Bu arada ben bildiklerime görmeden inandım.

14 Eylül 2014

Merhaba;

 Bu sefer yazıyı uykuya tercih ettim.

aşk    Ar. ¤aş® 

a.Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, amor (II)

keşke    Far. k¥şki 

ünl. (ke’şke) Dilek anlatan cümlelerin başına getirilerek “ne olurdu” anlamında özlem veya pişmanlık bildiren bir söz, bari, keşki

 Yukarıdaki alıntılar bire bir TDK‘ya aittir öncelikle.Belgrad‘dan dün döndüm ve oradaki üşengeçliğime son vermem gerektiğini fark ettim.Çok fazla içime dalıyorum, nedenini farkındayım.Ama bu kadar dalgınlığın üzerine yazmazsam kendimi sapmış hissediyorum.Herkesin aşkları konusunda keşkeleri var,benim acaba hiç keşkem var mı diye girdim kendi kanıma en başında.

 Ben bana kendim için lazımım, şahsıma ait hikayelerimde pişmanlığa ve aşırılığa asla yer vermeme taraftarıyım.

 Bir ara gerçekten geçmişimde yapmasaydım dediğim pişmanlıklar varmış gibi hissettim, ya da aşırıya kaçmışlığım.Ama tek bir anda hissettiğim o nankörlük hissi beni vazgeçirdi.Hayatımda yeniden nefes aldığım her an mutluyum.Hayatımı cehennem yaptığım her aşırılığım bu günümü yarattı, her keşkeyle başlayan cümlem bu benim duvarlarını ördü.O yüzden keşkeleri dile getirmeye ihtiyacım yok.

 Beni bedenimden daha büyük yaratanla konuşmak ve düşünmek için hiçbirinizden yardım almama gerek olmayan bir hayatta, mutlu olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymak saçma olurdu zaten.Bu yüzden Hayyam okumaya başlamıştım; aşk de ve anlatmaya başla, tek aşırılığın onu düşünmek olsun.Gördüklerine inanmak için somut kanıtlar arıyorsan bul onu aşık ol, odağının değiştiğini hissedip kendine kavuşmak istersen de sarhoş ol ve yazmaya devam et.Ha şu an sarhoşum demiyorum, ama son on gün içerisinde bunları yazabilmek için çok sarhoş oldum.

 “Kemal neden umursamaz ?“ sorusunun cevabı hep anlattıklarımın içindeydi, en başından beri.Bana zarar vermek için veya bir şey anlatmak için tavır alanlar ya da bir şeyler yapmaya çalışanlar, beni mutlu etmeye çalışanların yanında tamamiyle değersizdir.O yüzden etrafımda çok fazla insan kalmadı veya o tavırlı ilişkilerinize giremiyorum.Ben böyle iyiyim, mutlu olmak için uğraşmıyorsak ilgilenmiyorum ve umursamıyorum.Anlayışsız bir insan değilim ama eğer bir şeyi anlamıyorsam ve diretiyorsam istemiyorumdur.

 Hangi yazımda söylemiştim hiç hatırlamıyorum ama, esas elimizde olmayan şey kaderi değil geçmişi değiştirmektir.Keşke çocuk yaşta aşık olmasaydım, yalan.Onun sayesinde gerçek aşkı bilerek büyüdüm.O rüzgarı unutturanı bulana kadar sakladım anlatılmaya hazır olan cümlelerimi, bardaktan taşanlarla iki senedir blog yazıyorum.Bence aşk bir duygu değil, varlığını öğrendiğin ilk andan sonra eksikliğini hissettiğin boşluktur.Büyüklüğü yoktur sen ne kadar varsan o kadardır ve sadece sevmeye yaramaz.Çünkü bu boşluğu beni bedenimden daha büyük yaratanla doldurdum ve bu benim en büyük derdim.Derdim kadar güçlü olsaydı bedenim her yazım böyle olurdu ama gördüğünüz gibi değil.

 Yazdıklarımı anlasınlar, beni okusunlar diye blog yazmaya başlamadım; o yüzden kusura bakmayın böyle bir yazı oldu.Ama anlattığım şey artık başkalarına kapılarımı kapattığım değil aksine içimdeki bu büyük boşluğu düşüncelerimle doldurduğumdur.Hala ve her zamanki gibi hayatıma aynı şekilde devam edebilirim çünkü şu anda yazdığım sadece o Batman Maskesinin altında kalana ait kelimeler.Yazının ilk paragrafında da dediğim gibi ”Ama bu kadar dalgınlığın üzerine yazmazsam kendimi sapmış hissediyorum”.

Bu arada ben bildiklerime görmeden inandım.

İyi geceler

SS&S

Kemal 🙂

Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.

