Elbet bir şekilde geçecek günlerim

20 Mayıs 2014

Rachid Taha – Barra Barra

Merhaba;

 Kara Şahin Düştü.Unutmayın bunu yazının sonunda Kara Şahin‘in kim olduğuna karar vericez.

 Hayatımda ilk defa yazının ortasından başladım yazmaya, ama konuya göbekten atlamak hoşuma gitmedi sildim hepsini.Çay demlemek gibi, sırasını değiştiremezmişsin yapman gerekenlerin, yerleşmiş bir düzeni varmış yazmanın.

 Uzun süredir arada kalmış durumdayım.Sanırım biri benim hoşuma çok gitti ama söylememek daha kolayıma geliyor.Yani kendimi okuduğumda bunu görüyorum.Ama yazamadığım bir şey var, hayatımın ritmi.Çok uzun süre sonra hayatım böyle güvenli bir şekilde devam ediyor.Her açıdan sakinlik ve bir düzen hakim yaşantımda.Bu arada “Didi” açtım onu dinliyorum, Rai çok severim bilirsiniz.Neyse işte o kız hayatıma gerçekten güzel bir renk verdi ama şu anda o tarz bir ilişki bana ne yaşatır öğrenmek istiyorum.Tek büyük derdim çarşamba gününe yetişmesi gereken ödevim, onun dışındakilere pek de kulak asmıyorum zaten.O sebeple hayatıma ne tür sorunlar girer, ya da girmeli mi !?

 Neyse şuradan deneyelim; sonuçta bizim orada göte göt denir.Öyle ekstradan kelimeye ihtiyaç duymadan, yekten konuşurlar her şeyi.Şimdi bir durum değerlendirmesi  yapalım.Ben bu kızdan hoşlandım, evet; az çok tanıdım da.Ama ben buna istemeden bu durumu belli ettim ki kendim bile kabul etmek istemiyorum.Kızın tepkisi pek iyi olmadı, gayet net terslendim diyemiyorum ama oluru da yok gibi hissettirdi şimdi.Bu durumda benim normalde hiç umursamadan onu boş vermem lazımdı.Peki ben ne yaptım, hiç umursamadan onu boş verdim… Ama sadece o anda, yani sonrasındaki yazı malumunuz.Şöyle de bir şey var ki ben olmayacağını anladım o tepkiden sonra.Ama onun bana verdiği bu yazma isteği çok hoşuma gitti, hala da gidiyor.Hani Zerrin Özer derdi ya “Ben seni değil, seni sevmeyi sevdim.” diye, on numara demiş meğersem.

 O kadar vurdumduymaz bir haldeyim ki kendim için bu kadar önemli bir konu olmasına rağmen bunu bu kadar esnettim, erteledim.Sanmıyorum ki gerçek olsun bu ilişki benim için, ama tadı buradan bile çok güzeldi.Hem şöyle de bir açı var bu işte, sanırım ilk defa denemeden karar verebildim (!)

 Ya Rayah dinlemekteyim, en sevdiğim.

 Önümüz yaz ne olacağı belli olmaz, benim en sevdiğim mevsimdir sonuçta.Elbet bir şekilde geçecek günlerim.Ama ben o alıntıları yazmaya devam edeceğim.Hemde olmayan bir kız için, kim bilir belki o zamana işler değişir.Fakat yazmak istiyorum bu tarzda, karşı cinse olan aciziyet ve aidiyet duygusunu aynı anda hissetmek çok hoşuma gitmişti.

 Kara Şahin de Amerikan yapımı taarruz helikopteri.Buna ait olan bir film var bilirsiniz, ’93 Somali İç Savaşına giden Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan kuvvetlerinin bir gününü anlatıyor.Ve filmin konusu da Titanic misali, düşmez denen helikopter düşüyor.Sonrası malumunuz anlatılmaz, izlenmeli.

 İşte bu durumda Kara Şahin kim oluyor; boş veren ben mi, yoksa tam olarak haberi bile olamayan o mu bilmiyorum.Bu vakitten sonra pek de önemli değil zaten.Güzel hikayeydi.

 Umarım yakın zamanda adam gibi bir konu için geçerim klavye başına.Uzun yazmanın tadı tuzu başka.Beni bu vakte kadar takip eden, tavsiye veren herkese çok teşekkür ediyorum.

 Son olarak Aysel Gürel’le bitirelim, o çoğu zaman haklıdır, en sevdiğim de Sezen Aksu şarkısıdır heralde.Konumuzla hiç ilgisi yok.

Neden bilmem özlüyorum ellerini ver,
Yok yalan değil artık inkar etmiyorum yeter.
Hatta belki seviyorum istiyorsan eğer.

Kemal 🙂

Kafamı bir kaldırdım, karşımdaki yok.”İnsan buna ne tepki verir ?” diye düşündüm önce, sonradan “İnsan olsan kendine bunu yapmazdın.” dedim kendime.

