Yarın öbür gün elde edeceğim en iyi şey daha çok üzülmemiş olmak olabilir.

28 Nisan 2020

Kylie Minogue – In Your Eyes

Merhaba;

Peşinen söylemekte fayda var, uzun ve günlük tadında bir yazı olacak. Dillendirmek istediğim bir şikayetim yok ama bu gece kendimi çok mızıkçı hissediyorum. Bu yüzden başka yerlere sarmamak için saatlerce yazı yazacağım. Ha bu demek değil ki saatlerce yazdığım yazı üç fasikül olacak. Eminim sürekli silip baştan başlayarak ve kendimce tamam dediğim hissi bulana kadar vakit öldüreceğim. Ortaya aşırı uzun olmayan ama beni gayet dinlendirmiş ve sakinleştirmiş bir şey çıkacak.

Yani umarım öyle olur, şu anda yapabileceğim en iyi şey bu.

Aslında hayatta da en iyi yaptığım şey hayal kurup, elimden gelenin en iyisini yapmak ve en nihayetinde kısmetime güvenip daha iyisini ummak. Yaşadığım her şeyi bu şablon üzerinden değerlendirmeye kalkınca daha ferah bir zihne sahip oluyorum. Yani yaşadıklarım ve sonuçlarıyla ilgili süreçte kendimden razı olabiliyorsam daha iyisini hayal etmekten çekinmiyorum. Bu yaklaşımı merkez edindiğimden beri üzüldüğüm anlar olsa bile, çok şükür ki elde ettiklerim hiçbir zaman kötüye gitmedi.

Ama bu durumdaki “iyi” de her zaman yenilir yutulur cinsten olmayabiliyor. Bazen bir sene sonra beni çok mutlu edecek bir şeyin kahrını o sene boyunca çekebiliyorum. Ve devreye duygularım girdiğinde yaşadığım uykusuzluğa değer bir mutluluk olmayabiliyor sonucunda, bazen sadece yaşadığım tatminiyet kalabiliyorum. Dürüst olmak gerekirse bu da çok cazip olmuyor.

Şablonun bu kısmındaki sorun için henüz bir çözüm bulamadım. Çünkü gururumun köpeği gibi görünüp evde beklentilerim ve hayal kırıklıklarımla yaşarken yarın öbür gün elde edeceğim en iyi şey daha çok üzülmemiş olmak olabilir.

Şu an halim o son paragraftaki örneğe çok yakın olduğu için de kendimce bunu eğlenceli kılmaya çalışıyorum. Bu eğlencenin başlangıcı olarak da üç aydır her şeye liste yapıyorum. İlk olarak ertelediklerimin listesini yaptım, şaşırtıcı derecede başarılı bir sonuç aldım ve on iki maddenin yedisini bu üç aylık sürede bitirdim.

Sonra baktım bu iş olacak gibi, kendime bir alışveriş listesi hazırladım. Listenin içi tümüyle; oyunlar, albümler ve böyle “bunu bir ara unutmayayım” dediğim şeylerle dolu. Liste elimde hazır olunca da fiyat ve indirim bilgisine kolayca hakim olabiliyorum. Bu şekilde de satın alımlarım çok kolay bir hal alıyor. Hatta oyunlar kısmını neredeyse bitirdim, sürekli olarak yeni oyun alıyorum. Yıllarca aklımda kalan bütün oyunları bu karantina indirimleriyle inanılmaz ucuz fiyatlara hatta bazılarını bedavaya alabildim. Albüm ve harici diğer şeyler için de karantina sonrasına toplu alım planlıyorum. Çünkü harici şeylerin indirimi olmasa bile beni daha çok etkileyen yeni ürünlerle karşılaşabiliyorum. Bu dönemi de daha çok beğeneceğim şeyleri araştırmaya ayırdım.

Albümler için, hali hazırda içerisinde iki yüz civarında albüm bulunan bir arşivim var. Yeni albümler satın alırken önce sevdiğim sanatçıların bende olmayan albümlerini alıp eksikleri tamamlamak istiyorum. Bunları bulması da pek kolay değil, çünkü o sanatçının Türkiye’de bulunan albümlerinin hepsini zaten almış oluyorum. Bu yüzden birazcık araştırma ve bulunduğunda da pazarlık gerektiriyor, bu da bu dönemde çok kolay değil. Dinlediğim şarkıdan örnek vermek gerekirse Kylie Minogue‘nun bende yalnızca D&R‘dan alınmış Kiss Me Once albümü var. Ama ben bu kadını çocukken dinlediğim In Your Eyes ve tabi ki Can’t Get You Out of My Head şarkılarıyla sevdim. Bu iki şarkı da Fever albümünde ve bende bu albüm yok. Durum bu olunca bazen internet üzerinden arıyorum bazen de ikinci el albüm satan yerlere gidiyorum, iki şekilde de karantina süresinde alışveriş yapamıyorum.

Öyle işte.

Son olarak inşallah bu durum olabildiğince çabuk biter de aklımızda kalan her şeyi hayırlısıyla sonuçlandırabiliriz.

İyi geceler dilerim,

Kemal 🙂

Rüyamda Asmalı’yı görüyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.

20 Nisan 2020

Spotify RITM Listesi

Merhaba;

Yalnızca başlangıç olarak değil, gerçek manada da merhaba herkese. Yeni blogum herkes ile birlikte özellikle benim için de hayırlısını nasip etsin. Bu çok uzun süredir yapmak istediğim bir şeydi. Biraz daha detay katabileceğim bir mecra arıyordum ve bütün yazılarımı orijinal tarihleriyle içe aktarabilme imkanımın da bulunması bu işi bağlayan son nokta oldu. Eğer yapabildiysem, paylaşımların hepsi sorunsuzca daha önceki gibi her yere postalanacak, bu şekilde hiçbir yer ölmemiş olacak.

Umuyorum her şey gibi o da hallolacak.

