coğrafyası ilk raundda sınıfımdan geçemedi, kendi derdine yansın.
Gerçekleştirmeye çalıştığım hayallerim için çok dua ediyorum ve elimden geldiğince çalışıyorum. Bu doğrultuda 2019 benim yılım oldu diyebiliriz. Son on senede geçirdiğim en güzel yıl, kesinlikle bu on yılın son yılıydı. Decade’i güzel bir kapanışla uğurladık. Diliyorum ki kapattığımız yerden başladığımız ve iyileşerek devam eden yeni bir on yıllık sürece başlamış olalım.
Amin.
Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.36 Duble Kaymaklı Ayva Tatlısı
Ayvadan nefret ederim. Ancak ayva tatlısına karşı bir o kadar zafiyetim var, kendilerine ölüyorum şahsen. Duble kaymaklı ve bol şekerli bir ayva tatlısının yanında doğru harmanlanmış çay ile kendi yenilmezliğimi ilan edebilirim. O engellenemez kızıl renk ile birleşen manda kaymağına ben dahil kim hayır diyebilir ki. Çay ile birlikte ağıza gelen sıcak ve soğuk karışımının ardından midemde hissettiğim doğru tokluk hissi ile kendimi fenafillahın doruklarına ait hissediyorum.
Aşk da böyle benim için.
Özünde ayva tatlısından veya Mihriban türküsünden çok da farklı değil. Nefretim olacakların sebebine nefes aldığım, inanması güç anlarıma ait hislerimin topluluğu benim için aşk. Yapmam dediğim her şeye bir şekilde olur dediğim, mutlu oldukça aciziyet hissettiğim bir duygu. Binler yıldır anlatma derdiyle şekilden şekle girdiğim, kendimi paraladığım yegâne sınavım sanırım.
Küçük gün ışığımın huysuzca gözümün en içine baktığı, seviyorum derken yaraladığı anlatılmaz bir grogi pozisyonu. Sadece bana karaymış gibi hissettiğim günlerde yüzümü güldüren, “ahanda vurdum turnayı” diye zıpladığım günlerde sebepsiz düşüren bir lanet belki de.
Her daim betimleyesim var bu durumu böyle.
Öyle ki; her iki dublenin sonunda altında imzam bulunan ak suratlı al yanaklı aşkımın son muhattabına giden mektupları kaleme alasım geliyor. Her gece nefsimin nefesimin önüne geçmesini istiyorum, çünkü aksine doyamıyorum.
Oluyor öyle.
Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Cuma Sabahı Rüyası
Sabah çok güzel bir rüya ile uyandım. Rüyamda çok heyecanlı ve hevesliydim. Hatta kalktığım ilk dakikalarda da bu hevesin etkisinde kalıp gerçekliğimi karıştırdım. Üç, dört dakika sonra kafam yerine geldi ve tatlı bir tebessümle işe hazırlanmaya başladım. Aynı şekilde bunun etkisiyle zemherinin düşkünü gibi beyaz giydim Ekim sonunda (!) Ama bu denli heves ve heyecan unuttuğum hislerimdenmiş, yıllar sonra yediğim çikolata gibi geldi sabah sabah. Uyanalı belki üç saat oldu ama hala etkisindeyim.
Düşününce az çok hatırlıyorum ne gördüğümü ama kendime bile anlatıp -varsa- gerçek olma ihtimalini düşürmek istemiyorum. Bu yüzden bu güzel rüyamı bilinçaltıma gömdüm ve günümü -bitene kadar- bu rüyanın etkisine bıraktım.
Bir ay önce olsa rüya veya hislere olan tepkimi bu seviyeye çıkarmazdım. Ama birkaç zaman önce biri ile görüştüm ve demotivasyonumu anlattım. Bana sanki dünyanın en basit önermesiymiş gibi bir cümle kurdu. İlk başta o tavrı sebebiyle hı hı dedim, onaylayıp geçtim. Sonrasında kafama dank etti ima ettiği şey, cümleyi bire bir akraramasam da “Hislerinden korkma ve onların seni etkilemesinden kaçma” dedi. Ben de ilk başta dediğim gibi hı hı dedim ve devam ettim. Sonradan anladım bunu bana özel olarak söylediğini.
Robot gibiyim çok uzun süre önceden beri, hayatıma ait iletişimim “Bana karşı bir hata mı yaptın, sebebini anlat çözeriz; seni üzdüm mü, dur anlatayım da anlaşalım; çok mu stresli günler geçiriyoruz, hadi gidip biraz alkol alıp konuşalım açılalım” şeklinde. Ben çok uzun bir süredir insanlarla iletişim kurmaktan hislerime çok uzak yaşıyorum. Kimseye çıkıp da “sen beni hayalkırıklığına uğrattın” diyemiyorum ve 2 saat bile yaşadığım hissiyata bırakamıyorum kendimi. Hemen iletişim kuruyoruz ve pazarlık yapıyoruz, ardından bir ortayol bulup sorunu çözüyoruz ve hayata koşmaya devam ediyoruz. Buna aslında gerek yok.
