Basit GoyGoy Günlükleri: 41. gün / Bok Boğaz

Bugün; ayvalık tostu yedim, süt misir yedim, taze açılma mantı yedim, ev yapımı sütlaç yedim, bira içtim ve yine ev yapımı olaraktan vodka içtim.

Hatta öyle içtim ki zom gibiyim ve tüm gün mideme çalışmama rağmen kendimi müthiş hissediyorum. Bütün bu yaşanan aksiyonun tek sebebi de memleketimde olmam…

Ben anne tarafından Çanakkale Küçükkuyu’luyum. Hayatımın ilk yıllarıyla birlikte eğitim hayatımın tüm tatilleri de burada geçti. Her daim gururla taşıdığım bir rütbe olaraktan burası tüm ömrümde gurur duyduğum bir sayfadır. Yıllarımı adadığım sokakları, insanları ve yaşanmışlıkları ne zaman gelirsem geleyim aynı şekilde bulabilmek bana kendini çok özel hissettiriyor.

Bu aidiyet hissini yıllardır içimde bir yerde aramaya devam ediyordum. Hani “Burada buldum, burası evim” gibi saçma çıkarımlarda bulunmayacağım, zaten burada var olduğunu biliyordum. Ama yıllardır eksikliğini hissettiğim o “cozy place” hissine ulaşmak beni çok memnun etti. Bunu uzunca anlatmak istedim sadece.

Öyle işte.

Basit GoyGoy Günlükleri: 40. gün / pandemi.11

Yokluğunun avuntusunu yetiremiyorum artık kendime. Varlığının genzimi yakan, içimi dolduran hallerini özlüyorum. Yaşadığım heyecanın aklımı başımdan aldığı günleri arıyorum. Biraz biraz haddimi aşıyorum, biraz biraz seni istiyorum.

Olsun.

Aslında sen de pek yok değilsin. Sadece olman gereken kadar burada olamıyorsun. Şahsen ben de pek sorun etmiyorum, ama dediğim gibi, bazı şeyleri artık yetiremiyorum. Niyetim hiçbir şekilde sorun çıkarmak değil ama şikayetten kendimi alıkoyamıyorum, biliyorsun. Burada olduğun günden beri, beni en yakından sen tanıyorsun.

Neyse, ez cümle.

Hayatımı Riff Cohen şarkılarından eyleyenle hesabımda eksik geceler var geçirilmesi gereken. Derdim bu gece pek de dert değil, iş öncesi şımarıklık yapıyorum. İyi niyeti suistimal etmeyi sevdiğimden sınırlarımı zorladığım çok oluyor tabi ama öyle ki RiffJ’aime quand tu m’aimes” dediğinde ilk ben kendimi buluyorum.

Teşekkürler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Dün

Dün dünyanın en arabesk yazısını yazıp keyfimi kaçırma derdindeydim. Sonradan bu sinirimi dillendirmenin bana bir şey katmayacağını düşüdüm, zaten mutlu değildim.

Dün aynı zamanda iş yerimde çalışmaya başlamamın üçüncü yıl dönümüydü. Üç yıldır elimden gelenin en iyisini oraya da veriyorum. İyi veya kötü günlerimiz orada da oluyor ve son göz yaşlarımı yalnızca o bahçe biliyor. Bacak kadar aklımla girdiğim kapıdan dert sahibi bir birey olarak çıkıyorum her gün. Ama yine de çok seviyorum.

Dün açısından geldiğimiz noktada hayırlısı için dua etmek dışında elimden hiçbir şey gelmiyor artık. Ama şöyle bir durum var ki, ben bu duruma gelene kadar da hep hayırlısına dua etmiştim aslında. İlk etapta hayat bu doğrultuda seyir alsa da şu an kulağımda çalan şarkılar bana bunun böyle olmadığını hatırlatıyor. Ağırıma giden konu da bu noktada hikayeden ayrılıyor; hangi duamın kabul olmadığını, her şeye rağmen hangi dileğimi hak etmediğimi bilmek istiyorum. Çünkü sergilemiş olduğum tüm bu emeğe rağmen hangi dileğime değer değilim bilmiyorum. Hadi hangi dileğe değer olmadığımı bulmuş olalım, ben neden değmediğimi de öğrenmek istiyorum. Çünkü çevremdeki herkes sebeplerini mantık çerçevesinde sunmaktan aciz.