Bana dönersek, her şey şu an için yerli yerinde. Biraz bıkkınlıkla birlikte bir şeyler yapma hevesim halen daha devam ediyor. Evde oturup yazmadığım şu dönemde de blogu taşıma ve hazırlama işleriyle birlikte öykü yazmakla uğraşıyordum. Gerçekten inatla kötü de olsa öykü yazıyorum. Hatta yazdığım günü ve tarzını iyi hatırladığım bazı eski yazılarımı da öyküye çevirmeye çalışıyorum, böyle de bir hilem söz konusu.

Öykü yazmaya baş koymuşken havaların bu denli güzel olması ile birlikte, sağolsun akıllı telefonların da geçmiş yıllardaki fotoğraflarımı ve gezdiğim yerleri benimle gün gün paylaşması çokça yardımcı oluyor. Öyle ki bu sıcak havalarda güneş altındaki bahar meltemine ne denli yürekten bağımlı olduğum herkesin malumu. Bu şartların oluştuğu günlerin birinde Kumbaracı Yokuşu numara yetmiş dokuzdan çıkıp Asmalı’ya doğru el ele yürüyesi geliyor insanın. Muhteşem ceketlerim var bu havalarda giymelik ama ben yalnızca birini giymeyi tercih ediyorum, bana daha bir tamamlanmış hissettiriyor kendimi. O ceketle Kumbaracı’dan kopup İstiklal’de kimseye dokunmamak ve Asmalı’nın gölgesine teslim olmanın hayalini kuruyorum.

Asmalı’da üçüncü binanın soluna girmek veya ilk soldan dönmek arasında kalıyorum. İkisi de olmazsa yolun sonu ile birlikte Meşrutiyet Caddesi zaten ev bize, sığınmak isteyip de açıkta kaldığım hiç olmadı çok şükür. Hepsinin ardından başımı bir yere sokup, aklıma gelen bazı haramları sicilime işlemek istiyorum, daha önce yapmadığımdan değil.

Bütün bunların maksimum akşam altıya kadar bitmiş olması gerekiyor, geceye her zamanki gibi ayrı planlarım var.

Rüyamda Asmalı’yı görüyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Karantinanın sonunu iple çekmemin yegane sebebi sokak alışkanlıklarımı devam ettirebilmek. Kucağım komple boş ama orada olmayı çok özledim.

Belli bir dönemden beri kendimce güçlü olmayı kendime alışkanlık etmiş biriydim. Bu yaşananların sonrasında artık daha da güçlü biri olabileceğimi hissediyorum. Bu “güçlü” sıfatı için her anlamda çok çalışıyorum. Kötü günlerimin ardından Seda Erciyes gibi umarsızca “beni arama” diyebilmeme gerçekten az kaldı. O raddeden sonra başka bir achievement açılacak ve bambaşka biri olacağım haliyle, az kaldı.

Tekrardan bu yeni blogun herkese mutlu günler getirmesini diliyorum.

Kemal 🙂

Keyfim gerçekten yerinde, dün doğum günümdü.

1 Nisan 2020

Mustafa Sandal – Gölgede Aynı Albümü

Merhaba;

Keyfim gerçekten yerinde, dün doğum günümdü. Gece yarısından güne girerken esasında ağlamak üzereydim. Sebebi yalnızca doğum günümü çok önemsemem ve bunun için inanılmaz fazla plan yapmış olmamdı. Sevgiyi, sevmeyi ve paylaşmayı çok seviyorum. Doğum günleri de benim için bunu ulaşılabilir hale getiren en doğal etken. Kutlayan herkes bir şekilde benimle konuşmayı tercih etmiş kişiler oluyor, bu kişilerin büyük çoğunluğu da aslında benim sevdiğim kişiler olduğu için özel bir durum haline geliyor. Hatta öyle ki, gün boyunca sadece sevdiklerinizle konuşuyorsunuz veya vakit geçiriyorsunuz ama bunu yaparken hiçbir şekilde bir sebep arayışında değilsiniz çünkü doğum gününüz. Ben bu hali gerçekten çok seviyorum. Velhasıl kelam hal karantina hali olunca da gerçekten ağlamak üzere girdim doğum günüme. Ama ilk dakikasından itibaren değil günümü kurtarmak, benim için unutulmaz bir doğum günü olmaya yol aldı. İnsanlar da evde oldukları için, genelde kutlu olsun diye geçiştirecek herkesle uzun uzun konuşmak durumunda kaldık. Yıllar sonra arayan arkadaşlarım, ailem, yakın arkadaşlarımın hepsiyle dışarıya çıksam kuramayacağım kadar ilişki kurdum. Lise arkadaşlarımla konuştum, yurt dışından iletişim halinde olduğum insanlarla uzun uzun yazışma hatta bazılarıyla görüntülü konuşma fırsatı buldum, gerçekten muhteşeme çok yakın bir gündü. Aynı zamanda evden çıkmadan da dünyanın en güzel pastasını yapabilecek pastacı bir kız kardeşe sahip olduğum için de aslanlar gibi üfledim pastamı. Hatta öyle ki, yıllar sonra alkol almadan kutladığım ilk doğum günümdü. Teoride her şeyin mükemmele çok yakın olması beni çok mutlu etti, evde olmak da güzeldi.

Mecburen evde olmak, normal hallerde benim gerçekten kaldırabileceğim bir yük değildi. Duvarların ciddi manada üzerime doğru aheste aheste yürüdüğü anlar da oldu. Ama yine de bunların hepsinin üzerinden gerçekten çok güçlü bir şekilde geliyorum. Bunu bu kadar kolay yapmamdaki en büyük etken net bir biçimde Barış. Barış’ı burada anlattım mı bilmiyorum ama o yıllardır aynı odada yaşadığım aslan kardeşim. İşte sebebi olduğu rahatlığın nedeni de yirmi günlük ev hayatında düzenli olarak her gün yaptığımız spor programının on sekizinci gününde olmamız. Spordan yorulmak ve yarın daha fazla yorulmamak için gece minimumda alkol kullanmak ile birlikte bütün kötü alışkanlıklardan steril kalmak beni mental olarak inanılmaz dinginleştirdi ve fiziken dinlendirdi. Sükunet gerçekten gülüşümü güzelleştirdi.