Ben bugün gördüğüm bir rüya yüzünden inanılmaz heyecanlı uyandım. Ve bu saate kadar da “Neyse tamam, işe gidiyorum şimdi” diyip de hislerime ket vurmadım. Bu yaklaşık iki haftadır denediğim hissî merkezciliğimin şu zaman için son örneği ve bu durum bana bir şekilde huzur veriyor.
Allah daim etsin.
Amin.
Yazı;
Yazmaya inanılmaz niyetliydim. Hem de uzun süredir hevesliyim, bu bir sürpriz değil.
Ama artık burası bana çok antipatik geliyor. Çok fazla şahsi anı biriktirdiğim için, açıkçası yazmak elimden gelmiyor.
Çözümlendiremiyorum.
Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Safsata
Bir yalnızlık üstüme çöküyor, zamansız.
Çoğu zaman kaçamadan.
Gökteki yıldız gibi sen, nasıl imkansız.
Sön o zaman, düş o zaman.
Yazarına; rabbim ömrü boyu şifa versin, hastalıktan çok çekti adam vesselam. Ama “serfoş” temasını “öcü” gibi göstermeyen öncü biriydi, sağolsun.
Bedenden yukarı doğru süzüleceğim anlara hevesle kendimi çok ötelediğimi farkettim. Genel olarak kafam kırılmadan yazmak istemiyorum. Aksi takdirde de zorlanıyorum. Bu sebeple bir heves başladığım zamanlarda araya böyle yadsınamayan boşluklar giriyor. Tribimi dış bükey vaziyette çok yaşayamadığım için de yazılarıma karşı içeriden bir yerden ilgisiz gibi görünüyorum.
Ama durumumuz şu ki ben yine zoraki yazıyorum. Hani öyle seviye atlamış, yüksek perdesine hakim bir sanatçı pozisyonunda değilim. Aslında öyle olmayı da çok isterdim, Ne yazık ki durumum bu.
[Hıdır ve budur temalı bir atasözü gelsin buraya]
İyi geceler
Az önce;
Kıyamet gibi bir yazı yazdım. Resmen kıyamet ! Lakin ne oldu !? Yüklenirken hata verdi ve bir daha bulamayacağım bir yere doğru yol aldı.
Vicdanınızla dalağınız aynı sonu paylaşsın.
Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol. XXXV Midemde Yumruk
-bugün neticem yerse iki yazı birden atabilirim, esasen kendimi o denli dolu hissediyorum-
Çeyrek asırlık bu güzide ömrü hayatımda mütemadiyen yarınlara yaşadım. Yarınların gölgesinde, yine yarınların hayalini kurdum. Adeta pazarladığı kadına aşık olan muhabbet tellalı gibiydim. Bu günler bitecekti ve o bana kalacaktı.
Teşbihte hata olmaz, son örneğim size uzak gelebilir ama bu gözler ne konulara şahit oldu bilemezsiniz. İnsanlar drama yaşama ve drama yaratma konusunda benim yarınlara olduğumdan daha takıntılı yaşıyorlar. Çünkü dünyada ne olursa olsun, konfeksiyon atölyesinde çalışan bazı hanım kızlarımızın da hayalleri var. Ve bu hayalleri için kullandıkları, yaşadıkları ve yaşattıkları var. Bazen dramatik olmakla birlikte, genel çoğunluğu traji-komik oluyor ve insanın aklına gelmeyecek aksiyonlar yaşanıyor. Bu durumda da örneklediğim kapıda bekleyen cengaverler onları bu hayatlarından kurtarıyor. Benim de kurtarmam gereken yarınlarım var, fakat kendileri şu an biraz meşgul.
Neyse;
Elbette sevdiklerimle ağladığım günler de gelecek. Hatta sevdiklerime de ağladığım günler olacak. O sebeple bin şükür yarınlarım olmasa da gülüşlerim var. Ancak yine de gün olacak, yarınlarım gelecek ve gülüşlerime doğacak. O güne yaşıyorum, o günle yaşayacağım.
Amin.
