Basit GoyGoy Günlükleri: 24. Gün / MJ Sarkif

Bugünümüzün goygoy konusu herkes için belirli ölçüde ilgi çekici olabilir, buna inanıyorum.

*Sarkif: Bu yazımızda bulunan, belki kırılır korkusuyla ismini ifşa istemediğimiz pek değerli arkadaşımızın benim tarafımdan belirlenmiş mahlası.

Bugün bir sosyal paylaşım uygulamasında yersiz bir paylaşımda bulundum. Malum paylaşımda Sarkif bütün heybetiyle Michael Jackson’cılık oynuyordu. Ya da en azından o kostümle kamera karşısındaydı. Sarkif’i bir uluslararası yarışmaya yollayacağız ve bu sebeple iki dakikalık kısa bir çekim yapmamız gerekti. Bahsettiğim paylaşım da bu çekimlerde ortaya çıktı.

Paylaşımı yaparken; Sarkif’i benzetmiş olduğum zat-ı muhterem Michael Jackson’a son yıllarda -bence haklı olarak- uzatılan çocuk tacizi suçlamalarına istinaden “erkek çocuklarınızı saklayın” yazmak istedim. Bunu istemekteki gayem kesinlikle MJ’e karşı son aylarda hissettiğim tiksintiydi. Ancak bunu Sarkif’le paylaştığımda, kendisi bu iddialara inanmadığını söyledi ve birden yüzü düştü. Ben de pek tabi bu paylaşıma bunu yazmadım ve konunun asla Sarkif ile ilgili olmadığını kendisine anlatıp özür diledim. Hatta onun şahsına yönelttiğim bir şey olarak asla değerlendirmesin diye defalarca af diledim ve niyetimi anlattım.

Ancak;

Değerli Sarkif’i aradan çıkarırsak, Michael Jackson kesinlikle sütten çıkamayacak kadar boktan bir kaşık. Bence günümüzdeki birçok yetişkine düzeltilemeyecek kadar zarar verdi. Bunları yaparken de bade müptelası müritler gibi etrafında gezinen ailelerin kendi çocuklarına karşı üç maymunu oynamasını sağladı. Bunları nerede olursa olsun benim midem pek almıyor, alana afiyet olsun.

Her ne kadar iki yoldan da Sarkif’in gönlünü almış olsam da inandığımı anlatmadan ölsem mezar batardı bana. Sabahlara kadar ağlayabilirsin Sarkif, seni gayet seviyorum ama MJ çocukları benim seni sevdiğimden daha çok seviyordu ve buna kesinlikle hakkı yoktu.

Çok şükür 🙂

Basit GoyGoy Günlükleri: 23. Gün / Ödlek Davar

Az önce komplesi tamamlanmış bir yazımı paylaşmak yerine silmeyi tercih ettiğim için sonsuzluğa uğurladım. Bu durumun tek sebebi yazıda korkularımdan birini anlatmamdı. Eskiden sünnet çocuklarının kesim sonrası şımarıklıkları gibi gönlümce anlatırdım her şeyi, artık yapamıyorum. Sanki bugün utanmasam bile yarın korkularımdan utanacakmışım gibi geliyor.

Aslında bu durum çok mantıksız. Bugün korkmaktan pek tabî utanmıyorken, yarın varolacak benden tam olarak ne olmasını bekliyorum acaba. Yarınlara bağladığım umutlarda büyük burunlu bir ödlek olmacağımı hiç de sanmıyorum açıkçası. Ama yine de içimde bir yerde, paylaşımlarımla ilgili eskisi kadar şeffaf olmamı engelleyen bir davar var, hayırlısı.

Duygusal durumumla ilgili içimde yaşattığım bir davara kaybetmek de bana koyuyor açıkçası. Ama yapacak bir şey yok, bir müddet herkesin ortasında herhangi bir şeye dönüp işaret parmağımı kullanarak “ben bundan korkuyorum” diyemeyeceğim sanırım. Öyle olsun bakalım, onu da yeneriz elbet.

Ömrümden yemek konu olunca, bu salaklığı kimselere bırakmıyorum.