Ev içindeki bu kadar huzurun yanın da bir de ömür törpülerim var. Karantina ile birlikte başladığım puzzle, Fahrenheit 451, Assasin’s Creed oyunları var. İlgi budalası gibi bir anda hepsine saldırınca inanılmaz derecede yoruldum ve çok başarılı bir periyot takip edemedim. Puzzle gerçekten çok zor ve bitmiyor, ömrümden taksit taksit götürmeye başladı. Bin beş yüz parça olduğu için aslında her gün çokça parçayı doğru yerleştirsem bile totalde yaptıklarım devede kulak kalıyor. Yine de geçen vermiş olduğum yüzde atmışlık oran, sanırım atmış beş civarına gelmiştir şu an. Kitap için de hayatımda üçüncü defa Fahrenheit 451′e başladım. Hiçbir kitaba hatta kimseye bu kitaba verdiğim fırsatı vermedim. Sanırım benim için yazılmış bir kitap değildi bu. Çünkü hiçbir şekilde zevkle okuyamadım. Çok şükür ki bu sefer bitirme şerefine neredeyse nail olmuş durumdayım. Kitabı bitirip yarın akşama doğru bir daha görmemek üzere hayatımdan çıkaracağımı düşünüyorum hayırlısıyla. Bu yıpranma sonrasında da sıradaki kitaplar öncesinde sanırım bir seri Martin Mystere bitireceğim. Kitaplarla aramı düzeltmemin tek yolu sanırım bu olacak, buna inanıyorum. Oyunlar açısından o kadar kötü durumda değilim, sanırım en iyi durumda olduğum konu. Assasin’s Creed 2′nin ardından Brotherhood da neredeyse bitmek üzere, sonrası için Revelations’u da ne olur ne olmaz diyerek satın aldım ve yükledim, biter bitmez de buna başlayacağım ve devam edeceğim. Bu boşluk bana oyun konusunda inanılmaz iyi geldi.

Bu kadar anlattıktan sonra riyakarlık yapıyor ve kendi adıma bombayı patlatıyorum. Bu kadar keyifli yazı yazmamın en büyük nedeni, yarın işe başlayacağım. Belirlenen programın üzerine sanırım iki üç hafta kadar haftada iki gün öğle ve akşam arası işte olacağım. Çalışmayı seviyorum ve mecburen eve bu kadar tıkılı kaldığım için bu haberi inanılmaz pozitif karşıladım. Yarın takım elbise giyeceğim için bile heyecanlıyım. Gerçekten Allah kimsenin tadını ve huzurunu kaçırmasın. Normalde net bir biçimde aksini, tatilde olmayı isteyeceğim durumda koşa koşa işe gitmek istiyorum. Tabi ki durumun vahametinin ben de farkındayım. Riski azaltmak için elimden gelen her şeyi yapacağım, çalıştığım yer için de herkesin elinden geldiğince bunu sağlamaya çalıştığını biliyorum. Ama yine de mutluyum. Hatta işe gideceğim için tıraş oldum. Normalde sakallı olmayı hiç sevmezdim ama bu yirmi günlük süreçte sakallarımı kesmemiştim. Hayatımda ilk defa sakallarımla ilgili öncesi-sonrası yapma şansını yakaladım. Büyük çoğunluktaki insanlar sakallı dese de kesinlikle aynı fikirde değilim, on yaş gençleştim yine tıraş sonrası. Koy liseye kesinlikle sırıtmam. Sima olarak değişmiyor olmak ve genç yüzlü kalmak beni çok mutlu ediyor, umarım hep böyle devam eder.

Galiba bu yazı burada yazdığım en uzun yazı olabilir. Yine de kapatmadan; bu albümü inanılmaz fazla seviyorum. Albümü şarkı sırasıyla dinlemek, şarkılarının yerlerini ezbere bilmek ve çocukluğuma ait anlar bulmak çok özel hissettiriyor. Kalmadı, Gidenlerden, Jest Oldu ve özellikle Bir Anda bu albümdeki net favorilerim olabilir. Bir albüm için çok fazla sayıda iyi şarkıyı içinde barındırıyor. 

Öyle işte, sanırım bir şeyler atıştırıp uyuyacağım. Şu an saat dörde on var ve her gece bu saatlerde benim karnım acıkıyor.

İyi geceler dilerim,

Kemal 🙂

Bu benim için bir süredir sahip olmadığım bir lüks.

16 Mart 2020

Jay Electronica – A Written Testimony

Merhaba;

Akşam vakti kapşonlu giyiyorum, tarzıma ait eski tınıları dinliyorum ve hafta içi bira içiyorum. Hayata bak, sanırsın tam yedi sene öncesinin Mart ortasındayım ve birazdan çakırkeyif bir yürüyüşe çıkıp yaratılış hakkında kendimi hırpalayacağım. Belki dönüşte Lana Del Rey dinlerken iki Efes Xtra alıp kafamı düşürmeden vakti gece ederim de kimseye ilişmeden rahatça uyurum. Gerçekten on dokuz yaşında neslimin ufku en açık genç kayıplarından biriydim. Yine de geçtiğimiz yedi sene benden umudu kesmedi ama bu kaybı kazanmak için gözlerimden gençliği aldı. Çok şükür yaş olarak hala gencim fakat bu süre zarfında bazı şeylere gönülsüzce el sallamak durumunda kaldım. 

Olsun olur öyle.

