Ölüler Günü Maskesi

18 Ocak 2024

Motive

Merhaba;

Hanımla güzel bir akşam geçirdik Beşiktaş’ta, şimdi de Fatih Hoca’mın hatrına PAO maçı izliyorum. Aslında bir geceden alınması gereken maksimum verimi almış olmam gerekirken eve geldiğimizde Selin’in aldığı ölüler günü maskesi işlemeli rakı bardağında bira içmeye başladığım için haybeye bir yazı yazmak istedim.

Bu bardakların işlemelerini gerçekten çok seviyorum. Altı çiftten oluşan setin altısında da ayrı birer maskeye ait işleme bulunuyor. Hepsinde ayrı ayrı bir şeyler tüketmişimdir ancak her seferinde aynı bardaktan içtiğimi düşünüyorum. Benim aklım ölüler günü maskelerinin ayırdına varmaya yetmiyor. Zihnimin hududunu bulmuş gibi içiyorum tüm içkileri bu bardakları kullandığımda. Akşamları her bardağın aynı olduğuna emin gibiyim ama sabahları bulaşık makinasından çıkarırken hepsinin farklı çıkıyor olması bazen zoruma gidiyor. Anılarımda da bunu yaşadığım oluyor. Bana dert gibi gelen günlerin en ince ayrıntılarını hatırlasam da güzel günlerin hepsi yalnızca birer “güzel gün” gibi geliyor. Derdini çözmeye niyetli olarak bitirdiğim günlerin sayısı detayların hatırlanmasına karşın bir önem teşkil etmiyor. Aksine güzel günlerin kategorizasyonu diye bir şey bulunmuyor zihnimde.

Şu anda işsizim, pek de bir derdim yok bu konuyla ilgili. Kayda değer yatırımlar ve en önemlisi muhteşem bir evlilik yaptığımı söyleyebilirim bu husus özelinde.

Ha, bana soracak olursanız her konunun cevabına muhteşem bir evlilik yaptığımı söyleyebilirim ama bugünün konusu işsizliğim. Evliliğim bana hayatımı gönlümce yaşama özgürlüğümü veriyor ki aynısını eşime sağlamak için de her günümde gayret ediyorum (Sanıyorum hanımım da bunu reddetmez *swh*) Sağolsun canım eşim “sikter et hepsini, ben sana bakarım” dediği için deve güreşiyle geçimini sağlayan iç egeliler gibi takılıyorum. Bakalım bu işin ucunu nereye kavuşturacağız. Acımdan öleceğimi düşünmüyorum.

Neyse, toplama bir yazı olma yolunda ilerliyor bu yazım da.

Birazdan temiz çarşaflarda uyumaya gideceğim. Takıntılı ablamız Roza vesilesiyle bunu yapacağım. Kendisi öykü kitabımdaki önemli bir karakerin isim annesi. Henüz kitap ortada yok ama karakterimiz ve geçmişi hazır. Tane tane, gıdım gıdım deniyorum kitap yazmayı. On senenin sonunda bugün de söyleyebilirim ki “Umuyorum yazdığım bir kitabı yayınlayabileceğim”

Öyle işte, yarın ve öbür güne ait iş görüşmelerim var. Her şeyin güzel olmasını dilemekten başka elimden bir şey gelmiyor. İnandığım bir kariyerin inanamadığım sonuçları neticesinde bu günlerimi yaşıyorum. Artık aksini ispatlayana kadar kimsenin orospu çocuğu olmadığına inanmıyorum. İnsanoğlu ne yazık ki çiğ süt emmiş be kimsenin beni sevmek için durduk yere bir sebebi olmuyor. Bu sebeple ben de artık kimseyi sevmek için gayret sarf etmiyorum. Şimdilik bu kadar.

İyi geceler.

Kemal 🙂

Tüm soldurduğumuz çiçeklere iliştirdiğimiz notların sonuna attığımız gibi imzalayacağım bu yazımı.

14 Temmuz 2022

Merhaba;

Aylardır yazı yazmıyorum, pek de eksikliğini hissetmedim. Bugünü özel hale getiren şey hanımın doğum günü olması. Doğum günü, bloğumu; varlığı da hayatımı özel bir yer haline getiriyor. Onu çok seviyorum, bu denli bir eser için annesi ve babasına bugün özelinde tekrardan teşekkür ederim.

Aslında yazı bu kadar. O hayatıma girdiğinden beri bu netlik dışındaki her şey lafügüzaf geliyor. O bundan çok rahatsızlık duysa da yemin ederim bu konforun dışına çıkmak hiç içimden gelmiyor. Hayatımın en büyük konforu, özellikle dünyanın en basit konularında onun yön vermesini beklemek, büyük nimet çok şükür. “Şu nasıl olacak, bunu nasıl yapalım” tarzı basit sorularla günümü gün ediyorum.

Çok büyük şansımsın hanım kişisi. Varlık içinde yokluk çekip, gecenin bir vakti dönerciden çay istediğimde ağzımdan çıktığından beri bu hanım klişesine bayılıyorum. Ama en çok sana bayılıyorum.