Dün üzülüyordum, bugün de pek bir yol almadık.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.43 NSFW

*not safe for work, ama ufacık bir kısmı.

Aşağıda hayat boyu vermiş olduğum güven duygusunun bana yaşattığı hayal kırıklıklarını ve bu hayal kırıklıklarına olan tepkilerimin bileşkesini bulabilirsiniz.

Genel olarak aile, iş, hayaller ve arkadaşlarımla ilgili olan hayal kırıklıklarımı yazmayı tercih etmiyorum. Bunlar yerine sürekli olarak duygusal hayal kırıklıklarımı ve hırslarımı yazmaya gayret ediyorum. Bu durumun bana hissettirdiği riyakarlık duygusunun önüne geçmek için kendimce bir bileşke çıkardım ve kaleme almaya çalıştım. Çünkü duygusal olsun olmasın, biz kırılmaya çok hazır yaratıklarız ve bir çoğunda ister istemez haklıyız.

Niyetler bir olmayınca iki kişi arasında kırılan kol yen içinde değil de ten içinde kalıyor. Bu da ten sahibini huzursuz bacak sendromuna itip bırakıyor. Ha’ sorsan sorun yok tabi ki hikayeye her şey dahil ama gailesi hayat olana sonradan gelenler duman ve göz yaşından başka bir şey vaad etmiyor.

Bu durumda biz Biraz Kül Biraz Duman’cılar olarak, bu derdi atlatabildiğimiz ilk andan sonra bu derdin ekmeğini bir güzel yemeliyiz gibime geliyor.

Neden yemeyelim çünkü.

Bence dert dediğimiz şey atlatıldığı andan itibaren sahibinin kölesi olarak kullanılabiliyor. Buna gülebiliyorsun, tecrübe olarak kullanabiliyorsun hatta dalga geçebiliyorsun. İşte tam bu anda bu ekmek yeme kısmı giriyor ki dert kavramının en sevdiğim dönemi. Birine mi satarsın birinden fayda görmek için mi kullanırsın sen bilirsin.

Bu arada eminim benzetmenin muhattabının benzetmeden haberi yoktur artık. Unutmak gerçekten büyük hastalık ve bir o kadar da nimet. Rabbim şifalarıyla ödüllendirsin.

Neyse.

Köküne kibrit suyu, dibine de yeni nesil Türkçe Pop dökelim hepsinin. Yansın evveliyatını siktiklerim, çünkü hiçbiri beni mutlu etmiyor ve daha öncesinde de etmek için uğraşmadı.

Teşekkürler, hayırlı geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol. XLII Erken Buzul Çağı

Son günlerde yokluğun yağmur sonrası kış gibi,
Tıpkı güneş umuduyla dert edindiğim sıcaklığının yoksunluğu.
Gideceğine halen daha ihtimal veremiyormuşum gibi,
Yarınlara bağladığım umutların beni bir bir yüzüstü koyuşu.

Şeklen bu eskize uyan kenar mahalle şiirlerine veya tribün bestelerine olan merakımı birçok sebebe bağlayabiliriz. Aynı şekilde Yıldız Tilbe ve Subutay Kesgin’e olan aidiyetim ve görünen kişiliğime olan uzaklığının da sebebi aynı.

Çünkü yurt toprağının suyunu geçim sıkıntısıyla içtiğinde ister istemez Hakan Altun ve Cengiz Kurtoğlu’na muhtaç hissediyorsun kendini. Ki bir de bunun yanında boynunun sol yanında bittiğimiz bir gül goncası varsa, dokunmayın efkarımıza.

Arabesk ve oryantalist kültürümün aidiyeti haricinde birkaç cümle kurmak istiyorum.

Ben konuşamamaya ve bunun eksikliğini hissetmeye kesinlikle hazır değilim. Ruhen bambaşka bir hissiyatta olsam da, binbir derdime derman niyetinde bir karar almışken bu eksikliğe katlanamam.

Bu konu aciziyetimle ilgili değil.

Dediğim gibi, aciziyetimden ziyade kesinlikle bunu yaşamayı ve buna alışmayı istemiyorum. Ben pembe gözlüklerimizle dünyevi dertlerimden uzaklaşmak istiyorum her anlamda.

Yokluğuna haykırdığım hislerin ve hatta bilmediğim duyguların mimarını tek kalemde bulunca, fenafillaha ulaşan Hallac-ı Mansur gibi davrandığımın ben de farkındayım. Öyle ki Hallac-ı Mansur, tiftik ettiği yünler içerisinde aşkını kaybetse anca benim kadar hayal kırıklığına uğrayabilirdi.

