Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Nefret Söylemleri Ve Harika Son

Tahmin edin bakalım kim burada ? Doğru bildiniz, BEN ! Dünyanın en sevimli sevimsizi.Oradaki sevimli sıfat, sevimsiz de hissettiğim öznem şu anda, o sebeple öyle yazdım.Kendimi inanılmaz mutsuz ve yılmama beş saniye kalmış gibi hissediyorum.Pes edeceğimden değil de, gücümün bana uzaklardan eşlik ettiğini görüyorum artık.Hayat enerjimi minimuma indiriyor bu da.Anlayacağınız mutsuzum ve sorunlar bitmiyor.Pek de değişen bir şey yok hayatta görüldüğü üzere.

Aranızda çok mutlu olan ve bunu paylaşmaktan çekinmeyen düşünce yoksunları varsa, az ileride oynasınlar.Sizi belli bir süre etrafımda istemiyorum.Nedenini sormayın, sadece istemiyorum sizi.Ben mutlu olana kadar ve size gelebilirsiniz diyene kadar kapınızın önünde oynayın.İkinci bir emre kadar bizim mahallemize girme izniniz yok, bu da son sözümdür bu konuda.

Çözülse, birbirine yardımcı olacakmış gibi görünen zibilyon tane problemin ilk düğümünü bulamamak nedir bilir misiniz ? Bilmezsiniz tabi, nereden bileceksiniz.Ne anlarsınız siz saçmalıkların içinde kurulan anarşist ve depresif düzenin getirdiği ilginç hislerden.Beyaz Türkler ! Samimiyetsiz köpekler ! Düşük bütçeli dublaj hayranları ! Dert nedir anlamayan, elitist burjuvalar ! Sizden nefret ediyorum.Sizden gerçekten nefret ediyorum.

Kafam karışık ve duvarlar üzerime yürüyor.Nefret söylemlerini tetikleyen şeref yoksunu ruhsuzlar olduğu sürece de sakinleşmek istemiyorum esasen.Hepsini hayatımdan kovana kadar nefret kusmak istiyorum.İnsanlar sakin bir sahil gibi kaldığında, benim denizim de süt liman olmaya adaydır.Ama o zamana kadar bu deli dalgalar hepinize revadır.

Bitti, siktirin gidin şimdi.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Bozuk Süt Ve Tatlı Geceler

Hiçbir şey yerinde değil, neden ? Neden herkes üç maymunu oynamakta bu denli ısrarcı ? Yalan ve bilinmezliğin bu kadar cazip olduğu başka bir dönem daha var mı acaba ?

Başlamaya korktuğum hikayelerin baş rolü beni beklerken yaşlandı.İhsan Oktay Anar gibi, kendime bir romancı eş bulmuştum oysa.Her boktan tribime katlanan, bana destek veren ve yazdıklarıma inanan birisi.Lakin bana sahip çıkmayı çok erken bıraktı.Bence gereği yoktu.Fakat olan oldu ve sonrasında da zaman akmaya devam etti.Eşim olmadan, yalnız başıma kalsam da yazmaya devam ettim.Ve hikayenin ortalarına doğru, o benim değerimi anladı.

Rüyalarım beni çok geriyor.Hayatta kabul etmediğim hislerimin orada patlak vermesi, sabahında da bu hislerle uyanmanın yarattığı suçluluk duygusu beni benden alıyor.Kendimi çok savunmasız hissediyorum.Bilmiyorum, bu yazının paragraflarını eski yazılarımdan topladım.Neyse ne.Kalp çok boktan bir şey, it gibi kıskanıyorum ama dilim varmıyor söylemeye, of !  

Ona sarhoş anlarımda saçma bir şey yazmıştım, onunla sonlansın bari bu gece.