10 Nisan 2014

La Tortura – Shakira & Alejandro Sanz

 Merhaba;

 Savaş boyalarımı sürdüm, intikam için hazırım.Geçen yazımın intikamını almaya, eğer okuyanım varsa onun da gönlünü almaya geldim.Bakalım ne derece başarı sağlayacağım…

 İlk olarak, bu şarkıyı açmadan önce son günlerimin kahramanı Yalın – Yeniden dinliyordum… O son sahne hala sıcaklığını koruyor ruhumda, unutamadım, çok tatlı.Gerçekten öpüşülmesi gereken bir mesele varmış aralarında, orada onu halletmişler.Çok net anladım yani bunu.Son zamanlarda anlatmaya çalıştığım hanım arkadaşın profil kalıbını gördüm onda.

 Ve bu şarkıyı seçme nedenime gelelim… Esasen bütün hikayenin teması bu şarkı.Shakira’nın “Ay amor” demesinden bahsetmiyorum, hayır.Esas olay bunun bir ayrılık şarkısı veya trip şarkısı olması.Şarkının başındaki sözler “Trip atıyorum ama ne çektiğimi ben bilirim” değerinde, içerisindeki serzeniş de kesinlikle barışmak için söylenenlerin aynısı.

Peki ben buraya nereden geldim;

 Bilirsiniz belki uzun süredir aşkla alakalı şeyler, hayal ettiğim ilişki ve o kişi hakkında yazılar yazıyorum.Hiç pişman değilim açıkçası bundan.O kadar aşk kokuyor ki hava benim için, bunları yazmazsam çatlarım diye düşünüyorum.Bazen de ben bu kadar fazla üstüne düştüğüm için bu hava geçmiyor diye diretiyorum.

 Her neyse işte yazı konusu arıyordum intikam için; geçenlerde kendime “Madem bu kadar iddalısın, bakalım onunla aran bozulunca ne yapacaksın ?” dedim.Deli işi gibi görünebilir oradan ama ben çok derin odaklanırım böyle durumlarda ve hayal gücümü de çok severim… Ve başladım yürümeye, böyle deli gibi hızlı hızlı yürüyorum.Yürürken de kafamda kuruyorum; uzun saçlı, biraz ukala işte ağzı şöyle yüzü böyle bildiğin yazılımını yapıyorum sevgilimin.O ara bi’ yerde masaya oturdum ve kahve söyledim.Klasik yine hiç şekersiz Türk Kahvesi yanında bir dilim limon atılmış sade soda… Bir yudum aldım kahveden ve fark ettim ki yazılım tamamlandı kafamda.Hayali sevgilim masanın diğer ucunda bana küsmeye hazır, nedeni de belli “Kıskançlık”.Yine kahveden içerken o cümleyi duydum sevgilimin o kalın Adriana Lima tarzı sesinden, “Basit, onu hiç sevmiyorum ve istemiyorum.” dedi.Tam cevap hazırlığındayım kafasını çevirdi bana, konuşmayı kesti.İnsan en büyük zulmü kendine yaparmış bunu öğrendim orada ben… Ne yapsam suratıma bakmıyor dinlemiyor beni, inatçı manyak ! Konuşmaya çalışıyorum takmıyor, ellerine uzanıyorum kaçırıyor, ne denersem deniyim suratıma bakmıyor.O ara fark ettim ki sodayı içmişim kahve soğumaya yüz tutmuş böyle, bildiğin zamanımı geçirmişim o şekil.Neyse baktım olmuyor sonuçta kendimi kandıramıyorum, uğraşmam lazım bunun için.Aldım elime peçeteyi bi’ kalem istedim garsondan.Sonucu da hiç düşünmedimki o zamana kadar, barışsa yani kendimi kandırsam ne olacak bilmiyorum… İşte aldım ben kalemi elime bir şey bekliyorum böyle gelecek yazıcam.Hayatımda ilk defa çok basit bir şey bile olsa, serbest bir şiir yazmaya çalıştım.Gerçekten şiir yazabilene saygım sonsuz bu vakitten sonra.İki kelimeyi yan yana getirmek ne kadar zormuş… Bol bol üzeri karalanmış kelimelerin arasından şiirim çıktı böyle hafiften;

Sevdiğim kadının ellerini tutamıyorum şu an…
Dudaklarının sıcaklığını bu mesafeden hissettiğim kadın, sevgilim;
Gözlerime bakmıyorsun ve gökyüzüm kararıyor.
Ne olur bununla sınama beni, gücüm yetmiyor.

 Kafamı bir kaldırdım, karşımdaki yok.“İnsan buna ne tepki verir ?” diye düşündüm önce, sonradan “İnsan olsan kendine bunu yapmazdın.” dedim kendime.Şiiri bu yazı için telefona geçirdim, baktım hikaye intikam alabilecek kadar güçlü.Kalktım eve geldim.

