Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Dünyevi Günlerin Alkolle Etkisi

İnsanların mesai harcayıp çıkardığı iyi işlere bakıp da feyz alamıyorum.Hep bir dar vakitte hallolması gerekiyor işlerimin.Öğrenme zorlukları yaşayan bir insan da değilim oysa ki.Oyunu kurallarına göre oynasam; çalışsam, yaptığım işe tam olarak yoğunlaşsam kim bilir neler olacak… Ama nasıl yapılır, bilmiyorum işte.Ben hep imkansızın içinde, son dakikada veriyorum uğraşlarımı.

Yine de inançlıyım.“Bir gün” diyorum, bir gün çok iyi şeyler başaracağım.Ve bunu öyle boş bir şekilde değil, elimden gelenin en iyisiyle başaracağım.Sürekli yeni şeyler deniyorum ve yazdığım yeni şeyleri esasen paylaşmıyorum.Kendimi, kendime kanıtladığımda paylaşırım artık.Ama o zamana kadar böyle, kapalı kapıların ardından sizi dinlerler anca o yazılar.

İşte o günün hatrına varoluşuma devam ediyorum.Çok da meraklı değilim bu kokuşmuş dünyanıza.Ama en iyisini yaratamadığım eserlerimin, bir yere gelene kadar burada paylaşılması gerekiyor.Ne tipte olursam olayım, ne kadar alkollü olsam da fark etmeden buraya atıyorum.Belki bu gece varamaz sabaha da ben muradıma ererim yazdıklarımla.

Dünya inadına dönmeye devam ettikçe, ona boyun eğiyorum.
Sevdiğimden değil de sevenimden yaşıyorum…

Esasen böyle hikaye.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Saçma Özlem Dakikaları

Canım yanmıyor artık.Kabuk tutmuş bir yaranın, hareket halindeki saçmalığı gibiyim.Tüm vücut tam takım, bir fazlalık ben.

Başım dönüyor, seni özledim.Sensizlikte nefesim de kesilebilirmiş.Ödeyebileceğim tek borcumun da tahsilat vakti gelebilirmiş yani; öyle yazıyorlar.Ben sensizliği ödemek için canımı cebime koydum da geldim.Varsın cebimdeki harcansın, bana koyar mı ?

Seni özledim sevgilim.Yokluğumda var olmanı, her yanlışımı doğrulamanı, mecbur olduğumuz sevişmeleri özledim.Saçlarının kokusunu, boynunda deva bulduğum dertleri ve en kötüsü de yanıldığın zamanlar düştüğün utangaçlığını özledim.

Ben akıllanmıyorum ve ben akıllanmadıkça bu dünya da nereye gidiyor bilmiyorum.Benim geldiğim yer burası mı cidden ? Bu hale gelen her şeyin sorumlusu sizsiniz.Kaçmayın, zaten nereye kaçacaksınız… 

Bölünmüş, bir oradan bir buradan yazılan yazılar bana hep daha samimi geliyor.Neden öyle acaba !?

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XI Başka Hallerde Yıkılış

Hadi başlayalım bu gecenin yazısına…

İçimde çöken binalar var.Bütün tozlarını ve enkazlarını vücudumda bırakıp, çekip giden ruhlar bunlar.Boşlukları ve yarattıkları huzursuzluğa anlam vermeye çalışıyorum.Özgür ruhumun mahkum olduğu bu bedene benden daha hakim tenlerin bıraktığı bu izleri ne şekilde silerim bunu düşünüyorum.O ara aklıma kadife seslerin ruhuma verdiği sakin huzur geliyor yine.Kulağımda çalınan seslerine kaptırıyorum kendimi.

Yine kilitleniyorum zihnimde…

Ne olacak bu halim böyle ? Sarhoş olmaktan bıkmadan, en önde bayrak tutar vaziyette ilerliyorum.Umursamıyorum… Yok olmak istiyorum, yaşanan tüm şeylerden sonra unutulmak istiyorum.Bence her insanın bunu istemeye azıcık da olsa hakkı olmalı.Gözlerimin dokunabildiği uzaklara kadar gidebilmek istiyorum.Gözümün gördüğü son noktayı ev belleyip seyahat etmek istiyorum.Kaçmak, bütün dış seslerden uzak kalmak istiyorum.