“Ben Turgut & Tomris kafasında iken, bazıları kendi günlüklerinde.
Tamam muazzam değilsin, kendi kumunda inşa et kalelerini.
Ben burada en derin Hakk mahkumu; her şeyi siktir etsem de,
Sen anlat o meraklı, basit, intikam yoksunu güruhuna hikayelerini.

Sevmek cidden birçok şeyi göze almak mıydı ?”

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XVIII Neyse

+ Çok içiyorsun be Kems Abi…
– Ben çok içmiyorum, siz az içiyorsunuz inekler !
+ O kadar da içilir mi be abi !?
– Bu da bi’ şey mi; hepsini içicem, sizin içemediklerinizi de ben içicem…

Neyse.

Alkol alan insanlar birbirine kardeş gibi davranır genelde.Dünyadaki en mantıklı hareketlerden biri bu bence, kan bağını alkolle sağladığın insanlarla maneviyatta kardeş olmak kimseye bir şey kaybettirmez gibime geliyor.O sebeple halinden memnun olan usta ayyaşların rahatını bozmak hak gibi gelmiyor bana.Kimseye zarar etmeden, dünya derdini uyuşturan mantık sahibi cesur insanları kıskanabilirsiniz, ama saygı göstermek mecburiyetindesiniz.İçmiyor diye sokakta dayak yiyen kaç insan var yaratan aşkına ? Azıcık vicdan ve adil mantık sahibi olmaya davet ediyorum sizi…

Neyse.

Olanlara olduktan sonra “olmasaydı” demek çok kolay.Biz bunu çok yaptık, bu neslin gençleri olarak.Ama hissiyatımıza, zaman gözetmeksizin sahip çıkmayı pek beceremedik.Ben bunu iyi yaptığım için bu kadar göze battım ve yadırgandım.Olabilir tabi kimseye kızgın değilim.Ama bana hak veren insanlardan da bir şeyler beklerim diye düşünüyorum, sanki bu benim azıcık bile olsa hakkım.Cesaret gerektiren hareketleri sen yap, ekmeğini diğeri yesin.Olmaz işte o, başladığımız yere döneriz öyle olunca.

Neyse.

Bugün yalnız içmemeliydim kesinlikle.Bugünkü yalnızlığı hak etmiyordum.Eğlenmeyi geçtim, çokça duygu yüklü hikayelerim vardı.Bir daha aynı hal bulummaz elbet.Alkollüyken her saniye endemik sonuçta, inşallah gelecekte beklentiye yakın olur hikayeler.Ama bu gece geçti artık.Ki bana sorarsanız eksik geçti.

Neyse.

Deneme yanılmayla onlarca, belki yüzlerce yazı yazdım.Hayatımda, bana en çok zevk veren şey bu, saklayamam bunu.Yalandan da olsa üretmeyi çok seviyorum.Belki iyi yazamıyorum ama ben yazarken çok mutlu oluyorum.Bu sayede kendimi daha bir hayata adapte olmuş hissediyorum.Gerçekten eksik de olsa üretmenin zevki başka hiçbir şeyde yok.

Neyse, iyi geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Ego ch.4 Yaratan ve Dua

Gerçek neydi ?
Gerçek bizdik, gerçek sevgiydi, gerçek birliğimizdi.
Ve bunlar hep gözlerimizi doldurmak için gevelenen yalanlardı…

Ne olursunuz gidin, gidin ve birazcık kendinizi becerin.Siz konuşmaya yeltendikçe mantık sahaları hep boş kalıyor.Aranızdan kimse konuşmak için kafasının içindekini kullanmıyor.Bizim de farkımız burada ortaya çıkıyor.Az niyetlenip, niyetlendiğinde çok konuşan ve konuştukça haklı olan biz gibi insanlar genelde beynini kullanıyor, feyz alın.Sizler gürültü yaptıkça umutlarımızdaki körelmeyi engelleyemiyoruz.Kabul edin, boş konuşuyorsunuz.Gaz vermek ve “Bende buradayım” demek için sesinizi yükseltiyorsunuz.Ama neye yarar, siz burada olsanız bile kimliğiniz ilkokul sıralarında kalmış.Yazık.