Ki yaradan, Hallac-ı Mansur’u iki saat sonra aldığı cevaplarla test etmedi.

Bu kelimeleri yazarken haksızlık ettiğimin çok net farkındayım. Ama parça parça herhangileşen hayallerimin önüne geçemiyorum. Ben bu şekilde yaşanan hiçbir şeye razı değilim.

Neyse;

Ne şekilde bir arabesk potpori yaptığımın şahsen ben de farkında değilim. Ancak bu konunun ne niyetle nereye vardığına gayet hakimim.

Bu denli sarhoş olduğum gecelerden birinde parça parça dökülüyor ve ara ara çok üzülüyorum.Yine de bu arabesk halinden vazgeçemiyorum. Çünkü dillendiremediğim şeylerin bana yarattığı rahatsızlığın önüne geçemiyorum.

Bence hiçbir yalnızlık adil değil.

Hayırlı akşamlar dilerim.

1213

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: İfritler

Kesinlikle mutlu olduğum bir noktada değilim. Rahatsızım, sinirliyim ve her şey için daha fazla mücadele etmem gerekiyor. İşin kötü tarafı da gösterdiğim emeğin geri dönüşü genelde bir teşekkür bile olmuyor.

Evet, hayatın içindeki pozisyonumuz bu. Ki biliyorsunuz, topun olduğu yer bizim için pozisyon.

Ben iyi niyetle, kendimden ödün vererek kimin hayatını kolaylaştırsam işin sonunda sivriltilmiş kazıkları sırtımda buluyorum. Bunların hiçbirini hak etmediğimi biliyorum. Bunları yaşamak ve bunlarla mücadele etmek de istemiyorum. Ama Allah’ın sistemi bu ya, benim hayatımda hiçbir şey ben istedim diye kucağıma düşmüyor. Evet kısmetliyim, aklıma takılanı hep karşımda bulurum. Fakat o karşımdakini elde edebilmek için hep kıçımı yırtmam gerekir. Ve bu noktada verilen emek de genelde kavuştuğumun tadını arttırır, ama artık bu genellemeye girmek istemiyorum.

Yoruldum.

Ben gerçekten emek vermekten, sevdiğimi memnun etmekten, hazmetmekten ve kendimi doyuramamaktan yoruldum. Bu yalnızca maddi konularla sınırlı değil. Her anlamda tevazu sahibi olmaktan ve emeğe inanmaktan yoruldum. İsyan etmenin, bir şeyi edepsizce talep etmenin hissettirdiği “ayıp” hissiyatından artık nefret ediyorum. Çünkü gözettiğim bu değerler beni sevdiklerimin iti, köpeği ediyor. Sağolsunlar bunu benim için aksine çevirmeye asla benim kadar hevesli olmuyorlar.

Bakın bu ayıptır.

Basit GoyGoy Günlükler: 39. gün / pandemi.10

Dillendirmeden çözülmesini umduğum sorunlarım var. İnşallah gönlüme göre bir pozisyonda stabil hale gelecek. Çünkü kimsenin tavuğuna kışt demedim ve bu yaşananların bir çoğunu hak etmiyorum. Bugün can dostum Serhan ile bu durum üzerine tam bir saatlik bir telefon görüşmesi yaptım. Öyle çözüm odaklı bir görüşmeydi ki, emin olun sonu hiçbir yere varmadı(!)

Bahsetmek istediğim konu bu değildi.

Teknolojiyi çok sevdiğimi fark ettim. Şöyle ki; hikayeye oyun oynarken müzik dinlemek istediğimi belirterek başlamalıyım, Eurotruck 2 oynarken radyo açmaya karar verdim ve kanal olarak da oyunun içindeki Sırp radyolarında karar kıldım. Zagreb radyosundaki Lili Marlen Türküsü kadar can alıcı olmasa da, şu günümü Sırp radyosunda Sweet Nothing Remix‘i dinleyerek güzelleştirdim diyebilirim. İşlerim dolayısıyla geceleri uyanık olmam gereken bir hafta geçiriyorum ve uykumu ötelerkenki Sırp reklamları beni tam olarak altı sene öncesine ve yeni yetme bir gencin boyundan büyük tecrübelerine götürdü. Belgrad ve yaşadıklarımla ilgili onlarca cümle yazmıştım buraya yirmi yaşındayken. Gerçekten kişiliğimi hissedip de eğlenebildiğim ilk zamanlarımdı. Yaşandığı için çok mutluyum.

