Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Butik Bir Taşlama Örneği

Eskiden üçten dörde geçmek benim için kabus gibiydi, tabi on sene önce falan.Şaka bir yana artık eskisi gibi olmuyor bu haller.Zaman bu hallere bile etki etti görüyor musunuz.Oysa ben üç dört arası yaşamayı adet edinmiş basit bir ruhtum.Anadolu Rock yapan ayyaşlara özenir hale geldim artık.Sen oku, sonra gel sapıt.Oldu mu bu şimdi.Hiç yakışı kaldı mı okuduklarının… “Kemal sen okuyunca sapıtıyorsun abi bi daha okuma derler” adama.

Sarı saçlarını deli gönlümüze bağlayacak bir Mihriban da bulamadık ki.Sevdalı sevdalı mevla yolunda göklerde uçuyoruz.Aslında biraz saçma gelebilir ama ne yapalım biz de bu yola girdik.“Sev” dediler bize önce.Bir sevdik ki anlatamam, kendimize gelemedik.Sonrasında da okuduklarımızda yer aradık kendimize.Hiçbir yer bize yetmedi, yetemedi.Geceleri yataklarımızda “acaba bize yine fısıldar mı” diye bekleyip durduk.Yaşadıklarımız da özeldir heralde diye anlatamadık kimseye.Sonra ne mi oldu… Etraf onlarca alkolik veya deli kaynıyor… Bu işin iki yolu var; ya alnın aşınır ya bedenin… Birinden birini feda etmek zorundasın.Ruhunu bu yola çıkaran, sevmenin sorumluluklarını bilmeli.Kimse seni anlamaz ve anlamak istemez.Çocuk gibi davranırlar sana.Onlara göre her şey abartı, her şey biraz gösteriş.Evinde yatıp aramaya çalışsan bile “insanlardan kaçıp kendini özel mi zannediyorsun” derler.Sen de “bana seni istemek haramdır haram” dersin.Bön bön bakarlar adamın suratına ne dedi bu şimdi diye…

Hayat size anlam vermemek sevdasına sizden daha fazla çalışıyor.Buna inanabilirsiniz, tecrübeyle sabit.Sevginizin sizin dışında bir inananı yok.“Gel yanıma gel” diye çağırdığınız hal var ya hani.İşte o halden kimsenin haberi yok.Bir siz, bir o.Anlatma gayretine düşmeyin o yüzden.Bırakın her şey butik ve yaşandığı gibi kalsın.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.9 Ne Anlatıyor Bu

Modern zamanların ıslak çukurundaki son Hayyam’ı.
Aşk yolunda cihana adadığı şiirlerin tek hayranı.

Akşam kar geliyormuş beni pek ilgi ve alakadar etmiyor.Ben yapamadıklarımın sorumlusuyum burada.Bin derdime bin dert daha katan bir başkası olsa şimdiye senin yanındaydı.O derece sinirliyim aslında bu hayata.Bu kadar boş, bu kadar saçma ve yalan dolu olmasa da olurdu sanki.

Bu kadar deli olmak zorunda değildim.Son doktor “seni veli ve deli arasındaki o ince ipten almamız lazım.” dedi.Bana ne yapacak gerçekten merak ediyorum, bu lafı eden kim bilir kaçıncı kişi… Ben iyileşemiyorum doktor hanım.İlaç verip duruyorlar.Sanıyorlar ki ben ilaç kullanınca insanlarla muhteşem derecede iletişim kurabilmeliyim.Ama olmuyor işte ilaçların sadece dozu artıyor, Kemal sabit.Lisede de böyle sabittim, herkesden fazla lise okudum.Bana benim gibi biri lazım.Son kalan da neredeyse sekiz yüz sene önce hayata gözlerini yummuş.

İsyan içerikli yazıları yazmayı açıkçası pek sevmem.Piyasa derdi içindeymiş gibi oluyorlar.Ama insan yazarken isyan etmek isteyebiliyor hayata karşı.Yapamıyorum; ben bu hayatı yaşamayı beceremiyorum.O yüzden bazı insanların biraz fazla içmesi gerekiyor.Onlar bu hayatı salakken daha iyi yaşıyorlar.