24 Ağustos 2014

Yellow Chaw ft. Rochelle – Shotgun

Merhaba;

 Size yemin ederim şarkının adını bilmiyordum aylar sonra karşıma bugün çıktı hala ağlama arifesindeyim.Bu şarkıyı bulmak için neden daha fazla uğraşmamışım falan modundayım.Ben bu gece uyumam artık madem dinleyecek bir şey buldum… Sırf Rochelle‘in sesi için Hollanda’ya taşınma kararı aldım.Biraz abarttığımı farkındayım ama şu an bana sorsanız söylediğim her şeyi fazlasıyla hak ediyor,çünkü en aptal zamanlarda çalışırken; Şubat,Mart gibi kulaklarımda sürekli bu şarkı çalıyordu.Bir nevi şahsi kurtuluş, boğulurken alınan o ufak nefes gibi ferahlatıyordu.İnsan gerçekten ne durumda olursa olsun zihnine bir çıkış yolu, bir kaçış bulabiliyor.

 Neyse, kafamı toplayıp giriş yapmayı planlıyorum…

 Dün uzun bir süre yazı yazabilmek için klavye başına oturdum ve bekledim, olmadı.Yani konum vardı, hazırdı.Ancak o ara bir filme takıldım, telefonla uğraşmak daha tatlı geldi ve hiçbir şey yazamadım.Yazımın konusu yine minik ve kibar sebeplerdi.Yani tam olarak beni yansıtmayan daha çok bir şey anlattığım bir yazı olacaktı, ama yine o sebepler yüzünden yazamadım.O yüzden sorun yok, ama son konumuzdan devam edebiliriz.

 Geçen yazıda ağlamak üzere olan sinirli kızımızı ağlamış kabul ederek başlıyorum konuya, çocuk yine hatasını farkında ama konuşabilir durumda çünkü ilişki hayati tehlikeyi atlatmış.Benim en sevdiğim kısım budur, ilişkinin en güzel kısmı.Sert bi’ kavga edersin ve barışmadan önceki son bir kaç dakika, her güzel şey yeniden başlamak için ikiliden birinin sözlerini bekler.O mecburen söylenen sözler, çünkü barışmaya mecbursun; hayatın onsuz kısmına acemisin artık.Çoğunlukla en azından uzun bir sarılmayla sonlanan kavgalar… Bence tartışmalar iyi yönetildiğinde en kolay ve eğlenceli yakınlaşma çeşidi duygusal ilişkilerde.

 Ha ikidir kız olan kahramanımız ağlamak üzere veya ağlamış olarak betimlendi ama ben ağlanmasını hiç sevmem tartışmalarda.Özlediğiniz için ağlayın, sevdiğiniz için, mutlu olduğunuz için ağlayın.Kavga ederken yapılan ağlamalar yüksek oranda timsah gözyaşları içeriyor bence.İnsan istediğini yaptırmak için karşısındakini salak yerine koymamalı hiçbir şekilde.Yani yakın olmak için kavga edicez diye birbirimize olan saygımızı kaybetmeye de gerek yok, bundan bahsediyorum.Sonuçta birçok şeyi paylaştıktan sonra nefret derecesine gelsen bile ayrılırken kalbin acır halde ayrılıyorsun, o yüzden o saygı çok önemli.

 Bir buçuk sene önce yazdığım yazılara benzedi, paramparça bir yazı.Her paragraf başka bir konu bütünlük desen sıfır, kafam bu kadar mı dağılmış ya.Normalde kafamı toplayamadığımda yürüyüşe çıkardım ancak ona bile zamanım yok çalışırken.Neyse bir iki hafta sonra tatile gidiyorum büyük ihtimalle orada toplanır kafam.

Teşekkürler

SS&S

Kemal 🙂

Çok romantik biri olduğumu sanmıyorum, öyle ekstra duygusal da değilim.

19 Ağustos 2014

Kendrick Lamar – Swimming Pools

Merhaba;

 Çok fazla istekli oturmadım bilgisayar başına, maksadım üzerimdeki ölü toprağı gitsin.Bu uzaklık beni rahatsız etmeye başlamıştı.Esasen nedenim de yok ama yazmak için altından kalkarız heralde.

 Uyuşuk bir biçimde güvenme eksikliğim var.Aşık olmak istiyorum bazı filmleri izledikten sonra.Gözleri kıpkırmızı olmuş bir kadın, karşısındaki sorumsuz erkeğe sitem ederken onu kaybetmeye korktuğu için kıramıyor ya; erkek de bir o kadar korkuyor onu kaybetmekten ama sorumsuzluğu yüzünden o hale gelen bir konu var özür bile dileyemiyor.Onu istiyorum işte, kavgadan bir saat sonra mecburen alışkanlığım gibi tekrar birlikte olmak gibi.Çok romantik biri olduğumu sanmıyorum, öyle ekstra duygusal da değilim ama o yaratılan sahneler eksikliği hissettiriyor.