İşte beni bu düşünce ve nostalji akışına sevk eden yegane şeyin bir oyunun içinde canlı radyo istasyonlarını barındırması oldu. Keyfimin kaçtığı gecelerin birinde, hafif alkollüyken sırf uzun yol sükuneti olsun diye açtığım bir oyunda, altı sene öncesine gitmem beni teknolojiye karşı duygusal biri yaptı. Bu radyo olayı haricinde hiçbir şey beni şu anki kadar sakin ve memnun bir adam yapamazdı.

O yüzden mutluyum.

Çok şükür ki keyfimce geçen günlerim oldu. Bugün de alkol stoğum sağlam, keyfim savaşabildiğim kadarıyla yerinde ve her şeye rağmen yarınlara bağladığım umutlar bana ışıl ışıl göz kırpıyor. Her şey işin sonunda olacağına varacak ve bizler daha güçlü insanlar olarak bu günlere yalnızca tebessüm edeceğiz.

O zamana kadar iyi uyuyun ve beslenmenize dikkat edin.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol. XLI Gev Gev Yapıyorum

Bugün tadında bir gün geçirdim ve sonucunda yazı yazmaya karar verdim. Yazıyla olacak münasebetim sebebiyle biraz alkol aldım. Ancak alkol bana bu konuda yardımcı olmadı ve Serhan’dan “yaz yangınım sebebiyle rave yapmaya gitmişim ama bekar değilim” başlığı altındaki şarkılarıyla yardım talep ettim. Serhan bu durumun uzmanı ve benim de kardeşim olduğu için müthiş bir listeyle bana motivasyon kattı.

Sağolsun ki yazmayı deneyebiliyorum.

Kolonlardan çıkan bass ile hissiyatlandığım günleri çok özlüyorum. Çünkü pandemi süresince ederi kadar alkol alıp kimseden bir şey saklama hissiyatına düşmüyorum. Öyle ki genel motivasyonum “12,13” güne çözülmeyecek bir problemle karşılaşmamak üzerine kurulu. Ve her şeyi bu “12,13″ içerisinde yaşayabilirmişim gibi hissediyorum. Bu hal bana mutluluk ve heves olarak geri dönüyor.

Çok şükür.

Gerçekten çok şükür.

Emeğimle birlikte kısmetime olan saygımın beni bir yere getireceğinden ziyadesiyle emindim, ama o süreç içerisinde şu an bulunduğum bu noktanın hayalini bile kuramazdım. Kendimce keyfim yerinde ama buna rağmen her şey ile kendim uğraşmaya devam ediyorum. Bu hayat mücadelesindeki motivasyonum beni ne zamana kadar idare edecek bilmiyorum ama bir yerlere varmış olmak içimi rahatlatıyor.

Fark edilebileceği üzere, artık mutlu olmak için o kadar çalışmıyorum. Çünkü bu derdimi kolektif molektif derken çözebiliyorum. Ve beni mutlu edebildiği sürece bu hikayenin peşinde olacağım.

Gev gev merakım son bulmuştur.

Teşekkür ederim.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XL Düsturdan Uzak Şeyler

-İşbu yazı, yarın bir gün eylem(fiil) gerektirecek kadar alt metin barındırmaktadır-

Kırk sayısının roma rakamlarıyla “XL” olduğunu bugün fark ettim. Daha önce ihtiyaç duyduğum bir bilgi değildi şahsen. Ama bu seriyi ilk gününden beri üçer üçer planladığım için, roma rakamlarıyla kırk yazmamı gerektiren güne geldik. Kırk bir ve kırk iki de roma rakamlarıyla olup yerini günümüz rakamlarındaki üçlüye bırakacak. Sonrasında da süreç devam edecek.

Bence bu çok güzel bir gelenek ve anekdot.

Esasında dünyanın en güzel yazısını yazmak için oturmadım bugün buranın başına. Yalnızca aklımdaki kavak yellerini defedip kendime bir çeki düzen vermek istiyordum. Çünkü içeride bir yerde çok dağınık ve dalgınım. Toparlanmaktan çok uzak bir noktada bugünümden zevk almaya çalışıyorum. Öyle ki, bugün babam kendi tarzıyla “Evde sürekli türkü söylüyorsun ve yüzün gülüyor. Senin için gerçekten mutluyum” dedi. Bunun ben de farkındayım ama dillendirmek hiç işime gelmiyor. Yılın başında, ilk altı ay için kurduğum planın çok ilerisindeyim ve bu hayatta kalma durumu beni mest ediyor.