İçimdeki beni kendine çekiyor.Öğrendiklerimin yüküyle eriyorum.Kollarımdaki güce güvenim tükeniyor.İçiyorum, içiyorum ve içiyorum.Bu denli farkındalık hali beni uyuşmaya itiyor.Nefesim yavaşlıyor ve bütünüme göz kırpıyorum.

Bilmiyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Aile Bağları

Acısını ve çilesini çekmeden bilemezsin ailenin anlamını.Seni hayatta tutan en dayanıklı temel taşı öğrenmeden de hazır olamazsın hayata… Bu kadar esasen söyleyeceklerim aile hakkında.

Sana Sezen’i öğreten, aşka yelken açmanı sağlayan o büyük kısmı da atlıyorum şu an.Sen elinden ne gelirse saldırırsın hayata sırf onların yüzü gülsün diye.Ama bu yol hayırlı değilse eğer, her türlü küserler sana.Çünkü onlar ailedir ve seni senden önce  düşünürler…

Sessizce takip ederler seni, dudaklarından bir es çıkmasını beklerler hareket etmek için.Onlar olduğu sürece asla yalnız değilsindir hayatta.Vazgeçersen eğer, oyarlar o vazgeçtiğin gözleri.Bu denli hazırlardır senin hareketlerine.Kimsesiz kalmışçasına sahip olurlar sana.Ellerinin dokusunu bilmeden tutarlar o elleri.“Ben deliyim” diyorsan eğer benim gibi, onlar zır delidir senin yanında, sırf senin için…

Senin mektup beklediğin güzelleri senden önce sorguya almış bir güruh bu.Bizi bir arada tutan şey sevgiden çok anlatılamayan hislerdir.Bilmiyorum söylenecek ne var.Benim evime adım atan herkes öncelikle benim ailem ve onlara gerekenden çok değer veriyorum açıkçası .

Ben ailem için yaşıyorum.
Ailem benim için yaşıyor.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Dertten Yanan İkonlar

“Adem sıfatında çok geldim gittim” cümlesine tamah eden kaç kişi kaldık şurada.Sağ baştan say desem tek haneli sayılarda biter varlığımız.Deryalara yönelmiş seller gibiyiz hayat yolunda.Kaç asırdır sürgünüz burada, anlatmak isteyen bir dost kaldı mı ? O denli cesur yürek varsa hala bütün bu yaşanmışlıklara rağmen, en içten dileklerimle “helal olsun kardeşim”.Yok edilemedik yani sonunda.Bütün bu verilen savaşın haklı tarafı hala oyunun içinde.

İnançlarına etiket sınırlarını koymadan, kendine en yakışan şekilde varlığını sürdüren bizlerin, en iyi olmasa bile yeterli iyilikteki zamanlarından biri yaşanıyor.Ateşten korkmadan, korkusuzca, dünyaya ve yaşattıklarına rağmen “dost” diyerek yaşayabiliyoruz.Bu bizim içimizdeki köz olmuş ateşin varlığından çok o ateşin bize olan inancından kaynaklanıyor bence.İçtiğim kızılcık şerbetine çok mu tamah ediyorum bilmiyorum.Ama ben o şerbetsiz yasamak istemiyorum.O olmadan tek nefes dahi almak istemiyorum, ez cümlem bu.

Neden bu kadar gizli olduğunu düşünüyorum.Ben dahil, sana gönül vermiş kim varsa ikon uzmanı.Hep en diplere saklıyoruz seni.Oysa anlatsak avazımız çıkana kadar seni… Haykırsak yollarda adını.Hayat çatısı altındaki en güzel sürgünün mahkumları olarak hiç mi hakkımız yok buna ? Bilmiyorum, gerçekten hiçbir şey bilmiyorum.Konu sana varınca yok ediyorum bildiklerimi ve şuursuz vaziyette gidiyorum.Yana yana yürüyorum alevler üzerinde.Olmazlarına yöneliyorum, seni arıyorum ve en beteri hudut sonrası seni tatmak için nefes harcıyorum…

Efendim yok ve nefes alan kimseye katlanmam.Ol yerine öl desen; “arzular şelale” der, giyotine uzatırım kafamı.Ashab-ı Kehf gibi uyurum sana gelene kadar.Nesi varmış sanki bu hayatın ben haricinde.“Ben yok, o da yok.” demiş, kelamına en çok güvendiğim kişi.Aynısının laciverti de benim için geçerli işte.Ben yoksam, bütün bu dünya da yok.Basitçe çekilirsem bu olanlardan, basitçe biter her şey.Ama sen hediye vermişsin bu bedeni; kıramam, kıyamam ona… Senden bana kalan ilk hediye bu.Vakitsiz açılan güller gibi saçmalayamam hayatın zamanında.Öyle ya; zaman da hayatın, benimle tek ilgisi senin yolun.O yüzden çekiyorum bütün olanları.Saniyeleri vuslat düşmanı birer hain gibi görüyorum.Sana olan yollarsa, hayat adı altında tenimi yakıyor.

