Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XLVII Olmamalı

Böyle içip içip drill yapmayı çok isterdim.

“Tadım yok,

Tadım yok,

Tadım yok.” diyerekten şarkıya girerdim keyfimce.

Yaklaşık iki buçuk sene önceydi, Stormzy daha yeni yeni Vossi Bop diyordu. Onun öncesinde de Sage, Gas Pedal diye diretirken anladım ki benim rap müzik sevdam şeklen bir değişime uğruyordu. Çok bellendirmesem de yavaştan İngiliz Drill’ine kayacak gibiydim. Çok şükür ki bu güne geldik ve Batuflex çıktı. Seveni var veya yok bilmem ama benden daha fakirken de kendilerini dinlerdim. -Bu konu benim için gurur sebebidir bu arada- Artı olarak, trap kültürünü çok sevsem de bir türlü bayılır pozisyona gelemiyordum ve baktım ki yurt toprağında bu iş oluyor gibiydi ve ben de drill müptelası olurum, hemen damladım konuya. “Niye anlatıyorum” sorusuna gelirsek, mutluyum yani ve budur benim için.

Gerçekten yirmi beş kuruşla günlerimi geçirdiğim ve tek dal West Ice‘ı aynı sayıdaki çayla dört kişi döndüğüm günleri bana hatırlatarak olduğum kişiden gurur duymamı sağladı bu müzik türü ki ben bu blogu yaklaşık on senedir yazıyorum ve okuyan benim o dönemlerime hakimdir. İyi kötü bu günümüze geldik vallahi.

Her şeyim var ve çalışmamı gerektiren bir gelirim ve gerilim yok, kendimle gerçekten gurur duyuyorum. He’ bu yarın böyle devam etmeyecek belki ama bu yaşıma geldiğinde herhangi bir atölyede malını bekleyen tüccar olma hayali kuran liseli ben için çok büyük bir ilerleme durumu bu benim için.

Neyse,

Bildiğim tek şey gerçekten bu. Birlikteliğim, evim ve gerçek bir hayatım var. Yirmi yedi yaşındayım, o yaşlarım için bundan daha fazlasını hayal edemezdim. Milyonların peşinde koşmak yerine gerçek bir hayat inşa ettim kendime. Çevremin emeği benden kat be kat fazla olsa da ben olmasam olmayacaktı, bugün beni övüyoruz. Malum vatan görevinden geldiğim beri ihtiyacım var sanırım buna, insan gibi ve özellikle kendim gibi hissetmekten çok uzaktayım. İçeride bir yerlerde, belki de çok fazla derinde beni bekleyen biri var ve onunla buluşmak zorundayım.

Lvbel C5 gibi konuya girip “Kems eşittir çiçek, kafalar fişek. Manitam ipek gibi babacım, of!” demek hatta haykırmak istiyorum ama ritmim buna uygun değil.

Her neyse konuyu kapatıyorum, delikanlı adam Arko tıraş kolonyalarından gri olanı kullanır ve Jack Jones giyimiyle birlikte saatlerine para harcar. Hayatına pusula belirlediği hanım ve onun beğenisi için yaşar, bir bok yese bile çamura yatıp suların durulmasına fırsat verir. Çözüm itaat ve askerde verdiği sözlerden geçer.

Babam gibi konuşmaya başladım,

Benden olacak gibi.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XLVI Buldumcuk

Yazacak en ufak bir şeyim yok. Keyfe keder kimonomu giymiş, hafif viskili bir halde yazıya oturdum. Aynı keyfe kederlik seviyesinde Kendrick Lamar dinliyorum, mutluyum çok şükür. Her şeyim yerli yerinde yani. Güzel bir içmek hali, herkese tavsiye ederim. Bu yazı pek de yokmuş gibi davranacak ve kısacık yazacağım.