 Bunları yaptırabilen hep yalnızlık diye suç attım yalnızlığıma.Ama içten içe yalnızlığıma teşekkür eder oldum, mükemmel zaman geçirdim kendi kendime.Ha bakın hala sorunlu hissediyorum kendimi ama maksimum iki saat oturduğum masada kim bilir neler öğrendim, hiç olmadı şiir yazdım…

 Şimdi tek eksiğim bana bunları yaşatacak olan 🙂 Severim bu şekildeki duygusal şeyleri.İlişkilerin bu şekilde sırları olmalı, o zaman renklenir her şey.

 Aslında Yalın’ın dediği gibi “Yıllardır bekliyor kalbine değmeyi bu cümleler.

 İntikam için bu kadar uğraşmaya değdi mi bilmiyorum.Yazım güzel oldu mu onu da bilmiyorum.Ama dediğim gibi, kendi kendime mükemmel eğlendim.Blog yazdığım ilk güne, beni buna iten ilk nedene çok teşekkür ederim.

 Kemal 🙂

Bana her şeyi unutturacak “o” biri çabuk gelse de, sadece yatağa yattığım ilk an aklıma gelse “şu”.

4 Nisan 2014

Chris Cornell – You Know My Name

Merhaba;

 Bu aralar her mesaja cevap vermeden “Tamam, anladım ben seni.” diyerek telefonu kapatma suretiyle elveda diyorum.Çünkü insanların yaşadıkları o şeyleri neden dert ettiklerini anlamıyorum.İnsanları kırmayı da sevmediğimden onlara işim varmış havası veriyorum.Ha doğru mu, üst düzey yanlış tabi ki.Ve neden bu kadar hızlı girdim yazıya, bilmiyorum.Sakin sakin başlamak varken böyle yırtık dondan fırlar gibi, olmadı.

 Neyse artık, çalan şarkı gördüğünüz üzre Chris Cornell’den.Bir Bond Filmi Soundtrack’i olması şarkıya hiç yoktan %20 puanlık bir artış vermiş.Sanırsam ki yanılmam diye tahmin ediyorum bu konuda Casino Royale’indi ve gerçek anlamda filme yakışmıştı.Çünkü film diğer Bond Filmlerinin yanında daha donanımlı bir filmdi.Daniel’ın ilk filmi olması sebebiyle hikayede bir mükemmellik çabasına girilmişti.Ancak filmde altta kalan bir şey vardı, Eva Green.Esasen Bond Kızlarına laf sallamam ama hikayede bu kadar çok söz sahibi olması hoş bir hareket değildi, ya da şöyle söyliyim “Bond ağlamaz” bu kadar basit.Allahtan serinin geriye kalan filmlerinde Bond’un façasını düzelttiler.Onun yüzünden çok şey kaybediyordu neredeyse.

– Bu işin sonu yeni bir Bond kitabı yazmaya varır.Ben şarkıyı Rosey – Love‘a çevirdim –

 Bu şarkı da nereden karşıma çıktıysa şimdi… Benim duygularımdan uzak bir yazım olamaz anladım ben bunu.Parmaklarımın ucunu kesmek istiyorum böyle hissedince işte.Onlar yüzünden unutamıyorum dudaklarını, çenesinden boynuna olan o yolu ve bel oyuntusunu.Hiç hissettiniz mi bilmiyorum, OF! cümleye çok istekli başlamıştım, nasıl anlatabilirim bilmiyorum.Kalbin hızlanır ama beynin artık huzuru hissedip uyuşmuştur ya.Kalbine göre çok hızlı nefes alıp vermen gerekirken, nefesinin yavaşladığı o an.Kokusuyla alakalı sanırsın ilk bütün o yaşadıklarının ama aslında dokunuşunda olduğunu fark edersin bütün sorumluluğun.Öyle bir şey işte… Şu iki cümleyi yazabilmek için tam on dakika direndim.İnsanın bütün enerjisini alıyor böyle hisler, kulaklarımda hala bu şarkı çalıyor.Bana her şeyi unutturacak “o” biri çabuk gelse de, sadece yatağa yattığım ilk an aklıma gelse “şu”.

 Aşk bu sefer geldiğinde uzun kal bende yine.Gerçekten sana sözüm.Hikayelerimi unutmak istiyorum, her şarkıda tekrar sarhoş olmaktan bıktım.Her aklıma geldiğinde mutluluğumu kaybedip, bunu anlayanlardan laf işitmekten de bıktım.Mümkünse gel uzun bir süre alıkoy beni.Bu hislerin başka bir sonu kalmadı çünkü.

 İşte yanlış şarkı seçimi adama böyle berbat yazı yazdırır.Bir ara Adana seyahatimi uzun uzun yazmayı planlıyorum.Ama onun öncesinde bu aptal yazımı telafi etmek için bir yazı daha yazabilirim, berbat hissediyorum.

 Gitmeden, bu şarkıda Rosey nasıl “before” diyor ona dikkat edin.Ve sonrasında sevgilinizin ismini bile o kadar içten söylemediğinizi hatırlayıp kahrolun.