Mesela küçükken de en büyük hayalim elleri tütün, dudakları şarap kokan, siyah tank elbise giymiş sohbetli bir hanımefendiyle birlikte olmaktı. Yalnızca hanımefendi kısmında fire vermiş olmak bence göz yumulabilecek bir durum bu başarıda. Keşke herkes benim kadar istikrarlı hayalini hakikat haline getirebilecek kadar kısmetli olsa. Çünkü ben en güzel hayalimin yüzünü güldürebilme şansına sahip oldum bu hayatta. Sana sahip olmanın ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu sabaha kadar denesem de anlatamam. En güzel yanı da bu mutluluğun insana bildiği dili bile unutturması heralde.

İyi ki doğdun, iyi ki yanımdasın hanım kişisi.

Sana büyüklü aşığım.

Tüm soldurduğumuz çiçeklere iliştirdiğimiz notların sonuna attığımız gibi imzalayacağım bu yazımı 🙂

K.

Askerden gelmiş gibiyim.

1 Şubat 2021

Melike Şahin

Merhaba;

Son yazıma bakıp gülmemek elde değil. Tam olarak dokuz ay on yedi gündür yazı yazmıyorum, ne tutarlılık ama. Azıcık daha dişimi sıksam bir seneye tamamlayacakmışım belli ki arayı ama bugünden yazasım geldi. Kendi evimdeyim-evet- ve viski içiyorum-haliyle-, bu sebeple neden böyle bir çılgınlık yapmayayım ki dedim ve buradayım. Güzel bir yazı olmasını beklemiyorum tabii ki ama hadi bakalım karalayalım bir şeyler.

Son yazımı yazdığımdan beri hayatımda ne değişti diye başlamak gerekirse, her şey değişti. En önemlisi aşık oldum, büyük aşık oldum hem de. Sonrasında işi bıraktım ve askere gittim. Altı ay boyunca askerdeydim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çatısı altında acemi birliğimde Kütahya, usta birliğimde Batman’da askerlik görevimi ifa ettim. Ne kattı veya ne götürdü kısmıyla ilgili uzun uzun yazacağım günler olacaktır elbette ama bugün ne kadarını anlatırım veya anlatır mıyım bilmiyorum. Askerdeyken aşık olduğum kadınla eve çıktım ve evet “kendi evimdeyim” yazarken gerçekten kendi evimdeydim. Kendisi şu anda içeride yatıyor, sabah işe gideceği için uyuması gerek… Ben asker sonrası işsizlik çilemi doldurmakla meşgulüm, bu sebeple gönlümce içip haytalık edebiliyorum. Çile falan demişken öyle üzülmeli ağlamalı bir şey değil, çok şükür durumum çiçek gibi. Minyon refahım içerisinde mutluyum, çok mutluyum hatta. Belki de hayatımda ilk kez bu hayatın bana ait olduğunu bu derecede hissedebiliyorum, çok şükür. Derdiyle, tasasıyla ve en önemlisi güzellikleriyle kendi hayatımı yaşıyorum yaklaşık on gündür.

-Uykum fena halde kaçtı, havam değişti ve nasıl devam edeceğimi düşünüyorum tam kırk beş dakikadır-

Yazının göbeğinde olur olmadık bir haber aldım ve gece üç şu anda. Yani iki saniye güzellemeye de gelmiyor bu hayat, neyse. Çok şükür iyiyim, zordu ve geçti. Altı ay ciddi manada iyi bir sınavdı ve çok şükür atlattım. Kız arkadaşımın her saniyesini bana ayırması, kardeşimle birlikte annem ve babamın ilgisi beni bu süreçte delirmekten uzak tuttu. Gerçekten delirmeye çok yaklaştığım anlar oldu ama delirmedim. Bazı şafakları zor saydım, bazıları gerçekten kolaydı. Bir şekilde atlatıldı ve geri gelindi.

Geldiğimde de hanımın sürprizleriyle karşılaştım. Ben uzaktan destek olma gayretindeyken bu kadar güzel bir evin sahibi olabileceğimi tahayyül edemiyordum tabii ki. Tavşandan şapka çıkarmaya(!) varan muhteşem sonuçlarıyla on, on iki gündür içinden çıkmadığım bir eser yaratmış bizim için. Birlikteliğimizin süreciyle ilgili de onlarca yazı yazacağım haliyle, ama bu kadar kötü yazarken olmaz. Elimden çıkan en güzel cümlelerle ona teşekkür etmek zorundayım, bütün bu yazıları ona borçluyum. Yaptıkları için de değil bu teşekkür bu arada, onun yakınımda aldığı nefese bile teşekkür edeceğim. Çünkü sevgisinin ve emeğinin değerini ona hissettirmekte en az altı ay geç kaldım ve ben bu şekilde bir geç kalmayı sevmem.