Façam yerinde olduğu sürece kitabın ortasından konuşurum.Bu da takribi kıyamete falan denk geliyor.İncelikli düşüncelerin hakimi ve yüksek algı sahibi bir insan olmak bunu gerektiriyor.Bileğine güvenen varsa, buyursun bu taraftan konuşsun… Façasını kıyamete kadar yerinde tutmak kaç tane yiğidin harcı bakalım…

Kızıl güle dem çalan yarime, en sarhoş hallerimden biriyle konuşuyorum.Bana bir kere sahip çıkmadın ama eğer bir gün bana ikinci şansı verirsen, yine de beni başıboş bırakma.Ben aşık olduğum inancıma layık olarak yaşamaya inandım.Ve bu inanç doğrultusunda ne gerekirse yaptım.Herkesi sildim, yalnız kaldım, deli raporu aldım.Yine de inandığıma itaat ettim.Sadakatim gereği sana zaman ayıramasam da sevdim.

Affet.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XVII Durdurun Dünyayı

Ölünmüyor.

Çok üzülüyorum.

Sevmeye bazen doyamıyorum, ama arada.

Son olarak, bu şarap kesinlikle bozuk !

Şu son kadehim olsun, bu yazıyı bitirirsem uyurum.Eğer kadeh biter ve yazı bitmezse yine uyurum, hiç gözünün yaşına bakamam valla yazının.İt gibi çalışıyorum.Bildiğin it, uyuz olanlarından.Ya da merkep olsun… Merkepler gibi çalışıyorum ve hakkını bi’ ölçüde alıyorum.Yani merkep tarzı çalışmama rağmen keyfim yerinde.Bence hayattaki en gerekli şey bu.”Ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey” cinsi bir insan olsaydım, şu anda dünyanın en rahat insanıydım hatta.Benden rahatı “rest in peace” o derece yani…

Mutlu muyum, tartışılır.Lakin rahatım hayatımın şu son döneminde.Bir şekilde kendime iyi kötü boşluk yaratabiliyorum ve hayat gayesi içinde deli divane sarhoş olabiliyorum.Bu benim hayattan beklentime oranla, “hiç yoktan iyi” olarak değer kazanabilir.En azından sarhoş oluyoruz, şükür.

Durdurun dünyayı çok deli dönüyor.Dönerken de midem alt üst oluyor.Sarhoşken bu dönen hali hiç sevmiyorum ama beni rahatlatan yazıları yazmama yardımcı olduğu için sonsuz kredisi var.Nefesim rahatlıyor ve derinleşiyor, zihnim pür-ü pak bir hal alıyor ve kapılarımı açıyorum.Elimde olsa direk ruhumu teslim ederim, o seviyede bir teslimiyet.Bu yüzden belki de cehennem bana kapılarını açtı ve içinden zebaniler de şuursuzca değnekçiliğe hazırlanıyor.Ne önemi var ? O zebaniye inat bu denli teslim yaşamışken kimin küfrü yeter bana suç atmaya ?

Hayırlı sorgular.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Onlar

Kötü şarapların ağzımda bıraktığı buruk tat; “acaba bozuk mu lan bu” hissi, içtikçe kaybolan sorgulama ihtiyacı ve bilinçsizliğin getirdiği güven.Ben hiçbir yönden çok güçlü bir insan değildim.Hep çok düşünürdüm, çok sorgulardım, pek de fazla konuşmazdım.Sonra bir şeyler oldu ve meğerse kafam beni çok güçlü yapabilecek kadar fazla çalışıyormuş, bunu öğrendim.İnanır mısınız, hiçbir işime yaramadı.Ne beni güçlü yaptı, ne de bana bir şey kattı.Sürekli kendim oldum.İster istemez kendim oldum.