Seni özledim

Ey sevgili

En sevgili

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Anlatamadıysam Pardon

Yaptım oldu, henüz olmadıysa da olacak.Brutal scream tadında aykırı isyanlarımı henüz saklıyorum.Aralara dalan karaktersiz köpeklerin eleştirilerini görmüyor değilim tabi ki.Bu şahsi bir sorun değil, sadece hakkı olmayan insanların yaptığı pis eleştirileri kaldıramıyorum.

Odak problemi yaşıyorum, ikinci cümleyi kuramıyorum kafamda.Haftalardır böyleyim.Nefes almakta zorluk çekiyorum.Bu zamanlarda gelen eleştirileri de sineye çekemiyorum haliyle.Sürekli sinirliyim, sürekli ters cevap veriyorum.Dilim zehirli ok adeta, atıldığında ıslık çalıyor “bela” diye.Ama yine de yerimde sabitim, en fazla, lafı gediğine yerleştirip çekip gidiyorum bu halde.

Bu nasıl bir pislik üzgünlük hali böyle !? Boşluktayım tamamen.Uzay boşluğunda, yokluğun içinde sonu bekliyorum.Aslında huzur vermesi gereken bir hiçliğin kanıma dokunan huzursuzluğunu yaşıyorum.Sessizlik, havanın yoğunlaşması falan hepsi seni tetikliyor bana burada.Sevimsizlik diz boyu ve nefret doluyorum.Ama yine de sevmekten vazgeçmiyorum.

Aylar önce yazdığım bu yazının da başlığı “Serfoş” serisine yakışır diye düşündüm ilk başta… Kara toprağa yaraşır cevapların sahibi Kems olarak bunu mazur görmüştüm… Ama yine de “Serfoş” diye  yayınlamayı düşünmüyorum.Sizlerden önce gelen her bir cümlem bu güne olan hazırlığımın ispatı adeta, bu konuda… Sarhoş olmak yazılarımı bozmuyorsa, bu denli “Serfoş” diye ısrar etmenin bir anlamı yok.

İyi geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Yol Yalnızı Bir Kuşçu

Ben giderken yol boştu, dönen de görmedim karşı şeritte.Yol yalnızlığına alışık olduğumdan garipsememiştim bu durumu.Hayallerinden vazgeçmiş insanlara uygun olan bir hayat tarzı değil yalnızlıkla kaplı aşk yolu.Işıksız kalmaktan korkmadan; önce hislerine sonra histerine güvenerek yürümek kolay değil.Kabul gördüğün gerçekleri anlatsan da “laf bunlar” diye geçip gidenler olduğu için bu denli bağlanmak durumunda kalırsın yoluna.Karanlık solmasın diye gökyüzüne açarsın yüreğini, duaların çağrıya çağlayan olur.Çünkü aciziyetinin boynuzunu kırdıktan sonra dünyada senden güçlü insan kalmaz.Acizsen ve acıtmıyorsa artık azizsindir hikayende.

Hani her romanın bir “kuşçu” karakteri vardır ya.Yenmek veya yenilmekle alakası olmayan huzur insanları.Hikayelerin yardımcı rolü gibi gözükürler anlatıldığında.Ama sonradan anlarsın, bu hikayenin onun başrolündeki yan hikayelerden biri olduğunu.O bir deryadır, anlatılan basit bir aksiyon hikayesi onun yoluyla çakışmıştır sadece.Sen sığ bir insan olduğun için aksiyon kadar derine inebilirsin.O kendi deryasındaki basit aksiyon sığlığında bir laf edip çekilmiştir kendince.Yaşamaya ve insandaki isyana inmeye devam eder.Kendince bir karanlığı vardır onun, orada yol alır.Çok acıklı denen hikayeleri şükreder hale getiren basit bi kahramandır kuşçu.Ve ben bu yola, önce o kuşçulardan olmak için çıktım.