Askerden gelmiş gibiyim. Gerçekten böyle bir deyim var ve insan ister istemez hakkını veriyor. Trajikomik olan malum kısmı haricinde de salak gibiyim. Etrafa saf saf bakınıyorum ve alışmaya çalışıyorum. Pandemi şartları münasebetiyle altı ay yarı açık ceza evinde yalnızca yeşilin tonlarını gördüm. Renklere, seslere ve insanlara hayran hayran bakmaktan kendimi alamıyorum. At gibi yemek yiyorum, her baharatı sanki ilk kez tadıyormuş gibi kullanıyorum. Çok şeye şükrediyorum ve bu bana iyi geliyor. Yalnızca bir şeyin özlemi beni çok üzüyor; altı ay boyunca koltuk görmemiş olmak ve rahat biçimde oturmaktan uzak kalmak beni kötü etkiliyor. Bütün gün on yedi farklı pozisyonda yatarak altı ayın koltukla olan açığını kapatmaya çalışıyorum. Bir insan bundan mahrum bırakılmamalı bence.

Ve koltuğum gerçekten çok rahat…

Şimdilik bu kadar. Yavaş yavaş adapte olacağım ve tutarlı cümlelerin oluşturduğu sıralı paragraflarla da yazı yazacağım. Geri gelmek gerçekten çok iyi hissettiriyor.

Özlemişim.

Kemal 🙂

Kırığın İnadı ve İzmir Seyahatnamesi

15 Nisan 2020

Şebnem Ferah – 10 Mart 2007 İstanbul Konseri

Merhaba;

1/3

Bugün bir şey deneyeceğim.

Yaklaşık bir aydır kenarda beklettiğim ve gayet iyi yazacağımı düşündüğüm bir yazı taslağı vardı. Bu yazı ve konuları, yayınlamadığım her gün kendine yeni bir şeyler kattı ve artık istediğim seviyede yazamayacağım kadar çok başlıkla elimde kaldı. Ben de “Madem baş edemiyorum bu kadar çok konu ve yaşanmışlıkla” diyerek, yazıyı üç parçalık bir dizi olarak yayınlamaya karar verdim. Siz benim bir günde yazdığım tek bir yazıyı, üç başlık altında üç ayrı günde okuyacaksınız. Bunu yaparken de her başlıkta beni o başlığa sevk eden farklı bir albümü dinleyeceğim, Allah muvaffak etsin.

Hadi bakalım.

Mart ayının benim için sert geçen ilk üç günü sonrasında kendimi toparlamak için bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim. Bu doğrultuda da aklıma ilk gelen şey İzmir seyahatiydi. Açıkçası tek problem İzmir’de iki kişi haricinde tanıdığım kim vardı bilmiyordum. Ben de kendime daha yakın hissettiğimi aradım ve o da muhteşem bir plan olduğunu söyleyip “Hafta sonuna doğru konuşalım, gerçekten çok eğleniriz” dedi. Şahsi ego mastürbasyonum olan, bir şeyleri tek başıma ve hızlıca halledebilmenin tatmini içerisinde hafta sonu gitmek için plan yapıyordum. Her şey çok güzel olacaktı.

Hafta sonu geldiğinde arkadaşım telefonlarıma çıkmadı ve mesajlarıma dönmedi. Salı gününe kadar hiçbir haber alamadım ve Salı günü öğle vaktinde bana dönüş yaptı. Benim küfürlerim eşliğindeki boş bahane ve yalanları sonrasında “Bu hafta sonu için plan yapalım” dedi. Ben de uygun olduğumu söyledim ve içimden olur böyle şeyler diye geçiştirdim.

Hafta sonu geldiğinde yine aramalarıma ve mesajlarıma cevap alamadım. Gerçekten komik duruma düşmüştüm. Bu durumdan Berk’e bahsettim. Berk benim bin yıllık arkadaşım ve bu blogdaki bazı yazılarıma da konu oldu. Yaşadığım durumu çok makul karşılayıp “İzmir’e gitmek için bahane arayan adamın aklından şüphe duyarım” dedi. Tavsiyesi tek başıma gidip, Alsancak’ta atacağım tek bir tur sonrasında olacakları izlemekti. Ben de içimdeki kırgınlığa duyduğum İzmir inadıyla biletimi aldım. Çalıştığım sektör ve şirketin avantajları doğrultusunda konaklamayı kafaya takmama gerek olmadığı için de uçak biletini almak beni resmi olarak İzmir yolcusu yapmıştı.

17 Mart Çarşamba akşamı yağmurlu bir İzmir akşamına iniş yaptım. Müptelası veya alışkını olmadığım için bir sene sonra uçak kullanmak ve havalimanı görmek bana kendimi gayet iyi hissettirmişti. Ancak hem yağmurlu olması hem de Menderes tarafının çok tercihim olmaması sebebiyle ertesi sabaha kadar ne hissetmem gerektiğini bilemedim.