Basit GoyGoy Günlükleri: 22. Gün / Before Check-In

Kendinin haberi yok ama gıyabında her gün takribi 250-300 kelime yazacağım diye bir yola çıktım geçen gün. Paylaşma niyetinde değilim, maksadım kelimeler benim tarafımdan bir araya getirilmiş olsun. Anlatacak konu bulamayacağım düşüncesi halihazırda en büyük problemim. Yoksa zaten yıllardır kelimeleri baş göz ediyorum.

O kadar umutsuzum ki aldığım karar hakkında oturduğum yerden ciddi ciddi “lan ben ne yazsam” diye düşünüyorum. Belki bir gün otel ve işleyişiyle alakalı yazılar yazarım. Başımızdan geçen en absürd hikayeleri anlatırım bana da anı saklamak olur. Bakalım nereye varacak.

Hiçbir sikim yazasım yok şu anda peh. Ben gidiyorum, hayırlı işler.

Basit GoyGoy Günlükleri: 21. Gün / Düşük Cümleler ve İtirafta Kadın Vokaller

Asitli içeceklerden en sevdiğim arpa suyudur.Çünkü arpa suyu işlem gördüğü için temizdir, her daim güvenilirdir.Veba dönemi Avrupası bile işlem gördüğü için su yerine arpa suyunu tercih etmek durumunda kalmıştır.Kabul görmesi makul bir danışıklı dövüştür bu bana göre.Artı; kimseyi daha da boğmadan, bu kadar samimiyetsiz cümlelerin yeteceğini düşünüp basit olan günlüklerime geçiyorum.

Sevdiğim, sevimsiz kadın vokalleri dinleyerek kaleme aldığım bu yazı için bu başlığı makul gördüm.Kına Kızı gibi hoppa şarkılara aidiyetimin tuttuğu, aslında pek de nadir olamayan zamanlardan birini yaşıyorum bu gece.Kıpır kıpır dokuz sekiz bozması ritimlerde, yaz mevsimine ait kelimelerle, yurdum kızlarının boyundan büyük sözlerinin harmanlandığı keyif veren şarkılarıyla trans halindeyim bir haftadır.

-abi son cümle sanki çok düşük oldu, hafif de alkollüyüm, cümleye sinirimden ortadan ikiye bölünmek üzereyim şu an.-

Ne diyorduk; dokuz sekiz bozması, yurdum kızlarının büyük cümlelerinin nefsime iyi gelmesiydi konumuz.Evet, yalan yok bana iyi geliyorlar.Hatta yeni keşfe hazır olanlarını bile ilk ben dinliyorum.Ne yapabilirim, bir yerde bu durundan büyük zevk alıyorum.Yetenek avcılığı yapıp, piyasada tutunanlardan megalomanca zevk alıyorum kimseye dillendirmeden.

Hafif alkollü olduğumdan ve dikkatimi toplayamadığımdan toplu bir yazı yazamıyorum aynı zamanda.Şu an zoruma gitse de kelimelerime kıyamadığım için paylaşacağım bu yazımı sanırım.Çünkü benim gönül işime akıl ermesin istiyorum.

Shame on me

Beni bu hallere sokan lisans dönemimdeki ucuz barlara olan müdavimliğim sonrası malum şarkıların bedenimde oluşturduğu dans hissi sanırım.Net bir biçimde, gün ışığı görmeyen tenlerde bağımlılık yaratan -bazen sözde- sanat eserleri bu malum şarkılar.Kelime yapıları uymayan, cümleye yakışmayan, devrik sanat eserlerine olan düşkünlüğümü de itiraf ettiğime göre bu akşam için dökeceğim kirli çamaşırım kalmadı.

İyi geceler.

Basit GoyGoy Günlükleri 20. Gün / Vartan EP

-Dikkat ! Aşağıdaki yazı çılgınlar gibi dikkat dağınıklığı içerir.-

Tırnaklarım bu ara çok pis ve ne yaparsam yapiyim içimdeki homofobiyi öldüremiyorum.Yani her insanı özünde çok seviyorum ama kendi cinsine ilgi duymak yersiz ve salakça geliyor.Bunun adı da aslında homofobi mi bilmiyorum ama ben böyle dillendiriyorum.İçimde bir yerde sade makarna yiyen bir davar sanırım, bunun başka bir açıklamasını bulamıyorum içimde.