 İyi geceler

Kemal 🙂

Her ne olursa olsun, evlenseniz bile akşam kafanızı yastığa koyduğunuzda aklınıza ilk o gelecek.

25 Mart 2014

American Boy – Estelle ft. Kanye West

Merhaba;

Altı sene olmuş American Boy yayınlanalı.Eminim bir tek Estelle‘in umrundadır, bir de benim.O şarkı çıktığında ben kendimi ilk kez müzik arşivcisi ilan etmiştim.Tabi ki ondan önce ilgilendiğim sanatçılar ve albümler vardı ancak o albümü baştan sona inceleyince, böyle burnumda hafif bir kalkma olmuştu.Zaten ya yedinci ya sekizinci sınıfa gidiyorum hava atıp kendimi ispat etmem lazım aklımca.Aynı albümde Wait A Minute ve Sean Paul‘ün eşlik ettiği inanılmaz Come Over vardı.Güzel albümdü…

Estelle demişken benim onunla alakalı çok ilginç bir hikayem veya bir düşüncem vardı.Şimdi o zamanlar ben yine tekrar tekrar bu üç şarkıyı dinliyorum, dinleyenler bilir Estelle‘in inanılmaz karakteristik bir sesi vardır.Neyse böyle ince ince işliyor yine ruhuma o şarkılar.Bende yeni yeni aşkın ne olduğunu kavramaya, ilişkilerin güvenli şeyler olmadıklarına inanmaya başlıyorum.Kendi kendime “Eminim bu Estelle’in hiç sevgilisi olmamıştır.” dedim.Şimdi bile kendime bunu neden söylediğimi anlattığımda gülüyorum.Nedeni şu bakın; o dönem bir kız arkadaşım var sürekli ağlıyor, sürekli kavga ediyoruz… Bir erkeğin tadına bakan kadın hiç bir şekilde bu sese sahip olamaz diyorum kendi kendime.Çünkü tam o zamanlar fark etmişim ilişkilerin insanları nasıl değiştirdiğini.Belli ki o hiç kavga etmemiş, üzmemiş, üzülmemiş, inadına kendini değiştirmemiş yani.Hala aynı doğallığıyla söylemeye devam ediyor, aşk kanına hiç girmemiş.

Aşk konusunda hala kendimle çelişirim.Bazen insan bir kere aşık olur derim, bazen aşk her şeyi unutturup seni başka hayata sokandır birden fazla yaşabilirsin derim.Ama hep inandığım ortak bir doğrum var, coğrafya öğretmenim lisede söylemişti bunu “Her ne olursa olsun, evlenseniz bile akşam kafanızı yastığa koyduğunuzda aklınıza ilk o gelecek.” Evet, bu doğru ve buna koşulsuz bir inanç besliyorum içimde.Yarın bir gün kendimi kaybedercesine aşık olup, gözümü kör eden o kadınla evlenebilsem bile, ikinci gece yatağa yattığımda aklıma ilk gelecek kişiyi tanıyorum.Ve bu o kadar sinir bozucu bir olgu ki; onun gitmesini istedim, gitti diye sevindim ve hala doğru kararı verdiğimi biliyorum, ama gelin görün ki oluru yok.Bunun yaşanacağını biliyorum.

Kendimi tanıyorum bu konuda, hani bazı şeyler sizin özelliğiniz olur ya o da öyle bir şey işte.Nasıl ki kırmızıyı seviyorsam, tarih okuyorsam, müzik dinliyorsam ya da James Bond izliyorsam; onu da içimde besliyorum öyle… Hani bu ona hayatımı adadığımdan falan değil, bunun böyle olması gerektiğinden, hatıralarımın ilki o olduğundan.

-Çok özür diliyorum, American Boy‘dan sonra benim için hep Ava Leigh – La La La gelir.Bu sebeple o çalıyor şu an.Sanırım aralarında yalnızca bir sene ya da birkaç ay var, dolayısıyla aynı hislerin şarkıları.-

Sevimsiz hisler bunlar ama…İnsan kendine çok kötülük yapıyor, kendinden önce seni düşünen biri olsun istiyor.Bizimkisi ne sanki, çocuk yaşta aşık olduk; çocuk oyuncağı oldu elimizde nefret ettik, korktuk.Neyse burada sitem etmek hoşuma gitmiyor bu şekilde.Bilirsiniz genelde mutlu bir insanım ama gecenin bu saatinde bu şarkıları yakalayınca hiç yakışıklı olmadı… 

Yarın nasıl bir güne uyanırız artık bilmiyorum ama her ne olursa olsun daha tecrübeli uyandığımız kesin.Benim yüzüm yine gülecek, yine mutlu olacağım.Çünkü mutlu olmayı seviyorum ve bunun için çalışıyorum.İnsan istediği kadarını yaşar sonuçta.

Son olarak Hayyam der ki;

Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Aşık olduğun kişiye “Sana hayallerini verdim !” gibi ağır bir cümleyi söylemek, ona o kadar kızmak ve ayrılamamak; güzel şeyler tabi ilişkiler.