Ertesi sabah güne Bornova’da uyandım ve kahvaltıdaki boyoz sonrası sabah on gibi Konak’ta günün ilk kahvesini içtim. Oradan Alsancak tarafına yürüdüm ve on bir buçuğa kadar çay içip denizi izledim. Sonrasında çok sıkıldığım için garsona İzmir’de böyle zamanlarda ne yapmalıyım diye sordum ve o da bana Martı uygulamasını kullanıp Alsancak’tan Fahrettin Altay’a kadar gidebileceğimi söyledi. Açıkçası bana hiç mantıklı gelmedi. Bu sebeple çay içmeye ve telefonla uğraşmaya devam ettim. Sonrasında oturduğum masanın on metre ilerisinde bir Martı olduğunu gördüm ve içime bir kurt düştü. Acaba denesem mi diye düşünerek kalktım ve Martı’yı aldım.

Bunun hayatımda verdiğim en doğru karar olduğunu anlamam için bir saat geçmesi gerekti. Birinci saatin sonunda kendimi Göztepe Sahil’de, kulağımda Spotify’da Mutlu Şarkılar listesi eşliğinde istemsizce kikirdeyerek Martı sürerken buldum. Hayatımda belki de on senedir ilk defa hiçbir şey düşünmeme gerek olmadan bir yanımda deniz kokusuyla, telefona bakma gereği duymadan veya kimseyi dert etmeme gerek duymazken buldum. Kendimden başka kimseye yetme gereği duymama hissi benim için dünyanın en yabancı hissi olmuştu, bununla tanıştım.

Sonrasında da ip koptu zaten.

İzmir’de bu kadar fazla tanıdığım insan olması ve onların hayatlarının bir yerine dokunmuş olmam beni gerçekten çok şaşırttı. İlk defa bu kadar rahat yalnız kalabildiğim bir seyahat olmasıyla mı ilgili yoksa gerçekten olanların açıklanamayacak kadar absürt olmasından mıdır bilmiyorum ama Berk’in tavsiyesinin bu kadar tutacağını hiç beklemiyordum. İzmir’e gerçekten aşık oldum. Her yerini gezdim ve gerçekten aklımda İzmir’le alakalı hiçbir şey kalmadı. Sadece tekrar tekrar gidip aynı şeyleri yapmak istiyorum. Aynı yemekler, aynı içkiler ve aynı sohbetleri yaşamak için büyük masraflara girebilirim. Sadece bu kadarını söylemek istiyorum.

Dönüş yoluna gelince de uçağımın rötar yapması ve bana evini açan arkadaşlarımla birlikte bambaşka bir İstanbul hikayesine dönüş yaptım. İşe döndüğüm ilk ana kadar ne olduğunu anlamasam da Berk yine gerekli açıklamayı yaptı ve bunun üzerime sinen İzmir Kokusu olduğunu söyledi. Bu, genelde olurmuş ve üzerimden geçene kadar bunu değerlendirmem gerektiğini söyledi, ben de elimden geleni halen daha deniyorum. Çünkü yalan yok, İstanbul’a indiğimden beri üzerime mucizeler ile birlikte nur yağıyor.

Gerçekten şaşkınım.

Artık yepyeni hayalleri ve yine güzel arkadaşlıkları olan, o kadar da güçlü olmak istemeyen bir adamım. Mükemmel planlanmış doğum günleri yerine muhteşem bir şekilde gelişmiş doğum günü hikayelerine sahibim.

Ve bence bu iyi bir şey.

Kemal😊

Geçen hafta kendi adıma talihsiz bir yazı kaleme aldım.

14 Mart 2021

Gençliğimin Vibe Sancısı Çalma Listesi

Merhaba,

Geçen hafta kendi adıma talihsiz bir yazı kaleme aldım. Tüketimimin yüksek olduğu bir gecenin sonunda boğazımı sıkan hayal kırıklıklarından kurtulmak için böyle bir yola başvurdum. Açıkçası bunu yaptığım için pişmanım, bu sebeple de yazıyı sabah kalktığımda sildim. Silmeme rağmen yayında kalmış olduğu kısa sürede beklentimin üzerinde insana ulaştı. Açıkçası bundan memnun değilim, umarım muhataplarına ulaşmayan bir yazı olmuştur. Rahatsız ettiğim kişilerden özür dilerim.

Yaşadığım kronik değersizliğin ardından fark ettim ki göğüs kafesimde çarpan şey yanılmış yüreklerin ne ilki ne de sonuncusu. Kendimi kapatıp yalnızca Melike Şahin dinlemek istememin benden çok Melike Şahin‘e faydası var. Bu sebeple o halimden uzaklaşmaya karar verdim. En nihayetinde başıma gelen olayların yaşanmasına ben müsaade ettim. Benim tarafımdan kızılması gereken birileri varsa, o listenin ilk sırasına kendimden başkasını yazamam. Çünkü benim dışımda herhangi biri çok rahat bir biçimde “kimse sana inan, güven veya yap demedi” diyebilir. Belki de haklılardır. İki taraftan eşit çekilmeyen küreklerin tekneyi olduğu yerde döndürmekten başka bir işe yaramayacağını bilmem gerekirdi. Bu emeğin tekneyi ileri götürmesini beklemek de iyi niyetten ötesi değil sonuçta.

