Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Nankör Orospu Çocukları

Depresanlar vücuttan terk-i diyar eyleyince ne gariptir ki iyiliğimi de yanlarında götürüyorlar.Hayata karşı iyi olmamın onlarla bi ilgisi olmadığını savunsam da onlarsız anların ilk zamanlarında böyle oluyorum.Allah var hayattan bileğim dışında pek de bir iyilik görmüyorum.Durum böyle olunca da insanlar hayatla paralel yaklaşıyor bana.Kimseden karşılık vermedikçe pek de bir iyilik görmüyorum.Tamam, birine ekstra iyi davranmamak ayıp değil.Ama böyle zamanlarda kendimi salak yerine konmuş hissediyorum.İnsanlara elinden gelenin en iyisini yaptıkça, elinden gelenin kendine de yettiğini düşünüp sana ilgilerini eksiltiyorlar.Nankörlük yapıyorlar kısaca.Öyle hainler böyle kötüler diye kimseyi suçlayamam fakat herkes nankör, bu da hayat gerçekliği.

Bu yazıda “artık insanlara böyle davranacağım” diyerek gitmeyeceğim.Çünkü ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.İnsanlarla birlikte yaşamaya hevesim kalmadı bu aralar.Bu bir intihar notu değil, sadece elimden gelse yalnız yaşarım olay bu.

Sarhoş olmak istiyorum uzunca bir süredir.Sarhoş olup birkaç gün kendimi unutmak istiyorum.Ama “ertesi gün iş var nereye sarhoş oluyorsun” diye bir ses geliyor içimden.Okul ve borç bitmiyor zaten, o konuda bir sorunumuz yok.Delik öyle bir büyüdü ki kendi kontrolüne aldı beni.Ona yaşıyorum, izin verdiği kadar uzaklaşabiliyorum.Şahsen bir bereketim kalmadı yani.Bereketsizlik de sıfat olarak gereksizliği getirdi heralde.Tüm insanlar isteklerime öyle davranıyor çünkü.Sanki belden bağlı vaziyette onlara yaşıyorum.Sözler tutulmuyor, talepler takılmıyor, ihtiyaçlar dinlenmiyor.“Sıfıra sıfır elde var sıfır” tamam da ben bir olabildikçe kendi sıfırlarıyla beni dipte tutmalarına çözümüm kalmadı kusuruma bakmayın.

Selam ve dua ile orospu çocukları 🙂

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Çekilin Kalbimi Kırıyorum

Hayat matematiğinin beni kurtarmadığı anlardan birindeyim.Yeri geliyor zihnime inanmayıp, elimde hesap makinasıyla çıkmazlara düşüyorum.Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor.Ben daha yeni başladığım iş hayatının dertlerine düştüm.

Sorun iş hayatında veya zorluklarında değil.Maşallah hayatımın o kısmı, diğer parçalar arasında en aksamayanı.Ama gerek kurduğum hayallere gerekse sorumluluklarıma vurduğu balta da bütün kuralları bozuyor.Her geçen gün kendime haksızlık ediyorum.Her geçen saniye biraz daha geç kalıyorum hayata.Kurduğum her hayal, planladığım her öğrenim umutsuzca benden yeni bir şans bekler oldu.Ben eğitim ve çalışma arasındaki eşiği uzun tutma hayaliyle yaşarken meğer ikisi birlikte ipotek etmişler gençliğimi.Çıkamıyorum işin içinden, hayatın yüzeyindeki matematikte yaşadıklarım beni doyurmaya yetmiyor ve uzunca bir süre se yetmeyecek bu belli.

Çok üzülüyorum ve ilk defa bu yaşımda edindiğim bir olgu olarak sinirleniyorum.Çok sinirliyim yani, öyle böyle değil.Yaratmaya çalıştığım her şey herhangi birinin herhangi uyumsuz hayaliyle aynı statüde şu an, bana da yazık.

Ben, iyi bir insan da olabilirdim.Ama ne istediğimin değeri bu yaşımda anlaşıldı.Peki “yazık” da, kime ?

Tatlı rüyalar.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Öf, Aman.