21 Mart 2014

I Don’t Care – Ricky Martin

Merhaba;

 Sanırsam tam olarak 63 gün önce yazı yazdım.Saydın mı derseniz cevabım “kısmen” gibi aptal bir cevap olur.Her günün her saati yeltenmişimdir yazı yazmaya, bu zamanaymış ihale…

 Tüm bu zaman boyunca işe başladım, arkadaşlarım değişti, Adana’ya gittim geldim ve bir sürü şey yaşadım.Açıkçası yazamamamın nedeni de bu denli yoğunluk.Bahaneleri sevmem çünkü değersizlerdir ama bu böyle.İş ve okul aynı anda pek sağlıklı işlemiyor, benden çok şey alıyor.Sonucu nereye gider veya daha ne kadar gider hiçbir fikrim yok.Bana çok şeyler kazandırmasını göz ardı edemem ama çok şey götürüyor.Bütün bu gürültünün içinde kendime ait sadece bir günüm var, o da Cuma.Böyle kıyamadığım sevgilim gibi, hep en sevdiklerimle dolduruyorum.Sakin, dolu ve eğlenceli geçirmeye çalışıyorum.Ve büyük ölçüde başarı yakalıyorum.

 Havada benim için bir aşk kokusu var sanki, sonuçta bahar ayları geldi tehlike arıyor insan.Gerçekten arıyorum, çünkü yıllardır “arkadaş” diyorum, bir avuç insan kaldı beni düşünen.Bu kadar fanatik davranacağıma bir hanım arkadaşımıza ilgimi belli ederdim, şimdiye evlenirdik… İşin şakası bu, tabi ki değişmedim; hala aynı benim, beklentiyle arası hiç iyi olmayan.Ancak biri tarafından ilgi ve sevgi görmenin tadı unutulmuyor, aranıyor.Her zaman kafamda bir Takin’ Back My Love klibi oynuyor, ufaktan gözlerim Ciara‘mı arıyor.O kavga hayaldir benim için, aşık olduğun kişiye “Sana hayallerini verdim !” gibi ağır bir cümleyi söylemek, ona o kadar kızmak ve ayrılamamak; güzel şeyler tabi ilişkiler.

Dayanamadım açtım Takin’ Back My Love – Enrique Iglesias ft. Ciara

 Onlarca kere söyledim artı buraya da yazdım eğer Rihanna bir iki sene geç kalsaydı şu anda Ciara vardı onun yerinde benim için.O kadar iddialı hayranıyım… “Aşkımı geri alıyorum” vay be lafa bak, gerçekten yaralayıcı sözler yazıyorlar.

 O kadar çok müzik dinliyorum ki artık hayallerimi ve tepkilerimi de şarkılar ve klipler üzerinden vermeye başladım.Artık benim için Beyonce’nin End of Time sevgilime söyleyeceğim sözler, Keri Hilson – Knock You Down kavga sonrası tepkilerim, ayrılık sonrası başta dinlediğim I Don’t Care gibi… Buna yalnızlık dedim bir ara çünkü ikili ilişkiler kurmada başta çok tutuk davranıyorum şu sıralar.Ama baktım alakası yok manyak gibi insanlarla konuşmak yerine her yerde kulaklık takarsam sonuç böyle oluyor.Pişman mıyım ? Asla, sonuçta orta okuldan beri albüm biriktiren, onlar hakkında araştırma yapan bir yapıda olduğu için beynim; artık doymuyor dinlediklerimle.İkili ilişkileri de uzun süredir beceremiyorum zaten sürekli arkadaş kaybediyorum, zorlanmıyorum o yüzden yalnızlıkta.Bizim bu oğlanlar, kızlar yetiyor; çok mutlu ediyorlar beni.

 Bak ya konu yine nerden nereye geldi.Twitter’da kapanıyor zaten.Buraya doğru bir yoğunluk bekliyorum, Allahım korur bizi inanıyorum.Geleceklerin huzurumuzu kaçırmasından korkuyorum.İçindeki dostu bulduktan sonra yalnızlık her daim huzurdur.Yanına iki kişi de eklersen de hayatında daha fazla insana ihtiyacın kalmaz.

 Esen rüzgardan bile zevk almaya, onunla mutlu olmaya bakın; yoksa vakit çok zor geçiyor.Ve her zaman yazarım yazılarımın altına:

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Bedenden ayrılan ruhum yine yalnız doğacak ve yepyeni bir bedenle dost olacak, geriye kalan her şeyim yalan olacak.

