Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Ölüm Korkusu

Maksadım yazmamak olduğu zaman daha başarılıyım galiba.Çünkü
yazmadığım günler daha tutarlı davranıyorum, sanki hiç yazmamış gibi haftalar
geçirebiliyorum.Ama yazarken öyle mi, adamın parmakları yazmamaya yemin etmiş
gibi kaskatı kesiliyor.Şeytanların negatif ayrımcılığını da görmedim
sanmasınlar, yapılan ayıptır.Kafam kaldırım taşı gibi, hiçbir vasfı yok bu
aralar.Tek özelliği düzenin en dıştaki yardımcı öğelerinden biri olmak.İnsanlar
üzerime basıp hayatlarına devam etsin, her ay yeni bir altyapı çalışmasıyla
sökülüp başka bir yere takılmam gereksin.Çok basit ve tamamiyle hak
sahiplerinin elinde bir hayat.Aslında çok koyuyor bu durum ama değiştirmek
gözümde büyüyor, tekrar harıl harıl yazı yazmak açıkçası zor geliyor.Yine de en
derinlerde bir yerde avaz avaz haykıran bir kahraman var.Ama tembelliğin
mahkumu ve müebbet yemiş gibi muamele görüyor.Oysa sadece görüş gününde eski
bir arkadaşı için gelmişti…

Ben ölümden korkmazdım, hoş halen öyle ama bu konu hakkında
korktuğum bir şey var.Ben deli gibi ölme zamanından korkuyorum.Ölümden sonrası
hakkında pek fazla bilgim olmadığı için onu yeterince sindirebiliyorum ama ölüm
anı gözümü çok korkutuyor.İskender gibi ateşler içerisinde bir hafta geçirip
yatakta ölebilirim veya Onbir Eylül olaylarındaki -gerçek veya değil- yanmak
yerinde göktelenden atlayıp ölmeyi seçen insanlardan olabilirim.Hayatta binbir
çeşit ölüm var, hepsi o kadar korkunç olmasa da vakti gelmemiş gibi yaşanan
ölümler benim şu günde bile çok canımı acıtıyor.Kaddafi’yi görüyorum bir an; o
kadar yaşanmışlığın üstüne o şekilde bir ölümü bence hak etmemişti.Ama şahsen
bir siyasetçi olmadığım için beni asıl endişelendiren onlar değil.Üç gece
boyunca ateşten uyuyamadım.Berbat şeyler yaşadım ve doktora gittim.Ağır şekilde
faranjit geçiriyormuşum.İlaçlar falan derken şimdi biraz daha iyiyim.İşte o
zaman bu korkum ateşimle doğru orantılı olarak alevlendi.Ben hastalanıp,
bilincim açık şekilde uzun süre yatalak olmaktan ve sonunda ölmekten çok
korkuyormuşum.Esas olan buymuş çünkü üç gece de aklımda aynı şeyi kurdum.Eğer
yetmiş beş, seksen yaşından sonra böyle bir hastalıkla hayatımı kaybedersem;
hastalığı yaşadığım son gecelerim nasıl geçerdi ? Deli gibi bunu kurup durdum
kafamda.Sonucuna varamadım çünkü bence plansız ölüm olmaz.Elbet birinin bu konu
hakkında bir planı vardır, sen ne kadar kurarsan kur hikaye istediğin gibi
sonlanmayabilir.

Bütün bu düşüncelerin sonunda yine “ölümden korkmana gerek
yok” diyebildim kendime.Ama ben zaten ölümden korkmuyordum ki, ölüme giden son
günlerimden korkuyordum.Nasıl ölecektim, iyi kötü bundan korkuyordum işte.Yine
çıkamamıştım işin içinden.Yine ertelemiştim bu konuyu.Başka bir ağır hastalığa
kadar bu konu tartışılmayacaktı.İçim biraz buruk ayrılsam bile bu konudan,
bırakıp gitmek işime geliyordu ve mutlu mutlu ayrılıyordum.Konu kendi kendine
içimi rahatlatıp beni terk etti ve gitti.Kamu spotu gibi “şimdi çok mutluyuz”
tarzı bir son yok ama bu hikayede.Sadece deli saçması bir konuyu içimde
ötelemenin yarattığı suni bir iç rahatlığı var.Ne kadar sürer bilmiyorum, ne
olacak bilmiyorum.Çok bilinmeyenli bir delirmenin eşiğinde git gel yaşıyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.8 Utangaç Damlaların İtirafları

