Basit GoyGoy Günlükleri: 14. Gün / Naz Machine

En sevdiğim hayvanlardan biriyle girmek istiyorum konuya.Malum bu konseptte hoplaya zıplaya yazabiliyoruz.Şimdi diyeceksiniz ki “Sanki başka zaman çok derli toplu yazıyorsun artist !” ben biliyorum başıma gelecekleri.Siz de haklısınız, yalan söyleyecek değilim sonuç olarak.Dağınık yazıyorum kabul ediyorum.

Ne diyorduk, en sevdiğim hayvan.Benim en sevdiğim hayvan eşektir.Ciddiyim bu konuda… Ha aslanı, köpeği, atı, boz kurtları ben de severim ama karakterime uyumlu olarak seçmedim bunu.Eşek şu dünyadaki en uyumlu ve temiz hayvandır.Ses çıkarmaz, yüklersin gider, ottan başka şey yemez, tertemizdir, hep güzel bakar ve olur olmadık yerlerde işe yarar.Bu kararıma gülenler de açsınlar kendi kıçlarına gülsünler, kimse kusura bakmasın.Eşekleri sevmeyen hayatında toprağa yalın ayak basmamış, odun taşımamış, bir boktan haberi olmadan yaşamış insan demosudur.

Hayatları naz yapmak olan insan demolarından da nefret ediyorum.Lafı açılmışken giydireyim aklımda kalmasın.Armut piş ağzıma düş mottosuyla kurulan hayattan kim fayda görmüş ki onlar görsün… Of yemin ederim terbiyemin duvarlarını yıkıp dördüncü duvardan sövmek istiyorum size.Nefretim gelmiş, sanırım sinirliyim.

Gidin buradan.

Basit Goy Goy Günlükleri: 13. Gün / Dev Şişelerin Ardında Bir Ülke

Taslaklara iyileştirme operasyonu yapmaya götüm yetmediği için hep yeni yazıya başlıyorum.Başladığım yazı bitmezse eğer taslaklar ormanına yeni bir kazık dikiliyor.Orman dediysek de öyle koruluk değil, Voyvoda’nın Ormanı gibi orman.Çok sevimsiz manzaralar ve yaşanmışlıkları barındıran, pislik kelimelerin kazıklara geçirilmiş bedenlerinden oluşmuş ilginç bir yer.Kendinize güvenip yürümeye başlarsanız önce yakın yaşanmışlıkları anlatıyor, derinlere indikçe darbeler dönemi ülke tarihine kadar uzanıyor.Yetmişlere hasretim büyük bilirsiniz, hep ondan bu taslaklardaki sıla yazıları.

Yazdıklarımın anlaşılması genelde zor oluyor.Kötü yazdığımdan dolayı olduğuna inanmıyorum.Tek büyük dert; yazıları yakın çevremden insanlar okuyor ve herkesin her şey hakkında bilgisi olsun istemiyorum.Hem bu sayede de gizemli bir hava katılıyor cümlelerime, bu da sol yoldan gelen görünmez faydası olsun bu durum adına.

Uzunca bir süredir hunharca alkol almıyorum, şahsen çok özledim.Burnuma bilimum viski, cin, beyaz şarap ve en önemlisi buz gibi bira kokuları geliyor.Ah canlarım acaba onlar da beni özlemişler midir ? Hasretinizle yandı gönlüm gördünüz mü, dumanı üzerinde.

Sevdiğim sanatçılar seveceğim albumler yapmaya başladı.Paranızı tutun, toplu giricez’.Bütün piyasanın ırzına işliycez’.

Basit Goy Goy Günlükleri: 12. Gün / Eleştirel Zırvalar

Tribe girmenin sebebi yok, hadi birbirimize kibarından laf sallayalım.Kocaman eziklerin, kocaman kaidelerinden ibaretsiniz sadece

-elde var bir-

Bu cümledeki kaidenin ne olduğunu anlamak için Şeker Portakalı okumak yeterli olabilir.Olabilir dedim, çünkü algınıza ve algı hızınıza pek güvenmiyorum

-bak bu iki-

.Sizin kadar anlayışsız ve sevimsiz olsam pek de yaşamak istemezdim şahsen -ve de üç-.Ne anlıyorsunuz bu denli boş yaşamaktan ? Bilmediğiniz bir hayatın ortasına atılıp da “hadi yavrum çok başarılı ol” diye direten ebeveynlerinizin egosundan ibaretsiniz sadece -dört oldu, devam-.Zaten doyum sağlayamayacağınız hayatlarda, rol biçildi diye yaşıyorsunuz, çok yazık.