Uyuşuk vaziyete kurban giden yitik hayallerimin sevdasına daha çok bağlanıyorum bu hayata.Sonlara bir türlü alışamadım bir de…

Aşkımız bitecek böyle giderse,
Bende hiç günah yok kabahat sende.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Ego ch.3 Anarşist Gıybet

Melekleri nasıl yok ederiz ? Bunu bir rock grubu ismi olarak ele almayın.Gerçekten melekler nasıl yok olur.İnsanda, melekleri yok etmenin mümkünatı var mı.Onlar olmadan düşünebilmenin, hissedebilmenin, yaşamanın veya işi şansa bırakmanın sonuçlarını hiç bilmiyoruz.İnsan kaderini sadece maddiyata bırakabilir mi yoksa manevi dünyası onun her halinde ensesinde mi ? Çünkü farkında olmadan kadere çok şey emanet ederek yaşıyoruz.Sürekli bir bahta güvenme sözkonusu.Her şey olması beklenene değil de olması gerekene gitse neler değişir hayatta.Mesela; inançlı mısınız bilmem ama “sana nazar değmiş benim nefesim kuvvetli” hikayesindeki kadar bile basit düşünebilirsiniz.Ya da iyiler mutlaka kazanır… Ya iyiler yerine hep güçlü kazansa, her olgu kesinlik belirtse sürekli bir düzenden söz edilebilir mi, bu mümkün mü acaba.İş belki saçma bir anaşist döngüye varabilir.Yine de kafamı kurcalıyor bu tahmin edilebilir sonuçların gölgesindeki bir yaşam.

Hayatta hep merak ettim.Bu merak genelde başıma iş açtı.Ama ben akıllanamadım bir türlü merak etmeye, aptalca da olsa sormaya devam ettim.Cevaplar beni mutlu etmese de, kızsam veya mutlu olsamda sürekli cevaba yürüdüm.Hayat da sağolsun hiç cevapsız bırakmadı beni.Ona olan inancımla bu seviyede büyük şeyleri tatma fırsatı buldum.Sürekli ögrenmek istedim, kendi zevklerimi oluşturmak ve onunla yaşamak istedim.Bu da hayattaki en büyük eğlencem oldu.

Kafam makine gibi.Dişlileri tıkır tıkır işliyor, elimde olmayan bir düzen hakim.Arada bir ses çıkardığı için yağlamam, rayına oturtmam gerekebiliyor.Ama o yine de kendi doğrultusunda çalışmaya devam ediyor.Her ne olursa olsun onun istediğine varıyor, o rahatlamadan bitmiyor hikaye.Eğer biri onunla uğraşıyor gibi görünüyorsa düşmanı oluyor, onu tepetaklak edene kadar sürekli kelime üretiyor.Sonrasında dili keskinleştirip hedefe atıyor oklarını.Bu hikayenin esas oğlan veya esas kızı yok sadece zihnim var, onun ışığında oluşuyor her şey.Ve sırf bu yüzden bu konuda dünyadaki en şanslı insanlardan biriyim.Benden önce öğreniyor ve içine kaydediyor, ben merak ettiğimde pat diye gözümün önüne geliyor bu başlık.O günler de tadından yenmiyor işte.

Hayat kimseye son cümle yazdırmasın.Ama bu yazının da sonu bu cümleler işte.Sonucuna varamadan derdimi anlattım, merak içerisinde kaldığım düşünceyi paylaştım.Bana pek bir yararı olmasa bile kendimi taze hissettirdi.Keşke her konuda bunu hissedebilsem.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Ölüm Korkusu

Maksadım yazmamak olduğu zaman daha başarılıyım galiba.Çünkü
yazmadığım günler daha tutarlı davranıyorum, sanki hiç yazmamış gibi haftalar
geçirebiliyorum.Ama yazarken öyle mi, adamın parmakları yazmamaya yemin etmiş
gibi kaskatı kesiliyor.Şeytanların negatif ayrımcılığını da görmedim
sanmasınlar, yapılan ayıptır.Kafam kaldırım taşı gibi, hiçbir vasfı yok bu
aralar.Tek özelliği düzenin en dıştaki yardımcı öğelerinden biri olmak.İnsanlar
üzerime basıp hayatlarına devam etsin, her ay yeni bir altyapı çalışmasıyla
sökülüp başka bir yere takılmam gereksin.Çok basit ve tamamiyle hak
sahiplerinin elinde bir hayat.Aslında çok koyuyor bu durum ama değiştirmek
gözümde büyüyor, tekrar harıl harıl yazı yazmak açıkçası zor geliyor.Yine de en
derinlerde bir yerde avaz avaz haykıran bir kahraman var.Ama tembelliğin
mahkumu ve müebbet yemiş gibi muamele görüyor.Oysa sadece görüş gününde eski
bir arkadaşı için gelmişti…