Seve seve veya öbür türlü, bir şekilde bu sermaye yazma gayretinde.Gördüklerini anlatmaya yükümlüymüş gibi, sarhoş zihnime ihaneti mazur görüyor ellerim.On sene fırtına, beş sene yalnızlık kalan günlerde de varlık derdiyle meşgul olduktan sonra çok yorgun düştüm aslında.Ama hepsine karşı gelip, gelecekteki güneş sevdasına çırpınıyorum hala.

Umutsuzluğa düşüp, kafanı yastıktaki göz yaşlarına teslim ettiğinde de ben oradaydım.Seni herkesden iyi ben anlarım, dahası yalan.Gerçekten kalemin güçlendi, muazzam yazıyorsun.Ama artık ben yokum, bittim ben.Yaşamadıkları yüzünden sessizce giden Kemal’e dur dememek, gitmek kadar suç aslında.Fakat bunları umursayamam artık.Beni suçlamak insanlara ne katarsa katsın, benden hiçbir şey gitmez.Yaşadıklarıma dil uzatmak da sana kalmaz bu arada, neyse.

Çiğdem şu üstteki paragraftan nefret edecek… Eskimiş konuların yaşattıkları karşısındaki hassasiyetime karşı çok katı.Biten bitmiştir tamam ama “ah” demeye de mi hakkım yok, bilmiyorum.Nefesimdeki güç var oldukça “aşk” yazmamı istiyor.Ve ona göre kalemim eriyor.Artık anlatmakta zorlandığımı söylüyor, o kadar kolay mı be… Ben bu insan olmaya ömrümü vermişken, kendime kadar olan yeteneğime dil uzatmak ayıptır.

Yine bölük börçük bir yazı oldu, ez cümleyle açıklamak istiyorum.Beş gün sonra dördüncü yaşı olacak bu yazılarımın.Daha önce de yazıyordum ama ilk kez kendime güvendim ve bir amaca ittim kendimi.Bütüne ait parçaların en sarhoşlarından biri olacaktım ve sevgiyi anlatacaktım, olduğu kadar işte.Bu sebeple yaşadım, harcandım, sevildim veya nefret edildim.Bunları anlatmak bence benim en büyük haklarımdan biri.Ben kendimle savaş verirken hiç işim yokmuş gibi bir de insanlara yön verdim.Ne haddimeydi bu yaşımda.Boyumu aşan dalgalarla güreşirken maddi zevklerin tatminine yönelmiş boş bedenlerin gönlünü eğlendirdik.Ve buna rağmen hala yetemedik işin kötüsü.

Ben sadece “bilmiyorum” demeyi öğrendim bu günlerde.Bilmemek en kolay kaçışmış meğer.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Sapkın Kıskançlık

Sağda solda o kadar yazı var ki, kağıtların arasında boğularak can verebilirim.Neden yayınlamadığım konusunda da en ufak bir fikrim yok.Sanki ileride değerlenicekmiş gibi saklıyorum onları.Japon anime tarzı çizimlerle anlatılan ilişkiler kadar bayat olma ihtimalleri de var oysa.Ne diye bu mahremiyet, neden bu kadar kendini açamama durumu bilmiyorum açıkçası.

Şahsen, gerçek bir sıfat verdiğim herkesi kaybettim bu güne kadar.O yüzden çok ağırdan alıyorum her şeyi.Barajin ardından oluşan saçma ırmak gibi hayatım.Barajın kapadığı bir göl varken saçma bir akarsuya talim eden doğa.Bütün bunların sorumlusu da çirkin bir yapıt.İşte olanların hepsi bu sebeple.Ya da ben kendimi kandırıyorum, tam emin değilim.