“Olsun mu ? Olmasın, dert sana uğramasın.” demedim, elimden geldiğince dert verdim kimilerine.Kendi klişelerime düşüp “itiraf: bölüm yüz yirmi sekiz” tarzı bir yazı yazmayacağım.Dimdirek adrese teslim konuşacağım.Kiminin canını yaktım, kiminin içine oturdum, kimine de pişmanlık oldum.Ve bunları yaparken bazen içime kurt düşmüş olsa da sonrasında bir pişmanlığım olmadı.Tekrar ediyorum, yaktığım canların bazılarına yaşattığım şeylerden pişmanlık duymadım.Dünyada en çok korktuğum şey kalp kırmak ve şahsi adalet algısı olsa da, kendi adaletimi aradığım yıllardaki kırdığım kalpler konusunda içimde en ufak bir pişmanlık yok.Hatta elim varsaydı hakedene dahasını yapsaydım.

Neyse.

Kafamı gömdüğüm hayallerden anlık heveslere yer kalmayınca, yarattığım fırtınada birçoklarının kötüsü oldum.Yani sincap gibi ormanımda büyürken ağaçlarıma laf edip mesire yeri açmak isteyene de kötülük hak gibi şimdi.Hoş; kötülük kötülük diyoruz, bunu da anlatmak lazım.

Kötülük her insanın içinde bir yerde uykuda bence.Nasıl ki iyilik için kendine yolculuk yapmak elzemse, kötülük için de bir odak noktası gerekiyor.Bu odak noktası da senin tam önünde sekince vurmamak ayıp oluyor.Yani dert verdiğine sadistçe yaklaşmak değildi benimki.Etkiye verilen lokal tepkiydi.Bırakıp gidenin peşinden dert olmaya hiç niyetlenmem yani.Derdi olarak lanse edildiklerimin hepsi hoşuma gitmeyene ısrar edip de çöplüğüme oba kurma niyetinde olanlardı.Beni parmak sallayarak uyarır, bunu sürekli hale getirirsen ve aynı zamanda yanımda kalmaya devam edersen o parmak sana mantar tıpa olaarak döner.Buna da dert dersin haliyle.Sezar’ın hakkını mabadındaki kopuk parmağa emanet ediyor olmam beni ne kadar kötü yapar bilemiyorum.Ama yaratılan dangozluk eylem planımda bunlara yer var.Ha olanlar sert veya yumuşak değerlenir; yapıldığı an adrese teslim gitmez, ona da yapacak bir şeyim yok.

Peh.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.25 Kripto

Kaç para ulan gül güzeline yazılacak bir yazının maliyet ? Nedir yani hak yolunda beni dillendiren çöl vahasının gönlünü eylemek.Çok mu zor şu hayatta sana güzelliklerle gelenin zihnindeki gizem arzusuna dokunmak…

Tarabya diye direten mavi gömlekli de, Amidala’ya aşık olan da bendim bu hayatta.Ağzımda eksik dişle yakınına varıp iki saniye için sokağında yürüyen ve şarap etkisinde bir omza hoş geldin diyen de bendim hatırlatırım.Öyle ki ben ömrümü güllere yol etmenin sevdasında yüksek alkollerle teslim olmuşken seninle, bana yaptığın bu sığlık yorumlarının hepsi de senin ayıbındır bu günden sonra bilesin.Ben seni bana minik bir gün ışığı diye tanımışken olmadı bu kelimeler bize…

Özlemenin daha ne denli evrim geçirebileceğini öğretmede üzerine yok bu suçlamayı yaparken.Senleyken sana hasret bıraktırdığın anılarını da hatırlatırım.Elindeki baltayla düşman bellediğin hevesler üzerinde çok başarılısın maşallah.Lakin dördüncü duvarı yakaladığında kedigillere bürünmen de cabası…

Ben sevdiğimi bu gece düşman belledim kendime ki bu bile yaradır yüreğimde.Tek temennim de 68 65 72 20 67 65 63 65 20 62 65 72 61 62 65 72 20 79 61 74 61 6c c4 b1 6d 2c 20 61 6d 61 20 62 61 7a 65 6e 20 6d 65 63 62 75 72 65 6e 20 61 79 72 c4 b1 20 61 79 72 c4 b1 2e.

301.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XXIV Malum Dil Bu

Müsrifliğe inat önde bayrak sallayan son damlacılara buradan selam olsun.Dördüncü duvarı kırıp, izleyiciye birinci elden seslenen; hayat filminin karakterleri onlar.Kim olduklarını bilip, saklamadan doğrularını savunan yiğitler.Kendine gelip de dünyaya kafa tutan, ne istediklerini iyi bilen legal psikozun müptezelleri.Herkesin anlatamadığı bu basit denklemin, denklem dışı kısayolları.Bu denklem ki akıllıyı delirtir, insanı olmadan servis eder şu dünyaya.Kapital ne bilmeyen bu toylar da gidip sistemin köpeği olurlar.Hah, basit ve lüzumsuz amatörler !