Ben ölümden korkmazdım, hoş halen öyle ama bu konu hakkında
korktuğum bir şey var.Ben deli gibi ölme zamanından korkuyorum.Ölümden sonrası
hakkında pek fazla bilgim olmadığı için onu yeterince sindirebiliyorum ama ölüm
anı gözümü çok korkutuyor.İskender gibi ateşler içerisinde bir hafta geçirip
yatakta ölebilirim veya Onbir Eylül olaylarındaki -gerçek veya değil- yanmak
yerinde göktelenden atlayıp ölmeyi seçen insanlardan olabilirim.Hayatta binbir
çeşit ölüm var, hepsi o kadar korkunç olmasa da vakti gelmemiş gibi yaşanan
ölümler benim şu günde bile çok canımı acıtıyor.Kaddafi’yi görüyorum bir an; o
kadar yaşanmışlığın üstüne o şekilde bir ölümü bence hak etmemişti.Ama şahsen
bir siyasetçi olmadığım için beni asıl endişelendiren onlar değil.Üç gece
boyunca ateşten uyuyamadım.Berbat şeyler yaşadım ve doktora gittim.Ağır şekilde
faranjit geçiriyormuşum.İlaçlar falan derken şimdi biraz daha iyiyim.İşte o
zaman bu korkum ateşimle doğru orantılı olarak alevlendi.Ben hastalanıp,
bilincim açık şekilde uzun süre yatalak olmaktan ve sonunda ölmekten çok
korkuyormuşum.Esas olan buymuş çünkü üç gece de aklımda aynı şeyi kurdum.Eğer
yetmiş beş, seksen yaşından sonra böyle bir hastalıkla hayatımı kaybedersem;
hastalığı yaşadığım son gecelerim nasıl geçerdi ? Deli gibi bunu kurup durdum
kafamda.Sonucuna varamadım çünkü bence plansız ölüm olmaz.Elbet birinin bu konu
hakkında bir planı vardır, sen ne kadar kurarsan kur hikaye istediğin gibi
sonlanmayabilir.

Bütün bu düşüncelerin sonunda yine “ölümden korkmana gerek
yok” diyebildim kendime.Ama ben zaten ölümden korkmuyordum ki, ölüme giden son
günlerimden korkuyordum.Nasıl ölecektim, iyi kötü bundan korkuyordum işte.Yine
çıkamamıştım işin içinden.Yine ertelemiştim bu konuyu.Başka bir ağır hastalığa
kadar bu konu tartışılmayacaktı.İçim biraz buruk ayrılsam bile bu konudan,
bırakıp gitmek işime geliyordu ve mutlu mutlu ayrılıyordum.Konu kendi kendine
içimi rahatlatıp beni terk etti ve gitti.Kamu spotu gibi “şimdi çok mutluyuz”
tarzı bir son yok ama bu hikayede.Sadece deli saçması bir konuyu içimde
ötelemenin yarattığı suni bir iç rahatlığı var.Ne kadar sürer bilmiyorum, ne
olacak bilmiyorum.Çok bilinmeyenli bir delirmenin eşiğinde git gel yaşıyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.8 Utangaç Damlaların İtirafları

Seve seve veya öbür türlü, bir şekilde bu sermaye yazma gayretinde.Gördüklerini anlatmaya yükümlüymüş gibi, sarhoş zihnime ihaneti mazur görüyor ellerim.On sene fırtına, beş sene yalnızlık kalan günlerde de varlık derdiyle meşgul olduktan sonra çok yorgun düştüm aslında.Ama hepsine karşı gelip, gelecekteki güneş sevdasına çırpınıyorum hala.

Umutsuzluğa düşüp, kafanı yastıktaki göz yaşlarına teslim ettiğinde de ben oradaydım.Seni herkesden iyi ben anlarım, dahası yalan.Gerçekten kalemin güçlendi, muazzam yazıyorsun.Ama artık ben yokum, bittim ben.Yaşamadıkları yüzünden sessizce giden Kemal’e dur dememek, gitmek kadar suç aslında.Fakat bunları umursayamam artık.Beni suçlamak insanlara ne katarsa katsın, benden hiçbir şey gitmez.Yaşadıklarıma dil uzatmak da sana kalmaz bu arada, neyse.