Bu durumda ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum.Tekrar çocuk gibi herkese değer verip, çocukça hevesleri tekrar mı yaşamak gerekir.Yoksa bunların hepsinin bir çıkar yolu var mı.Yani bu şekilde devam etmesinin pek bir mantığı yok ama etmemesini de sağlıyamıyorum bir başıma.Bu durumda başka birilerine güvenmem gerekirken bu durum dolayısıyla kimseye de o kapı açamıyorum.Kendi çıkmazlarını içinde barındıran saçma bir durum.

Heves ettiğim şeyleri yaşayabiliyorum ama genelde yalnız oluyor.Sorun o işte; neden yalnız olsun ki.Ama biriyle olduğunda da bitmiyor.Ben bitsin istiyorum, kötü bir insan oluyorum.İnsanlar kendilerini aidiyete kaptırıp saçmala derdine düşmüş gibi davranıyorlar.Birine teslim olmaya gerek yok yaşamak için.Burada bir çatışmaya düşüyoruz işte.Sanki birine mecburiyetimiz var.O birini bulduktan sonra her şeye hakkımız var.Ama o birini bulursak onu da kaybedemeyiz.Falan filan işte, anlattıkça karmaşıklaşıyor.Olayın özü insanlar birey olarak hayatı güzel yaşamayı bilmedikleri için bu denli bir bağlılık ve kıskançlık durumu yaşanıyor.Bu da eksik yaşamayı doğuruyor.Herkesle her şeyi yaşayamadığın için hayattaki bazı şeylerin varlığından haberin olmuyor.Bu böyle…

Soba sıcaktır, eğer değersen canın yanar

2 Ocak 2016

Travi$ Scott – Pornography

Merhaba;

Eve dönüş fikirlerini geçiştirebileceğim bir yer hayal
ediyorum.Sakin, mutlu ve az insanla geçen günlerimin sorunsuz olmasına özen
gösteriyorum bu hayali çizerken.Genç asilerden uzak, kendini bilen insanlarla
sarılmak istiyorum.Onların yanında öğrenme açlığımı bir nebze olsun
hafifletebilmek, her gün yeni bir şeyle tanışmak istiyorum.Becerilerimin
gelişmesi beni cezbediyor.Donanımlı olmak, hayata karşı güçlü olmanın en kolay
anahtarlarından biri gibi geliyor bana.Bilgime güvenmek, onu geliştirip yola
koyulmak beni mutlu eder diye kuruyorum kafamda.

İnsanların bağlandığı halatları gibi, görünmeyen zincirleri
var.Belli bir yere kadar yaşayabiliyorlar.O zincirlerin öncülünde hayal etme
olanağına sahipler.Bu nedenle de düşünme yetilerinde görünür ölçüde körelme
oluyor.Aldığın eğitimi tamamlamış birileri topluma bir yarar getirdiği için sen
de aynı eğitimi alıyorsun.Ve bu yarar sağlama batağından dolayı belirli şeylerde
uzmanlaştırılıyorsun.Doğaya, sosyolojiye veya iktisat gibi kabaca
ayırabileceğimiz başlıklardan birinde uzman oluyorsun.Ha daha fazla başlık
yapabiliriz tabi ki, bunu şimdilik örnek olsun diye verdim…