Bu albümü dinlerken Jay-Z’nin sesini duymayı ne kadar özlediğimi fark ettim. Bu sonradan görme, tatlı su gençliğinin söylediği cümlelerin çok ötesinde bir cümle. Öyle ki autotune’a savaş açmış, ben büyürken o olgunlaşmış, ben durduğumda albüm yapmayı bırakmış birinin sesine gençliğimle alakalı aidiyet hissetmemek benim için riyakarlık olurdu. Ben Jay-Z’yi biraz Kingdom Come albümü ile yakalayabildim. O zamanlar albümün aynı isimli şarkısı ve ikinci olarak Hollywood’a tapıyordum. Sonradan Blueprint’leri dinledim ve ilk defa The Blueprint 3′ü çıktığı sene gün be gün takip edip bekledim. Albüm çıktığında o zamanlar alma fırsatım olmadığından tane tane Limewire’dan indirdim ve tüm okul senesi boyunca onu dinledim. Zaten liseye yeni başlamışım pek kimseyi tanımıyorum. Yeni okul, yeni insanlar sağolsunlar kötü zamanlar olarak nitelendiremem ama Jay-Z o sene ve sonrasının bir iki sanatçıyla beraber en iyisiydi artık. Ev yolunda sürekli olarak D.O.A. ve Already Home dinleyip, okula giderken de modumu yükseltip beni sertleştirsin diye Run This Town

Empire State of Mind ve On to the Next One dinliyordum. Aylarca dinledim bak aylarca sadece bu albümü dinledim. Hatta anlamasam bile J.Cole’u burada keşfettim. Benim için gerçekten -uzunluğundan dolayı- anlatamayacağım bir anı geçmişi bu albüm. Az kendimi zorlasam şarkı geçişlerine kadar hatırlayabilirim sanırım. Neyse işte, sonrasında da Magna Carta geldi zaten ben de önce kendimi kaybettim, sonra da aynı yerde kendimi bir başkası olarak buldum. Bu zihin yolculuğu tüm şeffaflığıyla bu blog içerisindeki arşiv bölümünde mevcut. ‘13 yazı ve sonrasındaki yazı geçmişim ve kişilik geçişlerim meraklısına yegane tavsiyemdir.

Yazıya başlarken Jay-Z’ye yazı yazacağımı düşünmüyordum, bana da sürpriz oldu. Ama iyi oldu, yıllarca şarkılar ve sanatçılardan başka bir şeye yazı yazmamıştım zaten. Çok güzel bir eve dönüş yaşadık mental açıdan, şahsen beni çok mutlu etti. Sinirlerime iyi gelecek şeyin 2000′li yılların Hip-Hop kültürüyle olan geçmişimde olacağını kim bilebilirdi ki. Tümüyle çekip çıkaramasa da elinden gelenin en iyisini yaptı benim için. Bu benim için bir süredir sahip olmadığım bir lüks, böyle bir hatıra geçmişine sahip olduğum için oturup ağlayacağım şimdi(!) Şaka bir yana maziyi anmakla birlikte temiz bir boş yapma seansı oldu, mutluyum.

İlk olarak yaşadığım duygusal çöküntü ve sonrasında gelen salgın riski sebebiyle yarından sonra iki haftalık bir izne çıkıyorum. Sanırım uzun bir süre alkol alıp, puzzle yapıp, oyun oynayacağım. Elimden geldiğince de yazı yazmak istiyorum aynı zamanda. Her ne gelirse elimden yazıp elimi sıcak tutma niyetindeyim. Kendimi bu şekilde anlatmayı sürekli hale getirmek bana güvende hissettirecek gibi geliyor. Göreceğiz.


-I’m the definition of “half man, half drugs”

Kemal 🙂

İhtiyacım Olan EP

2 Mart 2020

İhtiyacım Olan EP

Merhaba;


-Derdim dolayısıyla bu gece ebruli bir yazı yazacağım. Yirmi senelik “düşük hayat” jargonuna hakim olmayan, konuya frankofon kalan değerli bir okuyanım varsa anlamadığı her kelimeyi tek tek araştırmasını rica ederim. Çünkü ben bu gece elimden geldiğince karışık yazacağım.-

Bu gece elimden gelseydi de beş parçalık bir E.P. çıkarabilseydim. Emek verdiğim, eforumun son damlalarına kadar feda ettiğim bu iş elimde patladığında bir yedeğim olsaydı keşke. Öyle ki, insanın bu denli güçsüz hissettiği anlarda “Olsun halledersin” diyenleri haricinde başka bir güvencesi olsun istiyor. Çünkü bu duygu değil, başka bir şey de değil; gerçekten vaktini ortaya koyduğun işin ve elinde patladığında seni de patlatıyor iş ile birlikte. Başına geldiğinde yarın olsun istemiyorsun ama bu gecede de yaşayamıyorsun ne yazık ki. Kalıbına sığamayıp her şeye küfür ediyorsun, ama her küfrün dönüp de hanene dokunuyor gibi hissediyorsun. “Pezevenk bunu da kendine yapmasaydın” diyorsun ve o anda en büyük düşmanın oluveriyorsun kendine karşı. Öyle dert ki insanı kendi hatasına destek edip benliğine dil uzatırken bulduruyor. Rabbim yaşatmasın.

En son bu kalıpta yazı yazdığımda tarihlerimiz 2 Mayıs 2017′yi gösteriyormuş. Öyle bir derde nail oldum ki, gece gece beni iki yıl on ay geriye götürdü ve oradan bu kalıbı alıp geldim. O ara nefesim bir kuple tekledi, içtiklerim ilk olarak ağzıma sonradan da burnuma geldi ama kurtardım. Çünkü ben hep aksi durumların karşısında doğru olanı savundum. Ama ilk kez aksi bir durum bu denli beni üzerek bana kucak açtı. Hal böyle olunca ben de tepkimi şaşırdım. Yeni gelinin ilki gibi üzerine mi atlasam, dışarıdan mı üstelesem bilemedim. Hani öyle bir his ki; bunu değiştirebileceğimiz ilk gün de yaptıklarımız dışında ne yapsak hala yanlışmış gibi geliyor. Hani en doğru yanlışımı bin yıl önce yaptığım için mutlu olmam gerekirmiş, ama ben karakterim açısından yanlışa asla alkış tutamazmışım gibi hissettiriyor.