Dünyaları içiyorum at gibi çalışıp insan gibi harcıyorum ama yine de doymuyorum.Kapitalizmin çöktüğü yerdeyim.Ortalama üstü kazanıp bekarken mutle değilim, açıklayın kahpe emperyal güçler.

-Ki son paragrafın homofobimle alakası yok-

Bu gece Vartan için yazmak için klavye başına geçmiştim ama üçüncü paragrafta üçüncü konuyu açtığımın ben de farkındayım.Şöyle yapalım, ben bütün bu konuları tek bir bütün haline getirip yazıyı sonlandırayım.Nasıl plan, bence süper…

Şöyle ki; Mavi En Sıcak Renk mi bilmiyorum, zaten Fransız filmlerini de pek sevmiyorum.Ben genelde Vartan’la birlikte romantik gençlik filmleri izliyorum.Romantik gençlik derken, Zac Efron’u falan ekranda görmek bana ekstra zevk vermese de eşcinsel arkadaşların motivasyonunu kesinlikle anlıyorum… Kötü Komşular’ın ikinci filminden sonra basbaya homofobi ürese de içimde bu benim sorunumdur yeneceğim söz.Hem Zac’i genelde kadınlar sever, eşcinsellikle bir alakası yok -swh!- Bu filmleri izledikten sonra da iyice hetero bir tartışmaya giriyoruz Zac tarzı oyuncuları beğenmeyip de.

Neyse, hal böyle olunca Vartan’la film izleyip tartışmayı çok seviyorum.Emperyal ve alkol kısmı için de şöyle bahanelerim var.Vartan’la aynı yerde çalışıyoruz -otel- ve filmlerin öncesinde -işten sonra Vartan’larda- alkol almayı seviyoruz. -33’lük tombul şişe veya viski-

Ve bu alkolü otelden çıkıp Vartan’lara gittiğimizde Suzan Teyzeciğimin bize verdiği fındık fıstık eşliğinde yapıyoruz ama cebimizdeki parayla bile kendimizi çılgın mutlu hissetmiyoruz.Bu durumda ne oluyor; doymasak da gülüyoruz -yalandan-. Vartan i love you dude -but no homo- !

Var ya ben bu işi iyi yapıyorum, her şeyi bağladım yine.

Bu yazıyı yazarken de dikkat dağınıklığından öldüm.

-Dude uyanamıyorum-

Saygılarımla.

Basit GoyGoy Günlükleri: 19. Gün / İmkan

Ben olduramıyorum, kimsenin de olsun diye bir emeği yok.Herkes yanıyla top çevirmeyle meşgulken ön libero oynamak istediğim şu hayatta hücuma zorlanmam beni mutsuz ediyor.Elim varmıyor oldurmaya.Diyorum “tamam ben hallediyim” ama tek nefesle sönecek bir yangın da değil bu.İmkan dahilinde diye başladığım konuşmalardaki imkan hudutlarını ben belirlemek istemiyorum artık.Hudutlarını belirlediğim imkan yaylalarında gönlümce koyun otlatamadıktan sonra neylerim imkanlarım.Ya bana başka yörelerden gelen imkanlar verecek bu hayat veyahut hudutlarımı kendime çizeceğim artık.Yani ya birileri ekstradan ferahlık verecek bana ya da bu ferahlıkta bir ben nefes alacağım.

Bunu kimseyi suçlama maksadıyla söylemiyorum.Hatta ferahlığımdaki tek nefes de olma niyetim yok.Benim dert edindiğim şey küçük takımın golcüsü olmak.Ben şampiyon takıma çapa olmak istiyorum.Niye koşmuyorsun diye suçlanmaktan ziyade niye yardımcı olmuyorsun densin istiyorum.

Aslında ağzımla da kimseyi ağlatmadan bu kadar anlatabiliyorum.