Hayata uyarlayarak devam edelim.Liseye kadar aynı eğitimi
alıyorsun.Başlangıç seviyesinde tarih, aynı seviyede matematik, fen
bilimleri, bir tek yabancı diller haricinde uzar gider liste.Sonra bir şekilde liseye
giriyorsun.Ya ilk senede seçtiğin okulla ya da ikinci senede seçeceğin
bölümlerle seni bir sınıfa atıyorlar.Bir grup yaşıtınla aynı eğitime
giriyorsun.Kapalı hapishane gibi haftanın beş günü sana yükleme yapılıyor.Ve
tüm bunlar olurken ergenlik kafana dank ediyor.Bütün algın değişiyor, hayatın
bulanıyor.Ama eğitime devam ediyorlar.Hiç bir yan dalla ilgilenmeden
eğitiliyorsun.Sana seni mutlu edecek şeyleri öğretmiyorlar.Sadece işine ne
yarayacak diyorlarsa o.Evde kendi kendine bu sisteme ayak uydurmup; kendine de vakit
ayırabilmişken, bir şeylere yöneliyorsun.Müzik yapmak, resim çizmek, fotoğraf
çekmek, bir sporla ilgilenmek falan derken daha keyif alacak seviyeye gelemeden
üniversite için seni delirtmeleri gerektiğini söylüyorlar.On altı, on yedi
yaşında pek fazla söz hakkın olmadığı için kabul ediyorsun ve iki sene boynca
bu on senede verdikleri bütün eğitimi hızlandırılmış şekilde bir daha
veriyorlar.Tek tesellisi üniversite yıllarını rahat geçirebilme hayali olan kötü
bir dönem.Sonra iyi kötü liseden mezun oluyorsun ve alanın daha da daraltıyorlar.Ya
direk işine başlayıp yarar getirmeye başlıyorsun, ya da üniversitede daha da
daraltılmış sonuç odaklı bir eğitime dahil oluyorsun.Fakat bu sefer de zamanında mezun
olup bitirme derdi ortaya çıkıyor ve yine çok çalışman gerektiği söyleniyor.Ve
üstüne bütün bu süre zarfında yapmadığın şeyler yüzünden hayata karşı eksik
kalıyorsun.Yabancı dil, müzik zevki, sanata karşı ilgi, genel olarak hayata karşı bir
doygunluk hissi veren her şeyi eksik yapmış olabiliyorsun o gün
geldiğinde.Bunun tersini de anlatacağım için olabiliyorsun dedim… Sonra bu
yıllar da bir şekilde bitiyor ve dımdızlak hayata atılıyorsun.Elinde eğitimi
aldığına dair bir diplamayla hayata giriyorsun.Yaşadıklarının hepsini
atlatabilmek ve bu hayata adapte olabilmek için de bunların hepsinden daha
çetin bir sınava giriyorsun, ama yalnız başına.Hayatında ilk defa yalnız ve sonucu
sadece kendin odaklı bir sınava girmiş oluyorsun.Ne kadar olabileceksen o kadar
başarılı oluyorsun.Sonra bir düzen kurup hayatta bir yer ediniyorsun kendine.

Ya da

Bütün bu süre zarfında elinden geldiğince çok kendine vakit
ayırıyorsun; kitap okuyorsun, film izliyorsun, yabancı dil öğreniyorsun,
geziyorsun ve aslında en önemlisi maddi getirisi olan bir işte çalışıyorsun
erken yaşlarda… Sonra ne oluyor, bir sıfat kazanıyorsun.Genelde
“tembel” diyorlar.Sen insanlara hayat dersini şak diye yüzlerine vurana kadar, sana
“zeki ama çalışmıyor” diyorlar.Sınavların hepsini geçsen bile “çalışmadan
yapıyor, bir yerde tökezler bu” diyerek seni izliyorlar.Sonra  insanların her bildiğine aşina olduğun günler
geliyor.O zaman da şakayla karışık derin adam, ermiş mi olacaksın ne bu
sakinlik, ego mu yaptın sen gibi aptalca suçlamalara maruz kalıyorsun.Olsun
zaten umursamamaya başlıyorsun.Merakın hayattaki her şeyden daha önemli bir
hale geliyor.Heveslerini doyurmak için gayret ediyorsun.Sen heves ettiklerini
yaşadıkça mutlu hissediyorsun.O insanlarla aynı işte çalışsan bile onlardan
daha başka bir insan oluyorsun.Zevk veren şeylere yöneliyorsun ve bu sana
onların tadını bilmediği şeyleri getiriyor.Ve bu sayede gündelik dertlere,
gözle görülmesi zor olacak kadar basit çözümler yaratıyorsun.Sanıyorlar ki sen
evde bütün gün on liraya alınan kişisel gelişim kitaplarını ezberleyip evrene
pozitif zırvalar yolluyorsun, evren de sana pozitif bir şeyler veriyor.Pozitif
şeyler söyliycem şimdi o olacak… Tövbe tövbe…

Hayat hakkında öğrendiğim tek şeyi söylemek istiyorum
nacizane… Hayat basit yaşamak için çok zor olmasının yanı sıra aslında zor
olduğu zamanlar da çok basit kapılara sahip bir yer.O yüzden, böyle insanlar
zaman geçtiğinde hayat için biçilmiş kaftan oluyor.Siz eğitim görürken hayatta
yaşadıkları şeyler sayesinde siz hayatı yaşamaya çalışırken kendilerine zevk
verecek şeyleri yapmakta veya kendilerini daha da iyi eğitmekte zorlanmıyorlar.