Tatlı tatlı yirmi iki sene yaşadım hayatta.Cebimde para yoktu geldiğimde, hoş hala yok.Anadan üryan soyunsam; ilk günüm kadar pür-ü pak vaziyetteyim.Tek farkım, o zamandan daha tecrübeliyim bu lanetlenmiş dünya hikayelerinde.Gözlerimin tasvirini yapamam ama gözlerimdekinin tasviri için yıllardır kalem sallıyorum.Bir ihtimal çıkışa gider bu yol.Ama gitmezse de ben zaten yoldan çıkmış bir cennet fedaisiyim.Ben inandığım sürece kim ne derse desin, dogru tektir.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.X Anladıkları Kadar Anlatılan Hikayeler

Müziğe mi kaptırdım kendimi ? Yoksa yine mi “alemlerden alem beğen” Kems.Sarhoş olmam yasaklanmalı.Alkol alsam bile kafama girmemeli bu, bedenimde bir yer edinip kendince yaşamalı orada.Zorlanıyorum diye bokunu çıkardığım içmelerin, en başarılı sarhoş hallerinden birini yaşıyorum.“Sevdiğim, mihrimahım.” diyerek zirveye oynadığım basit sarhoşluklardan biri olmalıydı esasen bu.Ama olamadı, nedeni hakkında en ufak bir fikrim yok şahsen.Çok başarılıydım bu konuda oysaki.Gülü seven esmer yiğitlerden biriydim sadece, tekrar “Serfoş” yazdıracak kadar ne içmiş olabilirim ki… Ya da en basitinden kızıl bir gül, sevdasıyla bu kadar sarhoş ettirebilir mi diye de düşünmek lazım.

Ben nev-i şahsıma münhasır gül aşığı yiğitlerden biri olma yolunda en önde bayrak taşıyan bir insan olmaya gayret ettiğim için bazı radikal değişiklikler yapma gayesine düştüm bu günlerde.Biraz Kanuni’nin Fransa Kralı’na attığı mektuptaki girizgâha benzedi paragrafımın başı.Olsun yine de anlatmak istediğim şeyi tam olarak açıklayan bir cümle gibi duruyor şu anda bana.Rihanna’nın sekizinci albümüyle birlikte esmerlere olan sevgim büyük oranda yükseldi yine.Zaten çok yüksek olan bu ilgi, bu son gelişmeyle arş seviyesinde diyebilirim.Bu sebeple de aşıkların kızıl gülü bana pek bir esmer geliyor son zamanlarda.Her yiğidin kendine özgü bir yoğurt yiyişi ve her Mecnun’nun da kendine göre bir Leyla’sı olduğuna inandığım için benim gülümün esmer olması gerekir diye düşünüyorum.Bence çok makul bir istek, aynı zamanda yerinde bir tespit.Eğer her insanın inancı kul ile Allah arasındaysa bu sevgiye başkalarının dil uzatması densizlik olur.Buna güvenerek de kendi filikamda seyir ettiğin bu okyanus ortasında filikamın özellikleri kimseyi ilgi ve alakadar etmez.Benim gülüm bundan böyle esmer ve uzun boylu.

Nokta.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Hayata Yalan Kalan İncelikler

Elimde bu hallere ait şarkı olmasa neyse de, her hale ait şarkının sahibiyim çok şükür… Bir daha yok, bu sefer son diyerekten kaç yazıya başladıysam artık; bir türlü bitiremedim anlatacaklarımı.Bir yerlerde kaybolmuş olmak bana dokunmuyor artık, bu hissiyatı bedenimin derinliklerine gömeli çok oldu.O orada ve toprak altında; ben burada ama yalnız ve platonik.Çok seviyesiz bir tartışmanın en seviyeli üyesi gibi hissediyorum kendimi bu hayatta.Her şeye dikkat ediyorum ama hiçbir şeye değmiyor.Boş yere dikkat etmiş oluyorum bütün bu olanlara ve hareketlerime.İnsanlar “pat” diye oldururken her şeyi, ben canım pahasına ince ince işlenmek durumunda kalıyorum.Belki de bu sebeptendir bütün bu yazılan hikayenin bir türlü bitmemesi…