Neyse. Önceki yazıları tekrar ediyorum; bunlar olur, bunlar normaldir.

Anlattıklarımın haricinde hayatım gerçekten iyi gidiyor. Geçenlerde kalan derslerimi de vererek üniversiteden mezun oldum. İnanılmaz bir vicdani rahatlama yaşadım ve kendimi artık daha özgür hissediyorum. Kendimle ilgili daha ileride neler yapmak istediğimi halen tam olarak bilmesem de, iyi günler geçiriyorum. İki senedir içinde olduğum bu rehavet halini hakkım olarak görsem bile kalan birkaç hedefimi hızlıca gerçekleştirip, yeniden içime dönmek istiyorum. Aldığım o uzun ve değerli yolun farkındalığından o kadar uzağım ki, kendime gerçekten inanamıyorum.

Mezuniyet ile birlikte gelen güzel şeyler bana yola çıktığım halimi hatırlattı. Çocukluğumun ardından elde edebildiğim kadar olgunlukla birlikte, aslında çok daha sonrası için bir sürü hayal kurmuştum. Çok şükür ki bu hayallerin tümünü elde etmeme gerçekten bir şey kalmadı. O zamanlar yalnızca umut edebilen ve hayal kurabilen bir yaratıkken, şu anda o yoldaki zorlukları alışkanlık haline getirmiş bir bireyim. Bu beni gerçekten çok mutlu ediyor ve hırslandırıyor. Kalan hayallerimi de hallettikten sonra, yeni bir on yıllık plan öncesinde fikri yolculuğuma devam etmem gerektiğini hissediyorum. Çünkü bu hırsımın dizginlerini elime almadan daha ileri bir yere varmam bence mümkün gözükmüyor. Kendimle ilgili bir güncellemeye daha ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Onun aksiyonunu zamanı geldiğinde alacağım.

Ama sanıyorum ki bir sonraki güncellememde Pentacles Kralı olacağım.-heves ettim-

Kemal 🙂

Bir çok defadır yaptığım şey iyilik kisvesi altındaki samimiyetsiz sessiz kalmalardan başka bir şey değil.

27 Aralık 2020

6LACK – Ex Calling

Merhaba;

Sinirlerime gereğinden fazla hakim oluyorum, birilerinin tepkisini görme ihtimali beni biraz tedirgin ediyor. Aslında çok net bir biçimde bu ben değilim ve bana yakışan da bu değil. Ama bir çok defadır yaptığım şey iyilik kisvesi altındaki samimiyetsiz sessiz kalmalardan başka bir şey değil. Kesinlikle bu halimden memnun değilim ve her şeyin daha iyisini hak ettiğimi biliyorum. Daha iyisini kendime sağlayıp sağlamayacağım konusunda da pek emin değilim açıkçası. Çok uzun süredir sürekli olarak kendimi şaşırtıyorum. Yine de doğru şekilde önemsenmenin ve beni iyi hissettirecek ısrarların özlemini duyduğum zamanlar oluyor.

Eski şarkılarımı ve eski tadımı arıyorum bu ısrarların ardında. Ama bu arayışı gerçeğe dönüştürmek adına, doğru adımları attığımı ummaktan daha ileriye gidemiyorum. Özlemini duyduğumuz şeylere yönelik düşünmek gerekirse, güzel parfümleri ve tadında içkileri hala üzerimde bulundursam da bu şekilde devam edemeyeceğim aşikar. İyi hissetmem için kendi yaptıklarım asla yeterli olmuyor. Biz ne yaparsak yapalım bazı şeyler için eninde sonunda umut etmenin ötesine geçemiyoruz. Bazı değişkenlerin ve halden anlaması gereken insanların insafına kalıyoruz.

Aslında bu kadar depresif değildim. Ama ne kadar şımarıkça olursa olsun, hayat bir süre benim üzerime titresin istiyorum. Öyle bir şımarıklık ki gecenin gündüzden daha uzun olduğu bir hayatı bile kendime yakıştıramıyorum. Gün dönümlerini ve gece gündüz dengesini çocukluğumdan beri çok takıyorum. Benim için yıl 21 Mart tarihinde başlayıp, 23 Eylül tarihinde son buluyor. Geriye kalan kısım sürekli olarak hayatı kendime daha çekilebilir kılmaya çalışmakla geçiyor. Benim bu depresifliğe itilmem de, bu seneki özel durumdan dolayı hayatı kendime çekilebilir bir yer haline getirememem yüzünden oluştu. Gecelerin uzamaya başlamasıyla birlikte başlayan huysuzluk en uzun geceyle birlikte tepe noktasına ulaştı. Bu da demek oluyor ki ilkbahar ekinoksuna kadar hayatın bana iyi davranmasına ihtiyacım var ve bahar aylarıyla birlikte şov yapmamız işten bile değil(!)