Aslında bu yazıyı sizin jumbo çöp poşeti boyutundaki leş benliğinize yazmadım -ahanda beş-.Benim hedefim sanatçı olduğunu iddia eden, duygu sahtecisi işportacılaraydı.Bunlara biz aramızda tiyatrocu diyoruz -üf be o biçim altı- ama siz ne dersiniz bilmiyorum.Rahmetli bir sanatçının arkasından “O güzel insan borçlarıyla, sefalet içinde öldü” diye direten, samimiyetsiz -yedi- köpeklerden başka bir şey değiller.

Sürekli aklıma “Kele ‘yıkandın mı ?’ diye sormuşlar, ‘tarandım bile’ demiş” örneği geliyor.Yokluktan var ettiğimiz cevaplarla büyüttüğümüz insanların, kul hakkına giriyor muyuz diye dert ediniyorum.

Ama onlarında günahına ben girerim, siz rahat olun !

Basit Goy Goy Günlükleri: 11. Gün / Sarhoş Stockholm ve Sendromu

Stockholm dendiğinde, aklına sendrom gelen delikanlılardandık.Çok hain planlarımız vardı, lakin cesaretimiz bizi hep yarı yolda bıraktı.Yarı yolda bırakan bir şey daha söylememi ister misiniz ? Cevabınız hayırsa alt paragrafa geçin direk.Hala geçmediyseniz söylüyorum, “O”. O bizi hep yarı yolda bıraktı.Bütün hikayelerin “o” dediği bir karşı cins vardır.İşte bu hikayenin de “o” kişisi bizi hep yarı yolda bıraktı, alacağı olsun.Yıllardır yapılan bütün hainliklerin ortağı olan kişi, bizi “herhangi” biri gibi görüp uzaklaştı.Kendi bilir, kendi kaybeder ne diyelim…

Neyse.

Gelelim sendrom konusuna.Stockholm Sendromu benim hep ilgimi çekmiştir.Düşünsenize, biri sizi kaçırıyor ve şahsi zevklerini tatmin ediyor; onun elinden kurtulduktan sonra ona aşık olduğunuzu hissediyorsunuz.Aslında çok basit görünüyor.Bunun minimal olanı her ilişkide yaşanan şeyler (!) Yaşanan bütün ilişkilere Stockholm Sendromu dediğimi ben de farkındayım, ama günümüz kızlarından kime sorsanız size bunu anlatır.”Ya bu bana kafayı takmış, baya baya darladı beni, sonra izin verdim, bir baktım aşık olmuşum…” Yok yaa ! Aşk değildir o, aşk olsa duramazsın !

Ben sarhoşken çok keskin oluyorum.Aslında bu çok da hoşuma gitmiyor.Keskin fikirler doğrultusunda şımarabiliyorum.Bu da sanırım o gecelerden biri.Çünkü yine bir kısım kızlarımıza laf salladım.Sağlık olsun, ne diyelim…

İyi geceler.

Basit Goy Goy Günlükleri: 10. Gün / Yaratılışıma Tepkiler

Çok çılgın bir yaratılış destanı yazmak üzereydim, tepkilerden çekinip bıraktım.Baş rollerde; Cennet Mekan/Koyu Yeşil Maymun, Eflatun Börülce, Fevri Bir İnsan (bu özel bir isim) ve fildişi ticareti yapan rom düşkünü özgür halk vardı.İnanılmaz distopik ve bir o kadar sempatik olacaktı.Bütün tabuları yıkıp, kendi hayranlarını üretecekti.Fakat çok sert başladığı için, onu görevinden azat ettim ve yazmayı erteledim.Sonuç olarak art niyetli bir insan değilim ve düşman yerine dost sevindirmek isterim.