 Yazılarda da sürekli birinin saçlarında kaybolup boynunda uyanmak istedim.Neden ki, benim boynumda uyanılsa daha da iyi olabilirdi.Ama işte öz eleştiri geliyor burada; yaşadığım anı her detayıyla anlamaya çalışırken kendimden soğumama yol açıp aynalardan nefret eder kıvama geldim sanırım.Aynaya bakmayı sevmiyorum, ya günlük sorunları hatırlatıyor ya da şahsi problemleri.Neden benim boynumda uyanılsın ki bunu hak ettim mi diye başlayan bir soru silsilesi mesela.Devamında daha da çirkinleşen yorumlar…

 Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum… Öyle mutsuz falan değilim, aksine moralim gayet yüksekti.Bu tempoda çalışırken moralman çöküş beklerdim ama tatilcilerin evlerine dönmesine kadarki bunalımı iyi atan beynim şu anda ayakta ve moralimi en üst seviyede tutuyor.Ama o sahnelerdeki uyuşuk aşk eksikliği midir nedir artık, o çok bozuyor adamı.

 Düşük satışlı popçuların piyasadan para kazanmak için yaptığı şarkılara benzedi yazı.İçime sinmedi ne kadar içten olsa bile anlattığım şey.Anlatırken farklı olmak gerekiyormuş demek ki, neyse.Dediğim gibi aşk, sevgi, birliktelik falan bu yazının özeti.Zaten şu ara düşük karakterlerin bildiği başka da bir şey yok.Herkes ilişki veya karşı cins uzmanı…

Neyse,

 Dövme işinden yakın zaman dahilinde vazgeçtim.Sebebi ilk olarak Demet çizmekte gecikti, ikinci olarak da tatil planım doğrultusunda parasız kaldım.Zorlasam belki para bulurdum ama gerek yok şu an için.Bence bekleyebilir.Belki bundan sonraki yazım Black Widow için olur çünkü bir kaç parttan oluşan bir yazı planım var şimdiden merak etmeyenleri uyariyim, okumayın.Ve bu arada benle aynı tarzda dinleyip Kendrick Lamar sevmeyen birini ciddiye almıyorum bu aralar.

 Bitch don’t kill my vibe

Teşekkürler

SS&S

Kemal 🙂

Daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.

27 Temmuz 2014

Waves (Robin Schulz Remix) – Mr. Probz

Merhaba;

 Saatin gece yarısı olmasına kırk dakikası var.O sebeple bu günü halen yirmi yedi kabul edip, yazıma o tarihle başlıyorum.

  Yaz mevsiminin insanı olaraktan en boktan yazımı geçiriyorum.Hiç bir şey yapmadığım, evde olduğum için isyankar bir yazı yazmayı beklerdim kendimden.Ancak öyle bi’ havada değilim.Bizimkiler tatile gitti, malum sebep bayram… Evde yalnız kaldım.Normalde kime söylesem suratını yavşak bir gülüş alıyor, sanki ben istediklerimi yapmak için evin boş olmasını bekleyen biriymişim gibi.Evin bana kalması demek sorumluluk demek, istediklerini birinci elden yapmak demek; en kötüsü de Biber‘le uğraşmak demek.Bilmeyenler için Biber benim kedim, Pelin‘in kedisinin yavrusu falan.Öyle sevimli mi değil mi ben pek anlamam, anam babam istedi diye katlanıyorum.Bu sabahtan beri iki tane bardak kırdı… Ya sen nasıl bir hayvansın, boşta görülen bardak hobi olarak kırılır mı !? Her neyse, yatarken yanıma gelip uyandırması dışında sevmiyorum diyemem yine de.

 Yazı isyankar olmayacak derken ciddiydim, burada kesip bir şeyler anlatasım var.Yani en azından öyle hissediyorum.Öyle oturun oturun bak ne yazdım tribinde bir yazı değil baştan söylemeliyim.Minik ve kibar nedenlerim olmasa bambaşka bir yazı yazardım mesela, tatile gidemedim çok daraldım falan.Ama nedenler insana mutluluk verdiği gibi yazısını bile etkiliyor görüyorsunuz.O sebeple o düzeyde kendimi ve nedenlerimi mutlu etmeye çalıştığım bir yazı olacak.

 Şarkı seçimim bana güneş batarken izlediğim deniz manzaralarını hatırlattığı için yapıldı.Aşık olduğum manzaralardan biri.Kokusu, tadı, dokusu gibi nedenlerden dolayı unutamadığım anlarıma sonradan eklenmiş soundtracklerden biri.Eminim herkesin böyle anıları vardır ancak ben onları o anki gibi hatırlamak için yaşadığım anlarda bazı sabitler belirliyorum.Mesela 2009 yazında yürüdüğüm o caddede esen rüzgar gibi, ya da 2011 Ocak ayında o gece botlarımın adım attığında çıkardığı sesler gibi.Sonradan onlar totemleşip ulaşılmaz gibi görünseler bile onları öyle seviyorum.Mesela o andan sonra asla daha fazla sevemem rüzgarları gibi gelir.