Kemal 🙂

İkimizin de yalnızca telefon ve kredi kartıyla hazırlanıp, cebimizde yalnızca taksi kadar nakit para taşıyacağımız bir gecenin özlemi içerisindeyim.

12 Aralık 2020

-malum çalma listesi-

Merhaba;

Günah Çıkarma seansıma hoşgeldiniz.

Aslında gayet nizami ve kararı verildikten sonrası özenle planlanmış bir yazı yazacaktım. Paragraf paragraf nereye ne şekilde değineceğimin etüdü yapılmış vaziyetteydi. Sırasıyla, eskisi gibi hissetmek istediğimden, hatırlı abilerin çokluğundan ama nitelikli dostların azlığından, her zaman için hayallerimin bir yerinde kurulu bir düzen istediğimden bahsedecektim ve Akdeniz Akşamları şarkısının Erzurum’da yazılmasını örnek gösterip yazının punch line‘ına geçecektim. Orada anlatmak istediğimi anlatıp, konuyu biraz daha uzatmayı ve kurduğum basit hayali detaylandırmayı planlıyordum. Bu hazırlıkların ardından kendime içecek bir şey hazırladım ve doğru anın gelmesini beklemeye karar verdim. Fark ettim ki doğru anın gelmesi beklediğimden çok daha uzun sürecekti ve bir yerde benim bile okumaya hevesli olmayacağım paragraflar yazacaktım.

Vazgeçtim ben de.

Müziğin beni hızlandırması bu kararımın yadsınamaz bir gerçeği oldu tabi ki. Ama yine de benim için çok net bir cayma oldu. Daha önce örnekleri olsa da bu denli bir planlamanın silinmesi yaşanmamıştı. Ben de bu cayma sonrasında direkt olarak yazının hepimiz için eğlenceli olacak kısmıyla başlamaya karar verdim.-Here is your punch line-

Gece hayatını özledim. Hem de deliler gibi. Bunu ne şekilde dile getirebileceğimi bile bilmiyorum. Hani kurulu düzenim diyebileceğim çıkmaların bile ötesinde bir özlem var artık içimde. Yani teoride kış aylarında dışarıyı çıkmayı, soğukta eğlenmeyi de özledim diyebilirim. Ancak pratikte işler o şekilde ilerlemiyor benim için. Şu sıralar tek bir hayalim var, ki bu hayal en iyi günümün bile bir tık ilerisinde kalıyor zihnimdeki şekliyle. Hayallerimi her yanıyla buraya dökebileceğimi pek sanmıyorum, ama mümkün olduğu şekilde anlatmayı deneyeceğim. Çünkü benim de kendimi ve çevremi korumak adına içimde beslediğim bir otosansür kurumu var ve ona göre anlatmak durumundayım her şeyi.

Sonuç olarak,

Kız arkadaşımla eğlenmek istiyorum. Bu benim daha önce doyasıya yaşayabildiğim bir eğlence modeli değil. İkimizin de yalnızca telefon ve kredi kartıyla hazırlanıp, cebimizde yalnızca taksi kadar nakit para taşıyacağımız bir gecenin özlemi içerisindeyim. Değil çanta, cüzdana bile yer yok hayalimin içinde. Tarih olarak da yaz aylarından-özellikle temmuz- birinde hafta içindeki bir gecenin yarısını istiyorum. Aklımda hafta sonuyla birleştirilmiş bir cuma tatili öncesindeki perşembe gecesi var.

Doğru kıyafetler giyilmiş, evde başlangıcı yapılmış ve takribi on bir gibi karar verilmiş bir gece kurguluyorum kafamda. Tekrar ediyorum; yalnızca telefon ve kredi kartı, nakit para bile taksiye yetecek kadar. Tercihen çatısız bir mekanı tercih etsem de yüksek tavanlı bir yerde de işimiz görülebilir.

İnanılmaz yüksek seste, tekrar eden ritimlerle bezenmiş bir çalma listesi istiyorum. Mekan mümkünse bara rahatça ulaşabilecak kadar boş, ama dans ederken de kendimi ucube gibi hissettirmeyecek kadar dolu olsun. Ve yine tercihen, yanımda minimum iki maksimum dört kişi olmak üzere doğru dağılmış bir arkadaş çevresi istiyorum. Arkadaş çevresi olmasa da olur, onunla baş başa eğlenmeye de varım.-seve seve hem de-

Otosansürle birlikte ez cümle sonuca yaklaşmak gerekirse, ilk etapta gece ikiye kadar dans etmek istiyorum. Deliler gibi bir dans etme şekli ama. Kan ter içinde kaldıktan sonra gece iki gibi de sarhoş olma hayalim var. Mümkünse yüksek alkollü içkiler tüketip ağzımdaki tatlı tat ile eğlenmek istiyorum. Kalabalıklar içerisinde bile baş başa kalabileceğim bir birlikteliğin içerisinde olduğum için de mümkünse kız arkadaşımla aynı seviyede alkol tüketimi yapmak istiyorum. Bütün bunlarla birlikte karanlık bir zaman atlaması sonucu saati dört beş edip, sarhoşluğumun daha fazla suyu çıkmadan eve dönmek istiyorum.