Bugün hanımla “Buldumcuk.” isimli bir fotoğrafımı paylaştım bazı sosyal mecralarda, bu beni ziyadesiyle mutlu etti. Metro durağında anlık bir biçimde, onun aklına gelmesi sonucu oluşan bir fotoğraftı ve çok tatlıydı. Kameraya bakar vaziyette, yan yana ve zamanlayıcıyla çekilen bir fotoğraftı ve bence çok tatlıydı. Üçüncü nesil müzik yapan delikanlıların albüm kapaklarına benzeyen bir fotoğrafım oldu benim de, gerçekten mutluyum. Gayet de içime sindi.

Beni bu müziğe bağımlı kılan Atlanta Bankhead’li rap sanatçısı T.I.’ın şivesiyle dillendirebileceğim gibi “I got errrthing tonight.” Misafirlerim mutlu ve uyuyorlar, loş ışıkta vanilyalı mumlarım burnuma bayram yaşatıyor ve Famous Grouse onlarca yıllık dostluğunu yanımdan eksik etmiyor. Kendimi hareketsiz bırakacak kadar yorganım var ve üst üste örterek yattığımda beni çok mutlu ediyor.

Çok şükür.

Yazının başında belirttiğim gibi, bu yazı pek de yazılmamış gibi davranacağım. İhtiyaçlarımızı dört kollu bir canavar olarak çözebildiğim bir dönemdeyim. Böyle bir dönemi yaşamaya ihtiyacım varmış belli ki. Kendimi pek de bilmediğim yerlerde buldum. Dualarımın sonucu rabbimin görünmezinden verdiğini hissediyorum. Meğer her şey burnumun dibindeymiş, bir kokunun kaynağı hariç nefes almama bile gerek yokmuş.

Şimdilik iyi geceler diliyorum. Dünyanın en büyük rap sanatçısının yazdığı gibi:

If I take another one down I’ma drown in some poison abusing my limit”

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.45 Totem Yazısı

Bu yazı, yazmamak için kendime şart koştuğum bütün ikilemlerin üstesinden geldi. Bu sebeple kendimi bu yazıyı yazmaya mecbur hissediyorum. Esasında üç haftadır taslaklarda hazır hissetmeyi beklediğim bir yazım var. Ancak ona rağmen kefeni yırtmış bu yazımı paylaşmak durumundayım.

Taslaklardaki yazım harici yazacak hiçbir şeyim olmadığı için sizlere bugünümü anlatacağım. Basit bir günlük yazısı olsun istiyorum.

Bugün kalktım ve herhangi bir günü renklendirmek için ne yapabilirim diye düşündüm. En sevdiğim takım elbise kombinlerinden biri olan seçimlerimi giydim ve lacivert yaka mendili taktım. Lacivert yaka mendili çok sevdiğim birinin hediyesiydi, o yüzden güne bir sıfır önde başladım. Otele geldiğimde ilgilenmem gereken bir organizasyon vardı ve tüm günümü ona ayırdım. Yalnızca birkaç saatlik bir iş/arkadaş sorununu çözmek için bahçede kahve içmem gerekti.

Her neyse

İşten çıktıktan sonra sözleşmemizin üzerine Serhan’la buluştum ve beni evinde misafir etti. Akşam yemeğimizi yedik, çay içtik ve mezelerimizi hazırladık. Sonrasında da bu vakte kadar raï eşliğinde alkol alıp dertleştik. Ben canımı yakanlardan ve kendimi güçlü hissettiren yeni arkadaşlıklarımdan bahsettim, o da işi ile ilgili hayallerini anlattı. Sonrasında da son içkilerimizi odalarımızda kendi müziklerimizle içmek üzerine dağıldık.

Bana iyi gelme gayretinde olan herkese ömrümı feda etmeye devam edeceğim. Benimle iyi geçinemeyenlerin yanlışını ne yazık ki üzerime alamayacağım, çünkü ben her şeyini verme gayesiyle birliktelik kuran bir insanım. Bundan da utanmıyorum.

Ha şöyle ki, kendim için hazırladığım şovları yaşayacağım günleri de göreceksiniz. Size söz veriyorum.

İyi geceler.