 Biraz nankör, belki de biraz cahil cesareti barındıran bir hareket.O yüzden hep derim aşk rekor kırmaya benzer diye.Aynı o rüzgar gibi, daha iyi bir rüzgar esene kadar diğer bütün rüzgarlar en sevdiğimi hatırlatmak için var sanki.Aynı sebeple ilişkilerde tazeliği önemserim.Çünkü daha iyisini yaşadığını yaşarken anlarsın başlarken değil.Yola en mükemmeli olmak için çıkmakla olmaz o iş, yaşarken en mükemmeli olduğuna inanmak bunu görmek lazım.Zaten bir en mükemmelin varken “Bugün esecek rüzgar en mükemmelim olacak” diyemezsin.Ancak estiği anda en mükemmelin olacağını anlarsın.Rüzgara ya da açık tabirle aşka başka bir anlam kazandırır o günkü yolculuğun o zaman dersin artık benim totemim sensin diye.Alışkanlığımsın dersin, başardın “Bundan sonra esen her rüzgar bana önce seni hatırlatacak”.Bunun için ne zaman gerekir ne de fedakarlık sözleri.Gerekli olan tek şey bembeyaz görünen o yaşamak eylemidir.Önce birbirine doğru yolculuk yapmak, ona sıfat ararken aklını dolduran güzel fiillerden kurtulamamak gerekir.O anda istemsizce mükemmel kelimesi dökülür zaten sözlerinden.

 Hoş mu, değer mi, doğru mu bilmiyorum.Ama sonunu bilsen mükemmel olmayacağını biliyorum.Şu zamanlarda yani birkaç zamandır hiç bir şeyin sonunu sorgulamıyorum o yüzden.Biliyorum ki bana iyi hissettiriyor, şu anda başka bir şey yapmak içimden gelmiyor; o yüzden devam ediyorum.Ha eğer imkanım olmasaydı zaten başlamazdım bu işe yani ilk başta da kendine güvenme duygusu etkili oluyor.

 Neyse, şarkı sebebiyle çoğunluğu trans halinde yazılan bir yazı oldu.

 Zaman geleceği düşünene kadar ellerimden kayıp gidiyor.
 O yüzden nedensiz değil umursamazlığım.

 İyi geceler

 SS&S

 Kemal 🙂

Kendimce oturmuş bir şeyler çizmeye çalışırken; beceriksizliğimden utanan benliğim, zihnime küçük sinyaller eşliğinde “Beceriksiz, çizmeye çalışacağına yazsana” dedi.Hemen ardından zihnim çocuksu bir tavırla “Neden” diye sordu.Ve benliğim o anda dünyadaki en saçma cevabı verdi “Yazın nasılmış onu görürüz”.

                                                                        22 Temmuz ‘14

Merhaba;

        Yarak kürek bir kalemle yarak kürek bir yazıya başladım.Yazmak istediğimden, deliliğimden değil; sırf yazımı görmek için.Sanırım yazım da yarak kürek bir halde.Zaten o kadar köşeye tarih de atılmaz.İyice saçma bir hal aldı bu yazı.

        Madem bir saçmalıktır gidiyor… Bir şeyler anlatıyım diye ikinci paragrafa başladım.Ancak müzik dinlemediğimden dolayı içime bir yazma hevesi gelmedi.Siktiğimin yerinde müzik de olmasa külotlu çorapla asardım heralde kendimi.O kadar sevimsiz günler geçiriyorum yani.Yarak kürek bir hayatın yarak kürek günleri anlayacağınız.

        Son paragrafa gelince… Dövme yaptırmak istiyorum aklımda elmas şekli var.Çok umutluyum güzel bir şey olabilir.İlk kez buradan duyuruyorum.İlk bol küfür içerikli yazımın adı da Yarak Kürek olsun.

Teşekkür ederim

Kemal:)

Yazımı okuyamayan arkadaşlar için bire bir çevirdim.Hizmette sınır yok gördüğünüz gibi.Akşam akşam çok sıkılınca insan nelere sarıyor…

İyi geceler

Odaklanamıyorum, yüzeysel düşünüyorum ve en kötüsü çok mutsuz hissediyorum.

16 Temmuz 2014

Foo Fighters – Best Of You

Merhaba;

Bazı günler nefret etmek o kadar iyi geliyor ki insana, bu duyguyu yaşatana teşekkür etmek istiyorsun.Çok güçlü bir duygu cidden, şu anda bağımlısı olmak istiyorum.Her şeyden nefret eden bir asosyal olmak bence mutluluğun bambaşka bir noktası, bilene sormak lazım tabi.Aylar sonra bana Foo Fighters dinleten iyi kötü bütün nedenlerime teşekkür ediyorum öncelikle.

Bugün konuşmak istediğim konu basit, insan.Hani insan derken genel anlamıyla; öküzüyle, sevimlisiyle, sevimsiziyle ve en önemlisi minik ve kibar olanıyla insan bu gecemin konusu.

Çalışmak bana hiç yaramıyor; insanlarla iletişim halinde olmak, meşgul olmak, bedenen yorulmak falan hiç gitmiyor bana.Siz basitçe “tembel” diyin bana ama ben yine de yaziyim bunları… Hayatımın yüzde yetmişten fazlasını kafamda yaşardım, yalnızdım, düşünmek için çok vaktim vardı.Olaylar beklentim dışına çıkmazdı, hatta ben bile beklentimi aşamadığım için şikayet ederdim.Her ne olursa olsun oturup iki saat gözlerimi kapayıp müzik dinlemek, çıkıp kilometrelerce yürümek bana daha iyi geliyordu.Şimdi ise yüzde onluk bir kısımda kafamı toparlamaya çalışıyorum.Odaklanamıyorum, yüzeysel düşünüyorum ve en kötüsü çok mutsuz hissediyorum.Sanki herkes bunu bana bilerek yaşatıyormuş gibi intikam almak istiyorum.