Çok büyük bir insan değilim; ne yaş olarak, ne de nicelik olarak.Ama nitelik açısından sahip olduğum büyüklüğü de çok fazla kişi alt edemez açıkçası.Sorgulayarak ve anlamaya çalışarak elde ettiğim bu birikimi dünyevi bir kazanca dönüştürene kadar, herkesin gözünde en fazla bu kadar büyük olabilirim.Şikayetim veya derinlerde beni değiştirmeye çalışan bir hırsım yok.İnsanlar ne düşünürse düşünsün; yalnızlıkla kardeşim, kendimle de barışığım.İnsanların hakkımdaki fikirleri bana bir yol katmaz.Beni nitelikli kılan sadece sorgulama ve karar verme yeteneğidir.Bir insanı diğerlerinden ayıran en önemli özellik, dünya içinde kendine yarattığı kozanın yeri ve bu yerin doğruluğudur.Çünkü kelebek olana kadar dış dünyaya baktığı pencere ve bakarken yaşadığı duygu haritası seni sen yapan ilk şeydir.Sıkılmadan, korkmadan aynı zamanda umutsuzluğa göğüs gererek büyüyebilmek.Ve soru sorabilmek, aldığın cevapları doğru değerlendirebilmek, kendini kelebekliğe hazırlamaktır hayatın ilk eğitimi.

Lakin bu çevrede pek de böyle olmuyor.

Dünya senden bazı şeyler istiyor.Asla soru sorma, inancını kaybetme ve bir şeyleri öğrenme.Her insan bir özne iken,bu düşüncelere asla inanma ve kafanı boşalt.Çünkü dünyada bir taraf olmazsan bertaraf olursun.Artı sorgularsan, yandaş olduğun tarafın seni ya tesviye eder ya da kaçınılmaz olarak tecrit edilirsin.Politika ve bu coğrafya böyledir.Düşünürsen, üzerine bir de sorgularsan onlardan olursun.Onlar ise hiç kimsedir.Onlar yoklardır, onlar kabul görmezler.Çünkü bu dünyada soru soranı sevmezler.Onlara yaraşacak sıfat çoktur.Edepsizlikle, gevşeklikle, inançsızlıkla veya kendini büyük görmeyle suçlanırsın.Gereği yoktur, ama gereğini merak etmek de sorgulamaya girdiği için bir cevap alamazsın.

İnsan her şeyini güce, gücünü de bencilliğine kullanır.Dünyayı parçalarsın, uyuşturursun, yönetirsin ve kazanırsın.Bu sadece tek bir siyasi algı değildir.İnsanları yönetmek egonu besler ve nedense her çeşit insan da yönetilme arzusu içindedir.Yüz otuz bin yıllık tarihinin kaçta kaçında yönetilme ihtiyacı içindeydi insan ? Ya da yönetilmeseydi ne olurdu onlara ?

Ama doğru ya, sorgulayanlar sadece onlardı

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Yanılmışların Kaderi

Bazen korkuyorum, ama genelde iyiyim.Artık çok da fazla korkmuyorum denebilir hatta.Düşünmüyorum, düşünmemek için kendimi fiziksel olarak yoruyorum, oyalanıyorum ve sorumluluk alıyorum.Bunlar bana gitmeyen şeyler esasen.Ama yine de bir şey fark ettim; ben düşünemediğim zaman korku duymuyorum.Gelecek gözümde büyümüyor bu şekilde.Fark edemeden her şey geçiyor ve günler bitiyor.Zamandan bağımsız yaşarken geçmeyen saniyelerin hepsini toptan olarak bitirebiliyorum bu dönemde.