Yüksek seslerin frekanslarını bilmem de ilahi seslerin fısıltısı hangi frekansdaysa direk zihnime yerleşiyor.Günahsız döndüremediğim dünyamın kahramanı olmak bana nasıl bir şey katmıyorsa, kahramanı oynamak da halka bir varlık vermiyor.Sen ne kadar ben insanlar için iyiyi hayal ediyorum desen de insanların seni kabul ettiği kadar varsın.İsyanlarına ait olduğun kadar haklısın, tersinde sadece “yalaka” damgasına talim edersin benden uyarması… Kimse seni anlamak için bir gayret göstermez.Çünkü sana ihtiyaç duymadan, sensiz de kocaman hayatlarıyla baş etmek konusunda çok başarılılar.Kul hakkıyla kuraklık arasındaki doğru orantıyı onlardan önce görmen, onlar da görene kadar çok yersiz ve gereksiz.Sen iyiyi düşünsen de, insanların seni anlayacağı yoksa yoksun bu hayatta.

Hatırlıyorum kafan karışıktı, ne yapman gerektiğini bilmiyordun.
Keşke anlatmasaydım, suskunlukla barışık bitirseydim diyorsun.
Sonsuzluğa yolladığın mektupların ulaşmadığını da duyuyorsundur eminim.

Bazen ben de öyle hissediyorum, merak etme seni çok iyi anlıyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Cihandan Cana Atılan İlk Kurşun

Benim de şu dünyaya gelişim, hey canım.
Bir güzelin uğruna, hey canım hey.

Ezgisinde kaybolduğu şarkıların sevdasına aşık olmuşsa bir deli.Sadece ve sadece izlenmeye yaraşır artık.Oturup dikkatlice izlemek gerekir, bu neden bu halde diye anlamlandırmanın lüzumu boşa.Ne yapıyor, aşk ona ne etti ve en önemlisi ne hallere girecek.Bu soruları izlerken sorabilmek çok önemli.Çünkü o, bu sorulara doyurucu bir cevap verseydi bu halde olmazdı.Aşkın sevdasına doyamadığı için viran hale bürünüp, derdine iman eder hale geldi.

Her bakışıyla tene ateş vuran, dokunduğunda donduran ve en beteri de konuştuğunda susturan bir sevdanın aşıklarıyız biz.Fakat bizi bizden alan sözlerin sahibi bizi beklemek konusunda bizden daha sabırlı.Biz derdimizden kılıç kadar keskin ip üzerinde dans etsek de o orada sabırla bitirmemizi bekliyor.Yeter diye feryada yöneldiğinde, içinde büyüyen pişmanlığın korkusuna sessizce siniyorsun köşeye.İntizara yaraşır hareketlerinle yürüyen uyurları kandırdığın sürece sırrını güvenle saklamaya devam ediyorsun.En kötüsü de sen hayalin doğrultusunda yaşarken, bu uyurların yazık nidaları arasında köşeye itiliyorsun.Zeki ama çalışmıyorsun, tembel ama efendi oluyorsun.Milyon çeşit sıfatın ismi oluyorsun.Anlayan var mı, yok.Derde derman desen Hakk getire, nereden derman bekliyorsun sanki…

Yollarında hasta düşüp, nefessiz uyandığımız sabahların sahibinin bizi bizim onu beklediğimiz kadar beklediğini umuyorum.Bu beklentiye sebep hareket ediyorum.Bu arayı vuslat sebebiyle uzun tuttuğunu sanıyorum.Diz boyu kan gölünde koşmaya çalışırken aklına aşkı getirenlere olan sadakatini ve bu sadakatin biz tarafında sonucunu iple çekiyorum.Kendimize kastetmeden sen cana davran da bu sabrın sonu selamet olsun.

Tek borcu can borcu olan avarelerin, bu borcu neden beklettiğini hep merak ederdim.Şimdi şimdi anlıyorum sevgiliden bedene gelen ilk hediyeye verilen değeri.Korku yok sadece sevdiğini kırmama sevdası…Hep romantik, hep bir sevgilisel şeyler bu yakada.Şiirsel olmayan aşkı sanki kabul etmeyecekmiş gibi, her aşığında bir sanatsal olma çabaları.Ne kadar sevimli ve sadakati ata sporu ilan etmiş bir nesil…