İşin kötü yanı bunları düşündüğüm zamanlarda o bana kalan ufacık yüzde onluk kısmı kullanıyorum.Yani ya nefret et ya da katlan.Ki bütün bu bahsettiğim his sadece işle ilgili değil.Kabul zamanımmışcasına sevimsiz giden işler var hayatımda.Haber beklediğim şeyler var, sonunun beni mutlu edeceğine inandığım.Şans mıdır kader midir bilinmez, kayboldular.Bildiğin kaybolmak.“Lan bari olmadı diyip gitseydiniz” kıvamında iğrenç hallere düştüm.Ya iyi kötü haber alamadan zamanının azalmasını beklemek.Senden bir şeylerin gittiğini görmek gerçekten acı.Aylar önce söylemiştim “Birlik kötü Bir’lik değil” diye.Kendi lafımı bile yeni yeni daha detaylı anlıyorum.Tek kişi olmak ya, ya da iki kişilik karar vermek.Mutluluk özelinde insanın.İletişim kurduğun anda sitem etmeye mahkum bir kafaya bürünüyorsun ister istemez.Tepki de gösteremiyorum insanlara, çünkü bana göre değil.Ben de yazıyorum görüldüğü gibi uzun süredir.Bu bile bana bazen huzursuzluk veriyor, “Ulan acaba okuyan benim tepkim hakkında bi’ şey düşünür mü” diye.Öyle sevimsiz bir kafa işte, neyse bundan sonrasına takılmayalım.

Bu arada albüm almaya devam tabi, bir şekilde desarj olmamız lazım.Kendimi şımartabildiğim tek başlık sanırım.Bu şarkıyı da yıllar öncesinde bu ruh haliyle dinlemiştim heralde.Ergenlik psikolojisinin beni tam beynimin ortasından vurduğum zamanlardı.Saçlar uzun, siyah kıyafetler, tırnaklar gitar dersi için uzun falan; adeta bir ikonmuşum yani.Her neyse, yazı yazmak için kıvama girdim tam ama şarkım yok.Tam da bu kafadaydım.Bir gördüm şarkıyı, o eski triplerimi andım.Nefret ve eğlence karışık bir iki dakika sonrası da yazıya oturdum.

Oysa yıllarca okuduğumuz bize sadece sevmenin bile yeterli olabileceğini söylüyordu.İnanmıştık, doğruydu ama biz açgözlü davrandık.Şeytanla anlaşma yapabilen bir varlık da bizmişiz meğer bunu fark ettim.Umarım o masaya oturmadan ulaşır ruhum gideceği yere.

Teşekkür ederim

SS&S

Kemal 🙂

O kadar güzel olmasalar bile tarzlarının hala deli gibi hoşuma gittiği iki kız var, onlar hakkında bir şeyler anlatacaktım.

23 Haziran 2014

Kid Cudi – King Wizard

Merhaba;

 İyiyim, moralim falan yüksek hayatımın kontrolü bende olduğu sürece iyiyim.Kendimi böyle teselli ediyorum son birkaç gündür sanki gerçekmiş gibi.Bu adamı dinlemeyi de bu yüzden çok seviyorum, sanki omzuna kadar betona batmış halde.Kaçamadığı gerçekleri varmış gibi, onu mecbur bırakan nedenleri falan.Hayal kurmasında veya kendini anlatmasında engel yokmuş da hayalini yaşamaması için oluşturulmuş bir düzenin tuzağına düşmüş gibi, sevimsiz ama gerçek.

 İlk albüm merakım başladığı zaman bunun şarkıları da çıkmaya başlamıştı.Böyle konuşmak istediğini konuşabilen, hayatından istediği gibi şikayet edebilen biriydi.Şimdi şimdi anlıyorum ne anlatmak istediğini.Hayatında olan kişilerle ilgili değil sorunu, kurgulayıp eksik kaldıklarıyla ilgili.Sürekli ileri atılan planlar yoruyor insanı, bir saatten sonra yaşadıklarından zevk alamıyor.Her zaman böyle değil mi ? Yaşadığın zaten kolaydır, aklın hep yaşamadığında kalır.Seni yer bitirir o.Elinden hiç bir şey gelmez, çünkü kendi bildiğin, hissettiğin dışında hareket edemezsin.

 Oysa sistem sana sürekli şükretmeyi öğütler.Sınavlarının üstesinden gelmeni, sınavların sonucunda yarattığın kaderini mutlu bir şekilde yaşamanı öğütler.Bu yazılı olan bir kural değildir tabi ki, etrafımızdaki ortalama hayatların sonucudur.Çevrenin normları dışına çıkmaz ve yaşadığın kadarına şükredersen iyi bir örneksindir.Ama eğer kendine güvenin varsa işler değişir.Normları belirlersin adın farklı insan olur.Başarısız olursan salak, başarılı olursan ukalasındır insanların gözünde.Çok da sevimli şeyler değil tabi.