Bu hal beni pek yaralamasa da ve yarınlara duyduğum umutlarda eksilme olmasa da, hevesimde büyükçe bir körelme oluyor.Ve sanırım bunun en kötü yanı da bu.Kendimle baş başa kalmaya inanılmaz bir özlem duyuyorum.Bana kendini hatırlatan bir benlik var içimde.Ve o beni buraya itiyor.Bütün boş vakitlerimde, sana ait bir şey arıyorum burada.Bir kelime, bir harf ya da hiç olmazsa bir iz beni meraklandırıyor.Bulduğum bu ipucuna ait hikaye uzasın gitsin istiyorum.Bir dedikoduyla yola çıkılan ve sonunda dünyanın en vurdumduymaz korsanına ait olan hazineyi bulacakmışım gibi hissediyorum.Heveslerim doruk yapıyor “acaba ne dedi ki şimdi” sorguları içinde bütün bedenimi yiyorum.

İnsanlar saygı duyduklarını korumak için kendinden kaçabiliyormuş.Artık işin sevgi kısmını geçtim, benim konum o değil.Ben bu boşluğa duyduğum saygı yüzünden kaçmıyorum ve bu yersiz nöbeti tutuyorum.Hem de bütün yanlışlarıma rağmen bunu yapıyorum.Bazen ağırıma gidiyor, evet.Kanıma da dokunuyor, hem de o biçim.Ama olan oluyor ve ben olması gereken yerine, yine zihnime yer edeni yapıyorum.

Cahit’e kaçan Sibel mi samimi, Sibel’e kapılan Cahit mi ? Biz gibi hikayelerin başrollerine karşı, kaderin en büyük cezası sanırım “zaman”.Hiçbir zaman bu hikayenin yaşanması için doğru bir zaman olmayacak.Ama her yaşandığında zamansız yaşanan doğru bir hikaye olacak bu.Her tekrarı başta mutlu edecek.Ve her tekrarı bittiği gün pişmanlıklar getirecek.

Yanılmışların kaderi bu.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XVI Gri Gökyüzü

Gölgelerden ben de haz etmem.Işığa göre şekil alan dönem adamlarından olamadığım için, benim gölgem hep şekilsiz oldu.Ellerimin varamadığı uzakları görebilmek de bana ağır geliyor aynı zamanda.Ama kaçamıyorum, olanı yok sayamıyorum.Konu ne istediğimle veya ne yaşadığımla ilgili değil aslında.Sadece bu garip şeyi sonlandırmak istemiyorum.İnsan ilhamını göstere göstere kesemiyor genelde.Hep yaşasın, varlığıyla güç bulsun istiyor.

Eski şarkıların gölgesindeki huzurumuzu, oradaki üretme isteğini başka bir yerde bulsam; oraya yönelirdim ama olmuyor.Belki de aşk; bütün bunların üzerinde, nevi şahsına münhasır halde bizim onu yazmamızı bekliyordur.Ege kıyısında bir barda veya evde ekran başında, bir şekilde hedefine ulaşmayı amaçlıyordur.Bilmiyorum, bilmiyoruz.

Şimdi ben bunları dedim, ama sorun bakalım niye dedim…

Şöyle ki ben ilk paragrafı cevap niteliğinde, ikincisini işte yazmak istediklerimi hedef alarak yazdım. Ve bu iki paragrafı nasıl birleştirebilirim bilmiyorum.

Ait hissettiğim şarkılarla ve onların hissettirdiği şeylerle yazıyorum yıllardır.Açıkçası millet ne düşünürse düşünsün, o kadar kolay değil bu.Hissettiklerin ve bunu anlatma biçimini anlaşılır kılmak her yiğidin harcı değil.Ben de elimden geldiğince orta yolu bulmaya çalışıyorum.Olur ya da olmaz, en azından deniyorum.Her cümleyi tek tek düşünüp, en doğrusunu seçmeye çalışıyorum.

Ve ne kadar başaramasam da unutulmasın ki; ben olmam gereken kişi yerine, olmak istediğim kişi olmayı seçtim.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Mazoşist İtiraflar

Sapkınlık insanın doğasına işlemiş, sapıktan çok sapkın var etrafımızda.Bizi saptıran da bir zevk, ne biliyim işte farklı bir duygu falan.Ve bu duygu da butik mazoşizmi getiriyor kendince.