Eve döner dönmez de Sıla gibi uyuyup, anlaşmadan ölmemek istiyorum.

Basite indirgemek gerekirse; ciğerlerime bol bol akşam havası çekmek, dans etmek, bolca alkol almak ve kahkahalar atmak istiyorum. Teşbihte hata olmaz ama, yeni öğrendiğim bir olgu olan-need to feel loved- sevildiğimi hissetmeye olan ihtiyacımın tümüyle giderilmesini istiyorum.

Saygılarımla,

Kemal 🙂

Yaşadıklarımı özlediğim ancak olması gerektiği anda ben istesem de olmayan bazı gerçekler var.

1 Haziran 2020

Rozz Kaliope – Roket

Merhaba;

Hoyrat tavrımın ortaya çıktığı anları gerçekten çok seviyorum. Böyle alemciliğiyle tanınan eski bir dostun şehir dışından beni ziyarete gelmesi gibi ele geçiriyor bütün havayı. Ona göre süslenip ona göre hissetmeye başlıyorum. Büyüsüne kapılıp, içimde beslediğim benim tekrar dünyada olmasına izin vermenin beni doyurduğunu hissediyorum. Bunu tetikleyen şeyleri net bir biçimde bilsem de büyüsünü kaçırmamak adına asla dillendirmiyorum. Her daim anımsadığım hislerim olarak kalıyorlar ve gelmesi gerektiği anlarda dünyaya iniyorlar.

Yaşadıklarımı özlediğim ancak olması gerektiği anda ben istesem de olmayan bazı gerçekler var. Bu yüzden ne zaman alkol almaya başlasam sorgulamaya başlıyorum. Çünkü işi basite indirgediğinde her şey çok ortada. Öyle ki, kanıtlara inandığın anda düşünmene bile gerek kalmıyor ama kıyamadığından kendine sebep arıyorsun ki bozmayasın beslediğin kendini.

Yalnızsın ve aksine gayret etmediğin sürece bunu kimse umursamıyor. Böyle cümleleri kurabildiğinde de Cihangir Liberali gibi “so what” diyerek kendine bir aidiyet bulmaya çalışıyorsun. Öyle anlarda da insan kaosa aidiyet duymaya başlıyor. Çünkü hayat yıllar boyu bahar aylarının bozduğu kimyasına müthiş ev sahipliği yapmış ama bir şekilde şu karantina döneminde bu konuda eksik kalmış, bu da seni ister istemez kaosa sürüklüyor.

Çünkü kim ne derse desin alışmış kudurmuştan beter oluyor.

Kitana ile Chun Li arasında bir beklentim var artık hayattan. Çünkü ne kadar düzenin peşinde koşsam da o tekmelere ihtiyaç duyduğum anlar oluyor. Yaşça orta gençlik dönemimde olsam da yeterince büyük değilim. Bu da tecrübemi kısıtlı hale getiriyor. Tecrübelerimin yetmediği kısımda da hata yapmaktan çok korkuyorum. Çünkü yirmi yaşındaki halimin yaptığı güzel hataların doğrularına şu an çok hakimim, otuzumdaki bana bu fırsatı vermek istemiyorum. Hal böyle olunca da o güzel Kitana ve özellikle Chun Li’ler iş bilir tavırlarıyla beni acayip cezbediyor. Kendi eksik kaldığım noktalarda onların alfa tavırlarına ihtiyaç duyduğumu hissediyorum.

Hayırlısı tabi.

Kemal 🙂

Kendimden emin olsam da konuyu değiştirmek için yapılması gereken şeyin almam gereken bir risk olduğunu düşünmüyorum.

7 Mayıs 2020

Gülşen – Ellerinden Öper

Merhaba;

Şahsım adına en büyük guilty pleasure kalemim Gülşen olabilir. Yani saklanacak bir tarafı yok tabi ki. Gerçekten çok seviyorum, hani öyle mahcubiyet duyduğum bir şey de değil. Ama nedense çok da dillendiremiyorum dışarıda, bu sebeple bu kalemden(guilty pleasure) işlem görecek benim için. Bu şarkısını da tüm şarkıları arasında ayrı bir yerde seviyorum. Ciddi ciddi kendimle ilgili umutsuzluğa düştüğüm bir dönemin ardından duygusal olarak bu şarkı kıvamına geldiğim bir süreçte bulunmuştum. O kıvamdayken bağıra bağıra bu şarkıyı söyleme fırsatı da bulmuştum. Öyle ki, uzun bir maratonun ardından kendime değer verebildiğim muhteşem bir an olmuştu benim için. Yaşanan tek problem şarkıyı bana böyle hissettirene söyleyememiştim.

Olsun.