 Burada devreye ailen girer.Normları genelde kendi ailemin belirlediği bir çevrede büyüdüm, hala da aynı çevrede yaşıyorum.Bunun yarattığı zorlukları çok gördüm; öncesinde farklı ve ukala, sonrasında ise gereksiz olmak kavram kargaşasını tetikliyor.Bunu atlatmam uzun sürmüştü ki işte bu sebepten şu anda olduğum durumdayım.Yaşamımı kurmak, bir şeyler yapmak istiyorum çünkü bu benim alışkanlığım.Ama elimde patlaması durumunda yaşayacaklarımın ailem üzerinde yarattığı korku, şu anda yaşadıkları zorluklarla birleşince benim önüme aşmamı imkansız kılan engeller çıkarıyor.Oysa babamın başarılı olma yoluna girdiği yaştayım.

 Aslında bunları konuşmasak bile olurdu, sevimli ilişkiler hakkında yazı yazmak için oturmuştum.Sonrasında bir anda hikaye değişti.O kadar güzel olmasalar bile tarzlarının hala deli gibi hoşuma gittiği iki kız var, onlar hakkında bir şeyler anlatacaktım.Ne kadar süredir hoşuma gidiyorlar bilmiyorum aslında, ama biriyle konuşmayı denemiştim olamamıştı diğeri de bu sebep doğrultusunda kafamda son bulmuştu.

 Hayatımın ortasına çakılmış bir kazık gibi, en büyük sorunum “yapamamazlık”.Zincirim bu kazığa bağlı ve ancak onun “yeterli” dediği mesafe kadar gidebiliyorum.Sürekli aynı yuvarlak içinde gezip, gidemediğim yerlere imreniyorum.O kazığı söktüğüm anda başlayacak anlatmaya çalıştığım şeyler.

 İyi geceler

 Kemal 🙂

Gördüğün her parlak şey altın veya elmas olmak zorunda değil.

19 Haziran 2014

Wiggle – Jason Derulo

Merhaba;

Gördüğün her parlak şey altın veya elmas olmak zorunda değil.Taviz verilmeyen zevklerin yarattığı gereksiz eleştirmenlikler hiç hoşuma gitmiyor.İnsanın ukala olmasını anlarım, karakter meselesidir, ancak eleştirmenlik bu seviyelerde sadece yeni zevklerden uzaklaştırır insanı.Bunu neden yazdım… İnsanlarla farklı şeyler konuşmayı çok severim, belki bir şeyler öğrenirim diye.Ancak son zamanlar bakıyorum da genel bir konu beğenmemezlik var sanki.Yaptığım şeyler hoşuna gitmese de çok şey öğretti bana.Benim de hiç hoşuma gitmez mesela boş anıları dinlemek ama patlatmıyorum anlatılan konuları.Sen de otur dinle belki bir şey bulursun kendince zevkli.Böyle bir şey işte; şahsi bir sinir değildi bu sadece dediğim gibi hobi lan bunlar zaten her şeyini anlatamam bunların, o zaman hobi olarak yaptığım şeye ihanet ederim.İki dakika konu olsun bize.

Neyse işte.

Dün Demet’le buluştum.Klasik yine oturduk konuştuk, biraz dertleştik diyelim.Konuların arasında bir tespitim vardı ona değindim; beni hiç mutlu etmese de benimle tamamen aynı fikirdeydi, çok dokundu içime.Şaka bir yana dedim ki; Tiziano Ferro, Ricky Martin‘in genç hali ve Lee Ryan gibi tiplerin 2000’li yılların başında karizmasının artması beni hala ayakta tutan.Çünkü ne zaman ki bu tipler ekranlardan çekildi işte benim çöküşüm orada başladı.Böyle kaslı kaslı sakallı tipler sardı etrafı, benim bütün piyasam yerlerde.Ricky Martin bile dayanamadı koca adam önce sakal falan yaptı kaslar falan iyi gidiyordu sonradan bir baktık gay oldu 🙂 Tiziano Ferro öldü sandım bir ara o kadar uzaklaştı o da bu olanlardan sonra, yazık oldu koca adama ’80 doğumlu o bi’ de.O sebeple elimden bir şey gelmez bu sebeple ben de kendimi en iyi tanıtabileceğim kıza kadar bekleme kararı aldım, baktım geldi öyle bir kız başlarım konuşmaya.Çünkü artık eskisi gibi öyle yazan eden yok, sapık anonimim bile kalmadı siz düşünün… Piyasası sönmüş pop müzisyenleri gibi hissediyorum.Sanki başarısız da olsa kariyerime devam etmek ya da klas bir şekilde çekilmek yenilgiyi kabul etmek arasından karar vermek gibi.Satmayan bir albüm falan çıkarırım iyice rezil olurum falan.