Basit GoyGoy Günlükleri: 18. Gün / Vakit

Eskiden ne kadar işime yaramasa da bir yeteneğim vardı yazı yazardım.Çok sakin bir zihinle çok hareketli bir hayat sürerdim.Anlamasam da mutluydum.

Bugün beni idare eden bir işim var.Çok sakin bir hayatta çok hareketli bir zihinle yaşıyorum.Anladığım kadarıyla mutlu değilim.

Peki, ben cebime ne zaman bağımlı hale geldim de bu denli işe mecbur hissediyorum kendimi ? Sonuçta parasız yaşardım, elli liranın üstü özgürlük demekti ve boyumdan büyük borçlarım vardı.O zaman da nefes alırdım, o zaman da tok gezerdim.

Gören de beni hayatta voleyi vurdum, cebimi dolduruyorum sanacak ama öyle değil.Ortalama bir işte ortalama bir para kazanıyorum.Bulduğum vakitleri doldurmak için istediğim her şeyi yapabilecek kadar param var.Tabiri caiz ise -çok afedersin- ipi kuşağına denk bir vaziyetteyim.Fakat şöyle bir sorun var ki doldurmaya heveslendiğim vakti hiç bulamıyorum.Vardiyalı çalışıyorum ve hayatım on iki saatlik iki periyota bölünüyor, bir adet izin günüm var ve planları belli bana bir şey kalmıyor.Ben, safi hayat mesaisi yapıyorum.

Hayatla ilgili en sevdiğim şey herhangi bir şey üretmekken; bu tempoda değil üretmek, kurgulayamıyorum bile.Sürekli sevdiğim insanlara imkan yaratıyorum, onları güldürüyorum fakat kendime yetemiyorum.Ha kimseyi suçladığım yok, kimse beni bir şeye mecbur etmiyor fakat kendime ettiğime çare de bulamıyorum.

Yoldayken bazen hayal kuruyorum, kafamda her şeyi hallettikten sonra evde yorgun düşüp uyuyorum ve ertesi gün yepyeni bir günde o hayali infaz etmiş bir şekilde uyanıyorum.

Öyle ki doymuyorum.Beni nakit değil vakit doyuruyormuş meğer ve ben o vakte çok uzaktayım.

Böyle gitsin istemiyorum, elde ettiklerimden de geçemiyorum.Kendime ihanet etmiş gibiyim.

Her zaman olduğu gibi, bilmiyorum.

Basit GoyGoy Günlükleri: 17. Gün / Havada Derede

Bu mecmua bana fazla bunalım kalmaya başladı.Art niyetli olmak değil derdim, bendeki sorunlar şeklen değiştikçe bura da bana yaramadı.Ferahlamak için düşkünlüğümün olduğu bu yere ferahta olmak için bakmamak beni hafiften bi’ üzüyor.Ve bence bu itirafı söylememde bir sakınca yok, burası hayallerine yazan çocuğu katletti.Kendince bir yere monteleyip, dilimde asalak bir yer edindi.Nerede o destekli sütyenlere ve buraya bağımlı olanlara söven ben, nerede şimdiki umursamazlık hali…

Baştan sona her allahın günü de hayat çıkarımı yapmak da biraz bayıyor adamı.Arada derede küfrüm geliyor ki bu seviye eskiye oranla minimumda, neredeyse sövmeden yaşıyorum.Ama küfrümü buraya yansıtamıyorum.Burada varsa yoksa “hayat çok hede ve bir o kadar da hödö” tarzı, kendimce çıkarım paylaşıyorum.

Kendime bu şekilde ihanet edip de yazdıklarıma çöp diyecek biri değilim, yazdıklarımın hepsini zihnimle elimle yazdım.Anlatmaya çalıştığım şey sadece, değişime gayret ederken farkında olmadan buranın da beni değiştirmesine izin verdim.Tabi ki bu değişim tümüyle olmadı ama gözle görülecek kadar da değiştirdi… Bilmiyorum işte durum bu.Bu sefer öyle şikayet edecek, şartlara dil uzatacak bir ben yoktu burada.İçin için ağlayan, duygu dolu bir ben vardı -yersen ahaha- karşınızda.