Çiğdem şu üstteki paragraftan nefret edecek… Eskimiş konuların yaşattıkları karşısındaki hassasiyetime karşı çok katı.Biten bitmiştir tamam ama “ah” demeye de mi hakkım yok, bilmiyorum.Nefesimdeki güç var oldukça “aşk” yazmamı istiyor.Ve ona göre kalemim eriyor.Artık anlatmakta zorlandığımı söylüyor, o kadar kolay mı be… Ben bu insan olmaya ömrümü vermişken, kendime kadar olan yeteneğime dil uzatmak ayıptır.

Yine bölük börçük bir yazı oldu, ez cümleyle açıklamak istiyorum.Beş gün sonra dördüncü yaşı olacak bu yazılarımın.Daha önce de yazıyordum ama ilk kez kendime güvendim ve bir amaca ittim kendimi.Bütüne ait parçaların en sarhoşlarından biri olacaktım ve sevgiyi anlatacaktım, olduğu kadar işte.Bu sebeple yaşadım, harcandım, sevildim veya nefret edildim.Bunları anlatmak bence benim en büyük haklarımdan biri.Ben kendimle savaş verirken hiç işim yokmuş gibi bir de insanlara yön verdim.Ne haddimeydi bu yaşımda.Boyumu aşan dalgalarla güreşirken maddi zevklerin tatminine yönelmiş boş bedenlerin gönlünü eğlendirdik.Ve buna rağmen hala yetemedik işin kötüsü.

Ben sadece “bilmiyorum” demeyi öğrendim bu günlerde.Bilmemek en kolay kaçışmış meğer.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Sapkın Kıskançlık

Sağda solda o kadar yazı var ki, kağıtların arasında boğularak can verebilirim.Neden yayınlamadığım konusunda da en ufak bir fikrim yok.Sanki ileride değerlenicekmiş gibi saklıyorum onları.Japon anime tarzı çizimlerle anlatılan ilişkiler kadar bayat olma ihtimalleri de var oysa.Ne diye bu mahremiyet, neden bu kadar kendini açamama durumu bilmiyorum açıkçası.

Şahsen, gerçek bir sıfat verdiğim herkesi kaybettim bu güne kadar.O yüzden çok ağırdan alıyorum her şeyi.Barajin ardından oluşan saçma ırmak gibi hayatım.Barajın kapadığı bir göl varken saçma bir akarsuya talim eden doğa.Bütün bunların sorumlusu da çirkin bir yapıt.İşte olanların hepsi bu sebeple.Ya da ben kendimi kandırıyorum, tam emin değilim.

Bu durumda ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum.Tekrar çocuk gibi herkese değer verip, çocukça hevesleri tekrar mı yaşamak gerekir.Yoksa bunların hepsinin bir çıkar yolu var mı.Yani bu şekilde devam etmesinin pek bir mantığı yok ama etmemesini de sağlıyamıyorum bir başıma.Bu durumda başka birilerine güvenmem gerekirken bu durum dolayısıyla kimseye de o kapı açamıyorum.Kendi çıkmazlarını içinde barındıran saçma bir durum.

Heves ettiğim şeyleri yaşayabiliyorum ama genelde yalnız oluyor.Sorun o işte; neden yalnız olsun ki.Ama biriyle olduğunda da bitmiyor.Ben bitsin istiyorum, kötü bir insan oluyorum.İnsanlar kendilerini aidiyete kaptırıp saçmala derdine düşmüş gibi davranıyorlar.Birine teslim olmaya gerek yok yaşamak için.Burada bir çatışmaya düşüyoruz işte.Sanki birine mecburiyetimiz var.O birini bulduktan sonra her şeye hakkımız var.Ama o birini bulursak onu da kaybedemeyiz.Falan filan işte, anlattıkça karmaşıklaşıyor.Olayın özü insanlar birey olarak hayatı güzel yaşamayı bilmedikleri için bu denli bir bağlılık ve kıskançlık durumu yaşanıyor.Bu da eksik yaşamayı doğuruyor.Herkesle her şeyi yaşayamadığın için hayattaki bazı şeylerin varlığından haberin olmuyor.Bu böyle…

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Senin Rüyan

Dün gece 5:43’te senin rüyandan uyandım.