Serfoşun dilinden anlamaya kimin götü yeter bilmiyorum ama koala varan bu hallerin sizin dünyanızda açıklaması yok.Sokaklarınızdaki çöplük kokularına bile aşina olan bu müfris güruha dil uzatmak haddinize değil.Evet kafa yaşıyoruz, kabul.Kimse de bunun aksini iddia etmiyor gördüğünüz gibi.Ki yaşadıklarımıza daha da erişemezseniz kör öleceksiniz.Size acımak bile gelmeyecek işimizden günü geldiğinde, biz sarhoşuz siz ayıksınız.Bize değil size yazık !

İtiraf edin merak ediyorsunuz.Biz sizin dünyanızı siktir etmişken siz deli divane kötülemeye çalışıyorsunuz ben gibi insanları.Umurların dışında kendi paydanızda ne bok yerseniz yiyin, kendinizi yokluğa teslim edin kimseyi tanımadan…

Sizin yürüdüğünüz yolu tırnaklarımızla inşa ettik biz, siz hala fenafillah derdinde ağlayın.Çile diye anlattığınız yolların yaladığınız tozu bana ait toy garipler.Seve seve, söve söve ya da diğer türlü öğreneceksiniz içen adama saygıyı.

Yazım hatalarımla bile sizden daha ayığım.Sizden daha açığım, sizden daha aşığım.

Bitti.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: fsociety

Olmuyordu, olmasındı.Olsun diye yaratılmamıştı bu dünya.Mutsuzluğa çanak tutan yersiz, hedonist bir düzen bu.Hoş olmaktan çok uzak, bizden çalıp kendine arttırmalı sinir bozan bir hakimiyet.Bence tanrı tabanlı bir süreç değil bu.Net bir şekilde güdülüyoruz ve görünen o ki birinin günahında kurban rolündeyiz.Kimseye ilişmeden iyi yaşayabilmemin veya yalnızlığıma hizmet edebileceğim bir açıklık bulmamın yolu yok bu hayatta.Sürekli başkasıyla yarışmalı, sisteme çalışmalı, kendimden harcayıp başkasına kazandırmalı bir dünyanın içersindeyim.Bunu mikro boyutlarda değil, makro olarak düşünün.Bahsettiğim biri için çalışmaktan öte bir şey.Çalışmasan bile bir yerden bir yere giderken de başkasıyla yarışıyorsun, düzenlerine uyuyorsun, birileri mutlu olsun diye geriliyorsun.Toplum olmanın bilinen kötü yanları işte.Bile bile lades ve görünmeyen sınırların tasmalı fakat sözde hür bireyleriyiz.

Kim hayat işleminde sadece kendi parantezini hesaplayıp sonuca ulaşıyor ki.Onların gözünde durum bu.Herkes bir parantez ve eşitlendiğimiz sonuca varma yetkimiz yok.Olay yalnızca yetki meselesi değil, bizim o sonuca ulaşmaya hakkımız da yok onlara göre.Böyle anlarda topluma orta parmak sallayan, umutsuz asosyal gençlere bürünesim geliyor.Fakat onların hayatına adapte olacak donanımlara ve yapıya sahip değilim.Esasen orada mutlu da olabilir miyim bilmiyorum.

Onlar yüzünden paradan nefret ediyorum, bu beni üzüyor mesela.Toplumcu ve düzene hükmeden sahiplerden bahsediyorum.Ego şişirmek için debeleniyoruz ki bizi beceren bize daha yakın görüşten olsun.Onlardan birine ait hissedip kendimizi, onlara destek veriyoruz.Sonra ne oluyor, bizim fikirden başka biri onlar kadar dikkat çekince çark ediyorlar.Bir çuval inciri rezil ediyorlar anlayacağınız.Verdiğiniz desteğin ve beslediğimiz umudun bir değeri yok kimse için.Basit bir çıkar çarpışmasının farklı renkte makyajlanmış hali hepsi.