17 Ocak 2014

Raj Kapoor – Awara Hoon

Merhaba;

 Ben eskiden edebi yönleri olan şeyler yazardım, çok üzülüyorum.Kendimi piyasa sanatçıları gibi hissediyorum, insanlar ne isterse onları veren, yaptığı işe özen göstermeyen.Alıntı yazmak gerçekten çok hoş ama uzun uzun yazarken o kafaya girmek, normal hayattaki benden dışarı çıkmak ve içimden geldiği gibi anlatmak; ben bunu özledim.Beğenilmek için yazmıyordum zaten, kim girdiyse kafama…

 Öncesinde bu “değiştim” psikolojisiyle bi’ tarzım değişti, oysaki daha yeni yeni başlamıştım beni mutlu eden yazılara.İnsanları değiştirebilsem kendimi değiştirmeye çalışmazdım zaten.Neden anlattım ki size içimde yaşadıklarımı.Sonra da “alıntı” yazmak geldi içimden, o zaten bu kadar açtı yazılarla aramı.Tekrar söylüyorum alıntılar çok hoş yazılar ama uzun yazıyla arasındaki fark öpüşmekle sevişmek gibi, ikisi de sevmek ama farklı işte.

 Beni bu düşüncelere daldıran kararlarımdan pişmanlık duyuyorum işte.Hata yaparak öğrenmeyi sevmiyorum, biliyorum insan ancak böyle büyür ama sonuçta kaybettiklerinin hiçbir suçu yok bu durumda.Geri dönüşüm yok, elimi uzatsam tutan yok ve artık kimseye “derdim var” deme hakkım yok.Aslında en acısı da bütün bunların boş olduğunu öğrenmek… Yalnızlığın tek kişilik olmadığını, bütün maskelerin düştüğü anda en altta kalanın tek birisi olmadığını öğrenmek.

 Yalnız geldim ben bu dünyaya, öldüğümde de yalnız olacağım.Bunu unutmamak gerekiyor.Bedenden ayrılan ruhum yine yalnız doğacak ve yepyeni bir bedenle dost olacak, geriye kalan her şeyim yalan olacak.Ruhumun bilgeliği benimle kalacak, yeni şeyler öğrenmeye devam edecek.Ta ki nefesim için hapsolduğum bedenlere ihtiyacım kalmayana kadar, onunla bir olana kadar.

 O sebeple insanlar ne demiş umrumda olamaz ben yaşarken.Onlar sevsin diye, “iyi” konuşsunlar diye çalışamam.Ama bunu öğrenmek için bu kadar saçmalamam gerekiyormuş.Hayyam der ya “Sen görenlerdensin, dünyanın seyrine dalma.” o hesap işte.

 Peki ben ne diyorum veya ne istiyorum… 

 Bitsin istiyorum, gidelim istiyorum.Sürekli sabretmeye çalışıyorum, hayatımı kolaylaştıracak şeyler arıyorum.Yine Hayyam’ın dediği gibi:

 Öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı.
 Öteki cennete ya girer, ya giremezsin.

 Orada bir yerde cennet olmadığını o da biliyor.Hepsi bu dünyada, bitene kadar buradayız.O sebeple fazla üstelemeyin, kan bürümüş gözlerinizi açmaya çalışın.Daha buradayız ve hayat her zaman adaletlidir.

 Mutlu olmaya çalışın, zevkleri tadın, nefes alın.Yanında mutlu olduğunuzla olun, boşluğa doğru yürüyün.Şu ara istediğim de bu ya; bu şarkının eşliğinde akşama kadar yürümek onunla.Kışı koklayın, soğuğu hissedin.Güneşin denizin üzerinden batışı bu aylarda daha güzel olur; masmavi gökyüzü, maviden kırmızıya bütün renkleri sergiler, onu izleyin.

 Mesela biri de gitmiş En-el Hak demiş, çok ilginç.

 SS&S

 Kemal 🙂

Belki annesinin adı Daria olur, daha da tatlı olur.

29 Aralık 2013

Bounce – Calvin Harris ft. Kelis

Merhaba;

 Kendi içimde aramaya başladığım kutsal şeyler için çıktığım bir yoldu, biliyorsunuz.Bir şeylerin yanlış gittiğini öğrendim, çünkü odağımı kaybetmiştim.O kadar zor bir denge kurma oyunu ki bu yaşadığımız hayat.Neden bunları anlatıyorum; çünkü kendi kendime düşünüp bir şeyler aradığım sırada bir şey unuttum, her ne olursa olsun bu dünyada yaşıyorum.Yani ben içimde her ne düşünürsem düşüniyim; yine çalışmam, okumam, hayata karşı yapmam gereken sorumluluklar var.

 Bu sebeple biraz eskiye bakmaya çalıştım, insanlarla iletişim kurmayı denedim ve ardından bu şarkıyı seçtim.“Bounce” argodaki anlamında “yürü git, hadi zıpla veya siktir git” tabiriyle kullanılır, ve klibini de izlediyseniz kız sevgilisini yolladıktan sonra çocuk kendine uçuk bir dünya kurup bir gün için o dünyada yaşar.Keşke hayat bana aynı şekilde “Bounce” dese de sistemin dışında, kendi dünyamda kalsam tekrar.