Hepiniz acı veren şeylerden zevk alabiliyorsunuz.Mesela damağındaki yarayla oynamak gibi, yaranın kabuklarını koparmak gibi, sinek ısırığını kaşımak gibi saçma ama zevk veren acılar bunlar.Ve ortadaki bahsi arttırınca masaya daha duygusal olan mazoşist itiraflar dökülüyor.Mesela ben birinin örneğini vereyim; anılarıma duyduğum pişmanlık veya özlemleri anmak için, yürümemem gereken yollarda yürüyorum.Aynı adımları atmaya çalışıyorum, aynı hisleri yakalamayı deniyorum.Ne kadar başarırsam tabi… Fakat bir şey fark ettim; eskiden başka bir yerde yürürken, artık daha başka bir yerde yürüyorum.Sapkınlığıma da güncelleme gelmiş görünen o ki.

Bu ve bu gibi açıklanması güç hisleri anlatmayı çok istiyorum.Ama genelde kolayca elden gelmeyen yazılar bunlar.Doğru kelimelerin seçimi o kadar kolay olmuyor ve yanlış kelimelerle çok başka yerlere gidebiliyor konu.Yine de bu mazoşist faaliyetleri yazmayı uzun süredir istiyordum.Pek beklediğim gibi beceremedim ama olmazsa bi tane daha yazarım bu başlıkta…

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.15 İkilemlerin Metası

Taslaklara kaydettiğim her yazıyı bitirebilecek kadar karakter sahibi olabilseydim, şu anda Nobel bile alabilirdim.Hip Hop kültürüne ait, dünya inanç sistemlerine hakim ve alkolde derinlik sahibi bir yazara kim Nobel vermez ki ? Şahsen ben ilk böyle yazarları arardım.Nerede öyle delikanlı çocuklar… Bizim oğlan da sorumsuz olmasa tam biçilmiş kaftan, ama biraz serseriliği var işte.Yoksa Nobel kapımda bekliyor.Haksız mıyım ?

Eşekler gibi çalıştırıyorlar beni, en büyük sorunum bu şu zamanlar.Ha yüklü bir iş değil ancak saatleri beynimde delikler açıyor.Ve o deliklerden de kokulu silgiye renk veren boya maddesi akıyor.Hayat yerinde olduğu zaman kafam yerleşemiyor.Ne yapmalıyım doktor hanım ?

Sonra alt egolar devreye giriyor ve;

Yine başladığımız yere döndük iyi mi ? Kime ne anlatıyorsun sen Kemal ? Kimse seni anlama derdinde değil ki, bu çabalar nafile.Neden yazıyorsun yıllardır.Nasıl bir seksomani bu ? Aldığın zevke değer mi ? İnsanlara kalsa; ıslığım dağları tuttu, güttüğüm iki tane keçi.Basit bir işmiş bu ve fazla yaygara koparmaya gerek yokmuş.Ulan, ölüyoruz ibneler ! Daha ciddi ne olabilir şu hayatta ?

Beynim; dünyadan daha hızlı dönüyor, kafatasımın içinde.Sürekli bir baş ağrısı ve kul hakkı yiyene nefret söylemleri de cabası.Ölmeyecekmiş gibi yaşamanın verdiği sanal tanrı egosu kime ne katıyor anlamak istiyorum.Benim beynim bunu almıyor, benim mantığıma oturmuyor bu.Ya da şartlı refleks, bunun içimde inşa edilmesine izin veremiyorum.Bir şekilde olmuyor yani.

İkilemlerde çürüttüğüm gençliğim beni refaha kavuşturursa eğer günün birinde, arkamdan bedavacı demeyin.Ben kazandığımdan çoğunu kaybettiğim bir kumar masasının, bir şekilde kazananı oldum.Günler de bi çerçevede geçiyor.