Goy goylara doymadan ölmek bana haram olduğu için bu denli rahatım.Bu şarkıda da Kendrick Lamar düeti varmış meğer, çok sevdim bak şimdi… Merak eden varsa “Travi$ Scott – goosebumps“ şarkı.Akıyor yani kendince.

Sevmek bir eylemdi ve ben de en büyük anarşist.Ben sevdikçe daha çok sevmeyi seçtim, hep ileri gittim.Devamlı sevdim ve sevgiye bir fırsat verdim.Fakat kocaman bir hata yaptım… Sevgiye gösterdiğim özeni sevdiğime göstermedim ve bu sebeple sevdiğimi adı da sevdiklerim oldu.Dönem dönem birilerini sevdim.Bunu isteyerek seçmedim, yanlış kararlarım sonucu mecbur kaldım.Biri gelip “Bence saçma, memnun musun ?” diye sorsa, sıçtım ! Hiç memnun değilim ki, bana sorsan en başında yok edilmesi gereken bir virüsdüm.Kimsenin yok etmeye tenezzül etmemesi üzerine, hikaye buraya kadar büyüdü.Bence pek de hoş olmadı, yani benim haricimde olanlar için böyle düşünüyorum.Sivriltilen kazık insanların gözüne denk geldi, işin kötü tarafı denk gelecek yer yokmuş gibi sivriltene denk geldi… Birileri çıkıp; “besle kargayı oysun gözünü” dese haksız, haklı olması beklenir ama değil.Beni sivrilten benimle sivrildiği için, beni beslemekten çok benden beslendi ve olduğu kişi haline geldi.Ahde vefadan yine ödün vermedim ama verdiğim zararların da önüne geçemedim.

Bu başlıktaki yazıları ciddiye almayın ve derhal burayı terk edin.

Basit Goy Goy Günlükleri: 9. Gün / Saçmalayan Fare

Yarın da iş var.

Hayat bana karaktersizlik dersi vermeye karar verdi de haberim mi yok !? Abi bu kadar çalışmamın bir anlamı olmalı.Kimse inanmıyor ama, ben yıllardır at gibi çalışıyorum.Ha göstermiyorum o ayrı, sağlam durmayı seviyorum.Lakin beynimi yemek üzereyim.Niye ya niye !? Anlamı ne yani iş sebebiyle bu yaşta bu kadar vakit geçirmemin ? Eğer majör anlamda bir faydasını görürsem, büyük harflerle anlatırım burada yararlarını, tamam mıdır !?

Goy goy yapmayı özledim.Sabahlara kadar içip, bir köşede sızmayı özledim.Her şeyi sevebilecek kadar sarhoş olmayı özledim.Yazı manasında eksildiğimi hissediyorum, pusulam yokmuş gibi kaldım.Bana yakışmayan bir boşluk ve aynı ölçüde bir umutsuzluk var.Nasıl da büyük ironi ama; “Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi” diye kendini parçala, şimdi de umutsuzum diye gezin… Hepsinin üstesinden gelinecek, merak etmeyin.

Hayatta size dümen olmayı gaye edinmiş gibi görünen Sahte Ratatuy’lara inanmayın.Onlar da herkes gibi ilginin peşinde, herkese aynı samimiyette kalıyorlar.Kendi beklentiniz kendi sonunuzu hazırlar.Beklentiye ayıracağınız zihninizi goy goya harcayın.En azından zihninize basitten bir terapi olsun.

Sübliminali de yerleştirdiğimize göre, yavaştan tüyme vakti gelmiş gibi.Cidden geri dönmek istiyorum.Deliler gibi dağıtmak istiyorum.Hepinize benden bir kalıp sevgi, bir kalıp da dünya barışı…

Cümleten eğlenceli geceler ! 