Hayata karşı olan irademin farkındaydım, ancak gücümün ve şansımın bu denli güvenilir olması gözlerimi yaşartıyor.

Öyle ki suyumu bulandıran bu asi rüzgar ne zaman bir yerlerden esse aklımın ücra köşelerinde “biraz kül biraz duman” kelimeleri dolanıyor. Normalde bu kadar kolay odaklanabilen biri kesinlikle değilim, ancak son zamanlardaki bozuk kimyam benim bu konudaki odağımda evrilmemi sağlıyor.

Bu konuda olmazlarımın olmaması ile birlikte yaşadıklarımın hissiyatı beni çok memnun ediyor.

Net sarhoş oldum bu gece yine. Hem de hiç programda yokken oldu bu. Hayatta kalmak adına mutfak işlerine merak salmıştım. Kızartma tavasının başında Gülşen dinleyerek bira içiyordum ve kendime yemek yapma gayesindeydim. Biraların sayısı arttıkça Gülşen‘in sesi de aynı oranda yüreğime dokunmaya başladı. Sonra baktım yemeği hazırlamış ve yemişim ama bu süreçte bazı şeylerin önüne geçememişim. Ve bu durum da bana nur topu gibi bir Haziran Sarhoşluğu hediye etmiş. Sonrasında dost meclisleri ve telefon görüşmeleri derken saati dört etmişiz ve bu güzel geceyi bir şekilde yaşamışız. Hatta öyle ki, en sevdiğim Gülşen şarkısı olan Ellerinden Öper bile bambaşka gelmeye başlamış gece gece kulağıma.

Ama olsun,

Halledeceğiz.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Belirsizlik Kültürü

Hangi başlık altında olacağına karar vermeden yazmaya başlıyorum. İçimde bir yerde barınan bu belirsizlik tabanlı siniri nereye yönlendireceğim bilmiyorum. Şu an aklımda sadece içten içe beni yiyen öfke ve emin olamadığım hareketlerim var. Tutunduğum her şeye son dumanı çekilmemiş izmaritlerle saldırılıyormuş gibi hissediyorum. Tepkilerimin muhattabını da bulamayınca kendimce köpürüyorum. Karakter olarak dünkü çocuk olmaya hiçbir zaman uyamadığım için de tüm bu yaşananlar bana kocaman bir sirk gibi geliyor.

Başlangıçta anlamı yok gibi görünen her hareket zamanla bir yere varıyor. Yaşım ilerledikçe bana yapılan hiçbir şeyin boşa yapılmadığını görüyorum. Belki de buna ben sebep oluyorum, bilmiyorum. Ama karşımda olanın her zaman üzerine gidiyorum, müspet ya da menfi her sorunu sonuca ulaştırmaya çalışıyorum ve bu yaşadığım hayat güreşinden kan ter içinde zevk alıyorum.

Ama bu güzel zevke kadir olan hayat gailesinin ardında, ne zaman oh desen yumuşak karnından darbe yiyorsun. Ve hayatta bir tek bu darbenin açısı değişmiyor. Hep aynı yerden vuruyor, hep aynı yerden deliyor karnını.

Beni bu gece karanlığından uzak tutan sınırlara sebep olarak bir tek sen vardın. Senin yokluğun sonrasındaki geceye teslimiyetimde ben zaten yalnız bir adamdım. Ömür verdiğim denizlerde tadını aldığım rüzgarların ardına kalan tatlı meltemlerin beni kesmeyeceğini pek tabi biliyordum. Ben de bu durumda benden bekleneni yaptım ve bunu sorun ettim.

İşte buradayız.

Esasında yazmaya çalıştığım bir şey vardı, ama başka bir niyetim de vardı. Gece vakti film izlerken acaba kalemim halen daha muntazam mı diye derde düştüm. Zaten aklımda kalan konular varken bu şekilde kafamı dağıtmak istedim. Altı sene öncesindeki gibi sesli sesli Mike WiLL Made-It dinleyerek yazıya girmeye çalıştım. Görüyorum ki, benim özelimde paslanmak işleyişten pek bir şey götürmüyormuş. Ne mutlu bana.

Maşallah.