Bu arada gelelim şarkıya.Böyle bir beat var mı ! Canıma kastetti bu şarkı “wiggle wiggle wiggle”.Ve gerçeküstü bir şekilde rahat söylüyorlar şarkıyı.Hadi Snoop‘dan beklenen hareketler bunlar da Jason sen ne yaptın bunu açıkla… Kadife gibi ses bu kadar cool kullanılmasın bir daha.Cidden takıntıya yol açıyor, hoş değil.Ve bu Brezilya’lı Dünya Kupası günlerinde inanılmaz gitti.Her maçı izliyorum, evde sapık gibiyim; saat tanımaksızın maç izleyen bir tip.

Bitirmeden şunu anlatmak istiyorum; istatistikten kaldım.İşte buna içilir… Üniversite hayatımın ilk bütünlemesine bu yaz giriyorum.Sistemi bir açtım bildiğin kocaman bir F yazıyor.God damn ! Çok iyi sövdüm allahtan içimde siniri kalmadı.Ama çok üzülmüştüm, normalde derslerim çok iyiydi ama durum ortada… Patladık, hiç hoş olmadı.Vartan da kaldı zaten, sınıfın kalan on kişisiyle birlikte… Bütünlemede şenlik var.

Ben gidiyorum.Kötü bir yazı olmadı sanırım, benim hoşuma gitti.Büyük ihtimalle yaz boyu İstanbul’dayım daha görüşürüz, ben yazarım size…

Kemal 🙂

Hafif alkollü olmak… Denize düşen yılana sarılır.

7 Haziran 2014

The Recipe – Kendrick Lamar ft. Dr. Dre

Merhaba;

 Hafif alkollü olmak… Bunun bir sarhoş yazısı olmasını çok isterdim ama değil.Ama bu şekilde bile yazı yazma isteği doğdu içimde.Yazı yazmak için gökyüzündeki renklere bakmama, bir şarkıda ilham aramama gerek kalmadan yazıya geçtim.Tabi şarkısız yazımın tadı tuzu olmayacağı için “mükemmel” bir şarkı açtım ki müziğim kafamın altında kalmasın diye.

 Ve şu paragrafı yazdıktan sonra iki paragraf yazdım sildim bir türlü ne yazacağıma karar veremedim.Yardımı dokunur diye sekiz tane şarkı değiştirdim hala aynı, beynim dondu, tribe girdim.

 Denize düşen yılana sarılır, aşk yazarız biz de gönülsüzce.Neden gönülsüzce; çünkü bu konu benimle artık aynı yolda bile yürümüyor.Benim ona olan inancım tam, tamamiyle güveniyorum aşka ve yaptırdıklarına.Ancak sanıyorum onun bana olan güveni diye bir şey kalmamış.Esasen çok kırıcı bir insan değilimdir, kendi içinde tavizler bile verebilen bir insanımdır.Ama aşk artık bana güvenmiyor.Olsun yaşarız yine, bensiz kalacak değil ya (!) 

 Eski günler yad etmek pek adetim değil ama konuya girince engellenemez bir üstünlükleri var bana karşı.Aşkla geçmiş birbirinden güç alıyor sanırım, hangisinden bahsetsem diğeri de aklıma geliyor.Mesela şu an sıfırım bu konuda, yokum yani benimle değil, aptalca ! Ama bu durumda bile aklıma geldiği zaman; evimi, güneşimi, nefesimi kaybetmiş gibi oluyorum.Aslında hiç terk etmediğin benliğini terk etmişsin gibi.Yaşadığım şeylere mecburum ama ben.Böyle bir insan yok çünkü, yani kimseye hissettiğim kadar değer vermedim.Bu sebeple benden okuduğunuz şeylerin çoğu sonradan yükselme hislerdir.Ama hisler gerçek, hani mükemmel bir kadeh almak gibi yaptığım.Kadehim mükemmel yani bir duygu var elimde, şarapları beğenip içemiyorum çünkü hiçbiri o bana göre değil.Ama sürekli eski kadehimle içtiğim şarapları anıyorum.

 Söylediğim kadar büyük bir aşk yok aslında, ya da ben asla o gördükleriniz gibi bir aşık olamam.Ama böyle bir his var ortada… Bir duygu boşluğu var kalıplaşmış, değer kazanmış.Hepimiz bunun üzerinde yaşıyoruz benim hayatımda.Saçma bir olgu.Geçmişte yaşanmış olayların üzerinden bu günüme yol veren kalıplaşmış, içten içe kısıtlayan hisler.

 Bununla ne yapılır bilmiyorum, kafam da karışık zaten şu son iki paragrafta anlaşılmıştır.Esasen şeker gibi yazardım… Ne diye içimi açtıysam.Ben bile sürekli kayboluyorum aynı yerde.Son Batman filminde bahsedilen maskelerden biri de bende var ya hani yıllardır.Onun arkası böyle ağır, gereksiz ve anlamsız cümlelerden oluşuyor.O sebeple maskem gerçek yüzümle farksız artık.Çok rahat çünkü zaten pek de yeni değil, o olmaya alıştım ve mutluyum.Maskenin altını ayakta tutan tek şey de Ömer Hayyam‘ın sevgilisi zaten.