-Hem de Salı gecesinde (!)-

Basit Goy Goy Günlükleri: 8. Gün / Kurgusal Delirmeceler

Hadi bakalım, oyun bizim.Çılgınlar gibi goy goy yapsak bile başarılı sayılacağız.Öyle içten bir dünya olacak ki, herkes kendini ifade gayretiyle inşa edecek hayatını.Pembe şelaleler ve mavi şekerlemeler olacak.Hepimiz mayolarımızla yeşil güneşe bakacağız bu pembe şelalenin önünde.İnanılmaz kafalar yaşayacağız ve işin ilginci yadırganmayacağız buna rağmen.Zorda kalanlar için kolay yoldan cennet olacak burası.Herkes çılgınlar gibi müzik dinleyecek ve aşk yaşayacak.Ama o magazin aşklarından değil, harbi emek verilen “aşk yapılan” aşklardan.Öyle bir gün ki bu; çok tatlıyız, çok muhteşemiz.

Sonra sahne bir anda değişecek;

On adımda bir adet demir kazık çakacağız kar örtüsündeki
toprağa.Ve sonrasında geyikliyi geceye yol alacağız seninle.Ardından geyikli
gecenin tüm karanlığından sabahımıza uzanacağız.Ve bütün bu yolculuğu
sonlandırabilirsek eğer, topraktan çıkan güneşi seyretme lüksüne ereceğiz.Biz
topraktan çıkan güneşlerle aydınlandık ömür boyunca, ama hiç de farkında
değilmişiz.Olsun, bu güneşli günler tembel kar örtüsünün en büyük
düşmanıdır.Arınacağız, gözlerimizi açacağız ve yolumuza bakacağız.Fırtınasız günlerdeki beyaz buzdan örtü, bize kucak açacak gibi görünecek.Ama kara teslim olmak bizi yavaş yaşamaya ve hedefimizin sapmasına neden olabilir.Hedefimiz geyikli gece, bunu unutmadan yol alacağız.

Ve son olarak;

Kafaların ortası cehennem, uçları meçhule uzanan yol.Kime baş koysak çürüyen bir ağaç dalı.Bütün imgeler yalan, hepsi sadece aldatmaca.Karanlık gecedeki geyikler pembe şelalenin kenarında otlasınlar, biz de bir yol bulup kendimizi aşalım.Fenafillah da günahmış nirvana da.Ya bana ne birader erenler düşünsün bunu.Ben yaratıcılığıma ve hediyemin sahibine baş koyuyorum artık.Saçmaladıkça kelimeler derinleşiyor.Ama yine de kimse beni anlamıyor.Olsun demekle de olmuyor, zoruma gidiyor.Belki de müzik veya resimle ilgilensem bir değerim olurdu.Hayat hep mi az ışıklı yola misafir edecek beni ?

Neyse kafalar kötü, kendinize gelin.Yarın iş var, okul var.Sonra kurgularız yine.

Basit Goy Goy Günlükleri: 7. Gün / Sahra Yerlisi

Ne biliyim ya, eskisi kadar yazmak istemiyorum.Yazmayı çok istiyorum ama bir o kadar da isteksizim.Sanki bir neden için yazıyormuşum da artık gerek yokmuş gibi.İçimde yazmaya ait bir öküz var, sadece yazmaya odaklanmış.Ama dediğim gibi nedenim de kaybolmuş yazamıyorum.Böyle çılgınca naz yapar gibiyim.Bu yalan yanlış halim, hoşuma da gidiyor aslında.Böyle kendimle cebelleşip, yazdıklarımı taslaklara atmak hoş geliyor.Zaten meraklısı yok, o halde ne bu yayın telaşı gibi bir düşünce.

Sürreal bir şeyler yazmak istiyorum.Yeteri kadar da içiyorum ama bunu yazmak elimden gelmiyor, beceremiyorum.Gaye Su Akyol şarkılarının hip hop sanatçılarınca uyarlanıp, yazıya aktarılması gibi şeyler istiyorum.Deniyorum da fakat istediğim sonuçları vermiyor.Daha bir Kuzey Afrika’ya yanaşasım geliyor bunları yaparken.Cheb Khaled’li bir Sahra canlanıyor gözümde; sonrasında Libya, Tunus Cezayir ve Fas.Sıcağında öldüğüm Osmanlı Toprakları.