Basit GoyGoy Günlükleri: 28. Gün / Narnia 0.1
–
Sol altta bir pop-up açılır;
[Akşamcı otururum açtı]
Kişi listesine girilir ve profil fotoğrafında siyah giyimli, dümdüz saçları omzuna kadar inmiş, “Ne Dinliyorum” özelliğinde Foo Fighters yazan, ‘07-’08 model Kemal ile karşılaşılır. Hayattaki en büyük beklentisi Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur‘un 2K8‘de alacağı oyuncu puanları olan on dört yaşındaki bu genç Foo Fighters ile yumuşatmış olduğu müzik zevkinin artık Hip-Hop, R&B‘ye kaymasını istemektedir. Bunun için kendince çalışmalara başlamıştır bile. Ancak çevresinin vereceği tepkilerden de çekinen Kemal, bu konuyu sualtı taaruz operasyonu gibi sessizce ve yalnız başına yürütmektedir.
Sonra kişi ekranında baktığında Kemal’in artık çevrimiçi olmadığını görürsün. Yazık oldu, konuşamadan kapattı…
–
Sizi iki italik yazı arasındaki bir pop-up sonrası kendi Narnia’ma götürdüm. Ve bence gayet de iyi yaptım, sessiz maşallahlarınızın ruhuma kattığı ferahlığı hisseder gibiyim.
Dikkat ederseniz pop-up 2008 yılının başından değil günümüzden geldi. Çünkü o yıllarda nickimin Akşamcı olmasının ihtimali yok. Hayatımın %64.8’inin bira yerine Capri-Sun içmekle geçtiği kaliteli dönemler bunlar, öyle Akşamcı falan kalitesiz sıfatlar kalıyor. Pop-up geldikten sonra da moneküler taşıma sayesinde kendinizi 2007 yılının yaz aylarında, bilgisayar masanızda buldunuz. Aynı zamanda bu müthiş kurgu sayesinde bu günlerde edinmiş olduğunuz bilgiler de ’07 yılında tecrübe puanı olarak sizle kaldı. Bu sayede anılarınıza tepki verebildiniz.
Yeterli seviyede goygoy yapıldıysa kapatıyorum dükkanı. Artık ne yazık ki MSN Messenger kullanamıyorum, gelişen topluma uyum sağlayamadığı gerekçesiyle Doğan SLX ile birlikte tarihin pek de hatırlanmaması gereken yerlerinden birine bırakıldı. Yine de ikisi hakkında müthiş anılarım benimle kaldı.
Ölmez, sağ kalır ve en önemlisi unutmazsam, günün birinde size 2011 yılındaki yazlıkçı gençler ile yaşadığım Doğan SLX anılarını da anlatırım. Bu hikayedeki büyülü pop-up da BBM mesajı olarak gelir. Biri fotoğraf mı attı (!) diyerek ekrana bakar ve Narnia 0.2’ye yolculuk ederiz.
Hayırlısı
Basit GoyGoy Günlükleri: 27. Gün / Ardına Koyduklarım
-Net bir biçimde yazı yazmak istemiyorum aslında-
Dünyanın en mutsuz insanlarından biriyim bir deste günden beri. Ciddi ciddi dış bir güç tarafından bir müddet uzaklaştırılmaya ihtiyacım var. Böyle, sol el bileğimden tutulup kapılar boyu çekilmeye ve müziğin son ses olduğu en karanlık odada o gece için kaybolmaya ihtiyacım var. Eskiden bunu yapmak bana külfet gelmezdi, aksine dopdolu ve genç hissettirirdi. Ancak ne zaman ki uyanmalar sorun olmaya başladı, o gün benim gençliğim bir daha eskisi kadar genç hissettirmedi. Uyanmaya mecbur kaldığım her sabahta, Vega‘yı takliden “Bu sabahların bir anlamı olmalı” diyerek inledim. Yine de yaramadı.
Gençliğimin son günlerinde yaramayan serzenişlerimin ardına koyduğum mutluluk verici bahaneler beni bu konuda ayakta tutan yegane şeylerdi. Fakat gel zaman git zaman ardına koyduğum bahanelerin gülüşümden çalmak için serzenişlerimin sebebi olduğunu gördüm. Bu durumu tanımlaması gayet ilginçtir ki; mutluluğa bahane ettiğim şey, beni serzenişe iten esas sebepti artık. Komik biçimde komün olarak ardımıza koyduğumuz bir çember olmuştuk kendimizce. Konu sabah uyanmaktan çok başka bir noktaya gelmişti, düşman diye sabahlara inlerken, zorluklarımın ardına koyduklarım vatana hıyanet suçundan yargılanmalıydı. Sabahlar da bana pek kucak açmadı nedense o günlerde. Sonrasında güvendim ama işin garip tarafı sonra da pek bir şey olmadı konuyla ilgili.
Böyle olmayanlar için bizim orada bir tabir yatar. Bu tabire göre delisi olan her gün, ölüsü olan yalnızca o gün ağlar. Rabbim deliye iki hayırlıdan birini nasip etsin; ya ölsün, ya dönsün.
Amin.