Öyle işte.

Basit GoyGoy Günlükleri: 16. Gün / Hey Yo Biatch !

Bam bam, çat çut, labada lubada, patara kütere, çatara çutara.Eksik ne kaldı yurdum pop müziğinde ? Neyse lazım olan söyleyin hemen gereken için çalışmalara başlayalım… Yetmedi çünkü bu kadar benzer şarkılar bize.Aynı tarzın beceriksiz popçularını yedi haneli etmeye devam ! Nerede bizim yiğit MC’lerimiz ? Tanıyorsanız, bildiğiniz üzere rap müzik dinliyorum ve son zamanlarda kendimi doksanlar “FUCK POP” diye haykıran bol pantolonlu gençlerinden hissediyorum.Her bir flowda ruhum açılıyor, liriklerde özümü buluyorum.Ritmik, üç satırlık şarkılara küfür etmekten sesim kısılıyor ve bu beni daha da mutlu hissettiriyor.

Bana göre hip hop kültürünün en cazip noktası, geriye kalan müzik temalı kültürlerin aksine ye ağzım sıç götüm algısından çok uzakta olması.Üzerine koyarak ilerlemeye çalışan sanatçıların, onlara o günü yaşattıran insanları da şarkılarına konu ederek ve o anki ruhlarını yansıtarak bir eser çıkarması.Bu çıkan eserin de başarıyla doğru orantılı olarak ölümsüz olması muhteşem bir şey.Buna en basit örnek Eminem ve Dre ilişkisi verilebilir.Ki verdiğimiz bu örneğin benzeri olarak yurt toprağından onlarca hikaye verebiliriz.Çok büyük hayranı olduğum ve son zamanlarda çıkan albümü dolayısıyla Sansar ve Ceza hikayesi de buna yakındır.Ha Sans neredeyse her şeyi tırnaklarıyla yaptı ama aynı kültürün, Üsküdar-Kadıköy hattının efsanesi olarak Ceza’nın yanında durması inanılmaz hoş bir hareket.

Bir gün hip hop dallarından birini yapmasam bile, tüm hayatım olarak o kültürün bir neferi olacağım, buna inanıyorum.Şu an bile büyük çoğunluk olarak gönyelerinde durmaya çalışıyorum, kendim kalarak onunla bir benlik olarak yaşıyorum.Ve umarım o gün geldiğinde tüm karakter ihtiyacı sahiplerine doğru bir rol model olurum.

Peace !

Basit GoyGoy Günlükleri: 15. Gün / Rere Rörö

Yazsam roman olur, yazmasam üzülürüm öyle bir gün yaşıyorum.Sineklerin “vız” diye dert yandığı sorunların ortasındayım.Her şey yazmamı tetiklese de yazmıyorum inat ettim sanki.Neden bilmiyorum, insanoğlunun genişliği sanırım bu durum.Hayata, “hayat bu” diyip, uzayıp gidiyoruz kendi zamanımızdaki boşluğumuzda.Kimse de demiyor ki “aga, bu niye rere rörö ?”. Hep bir kabullenmişlik hayatın inişine de çıkışına da.

Yanlış olduğunu farkında olsam da kendi yanlışlarımı başkalarının doğrularının önüne koydum hep.Bu vesileyle de hayattaki en büyük yanlışı yapmış oldum haliyle.Ama başkalarının –her kim olursa olsun– doğrultusunda var olmaktansa, kendi yanlışımın ayıplananı olmayı cazip saydım kendimde.Demir bile tavında dövülür sonuçta.

Böyle ikileme düşüp, böyle de isyan ettim gördüğünüz üzere.

Kendimi bu hayatta kendim merkezli var etmeye çalıştım.Bu da en büyük hakkım ve isyanım… İsyanım böyle yola çıktı esasen.İkilemim ise aynı nedenle kendimi merkeze koyma çabamda üretmeye olan beceriksizliğimle oluştu.Yazamadım ve edemedim.

GoyGoy’lar genelde karışık ve yazmaya müsait olmuyor, rahatsızım bu durumdan.