Goy Goy’un sağ kanattan yapılanı olur mu diye soranına gelsin bu karalamalar.Seksenli ve doksanlı yıllarda Orta Doğu’da, kafamın katipliğini yaptığım, bahtı açık bir divane olmak isterdim.Maddi getirisi had safhada, tüm derdi manevi sınırlar olan bir çöl düşkünü, inanılmaz yakışırdı sanki bana.Böyle dededen Aksaray’da han, babadan da Moda’da apartman kalmış; tüm hayatını dudakları çatlamış vaziyette çöl kumlarında sarhoş geçiren bir insan.Bence salt karizma budur…

Parmakları çaprazlayıp bana şans dileyin.

Basit Goy Goy Günlükleri: 6. Gün / Tuvalet Terbiyesi

Üstü bomba, altı sorma bir yazı.

Hayattan binlerce rahatsızlık çıkarabiliriz.İstemediğimiz her şeye sebep hayata küsebiliriz.Hayata küsüp, bahanelerimizle nefes almaya devam edebiliriz.Peki buna değer mi ? Şaha kalkan dertlere rağmen yaşamak mı hayat, yoksa dertleri kaderine ışık yapacak vaziyete bürünüp depresif olmak mı ?Rahatsızlıklarımıza rağmen yaşamaya ve gülmeye değer mi, bunu merak ediyorum.Çünkü yapabildiğimiz başka bir şey yok ne yazık ki…

Neyse, goy goy yapalım…

Sabahları çılgınlar gibi tuvalete koşmak beni güvende hissettiriyor.Neden bilmiyorum ama uyandığında yaptığın şey belli ve evindesin.Bana biraz absürd, biraz makul, bazen de eğlenceli geliyor.Her sabah yüzümü yıkarken aynaya kaş göz oynatmak, akşamdan kalmaysan ihtiyaç gidermedeki rahatlık, diş fırçası falan.Bunlar bir insanın uyandığı da yapabileceği en ilginç şeyler sanki.Bir de tuvaletten çıkınca gün başlıyor, ben onu sevmiyorum.Ben hep gün sonlarında yaşadığım için, gün başındaki bu garip gelenek bana aidiyet hissettiriyor.Bence mantıklı…

Tuvalet terbiyemizi de aldığımıza göre hayata dönebiliriz.Bütün bu ilk paragraftaki dertler gündüze ait bence.Çünkü akşanları yaşanan hayatla, sabahki hayat bambaşka.Ve işte o dertleri kader edinmemek adına, böyle tuvalet terbiyesi gibi saçma detayları büyütmek lazım hayatta.Kimse mücadeleye hasta olduğundan mücadele etmiyor bu hayatta.Bu cümle ne kadar zoruma gitse de doğru.Mücadeleye güzel anılar yerleştirmek, onu daha katlanması kolay yapabilir.

Basit Goy Goy Günlükleri: 5. Gün / Ağır Depresif

Ego tavan, inatla yazıyorum hala.Böyle tansiyon düşüren başlangıçları çok seviyorum, pek bir gerçeklik payı olmasa bile can yakan cinsten.Bana da deli dediler, cidden bak.Yıllarca, salak olmam için ilaç takviyesi yaptılar.Düşünmesin, belki rahatlar dediler.Ama durur mu bu kafa, durmadı haliyle… Aradı, aradı, aradı ve aradı.İşin ilginç tarafı aramayı alışkanlık edinirsen, sonuç bulmanın pek bir mümkünatı yok.”Zeki ama çalışmıyor” diye kenara atılan velileri delirttiniz ulan, utanın halinizden.

İşimiz bazen de goygoy olduğundan, böyle atak barındıran cümlelerimi buraya saklıyorum.Ama inanın muazzam rahatlatıyor.Kendini, kendinde görkemli bir hale sokmak özgüven besliyor ve mutluluğu arttırıyor.Herkesin bunu yapmak gibi bir durumu olmadığını ben de farkındayım ama içimde yaşadıklarımı dillendirmek istedim.

Ağır hazan mevsimleri içinizde sürmeye devam edecek, dindirmeye çalışmayın.Güneş açsa bile, o topraklar o güneşten bihaber yaşayacak.Her cümleniz, özlemin derinliklerine kazılan kuyudan bir kürek daha toprak çıkaracak.Neyi yaşamak istersen ona odaklan.Hayat, denkleminde işlem kabul etmiyor.