O durum istemeden de olsa benim adıma hayırlı olmuş. Çünkü sonrasında şarkıyı söylememin bir şey değiştirmeyeceği kötü bir sürece girdi konu. O yüzden bu kadarına da şükür. Genel olarak da kişiler haricinde bir kırgınlığım ve kızgınlığım da kalmadı hayatıma karşı. Yaşadıklarıma ve hissettiklerime kıyamadığım için öfkemi yalnızca tadımı kaçıranlara kanalize etmeyi bir süredir adet edindim, durum bundan ibaret. Kendimden emin olsam da konuyu değiştirmek için yapılması gereken şeyin almam gereken bir risk olduğunu düşünmüyorum. Son yazıda dediğim gibi, gerçekten birisi bana ölsün istiyorum.

Neyse, son yazı demişken bugün neden yazdığımı kısaca anlatmak istiyorum.

Gülşen dinlemeden de önce bugün için yazma niyetim vardı çünkü son yazdığım yazı hiç içime sinmedi. Su İdil‘in şarkısını halen daha çok seviyorum ve yazıda bahsettiğim hisler halen daha geçerli. Tek sorun yazının inanılmaz zorlama olmasıydı. Yani içimde yaşadığım buhranı tam olarak geçiremeden, hissiyatım üzerinden yazıyla paylaşmaya çalışmak beni daha da gerginliğe sevk etmiş. Yazıyı okuyorum okuyorum içim daralıyor, bir türlü sonunu getiremiyorum. İçten içe dil olarak kötü bir yazı olduğunu biliyordum, ama bu kadar problem yaşayacağımı düşünmemiştim. Hal böyle olunca da “ben bi’ içimi rahatlatayım” diyerekten yeni bir yazı yazmak istedim, bu yazının da sebebi bu.

Teşekkür ederim.

İyi geceler,

Kemal 🙂

Eşsiz sarılmaların ve güzel şarkıların ardına itilmek.

4 Mayıs 2020

Su İdil – Yalnız Adam

Merhaba;

Net olarak tadım yok.

Bu şarkının bana hissettirdiği tavır genel olarak aynı tat kaçıklığı oluyor zaten, o yüzden halime neden aramakta güçlük çekmiyorum bu gece.

Ne zaman çalınsa, direkt olarak yüzüme okunuyormuş hissiyatına düşüyorum. Dinledikçe hoşuma gitmesi gereken kısımlar hoşuma gidiyor, zoruma gitmesi gereken kısımlar da zoruma gidiyor. Sözleri çok kısa olmasına rağmen; şarkı hiç boşluk bırakmaksızın, iyisiyle kötüsüyle içime oturuyor. Bu halden hiç memnun olmamakla birlikte, yaşadıklarıma uyarladığım zaman zihnimde bıraktığı tadı da çok seviyorum.

Bu defa şarkının sözlerini veya ne denli hayatıma oturduğunu konuşmak istemiyorum. Yalnızca hayatla ilgili yaşadığım korkulardan birinin tetiklendiği bir andayım sanırım. Ve bu korkuyu tetikleyenin de bu şarkı olduğunu düşündüğüm için yazarak üzerine gitmek istiyorum.

Şöyle ki hiçbir kadının karşıma geçip de bensiz söylediği şarkıları veya sarıldıklarını anlatmasını istemiyorum. Kendimi bunları dinlemeye kesinlikle hazır hissetmiyorum. Bu bir eksik mi yoksa güzel bir şey mi bilmiyorum. Esasen güzel bir şey olduğunu düşünmüyorum, ama yine de ne hissetmem gerektiğiyle ilgili en ufak bir fikrim yok. Öyle bir korku ki, beni yalnızca içimi titreten bu anın ortasında bırakıyor ve gidiyor. Ve ben kendi hayatımdaki bazı şeylerin bu raddeye gelmesinden veya gelebilecek olmasından gerçekten çok endişe ediyorum.

Bütün hikayeler bir yana, bundan sekiz ay sonra birinin başkasıyla olan sarılmalarını dinlemeye kesinlikle hazır değilim. Ve mümkünse kimse de o şarkıları söylemek zorunda kalmasın, kalsa da bana anlatma ihtiyacı duymasın. Sonuçta herkesin bu yalnızlıkta bulunmasının nedeni, kendisinin veya başkasının isteğiyle o eşsiz sarılmaların ve güzel şarkıların ardına itilmek. Ben kimseye dışına itildiğim anları anlatamam, zaten bu güne kadar da hiç kimseye anlatamadım.

Özellikle bir konuda bu raddeye gelmek beni öldürüyor.

Özelime girmek gerekirse yapılan her şeyi görüyorum, kesinlikle bana atılan hiçbir adıma kör değilim. Ama öyle bir his ki tam olarak dillendiremiyorum. Yaşadığım hayal kırıklıklarının ortasında, birinin benim için ölüp bitmesini bekliyorum artık. Bulunması gerçekten çok zor bir yer, insan kendini kırgınlıklarının ortasına ait hissedemiyor ne yazık ki.

Ve duygusal olarak bu iki sebepten dolayı bu günüm de geleceğim de bana yalnızca korku veriyor.

İyi geceler.

Kemal 🙂