 “Ruhumu ona ulaştırmayı inkar etseydim elim azapla karşılaşırdım.”

Kemal 🙂

Ataköy, Lana Del Rey, Teal Gökyüzü

31 Mayıs 2014

Lorde – Tennis Court

Merhaba;

 Asla o “Lana Del Rey blogu” olamadım, esasen olmak da istemiyorum.Baştan bu konuda anlaşalım istiyorum çünkü hiç hoşuma gitmiyor o tarzdaki insanlar.Ama kadını ve şarkılarını inanılmaz seviyorum o ayrı konu.

 Her neyse;

 Beni buraya iten nedeni kullandım başlıkta.Bugün akşam saat sekiz gibi yürüyüşe çıktım yine Ataköy‘de.Güneş batarken yürüyordum işte.Teal gökyüzü tamlaması oradan çıktı, tam da o rengi andırdı gözlerimde.Yazıdan sonra atabilirim fotoğrafını karar veririz hangi renk diye.

 Orayı bu kadar çok sevmemin nedenlerinden biri de bu renk işte, gözlerimi gökyüzünden ayırmadan bir saat boyunca yürüyebiliyorum.Ve yürürken sürekli yalnız oluyorum.Düşünmek için çok yardımcı oluyor mavinin o tonları.Tamamiyle kırmızıya adadığım bir ömrüm varken maviye bu kadar muhtaç olmak kendi içimde gülünç bir duruma düşürüyor beni.Çünkü fener çakılmış tavşanlar gibi kal geliyor bana oradayken, ellerim otomatik olarak kulaklıklarıma gidiyor ve sanırım Lana benim için Ataköy‘le bir oldu müziğimde, başka bir şeyi dinlemeyi yakıştıramıyorum.

 Ve bütün bu düşünme sırasında hiç bozmadan aynı yolumda yürümeye devam ediyorum, tekrar tekrar aynı sokaklar.Bu bana hayatımdaki eski yeni farklılıklarını gösteriyor.Çünkü beş yıldır bu şekilde oraya gidiyorum ve kafama takılanları düşünüyorum.Sürekli bir değişim oluyor.Ve o kadar çok şey değişiyor ki bu zaman aralıklarında, gerçekten şaşırtıyor… Böyle zamanlarda orada sora sora kendime motto edindiğim bir söz var, ne zaman söylesem bayat bir espriymiş gibi tebessüm ederim; “Eskilerden kim kaldı?” korkunç bir söz bu, karakterine işliyor insanın.Her kafam takılıp oraya gittiğimde soruyorum ya bu sözü kendime, cevap hep aynı; kimse.Eskilerden hayatımda kimse yok, hatta eskiler diye bir tarif yok bende artık.Bir iki hayatımda ağırlığı olan taş dışında eski diye tabir edebileceğim bir şey yok.Sanırım çok da kötü bir şey değil.

 Born To Die dinlerken mavinin her tonunu gördüğün gök yüzü altında, olmak istediğin yerdeysen eğer hayatta her şey mükemmelmiş gibi hissedebiliyorsun.Ve öyleymiş gibi yapabiliyorsun… En başından beri söylemeye çalıştığım o; bu histen ilk yazılarımda bile bahsedip, herkesin kendisi için böyle bir yeri olmalı demiştim.Onun nedeni buydu işte, bu hissi yaşamak, gözlerinle göremediğin şeyleri görmek.Bu konuda sanırım tek eksiğim elimden tutacak olan o Adriana sesli hanım arkadaş.Çünkü orada onu hiç yaşayamadım, benimle aynı frekansda el ele orada yürüyebilmek çok uzak ve ütopik bir hayal gibi geliyor.Neyse sanırım bu yazıda o konuya girmek istemiyorum.Çünkü sapıyor her şey.

 Geçen hafta Kapadokya‘daydım, güzel gezdim.Detay verir miyim bilmiyorum, daha Adana‘yı bile yazmadım ki o başlı başına bir hikaye.Her neyse işte.

 Lorde‘yi çok sevmemin nedeni bir gece saat dört civarı Trance‘de bunun klibi çıkmıştı.Ben böyle yarı baygın uykulu halimle aşık olmuştum Royals klibine, sonra ruhuma işlemiş.Böyle de güzel hikayesi var işte.Bana huzur veren sesi var onun da, teal gökyüzü altında olmak istediğim yerde yüzümü güldürüyor.

 Özgürlük ve yalnızlık aynı anne babanın çocukları, ikisini ayırmak mümkün değil.Ben ikisiyle mutlu olmaya çalışıyorum.Az olan etrafımdakileri seviyorum artık.Çünkü çok rahat bir insanım ve gerginlikten hiç hoşlanmıyorum.Bu sebeple yalnızlıktan korkmuyorum.Yalnızlıktan korkmayan bir insanın rahatlıkla taş kalpli olabileceğini öğrendim.O kadar sert olmak hoşuma gitmez sanırım.O yüzden ilginç bir denge kurmalıyım, bana huzur veren rahat arkadaşlara canım feda; onlar hep etrafımda olsunlar.

 Teşekkür ediyorum

 Kemal 🙂