 Dediğim gibi insanlarla iletişim kurmayı denedim.Aynı insanlar, aynı hayatlarındaki aynı sorunlarından hiçbir şey kaybetmemişler.Mide bulantısından başka hiçbir işe yaramıyorlar.Emin olun dostunuzu bulduktan sonra bu dünyada sadelik ve yalnızlık en güzel şey.Çünkü insanların gözü hırslarından başka hiçbir şey görmüyor.Haliyle sizi de görmüyorlar, sadece anlatıyorlar size.Etrafımda hırsını yenen bir avuç insan kaldı ki bu sayede bende dostlarımı bulmuş oldum.İçinize doğru giden yolu arayın.

 Neyse dönelim gündelik hayatıma;

 Salı akşamı yılın son gecesi olacağı için birileriyle olacağım; ama geçen sene yaşadığım cehennem sonrasında korktuğum için içki içmemeye karar verdim, başka zaman içeriz yılbaşı çok tehlikeli oluyor – 🙂 – Şaka bir yana hayallerimizi yaklaştığımız bir yeni yılda daha çok içeriz.

 Yeni yeni hayaller kurmaya başladım; güzel bir sevgilim olsun ve bütün The Sopranos‘u izleyelim, Calvin Harris’in Ne-Yo’suz çaldığı “Let’s Go” şarkısındaki sevgililer gibi olalım.Özellikle Berlin’de yaşayan ilişkide gözüm kaldı, o ne kadar güzel bir ilişkidir öyle… Aralarındaki iletişim, sevgi ve bağlılıkları o kadar belli ki ayakta alkışladım.Bu arada dikkat ettiniz mi bilmiyorum ilk kez beğendiğim veya yaşamak istediğim bir ilişkinin tanımını yaptım, çok güzel oldu.

 Gidiyorum, son olarak kızım olursa adını Daria koymak istiyorum; geçen Rusça dersinde karşıma çıktı, inanılmaz hoşuma gitti.Belki annesinin adı Daria olur, daha da tatlı olur.

 SS&S

 Kemal 🙂

Bu gün 17 Aralık

17 Aralık 2013

Mercy – Big Sean ft. Kanye West & 2 Chainz

Merhaba;

 Bütün bu yaşananların sorumlusu için yazıyorum bu gece, ilk arkadaşımın doğum günü.

 İyi ki doğdun Pelin’im.

 Hayatımın dönüm noktası 14 sene önceydi, beni ilkokula Ataköy’e getirdiler.Bende ne bilebilirim hayatımın bu kadar değişeceğini… O zaman öğretmenim Ömer Ali Eraslan sınıfa oturma düzeni düşünüyor işte.Bende o zamanlar sessiz sakin çocuğum hiç taviz vermiyorum sessizliğimden.Her neyse hoca beni aldı en ön sıranın bir arkasındaki sıraya mı ne oturttu, net olarak hatırlamıyorum şimdi.O da geldi sıra arkadaşım oldu işte, kadere bak.Ben sessiz sakin oğlan alışamadım ilk buna.Biz sıra arkadaşıyız diye anneler tanıştı zaten hemen.Neyse, gel zaman git zaman alıştık bir şekilde.Bu sınıf başkanı oldu. -Bildiğin 1/B sınıfının başkanı- Hiç unutmam daha birinci sınıfta Galatasaray muhabbeti yapan kız ! Benimde o zaman tek özelliğim Galatasaray manyaklığı.İşte aklımda kalanlar; numarası 207’ydi, benimde 295.Saçları genel olarak üç şekle girerdi; bildiğimiz at kuyruğu, bildiğimiz açık saç ve çizgi film kahramanları gibi sağdan ve soldan toplanan şekil.Kavga dövüş bitirdik ilk okulu.Biz birlikte İngilizce ders aldık falan; aileler iyice tanıştı o ara annesi annem, babası babam gibi oldu.

 Sonra bizi ayırdılar ortaokulda, o B sınıfına gitti ben A.Sene sonuna kadar iyi kötü görüşmeye devam ettik tabi anneler sayesinde.Sonra inanılmaz bir kararla bizi iki hafta Foça’ya yaz kampına yollamaya karar verdiler.Ne olduysa orada oldu zaten, babam bana dikkat et falan diyo bende düşünüyorum iki hafta ne şekilde geçecek diye… İşte biz gittik kampa, bizi ilk ikiz zannettiler(!?) Benim saçlarım omuzlarıma kadar uzun, onun da omuzlarına kadar kısaydı, ikimizde simsiyah giyerdik.Babamın Pelin’e dikkat et uyarılarını düşünmeye kalkmadan Pelin benim annem oldu kampta.Yemek yedim mi diye kontrol etmeler, o ara mide hastalığım ileri boyuttaydı ilaçlarımı falan hatırlatmalar, bildiğin ana yüreği…

 Ben böyle 15 gün bunun kanatları altında yaşadıktan sonra işin rengi değişti haliyle.Biz İstanbul’a döndük işte yaz sonu, bizi aynı dershaneye verdiler… Pelin bildiğin abla rolüne girdi.Benim ilişkilerimi beğenmiyor, ondan ayrıl başkasını buluruz falan.Bana yeni keşfettiği grupları dinletiyor, kıyafet seçimime yorum yapıyor.Mini bir “Beni Baştan Yarat” yaşattı orta okulda.