-Gerçekten Meksika Açmazı bu, ardına da Ebru Gündeş’ten Demir Attım Yalnızlığa çalmaya başladı. Hadi buyrun.-

Bu yazıyı yazacağım için ve inanılmaz mutsuz olduğum için üç(3) adet parfümü pijamamın üzerine sıktım, yeterli seviyede alkolümü aldım ve yatağıma oturup yazmaya başladım. Kendime gayri resmi rehabilitasyon uyguladığım için bu boş cümleleri de buraya iliştiriyorum. Bu sinirime ve alkol seviyeme yakışan “Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.37 EP” başlığında yazmaktı ama geçmişimde aidiyet bulma derdine düştüm gece gece. Zaten halimi düşündüğümüzde de yaptığım kadar mazur görülebilecek başka bir davranış düşünülemezdi(!) Ben ki bu denli imkan yaratma uzmanı olmuşum, ben bile imkansızlığımın ardında geçmişime sığındım Rabbim tekrardan kimseye yaşatmasın. Hep yükseliş alalım ve ivmemizi bozmayalım. Bozulmayalım ve zor yoldan da olsa çok kazanalım. Bu geceye yegane duam da bu kalsın.

Biz son yirmi yılın en batak müzisyenlerini görmüş, en deli dedikodularına konu olmuş insanları olarak bu hale düşmeyiz diyordum. İnsan insana neler yaşatıyormuş yeni yeni fark ediyorum. Aidiyet hissime olan sadakatim hiç sarsılmadı da insanın gerçek manadaki işi bu denli dert oluşturduğunda gerçekten bir boşluğa düşüyor. Hani bilsem bu yanlışı yapmazdım diyebileceğin on senelik bir hikaye geliyor karşına. Ama sonucu görünce “Sikerler, iyi bile yapmışım. Keşke bokunu çıkarsaymışım.” diyorsun. Çünkü her ne olursa olsun yine kaderine güveniyorsun, yine yarınlara umut bağlıyorsun.

İyi geceler,

Kemal 🙂

Lakin kapitalizm !

2 Mayıs 2017

Sansar Salvo – Kalbimi Koydum Ortaya ft. Yasemin Mori

Merhaba;

Belki ölmeden de yaşanıyordur şu hayatta.Ölümsüzlük gibi özgüvenli değil ama ölüm de olmadan yaşanabilen bir hayat tarzı gibi düşünün.Elimde şişelerle yüz bin gece gezilecek bir şehir hayal ediyorum bu durumda.Madem ölemiyorsun, ayakta kalmanın bir manası da olmamalı sonuçta.Sarhoş halde yürümem, ölüm barındırmayan bir hayatta kime ne şekilde rahatsızlık verir ki ? Tek derdimiz yine klasik, ölümü ötekileştirdiğimiz hayatta da maddiyat olurdu.Maddi adaletsizliğin fani hayatta bile bu denli önemli olduğunu varsayarsak, ölemediğin yerde cebinin taşması gerekir gibime geliyor.Bu konuda Elon Musk gibi düşünüyorum, en azından asgari ücretin dörtte üçü kadar her bireye sabit bir maaş bağlanmalı.Zaten insanlar çalıştıkları için kazanmıyorlar bu parayı.Eğer asgari ücret için çalıştıysanız bilirsiniz, orada olmanıza ihtiyaç duyulduğu için verilir asgari ücret.Çalışmanızın istendiği yerde ücret –günümüz parasıyla yüz lira bile olsa– daha fazla olur.Her neyse işte, ölümden uzak yaşadığın hayatta sabit gelirle elde edebileceğin yaşamı ve hayat zevkini anlatmama gerek yok hayalini kurun yeter.

Belki de bütün problem, yaratılışı kendi elimizden çıkmış gibi değerlendirdiğimiz bu kapitalist hayat tarzındadır.Maddeye ve kazanca tamah edip, yaşama amacımızı bu yönde sabitleyip zevklerden kaçmamızın başka nedeni olamaz.En son ne zaman estetik bir şey yaratmayı düşündünüz ? Ölmediğiniz ve para derdinizin olmadığı bir hayatta da böyle mi yaşardınız, ya da size bu zihinler para kazanın diye mi verildi ? Bakın ben liboş bir insanım, öyle çılgınlar gibi fikir savunuculuğu da asla yapmam.O şekilde siyasi fikir savunmak benim işim ve ilgim dahilinde değil, kendimce yere sağlam basan bir ideolojim var ve bu doğrultuda düşünüyorum.Ama ben bile kapitalizmden şikayet etmeden yaşayabiliyorken, bundan rahatsız olan insanların nasıl nefes aldığını merak ediyorum.Bence de kurtlar sofrasında ticari amaç gütmek adil bir para kazanma yöntemi.Lakin kapitalizmin en büyük eksiği benim gibi içe dönük düşünce tarzını benimsemiş insanlara bakamamasıdır.Ki sanırım bu düşünceye ev sahipliği yapan tek ideoloji de anarşi… Acı ama gerçek.Herkesin düşündüğü dünyada düzen imkansız gibi görünüyor.

Ölemeden ve dünyayı düşünmeden yaşadığınızı hayal edin tekrar.Ve buna alıştığınız gün üretmeyi düşünün.Ne üretirdiniz ? Ne söylerdiniz dünyaya ?

Düşünmeden yattığımız gecelere inat, iyi geceler.

Kemal 🙂

Sana yandım, sana vardım, sana söndüm, sana sondum.

14 Aralık 2016

Gaye Su Akyol – Berduş

Merhaba;

Eriyorum senin sebebine, sen de eriyor musun şeker ? Bize varan hikayeler bitmiyor konuya hakim bir dil olunca anlatan.Ne sen vazgeçiyorsun hayatından ne de ben.Öyle ki varımızdan vazgeçmenin imkansız olduğu hal gibi yokluğumuzdan da vazgeçmiyoruz.Biz yokuz, bundan kime ne, peki hala niye yokuz diye konuşuluyoruz ? İnsanlar susmuyor ve biz ölemiyoruz.