Bir sahil şeridinde Barış’ın kullandığı arabada ön koltuktaydım ve kolumu camdan dışarı sarkıtmış, gevşek bir şarkı söylüyordum.O kadar yavaş gidiyorduk ki insanları en ince detaylarına kadar izleyebiliyordum.Sonra denizin içinde seni gördüm.Esmere siyah mayo ne kadar yakışırmış meğer.Göz göze geldik ve yavaşça araba devam etti.Barış’a “Dur” dedim ve arabadan indim, ona bensiz gitmesini söyledim.

Sonrasında kollarımı muhtar gibi arkaya bağladım ve şarkıyı söyleyerek sana doğru yürüdüm.Rüyada bile kalbimin atışını hissedebiliyordum.Belki de kalp krizi geçirdim ama direkten döndüm (!) Her neyse, senin hizana geldiğimde her zamanki utangaçlığınla denizden çıktın.Havlunu aldın ve o upuzun saçlarını kurularken başınla çok ince bir selam verdin.Ben de yine gülümseyerek karşılık verdim sana.

Yavaşça yürüyerek bana doğru geldin ve “Çok uzun zaman oldu, sonunda cesaret edebildin.” dedin.Ben yine ufak bir tebessümle karşılık verdim.“Nasıl görünüyorum ?” diye sordun, cevabını bildiğin halde.“İlk gün olduğun gibi.” dedim, ukala bir tavırla.Kocaman ağzınla sen güldün bu sefer.Dişlerin hala ağzına küçük geliyor, bil diye söylüyorum… Sonrasında çok saçma bir şey oldu; annen geldi.Annen benden nefret ederdi biliyorum.Yanımıza geldi ve sana baktı; sen de ukala bir tavırla “Hangimiz daha hatalı ?” diye sordun ona.Hiçbir şey diyemedi, bana baktı ve devam etti.Sonra aptal bir surat ifadesiyle “Annem evleniyor, elim ona karşı güçlü.” dedin.

İnsanlar çok garip diye düşündüm.Kimden ne çıkacağı asla kestirilmiyor.Elimi tuttun ve “Seni özledim” dedin.Önüme geçtin ve beni çekiştirerek yürümeye başladın.Melez Prens’in kitabında Harry ve Ginny muhteşem zaman geçirirlerdi, biz de onlara özenir ve öyle olmaya çalışırdık.En azından ben hep öyle olmayı denerdim.Tekrar o zamanlar geldi aklıma bu rüya sonrasında.Çünkü hep o zamanları gördüm devamında.Olan biten hep ilklerim, hep sevilen şeyler.

Sonra bir anda uyandım.Salak salak etrafı inceledim.Sonra kalktım bir su içtim.Yatağa yürüdüm, yürürken de mutluluğa olan o doygunluğun verdiği bir tebessüm vardı dudaklarımda.Yatağa girdim ve az önceki rüyanın verdiği güzel, mental yorgunlukla yattım.Ve gerçekten bilinçaltıma minnet ederek yeniden uykuya daldım.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Antipatik Gelen İnanç Silsilesi

Sen kocaman bir uyku hapısın, her gece içmeye mahkum olduğum.
Bense küllerinde bir Tuğrul; sabahını bekleyen, çaresiz. 

Yazdıklarım okyanus olsa dalgalarında boğar beni.Ama hala anlamış değilim bu elimden gelenin nedenini.Bana zarar verdikten sonra ne anlamı var iyi hissetmemin.Ne anlamı var bütün bu hayal aleminin ? Kanayan yaralarıma tuz basmakla meşgul kaderin benim için bir planı olduğu pek açık, tamam.Fakat ne diye bu kadere gülüp öfori bayraklarını açıyorum hayata ? “Benim bir şeyim yok, sensin hasta !” tarzı orta parmak cümleleri savuruyorum sessizce.Babamın tabiriyle, içimden yüzlerine karşı sövüyorum hoşuma gitmeyen insanlara.Hiçbir şey kazandırmıyor ama iyi geliyor.