Basit GoyGoy Günlükleri: 44. Gün / Mart Kedisi

Bugün beni yazı yazmaya iten sebebin yeni keşfettiğim bir cümle olmasını çok isterdim. Böyle perspektif çizgisi gibi ilk başta çok etkileyici olmayan ama üst okuma yaptıkça büyüyen bir cümleyle yazıya niyetlenmek çok hoşuma giderdi. Veya birinin benim için yaptığı güzel bir şeyi üstü kapalı olarak anlatmayı ve hissettiğim biricikliği ona da hissettirmeyi çok isterdim. Ya da tek bir sürpriz yerine peygamber imanı gibi sürekli olarak farklı hissettiğim bir durumu betimlemek de isteyebilirdim. Hatta en çok bunu isterdim. Hayattaki en büyük alamet-i farikası sürekliliği olan biri için hiç de şaşırılmayacak bir sebep olurdu.

Tabi böyle bir şey olmadı ve nedenini dillendirmeyi beceremediğim bir sebeple geldim buraya. İşin ilginç yanı bunları konuşmak da istemiyorum artık. Bunun yerine tutarlı tutarsız bir şeyler yazıp uyumaya gideceğim. Çünkü yarın uyandığımda bahar gelmiş olacak. Mart ayı doğum günüm sebebiyle benim en sevdiğim ay ve umuyorum ki bu sene benim için şov yapacak.

Neyse.

Bu aralar birçok defa yazdığım yazıları silmek durumunda kaldım. Çünkü öykü yazmayı denemek istiyorum. Hatta hissettiklerim üzerine üçüncü şahıs cümleleri kurmak istiyorum. Ama burası o kadar bana ait bir blog oldu ki, yatattığım üçüncü şahısla aramdaki duvarı çevreme açıklayamamaktan ve bu sebeple özgürce yazamamaktan çok korkuyorum. Bu sebeple birçok yazım daha dünyaya merhaba diyemeden idama gitti. Çok pişmanım, umarım iki hayırlıdan birine yönelip bu ikilemimin üstesinden geleceğim.

Hayatta benim için saklanan şeyleri çok özledim. Özel biri gibi hissettirilme hazzının önüne ego mastürbasyonuyla geçemiyorsun, bunu senin için bir başkasının yapması gerekiyor. Bu boşluk yüzünden o öykülerdeki insanlara ihtiyaç duyuyorum. Çünkü aynaya baktığımda herhangi birinin yüzünü görmek çok büyük bir malubiyet hissi yaşatıyor bana. En azından kendim için bile herhangi biri olmadığımı ispat etmem gerekiyor.

Bu hisse Mart ayında ulaşmayı diliyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Bu İki Güzel Günüm

Bugün çok güzel bir gün geçirdim. Her şey yerli yerinde ve olması gerektiği gibiydi. Hatta bugünün geleceği resmen dünden belli olmuştu. İndirimden aldığım gömlek üzerime cuk oturdu, yaka mendili ve saat kombiniyle birlikte kendimi çok tamamlanmış hissettim. Üzerine de akşam kendim için heves ettiğim bir hediyeyi teslim almaya gittim ve teslim aldığım arkadaşımla belki on beş senedir doğru dürüst sohbet etmemiştik. Artı olarak kendim içim aldığım hediye de onun el emeği olunca çok doyurucu bir gün oldu benim için.

Bugüne gelirsek de özellikle ayakkabılarımı çok şık bulduğum bir olarak başladı. İşe gelir gelmez çok güzel bir kahve içtim. Otelde çalıştığım için sürekli olarak çekirdekleri öğütüp, basınçlı makinada taze kahve yapıyoruz ve ayarı her zaman o kadar mutlu etmeyebiliyor. Neyse ki bugün o günlerden biri değildi. Sonrasında da yaptığım işle ilgili çok tatmin edici sonuçlar aldığım bir gün oldu ve günü müthiş sonlandırarak eve geldim. Evde de her şey olması gerektiği gibiydi ve şu an yatmak üzereyim.

Basit bir şekilde beni bu denli tatmim eden iki günümü sizlere özetledim, çok mutluyum.