Yazık.

Armutların iyisi ayılara gider, ayvaların en güzelini de ben yerdim bir dönem.Hayat o lezzetleri bize yaşatma sevdasında çırpınır dururdu, fakat hayat da gayesi sevdasına berduş oldu sana adanan yollarda.Bilmemek hayattaki en sevmediğim şeylerden biridir, ama şu konuda elimden başkası gelmiyor.Bilmiyorum.

Her daim güzel olana ne denir ki ? Ne tepki gösterilmeli her konuda güzel kalana ? Bu dünyadan değildin, bu aşikar.Ama bu dünyada var ettiğin bana yaşattığın yokluk saçma değil miydi ? Böyle bir ikilemi kim hak ederdi ki.Benim dilemmam olarak kalmak sana ne kattı.Sevgimin solması, saygımın kararmaya yüz tutmuş hali beni de mutlu etmiyor tabi.Ama bu kadar kapalı yazmaya mahkum bu elleri suçlama hakkına erişemedin henüz bunu da bil.

Ben çok küçüktüm.Sana yandım, sana vardım, sana söndüm, sana sondum.İşin kötü yanı ben küçükken de hayat bitti.

İyi geceler.

Kemal 🙂

Çılgınlar gibi goy goy yapıyorum ve bir insanın bunu okumasına izin veriyorum.

18 Mayıs 2016

Beyonce – Freedom ft. Kendrick Lamar

Merhaba;

Beni özleyenler el kaldırsın, geriye kalanlar kalkıp gitsin.Umrumdasınız; ama beni özlemiyorsanız eğer, umrumda değilmişsiniz gibi davranacağım.Çünkü öyle istiyorum, çünkü hayat böyle.Bugüne gelene kadar içimde iki başlık belirlemiştim kafamda, lakin yazı ikisine de ait olmayabilir.Yalnızca ölü toprağını atmaya çalışıyorum.Neyse o ilk başlık “lucid rüya” ikincisi ise “eküri olmak” tarzındaydı.Gayet de niyetlenmiştim bunları yazmaya, hatta çok iddialı cümlelerim vardı.Ama ben, beni yine şaşırtmadım ve nostaji yapmaya karar verdim.Bence iyi oldu, çok da güzel oldu hatta; ama yazının sonunda karar verelim buna.

Çok çalışıyorum, saatlerim çok dengesiz ve uzun.Çok memnun olsam bile çokça zamanımı alıyor ve yazı yazmamı çok engelliyor.Bu kadar çok şeyi bana yaşattığı için de kendimi bazen garip hissediyorum.Ama eğer rayına oturtabilirsem, çılgınlar gibi yazmaya devam edeceğim.Hem de çok ! Öyle bir yazacağım ki insanlar “aman tanrım, ne kadar çok yazan bir çocuk.” diyecekler.Buna yürekten inanıyorum.Ama bu içimdeki çocuklaşma isteği nereden geliyor bilmiyorum.Ve işin kötü tarafı git gide daha da çocuklaşasım, saçma saçma şeyler yazasım geliyor.

Uykum gelmeye başladığı için kafam durdu.Bu sebeple de saçmalamak işime geliyor.Yarın bir gün bu yazıyı okuyacak insan “aman tanrım, ne kadar çocuksu bir çocuk.” demesin istemiyorum.Ama aklıma İsmet İnönü Capsleri geliyor, ne biliyim siyasi thug life görüntüleri falan var zihnimde.Çılgınlar gibi goy goy yapıyorum ve bir insanın bunu okumasına izin veriyorum.Sanırım katlim vacip, fakat cellat kayıp.

Özlem duyduğum şeyler evrim geçiriyor ve bendeki formlarını kaybediyorlar.Bu bir tehdit değil tabi ki, sadece kendime sesli olarak yapamadığım bu itirafı yazılı olarak iletiyorum.İnsanların, sevdiğim zamankinden daha bilmiş ve kendilerinden emin olmaları beni inanılmaz derecede rahatsız ediyor.Bu da sonuç olarak böyle uzun özlemleri getiriyor.Çünkü özlem duyduğun şey artık yok.O insan senin için sulugöz gibi, patlayan şeker gibi, Tang gibi, ne biliyim işte Pokemon gibi falan.Özlesen de artık yok.Olan da özlediğin halde değil, boşluğunu doldurmuyor.

İşte bunlar da hep benim zoruma gidiyor.

Kemal 🙂

Soba sıcaktır, eğer değersen canın yanar

2 Ocak 2016

Travi$ Scott – Pornography

Merhaba;

Eve dönüş fikirlerini geçiştirebileceğim bir yer hayal
ediyorum.Sakin, mutlu ve az insanla geçen günlerimin sorunsuz olmasına özen
gösteriyorum bu hayali çizerken.Genç asilerden uzak, kendini bilen insanlarla
sarılmak istiyorum.Onların yanında öğrenme açlığımı bir nebze olsun
hafifletebilmek, her gün yeni bir şeyle tanışmak istiyorum.Becerilerimin
gelişmesi beni cezbediyor.Donanımlı olmak, hayata karşı güçlü olmanın en kolay
anahtarlarından biri gibi geliyor bana.Bilgime güvenmek, onu geliştirip yola
koyulmak beni mutlu eder diye kuruyorum kafamda.