Başa gelen her şey çekilir diye bir kaide yok diyorum içten içe.Ama yaptığım şey tam olarak bu.Başıma gelen şeylerin yerine, başka şeylerin gelmesini beklemek.Bir nevi hayatı ötelemek.Geçen günlerin hesabı da geç kaldığım zamana sarksın, bana ne !? Bu kadar basit mi peki ? Hayatı ertele elinden geldiği kadar.Sonrasında geç kaldığın o gün geldiğinde, “Sensin erken gelen” de.Var mı cidden öyle bir dünya ? Ya o zaman hayat sana dönüp “Sen kimsin lan artist ?” diye bir tavır sergilerse.Dımdızlak kalırım yemin ediyorum.Ne yaşadığım hakkında en ufak bir fikrim yokmuş gibi etrafa bakarım.Hayattan yediğim ibretlik ayarı özümsemeye çalışırım.Ne kadar olursa artık.

Ama bildiğim bir şey var, ya da en azından öğrenmekte olduğum diyelim.Hayatın başı sonu var ama yol senin.”Mutlak olan bir şey yok ama her şey mümkün.” bu cümleye varıyor anlatılanlar genelde.Ha bunu alıntı yaptığım yer komik olabilir ama orada da felsefe aynı esasen.Siz buna kelebek etkisi diyebilirsiniz, tesadüf yok diyebilirsiniz, kadercilik diyebilirsiniz orasını ben bilmem.Ben her sabah yeniden doğduğumda önceki günlerimin tavında dövülüyorum.Kimse kaşıma gözüme bakıp bana bir kapı açmıyor.Ki açmış bulunsa bile bu salt nedensiz olmuyor.Hayat okyanusunda kendi kadırganla yol aldığın bir dünya hayat, hedefe varacak bir yol yok ama her yolun hedefe varması mümkün.

ليس هناك ما هو صحيح، فكل شيء مباح

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi : Yağmura Yaraşan Bıçak Darbeleri

Bazı hava durumlarına hazırlıklı
değilim.Yaza bu derece bağımlı olmak istemiyorum artık.Ama ben tipik bir
Ağustos Böceğiyim.Elinde sanatı, içip içip yazan bir avare, karıncanın verdiği
ayarı kaale almayacak kadar bağlı yoluna.

Büyüdüm ve aferin bana iyi bok
yedim.Bütün eksikliklerim kafamda sağa sola vurarak ses çıkarma gayretinde
olsalar bile şu anda onları anlatmak istemiyorum.Şuanda belki de hayatımda
ilk defa yağmuru sevebilme gayretine düştüm.Ne kadar da kararlı yağıyor,
baksanıza.

Bana yağmurun resmini çizebilir
misin Abidin ? Yapamayacaksan söyle, umutlarım bu yağmurda yeşermesin.Yükselip
kaybolmak zorunda hissediyorum bazen.Çünkü burası çok soğuk.Güneşe daha yakın
olmak, tenimin altındakini ısıtmak istiyorum.Pek olmuyor; ama elbet o
yükseklikte bulunacak.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi : Korksan Da Yardım Etmez Bazen

Kara kuşlar söyledi bana
kıyametin geleceğini.O sebeple bu kadar korkarım.Çünkü benden daha güçlü bir
kuvvet hakim bütün buralara.Yaşasan da, ölümünü bekleyen bir bütün var orada.Senin
adınla var olan; korkularının sahibi, bilen biri var.Onun korkusu bütün bu
olanlardan daha güçlü, bütün bu olanlardan daha hakim konuya.

Bir can doğsan da, olan bütün
canlardan sorumlusun gibi gelir genelde.O yüzden arayıp, rahatsızlık veren
herkesi iyi yollamak zorundaymışım gibi hissederim.Sanki gerçek saklanmış da,
benden onu açıklığa kavuşturmam beklenir gibi.Atılan bütün bedenler toprağın
değilmiş gibi korkarım Adem’den gelen canlardan.

Fazla mı paranoyak davranıyorum
bilmiyorum.Belki de bunların hiçbirine gerek yok.Herkese normal bir dille
anlatabilirmişim gibi derdimi… Ben imkansızı sevdim.Bu sevginin sonucunda gelen
aşk da bütün bu bildikleriniz kadar.Ona sığınırım bütün bu olanlarda.Onun
merhametine ve becerisine bırakırım olanları.Bu da böyle bir oksijen kafası…

İyi geceler.