 Sonra liseye geldik… Haliyle okullar ayrıldı, ama okullarımız arasında 500 metre var hale bak.Onu geçtim haftanın iki günü ailelerimiz mutlaka görüşür hale geldi.Arkadaş gruplarımız ayrıldı, ama bizde problem yok; anlaşmış gibi lise hayatı boyunca hiç “Bu hafta bunu yaptım arkadaşlarımla, haftaya da şuradayız.” muhabbeti yapmadık.

 Şimdi lise de bitti; bi’ bakıyorum 14 sene olmuş, konuştuğumuz bir şey de yok artık 20 dakika geyik yapar kapatırız konuyu.Ama her ne olursa olsun bu kadar zaman bir kere bile kavga etmedik.Bu saatten sonra da arayı kolay kolay açamam, o benim ilk arkadaşım.
 Bu kadar duygusallık iyi güzel de, abi fotoğrafa bak tam manyak ya ! Ah daha neler anlatırdım da ben hadi neyse.

 En sevdiğimsin, bilirsin.

 Kemal 🙂

Her neyse; ne siz beni okudunuz, ne de ben bu yazıyı yazdım.Şimdiden anlaşalım.

14 Aralık 2013

Walking On Air – Anise K ft. Bella Blue & Snoop Dogg

Merhaba;

 Çok uzun süredir uzun uzun yazamadım.Şu alıntılardan yazmak çok hoşuma gitti çünkü.Uzun yazılarda söylemek istediğinizi üç veya dört paragrafta anlatabilirsiniz; ama alıntılarda bir kendini zorlama var, iki cümleyle dert anlatmaya çalışmak daha eğlenceli geldi.Ama benim kulvarım burası, iki senedir seve seve “blog yazarı” olmaya çalışıyorum.

 Birkaç zamandır başka biriyim biliyorsunuz, yada okursunuz çünkü yazılarımdan da anlaşılıyor.Bedenim dışında bir hayat yaşar oldum, gözünüzle görmediğiniz bir mutluluk kaynağım var.Neden böyle bir cümle kullandım, çünkü geçenlerde gazetede karşıma Halil Sezai’nin evlenme teklifindeki sözleri çıktı “İlk önce tanrının aşkını buldum, sonra onun mucizelerini.” Evet, bakın tam olarak bu.Bu din demek değil ya da din ne demek hiçbir fikrim yok, ilgilenmiyorum da zaten.Ama o kadar farklı ki, dil üzeri bir kavram.O’nun mucizelerini görmek, bire bir olarak yaşamak, konuşmak.Günlerce kendimi sokağa atıp yürüdüm.Ve o yüzden bu şarkıyı seçtim.

Feels like I’m walking on air,
Feels like I’m flying.

 Kesinlikle böyle bir his.İbrahim Peygamber gibi bütün çölü gezip Allah’ı aradım, ve sonuçta aynı onun gibi içimde buldum.Böyle hisseden düşünen insanları buldum.Mesela Ömer Hayyam için kocaman harflerle yazılar yazdım, Hallacı Mansur’dan örnek verdim, Yunus Emre’nin dizelerini örnek verdim.Ama ne olursa olsun yine de abuk sabuk tepkilerle karşılaştım; en çok duyduğum “Onlar kim, biz kimiz unutma” oldu.Yunus çobandı, Ömer ayyaş, Mansur bildiğiniz şu eski yastıkların içindeki yünleri kabartan adamdı.Hiçbir şey fark etmez Allah’ın gözünde bir farkımız mı var.Onu sevmek için üstün olmaya veya başka fiziki bir şeye ihtiyacımız yok unutmayın.

 Size burada vaaz vermeye çalışmıyorum asla yapmam, sadece günah çıkarıyorum.Bazen böyle tansiyonu düşürmek, enerjiyi atmak gerekiyor.Sırf bu odağımı kaybetmiyim diye on tane insan kaldı hayatımda.Aylardır bir kız arkadaşım yok.İnsanın yaşarken aklına gelmiyor ama arkaya dönüp baktığımda gerçekten aylardır hiçbir şey yapmadan düşünmüşüm.Ha şöyle bir şey var ki bulduğumu hiçbir şeye değişmem.

Her neyse; ne siz beni okudunuz, ne de ben bu yazıyı yazdım.Şimdiden anlaşalım.

Bir ara yoğunlaşabilirsem tekrar bir aşk yazarım arayı düzeltiriz, uzun yazmayı özlemişim.Orhan Baba’dan hafif bi’ alıntı yapıp yazıyı bitiriyorum.

Ölüm bu hayattan güzel olsa da,
Elde değil ölemeyiz sevgilim.

SS&S

Kemal 🙂