İnsanların bağlandığı halatları gibi, görünmeyen zincirleri
var.Belli bir yere kadar yaşayabiliyorlar.O zincirlerin öncülünde hayal etme
olanağına sahipler.Bu nedenle de düşünme yetilerinde görünür ölçüde körelme
oluyor.Aldığın eğitimi tamamlamış birileri topluma bir yarar getirdiği için sen
de aynı eğitimi alıyorsun.Ve bu yarar sağlama batağından dolayı belirli şeylerde
uzmanlaştırılıyorsun.Doğaya, sosyolojiye veya iktisat gibi kabaca
ayırabileceğimiz başlıklardan birinde uzman oluyorsun.Ha daha fazla başlık
yapabiliriz tabi ki, bunu şimdilik örnek olsun diye verdim…

Hayata uyarlayarak devam edelim.Liseye kadar aynı eğitimi
alıyorsun.Başlangıç seviyesinde tarih, aynı seviyede matematik, fen
bilimleri, bir tek yabancı diller haricinde uzar gider liste.Sonra bir şekilde liseye
giriyorsun.Ya ilk senede seçtiğin okulla ya da ikinci senede seçeceğin
bölümlerle seni bir sınıfa atıyorlar.Bir grup yaşıtınla aynı eğitime
giriyorsun.Kapalı hapishane gibi haftanın beş günü sana yükleme yapılıyor.Ve
tüm bunlar olurken ergenlik kafana dank ediyor.Bütün algın değişiyor, hayatın
bulanıyor.Ama eğitime devam ediyorlar.Hiç bir yan dalla ilgilenmeden
eğitiliyorsun.Sana seni mutlu edecek şeyleri öğretmiyorlar.Sadece işine ne
yarayacak diyorlarsa o.Evde kendi kendine bu sisteme ayak uydurmup; kendine de vakit
ayırabilmişken, bir şeylere yöneliyorsun.Müzik yapmak, resim çizmek, fotoğraf
çekmek, bir sporla ilgilenmek falan derken daha keyif alacak seviyeye gelemeden
üniversite için seni delirtmeleri gerektiğini söylüyorlar.On altı, on yedi
yaşında pek fazla söz hakkın olmadığı için kabul ediyorsun ve iki sene boynca
bu on senede verdikleri bütün eğitimi hızlandırılmış şekilde bir daha
veriyorlar.Tek tesellisi üniversite yıllarını rahat geçirebilme hayali olan kötü
bir dönem.Sonra iyi kötü liseden mezun oluyorsun ve alanın daha da daraltıyorlar.Ya
direk işine başlayıp yarar getirmeye başlıyorsun, ya da üniversitede daha da
daraltılmış sonuç odaklı bir eğitime dahil oluyorsun.Fakat bu sefer de zamanında mezun
olup bitirme derdi ortaya çıkıyor ve yine çok çalışman gerektiği söyleniyor.Ve
üstüne bütün bu süre zarfında yapmadığın şeyler yüzünden hayata karşı eksik
kalıyorsun.Yabancı dil, müzik zevki, sanata karşı ilgi, genel olarak hayata karşı bir
doygunluk hissi veren her şeyi eksik yapmış olabiliyorsun o gün
geldiğinde.Bunun tersini de anlatacağım için olabiliyorsun dedim… Sonra bu
yıllar da bir şekilde bitiyor ve dımdızlak hayata atılıyorsun.Elinde eğitimi
aldığına dair bir diplamayla hayata giriyorsun.Yaşadıklarının hepsini
atlatabilmek ve bu hayata adapte olabilmek için de bunların hepsinden daha
çetin bir sınava giriyorsun, ama yalnız başına.Hayatında ilk defa yalnız ve sonucu
sadece kendin odaklı bir sınava girmiş oluyorsun.Ne kadar olabileceksen o kadar
başarılı oluyorsun.Sonra bir düzen kurup hayatta bir yer ediniyorsun kendine.

Ya da

Bütün bu süre zarfında elinden geldiğince çok kendine vakit
ayırıyorsun; kitap okuyorsun, film izliyorsun, yabancı dil öğreniyorsun,
geziyorsun ve aslında en önemlisi maddi getirisi olan bir işte çalışıyorsun
erken yaşlarda… Sonra ne oluyor, bir sıfat kazanıyorsun.Genelde
“tembel” diyorlar.Sen insanlara hayat dersini şak diye yüzlerine vurana kadar, sana
“zeki ama çalışmıyor” diyorlar.Sınavların hepsini geçsen bile “çalışmadan
yapıyor, bir yerde tökezler bu” diyerek seni izliyorlar.Sonra  insanların her bildiğine aşina olduğun günler
geliyor.O zaman da şakayla karışık derin adam, ermiş mi olacaksın ne bu
sakinlik, ego mu yaptın sen gibi aptalca suçlamalara maruz kalıyorsun.Olsun
zaten umursamamaya başlıyorsun.Merakın hayattaki her şeyden daha önemli bir
hale geliyor.Heveslerini doyurmak için gayret ediyorsun.Sen heves ettiklerini
yaşadıkça mutlu hissediyorsun.O insanlarla aynı işte çalışsan bile onlardan
daha başka bir insan oluyorsun.Zevk veren şeylere yöneliyorsun ve bu sana
onların tadını bilmediği şeyleri getiriyor.Ve bu sayede gündelik dertlere,
gözle görülmesi zor olacak kadar basit çözümler yaratıyorsun.Sanıyorlar ki sen
evde bütün gün on liraya alınan kişisel gelişim kitaplarını ezberleyip evrene
pozitif zırvalar yolluyorsun, evren de sana pozitif bir şeyler veriyor.Pozitif
şeyler söyliycem şimdi o olacak… Tövbe tövbe…

Hayat hakkında öğrendiğim tek şeyi söylemek istiyorum
nacizane… Hayat basit yaşamak için çok zor olmasının yanı sıra aslında zor
olduğu zamanlar da çok basit kapılara sahip bir yer.O yüzden, böyle insanlar
zaman geçtiğinde hayat için biçilmiş kaftan oluyor.Siz eğitim görürken hayatta
yaşadıkları şeyler sayesinde siz hayatı yaşamaya çalışırken kendilerine zevk
verecek şeyleri yapmakta veya kendilerini daha da iyi eğitmekte zorlanmıyorlar.