Bu beni üzüyor mesela, burada cidden haklı oluyorlar ve fısıldamadan duramıyorsun.

fsociety

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Hoş Değil

Artık hayatları değiştirme niyetiyle kurmuyorum cümlelerimi.Açıkçası bu durum zoruma gidiyor.Yazmamı tetikleyecek bir niyetimy yok yani.Tamam, eskiden de dünyayı değiştirmek için yazmıyordum fakat yine de birileri bir ışık alırsa mutluluktan kanatlansam diye geçirdim içten içe.Ama artık o da yok.

Yazmaya ara vermemin yanında kitap da okumayı aksatınca kelime unutmaya başladım.Eskiden çok güzel ve yerine oturan kelimelerim vardı, istediğim şey anlaşılmasa bile anlatımı kusursuza yakın olurdu.Ki bu da beni inanılmaz tatmin ederdi.Şimdilerde ya çok düz yazıyorum ya da boş yere eski kelimeler kullanıyorum.Bu durumun, beni en çok rahatsız eden sonucu bu sanırım.Çünkü yapmadığım şeyler yüzünden kaybettiğim yetilerimi görmeye başladım.

Bu artık “olsun” denebilecek bir başlık olmaktan çıkıyor benim için.Bana kötü hissettiriyor ve aciziyetten korkuyorum.Ne kadar ileri seviyede olmasa da bir yeteneğim olmasından dolayı büyük bir mutluluk içindeydim.Ve bu yeteneğin getirdiği bir özgüvenim vardı.Bütün bunların kaybediliyor olması beni nasıl bir düşünce yapısına sevk etmeli bilmiyorum.

Hoş değilim.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: 47301

Bugün yedinci ayın dördüncü günü, bugün onun doğum günü.O ikimizin de hayatında sabretmenin en güzel örneği.Onun sabrıyla bu gündeyiz.Ve bu sabır sayesinde bir birliktelik ve birlikteliğin mazisine sahibiz, ne mutlu bize.

Derken ben bu nazlı nazlı Şevval Sam tavırlarından sıklırım ve Seray rahatlar.Malum çünkü hayatındakini iyi tanıyor.

Seray bir insanın sahip olabileceği en kibar sevgili.Öyle bir kibarlık ki bu, bana bozulduğunda ilk olarak annanem gibi gözlerini bana dikip “KEMALCİM” der.Ben hayatım boyunca adımın bu şekilde söylenip de uyarı sayılacağını düşünmezdim.Adımı bir sitem kelimesi etti lügatımızda, hayırlısı bakalım.Aynı zamanda nazlı, huysuz ve suratsız.Bunları bu şekilde dillendirmesem gözüme uyku girmezdi.Hayatımızda bir monotonluk varsa Seray surat asar.Bunun genel nedeni bir hata değil, onun bunu yapabiliyor oluşudur.Yani zamanın o şekilde geçmesinin ne gereği var, Seray nazıyla ortamı dengeler… Şaka bir yana bu ilişkimizin en normal eğlencesi.Çünkü artık surat bir espri konusu.Benim surat asmam bile bana dalgayla karışık, “Merhaba Seray, iyice bana benzedin” cevabıyla döner.Trajikomik ama olur öyle (!)

Her neyse bakalım.

O bana onun cennetinde bir krallık bahşetti ve ben de bunu sonuna kadar yaşıyorum.Ne kimsenin gözüne sokuyorum ne de kimsenin derinlere bakmasına izin veriyorum.Bana insan olarak özelin ne olduğunu gösterdi ki ben kendime mahremi konusunda ketum bir insanım derdim.Cidden el elden üstünmüş böyle durumlarda.Aramızdaki şeyden kimsenin haberi yok ve olmamasına gayret ediyoruz.Bilinmesin, tanınmasın ve konuşulmasın.Bu konuda insan tabanlı tek gayem bu.

Küçük bir gün ışığına olan inancın öğle sıcağındaki haline gitmesi gibi bir hikaye bizimki.Başta da söylediğim gibi tek bir kişinin sabrıyla büyüyüp şu hale gelen ve sürekli ilerleyen bir ilişki.Gözlerindeki sessizliğe dalıp “ben bu sesi biliyorum” özgüvenine sahip olmak mesela.Ya da yılda 301 defa rüyana girmesi.Bir insanın sevdiği ilk hip-hop albümünden çıkan sadakat diye bir şarkı gibi her şey.Ki bu son paragrafın da hiç mecaz barındırmaması gibi.Hoş, sevgi tabanlı ve bol parfüm kokan bir birliktelik.