Çok uzun süre sonra, ilk defa o kadar radikal kararlar almayarak bazı eylemlerde bulundum. Yani Serdar Ali Çelikler’den duyduğum bir cümlenin devamında üst okuma yaparak, hatta biraz da niyet okuyarak bu iki günkü hareketkerime yön verdim. Ha’ bu demek değil ki hayatımın yeni mottosu bu cümle olacak. Bence bir hafta daha bu doğrultuda yol alıp devamında sorunlarımla başa çıkmak için bambaşka bir motivasyon bulacağım.

Bunlar olur, bunlar normaldir.

Yazıyı kapatmadan cümleyi söylemekte de fayda var, belki bir nasipleneni olur. “Ne insanda ne kitapta, hoşlanmadığın anda yarıda bırakacaksın” dedi Serdar Ali Çelikler. Bu cümle bana inanılmaz dokundu. Çünkü benim hayatım hep okumak için inat ettiğim kitapların ardındaki hayal ve heves kırıklıklarıyla geçti.

Örneğin pandeminin başından itibaren bir Fahrenheit451 bitirme maratonum oldu. Kimi için kısacık sayılabilecek bir kitabı bitirmek için resmen ömür harcadım. Olan da ondan sonra okuyacağım kitaplardan vazgeçtiğim için o garibanlara oldu. Belki de hayatımın bana en çok dokunacak cümlesini kaybettim bu yüzden. Çünkü artık bir kitap için ne aynı şekilde hayal kurabiliyordum ne de okuma hevesim kalmıştı.

Anca anca şimdi yepyeni bir hevesle serisini aldığım Dune’a başlayabildim o günden sonra. Yani ne Fahrenheit451’in bana bunu yapmaya hakkı vardı ne de benim bu kitabı bitirmem için bu kadar inat etmeme gerek vardı. Çünkü ne kadar zorlasam da yazılanı değiştiremeyecektim ve bu dil benim ısrarım sebebiyle bana zevk vermeye başlamayacaktı.

Bu ara bunu çok tekrarladığım için yazıyı bunu söylerek kapatıyorum. Okuma sürecinde memnun olmadığım paragraflarda ısrar etmek en iyi ihtimalle benim ömrümden götürecek. O yüzden de Dune serisine başladığım için ve yeni gömleğimi kendime yakıştırdığım için çok mutluyum. Çünkü Ray Bradbury’nin 1953 yılındaki düşünceleri üzerine kalemi eline aldığı yaşanmışlıkların suçlusu bugünümde ben olamam. Kusura bakmasın.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Açma Germe

Çok uzun bir süredir yazı yazmıyorum. Kendimce münferit sebeplere dayandırabileceğim bu durum başıma ilk kez gelmiyor. Hayatımın bazı dönemlerinde, örneğin bir konuya ekstra odaklanmam gereken zamanlar olduğunda veya doğru bir zaman olarak görmediğim dönemlerde de bunu yaşadım. Bu durumu her zaman için üstesinden gelmem gereken bir sorun olarak kabul ediyorum. Bugün için de konu farksız değil.

Çünkü ne zaman yazmaya ara versem, geri dönüşü gerçekten zor bir yerde buluyorum kendimi. Tekrar yazması ve kendimi ifade etmesi çok zor bir yerde oluyor benim için. Hal böyle olunca da daha çok yazı yazmam ve iyi kötü her şeyi karalamam gerekiyor. Ha’ bunu niye yapıyorum ki diye ben de kendime bazen soruyorum. Ama hayatımın sonuna kadar kendimi yazıyla ifade edebilmeyi kendim için bir hayat hedefi olarak belirlediğim için bu uzaklıktan hoşlanmıyorum.

Hayatında sadece geçtiği eşikleri ve yaşadığı ikilemler ile birlikte diygu durumlarını yazan biri olmak istemiyorum. Bazen şahsi veya üçüncü parti sebeplerle kendime sansür uygulasam da en nihayetinde tüm bunları kendim için yapıyorum. Bu sebeple yarın bir gün yalnızca iki yüz elli kelimelik dağarcığıyla burada yazı yazma gayesiyle güreşen biri olmak istemiyorum. Bunun için de elimden geldiğince böyle anları sebepsiz olarak doldurmam gerekiyor.

Teşekkür ederim.