Çevresel koşullar yüzünden hayatta bazı doğru şeyler yaptım.Yazıdan
sıkılmış olan burada bırakabilir, sonrasında da bu konular üzerinde devam
etmeyi planlıyorum.Biraz algıları açık doğdum, anlatılanı hemen anlıyordum ve
insanların bu konulardaki tecrübelerine göre karar verebiliyordum.Mesela soba
sıcaktır dokunma denir, ama oyuncaklarınla oynarken üşüme diye sobanın yanına
koyarlar seni.İnsanın hayatında öğreneceği en düz yöntemin tadını orada
aldım.Elinde plastik iki savaş figürünü (Aslında iki G.I. Joe askerini)
dövüştürürken iyi olan kötüyü sobanın oraya doğru tekmesiyle savurdu (!) Kötü
karakter kafasını sobaya vurdu haliyle, yani elimle kötünün kafasını sobaya
değdirdim.Oyuncağı çekerken bir baktım kafasının yarısı sobada kalmış.İşte
eğitimin en kolay yolu… Soba sıcaktır, eğer değersen canın yanar.İlk başta
çok korktum sobadan.Okula bile gitmiyordum o zamanlar, ama çok net hatırlıyorum.En sevdiğim
oyuncaklarımdan ikisiydi sonuçta.Sobaya uzak yaşamaya başladım ondan sonra.Ama
çok geçmeden bir gece o kaçınılmaz sonla karşılaştım ve o gece tuvalete gitmem
gerekti.Annanemlerin Çanakkale’deki evinde soba salonda tuvalet de koridorun
devamında.Tuvalete gittim buz gibi.Ama esas sorun klozet tuvaletten daha da buz
gibi.Zar zor ısınmışım sobayla aramda mesafe var zaten.Oturup işimi hallettim ve koşarak salona döndüm.Ne kadar
canımı yakacakmış görünse de o sobaya arkamı döndüm ve ısınmaya başladım.Bu da
aynı yoldan geçen başka bir eğitimdi.Sobaya karşı mesafeni bilirsen canının
yanmasına gerek kalmaz.Sonraki yıllarda sen bu çocuğa kolayca; plastik sıcakta
erir, soğuğun insan vücuduna etkileri, Ege Bölgesinin iklimi gibi konuları
anlatabilirsin.Birinci ağızdan yaşamış her şeyi.Burada sobanın yerine x’i
koyarsak hayatın en büyük sosyal denklemini elderiz.

X’in böyle bir özelliği var, dikkat etmezsen senin canını
yakabilir.
X’e karşı durumuna dikkat edersen canın yanmaz.

Her yaşanılandan birbirine yakın sağlama yöntemini
çıkarabilirsen bazı genel çıkarımlar yapabilirsin.Hayata karşı kendine göre ve
işe yarayabilen formüller geliştirirsin.Tabi ki başın sıkışabilir, hayat
milyonlarca sorunla dolu.İşin içinden çıkamayacağın günler de olacaktır
elbette.Ama etrafta bu sağlamaları yapabilen birçok insan var esasen.El elden
üstündür diyebilmek ve o insanlardan yardım alabilmek de lazım.Benim için
bunların başında babam gelir.Babamın da görülmesi zor olan basit çıkarımları
vardır.Ama sizin için o kadar yakın olmasına da gerek yok, iyilik yapmanın kötü
bir nedeni yoktur bence.Yani eğer bir hainlik planı yoksa insanın iyilik
yapması iyi biri olduğu içindir.Ki böyle insanların varlığından bahsettim az
önce.O yüzden insanlara açılmaktan ve en önemlisi hayal etmekten
korkmayın.Hayal ettikçe insan heves eder ve öğrenmeye devam eder.Mutluluk bence
burada başlar.

Kemal 🙂

Her kötüye meylim var ama sen hariç.

21 Aralık 2015

Nil Karaibrahimgil – Seviyorum Sevmiyorum

Merhaba;

Üzerine erimiş mum döktüğüm hislerin kabuklaşmış kısımlarını koparmak istiyorum bu gece.Yaralarımı kanatmak, gözlerimden süzülemeyen yaşların tekrardan teslimiyetine girmek istiyorum.Uzun uzun ama boşu boşuna anlatmak, her şeyin sonuna sinirden nefes nefese kalmış vaziyette yatağa düşmek istiyorum.

Sen hep buradasın.Gözümün içinde, insanların görmesinin imkansız olduğu yerde nefes almaya devam ediyorsun.Kangren olan parmağı kesip üzerini dağladıktan sonra hala parmak oradaymış gibi hareket ediyorum.Her gece özlemine yatıp, her sabah nefretine uyanıyorum.Gün içinde özleyip huzur bulduğumda nefret ediyorum senden.Kendimi toplayamadım ben.Kafamı gönyede tutamıyorum.Her kötüye meylim var ama sen hariç.Artık yemezler; toplanıp bir daha bu hale gelemem.Kendime bunu da yapamam.

Senden korkmuyorum, seninle olmak korkutuyor beni.Beni denedin, bana yalan söyledin, benimle oynadın.Bir kızın yapabileceği bütün kötülükleri yaptıktan altı ay sonra dönüp “Düşman mıyız ?” gibi aptal bir soru da sorabildin.Hala yorum yapamıyorum sana.Sen duyguları karşısında aciz olan kötü bir insandın.Çok sinirliyim, içim nefret doldukça zorla sükunete itiyorum kendimi.Bayılmıyorum sana ama bir şey yapmamış olmak zorluyor beni.”Sakin ol Kemal; her gün sınav, her anı öğretmen.” diye diye kendimi hayattan mezun ediyorum, az kaldı.

Bundan bir sene sonra belki oturup konuşmak istiyorum senle.Yokluğunda içime dolan hisler hala kızgın demir gibi.Kontrol edilmezse çok kişiye zarar verebilecek durumda.Biraz daha soğuması gerek biliyorum.Ama yine de düşünüyorum.Belkide geçer ve gider tüm düşüncelerim, tıpkı senin gibi…

Kemal 🙂