Nice böyle yıllara.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Hayatın Diş Sağlığı

Kafam çatlıyor ve günde bilmem kaç adet kelime yazmayı alışkanlık etmeye çalışıyorum kendime.Bakalım nereye varacak da, her ne olursa olsun iyi gitmediğinin farkındayım.Bölük börçük düşünceler, yarım kalan hayallerin içindeki hikayeleri yazma niyetiyle başlayıp beş dakika sonra kesiliyorum.Atmış dakikayi bulamayan topçular gibiyim.İkinci yarıya hiçbir hayrım kalmıyor, ciğerlerim kesiliyor.Bonservisim elimde, kapı kapı dolaşıp kulüp arayışım yakındır herhalde.

Beni bu paramparça hale sokan suçluyu, tümüyle hayat belirledim zihnimde.Sanki hayatta hiç sevgi kalmamış gibi yaklaşıyor bize.Birbirimiz arasındaki ilişkiler gibi değil de, hayatın yüzümüze gülmemesi gibi bir şey bu bahsettiğim sevgisizlik.Hani nefret etmiyor ama nefrete muhtaç eden bir boşluk bırakıyor.Duygusuzca yaklaşıyor ve dost mu düşman mı bilemeden kendi denizinde kürek çekmeni istiyor.Sanki yersiz bir halet-i ruhiyyede olan hayatın bize yaptığı nazı çekiyoruz.

Oysa böyle olmamalıydı.En azından bir kanalda birler ve sıfırlar olarak yaşayabilmeliydik.Zaten insana bıraktığında bok ettiği bir dünyanin içerisindeyiz, bari hayat da dönem tribi atmasaydı.

Hayata sitemi alışkanlık haline getirmek bir hastalık gibi.Ama insan yapmadan da duramıyor.Damaktaki yarayla oynamak gibi veya sinek ısırığını kaşımak gibi.Sonunun ve muhattabının olmadığını bildiğin bir durumda yaptığın sebepsiz ve zararlı haz dopingi.Uyuşturucu gibi, kanayan diş etine rağmen dişlerini fırçalamak gibi.Hoş değil gibi.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Kendi Kentimde Küfür

Yaparım sanıp da yapamadıklarımla imtihan olmak istemiyorum bu hayatta.Her gün bin kelime yazmam gerekirse de dener ve bu lanetten kurtulurum.Ne gerekse onla gelinsin bana yeterki.Olmayacaksa da başında bir şeklilde iliştirilsin zihnime olmayacağı.Çünkü olmayacak duaya amin demenin zihnimde ne denli yara yarattığını biliyorum.Beni o zindanlara atmanın bir maiyeti olacağını sanmıyorum esasen.Ve -yersen- o kadar kötü bir insanın da ne olursa olsun şu dünyada nefes aldığına inanmak istemiyorum.

Durup durup da düşündüğün o günler vardır ya, istesen de çıkış bulamazsın, işte bu sapıklığın dik alâsıdır benim lügatımda.Yaratan yarattığında söz sahibi olamıyorsa yaratmasının bir alemi kalmıyor bence dünyada.Sıçtığının sıçmasına izin verip de bu boku kendi başına temizleyemeyecek insanın götüne dikiş atmak hak olmalı sanki.Yaparak öğrenilen bir alışkanlıktan söz etmiyorum.Ben bu boku yedim ve yediğim bu bok benden çok sıçmaya başladıysa onun başını ezip pisliğini mahremiyetle temizlemek bana düşmeli sanki.Ki bunu -yine yersen- başkalarını iğnelemek için söylemiyorum, gayet de insani bir tavsiye olarak yazıyorum.

Yazdığım dil dünyanın en efektif dili.Kendi kendine bile argo yaratabiliyor, bayılıyorum bu yönüne.Yine de o efektif hali kullanmayıp birinci ağızdan verdim mesajı, pek saygılar efendim… Deliler gibi sarhoş olup sevdiğimin elinde Şişhane Yokuşundan İstiklal’e yürüyüp, akan su misali odamın yolunu bulup da baş koyduğum aşkıyla rüya alemine dalmak istiyorum.

301 sahibine, bu yazının piyano öğretmekle kurtulunamayan ve dost başı şişiren noktaya yazıldığını belirtmek istiyorum.

Nokta.