Çevresel koşullar yüzünden hayatta bazı doğru şeyler yaptım.Yazıdan
sıkılmış olan burada bırakabilir, sonrasında da bu konular üzerinde devam
etmeyi planlıyorum.Biraz algıları açık doğdum, anlatılanı hemen anlıyordum ve
insanların bu konulardaki tecrübelerine göre karar verebiliyordum.Mesela soba
sıcaktır dokunma denir, ama oyuncaklarınla oynarken üşüme diye sobanın yanına
koyarlar seni.İnsanın hayatında öğreneceği en düz yöntemin tadını orada
aldım.Elinde plastik iki savaş figürünü (Aslında iki G.I. Joe askerini)
dövüştürürken iyi olan kötüyü sobanın oraya doğru tekmesiyle savurdu (!) Kötü
karakter kafasını sobaya vurdu haliyle, yani elimle kötünün kafasını sobaya
değdirdim.Oyuncağı çekerken bir baktım kafasının yarısı sobada kalmış.İşte
eğitimin en kolay yolu… Soba sıcaktır, eğer değersen canın yanar.İlk başta
çok korktum sobadan.Okula bile gitmiyordum o zamanlar, ama çok net hatırlıyorum.En sevdiğim
oyuncaklarımdan ikisiydi sonuçta.Sobaya uzak yaşamaya başladım ondan sonra.Ama
çok geçmeden bir gece o kaçınılmaz sonla karşılaştım ve o gece tuvalete gitmem
gerekti.Annanemlerin Çanakkale’deki evinde soba salonda tuvalet de koridorun
devamında.Tuvalete gittim buz gibi.Ama esas sorun klozet tuvaletten daha da buz
gibi.Zar zor ısınmışım sobayla aramda mesafe var zaten.Oturup işimi hallettim ve koşarak salona döndüm.Ne kadar
canımı yakacakmış görünse de o sobaya arkamı döndüm ve ısınmaya başladım.Bu da
aynı yoldan geçen başka bir eğitimdi.Sobaya karşı mesafeni bilirsen canının
yanmasına gerek kalmaz.Sonraki yıllarda sen bu çocuğa kolayca; plastik sıcakta
erir, soğuğun insan vücuduna etkileri, Ege Bölgesinin iklimi gibi konuları
anlatabilirsin.Birinci ağızdan yaşamış her şeyi.Burada sobanın yerine x’i
koyarsak hayatın en büyük sosyal denklemini elderiz.

X’in böyle bir özelliği var, dikkat etmezsen senin canını
yakabilir.
X’e karşı durumuna dikkat edersen canın yanmaz.

Her yaşanılandan birbirine yakın sağlama yöntemini
çıkarabilirsen bazı genel çıkarımlar yapabilirsin.Hayata karşı kendine göre ve
işe yarayabilen formüller geliştirirsin.Tabi ki başın sıkışabilir, hayat
milyonlarca sorunla dolu.İşin içinden çıkamayacağın günler de olacaktır
elbette.Ama etrafta bu sağlamaları yapabilen birçok insan var esasen.El elden
üstündür diyebilmek ve o insanlardan yardım alabilmek de lazım.Benim için
bunların başında babam gelir.Babamın da görülmesi zor olan basit çıkarımları
vardır.Ama sizin için o kadar yakın olmasına da gerek yok, iyilik yapmanın kötü
bir nedeni yoktur bence.Yani eğer bir hainlik planı yoksa insanın iyilik
yapması iyi biri olduğu içindir.Ki böyle insanların varlığından bahsettim az
önce.O yüzden insanlara açılmaktan ve en önemlisi hayal etmekten
korkmayın.Hayal ettikçe insan heves eder ve öğrenmeye devam eder.Mutluluk bence
burada başlar.

Kemal 🙂