Sanırım aşkın tadı, yaşananlar başka olsa bile herkese aynı geliyor.

29 Ağustos 2013

Belle – Garou ft. Daniel Lavoie & Patrick Fiori

Merhaba;

Duygusallık… Sanırım benim tarafımdan anlamlandırılamayan bir kavram.Duygusallık ne olabilir yada kime duygusal diyebilirim bilmiyorum.Ama bu şarkının parçaları yerine oturduğundan beri kendimi duygusal biri olarak tanımlıyorum.Düşüncelerimde kayboluyorum, kendimi başka bir karakterin içinde buluyorum.Sanırım aşkın tadı, yaşananlar başka olsa bile herkese aynı geliyor.Her karakter Esmeralda’nın saçlarına dokunmak için hayatını onun ellerine bırakmaya hazır.O an bende hazırım… Tamam aşk, korkudan daha yoğun bir duygu ama bu kadar kolay mı? Emin olun bilmiyorum, artık umursamıyorum da zaten.Şöyle anlatabilirim sanırım: Quasimodo’nun yerinde olsam bende ona zarar veren hayatı ellerimle sonlandırırdım.Yada Rahip gibi eğer benim olamıyorsa onun canını alırdım.Ve Frollo, emin olun bende duygularım için ondan kaçardım… İşte sanırım duygusallık duvarı buranın gerisinde kalıyor, çünkü aşık olmayan bir insan neden bunları yapar ki, veya her aşık olan insan bunları yapar mı !?

“Aşk dediğin bastonlu şeker.” Kimin söylediğini bilseniz dönüp bakmazsınız bu söze,ama sözdeki doğruluğa bakar mısınız… Hayat aşıkken hep tatlı; kulağında hep aynı müzik, dilindeki o şekerin tadı, burnunda aşkın kokusu ve eğer şanslıysan teninde de onun kokusu… O “bastonlu şekeri” bitirmediğin sürece aynı rüyadasın, herkes gibi sende uyanmamak için çabalarsın.

Ve biter.

Quasimodo’nun saçları için hayatını feda ettiği, Rahibi dininden vazgeçirttiği, Frollo gibi bir asili çingeneye köle eden aşk gibi biter.İşte burada oturup düşünürsün benim aşkım nasıl bitti, ve hangi aşk güzel biter diye.Çünkü bu hikayedeki aşkın üç sonu var, ve bak bakalım tanıyabilecek misin? Biri onun yokluğuna sarılıyor bittiğinde, biri onu hayatının her yerinden çıkarıyor, diğeri ise başka birinde arıyor mutluluğu.Zaten genelde de böyle olmaz mı.; ya ona bela olursun, ya hayatından siktir edersin, yada en kötüsü “çivi çiviyi söker” kafasına girer başkasına gidersin.Bunları size tek tek anlatmayacağım.Eminim hepinizde bunlardan biri ikisi vardır.Siz kendinize anlatmaya çalışın bunu.Bakın sonlara, size ne yakışırdı.Ve unutmayın hiçbir aşk sonsuza dek sürmez yada hiçbir aşk güzel bitmez.Her aşkın en fazla bir kazananı vardır ki genellikle o bile olmaz.Ama en önemlisi her aşk yalnızca bir defa biter.O yeri geldiğinde kendinizden daha çok sevdiğiniz aşklarınızı hak ettiği gibi bitirin…

Aslında anlatılanların hepsi tek tarafa dayanır.Yani bir erkek aşık olursa ne yapar, ne yaşar, ne hisseder.Bu hikayenin eksik karakteridir bana göre Esmeralda.Frollo’ya olan aşkı tam karşılık bulmuşken bitmiştir, bitirilmiştir… Bu hikayelerin Esmeralda’ları neden anlatılmaz bilmiyorum.Genel kanı “Bir kadın aşık olursa her şeyi yapar.” Her şey ne peki !? Belli ki buradaki her şey bir erkeğin istediği her şey değil.Açık konuşmak gerekirse bilmediğimiz yada bilmediğim bir şey var.Kadınlar için önemli olan şeyler erkekler için önemli olmuyor asla, bunu biliyorum.Bununla mı alakalı, ya da başka “her şeyler” mi var bunu öğrenmek istiyorum.Şöyle anlatabilirim sanırım, bir kadının istediğim her şeyi yapması için bana aşık olmasına gerek duymadığı bir zamandayız.Sonuç olarak Esmeralda ne yaptı Frollo için, bana bunu anlatın.Bana gelip “Frollo nişanlıymış bak onu bekledi.” demeyin.Gülmem bile ben buna, etrafımda erkekler için “çocuğun sevgilisi” avına çıkmış onlarca kız varken bunu yutmam ben.Sonuç olarak bellidir bir erkek için aşk; yeri geldiğinde kadının saçlarına dokunabilmek, kadının farkındalığını kazanmaktır.Ama karşı taraf için aşk sanırım bir labirent.

Kendi lafımı çürütmek üzereyim; sanırım aşkın tadı, yaşananlar başka olsa bile bütün erkeklere aynı geliyor.Gerçekten böyle mi? Yani ben onun saçlarına dokunmak için kendimden vazgeçtiğimde o başka bir şey hissediyorsa bunu öğrenmeliyim.Buna inanmak istemiyorum, ciddiyim.Şu anda kendisiyle kavga eden biri gibi görünebilirim ama değer yargılarımız ayrı olamaz.Kalp ritminiz aynı olmadığı sürece aşık olamazsınız bence.Yani Esmeralda’nın Frollo’ya aşık olmasının tek nedeni “ah çocuk çok yakışıklı” olmamalı.Frollo onun için Tanrı’ya yakardığında, Esmeralda elinde telefon “bi’ çocukla tanıştım” gibi bir hava içersinde olmasın, rica ediyorum olmasın.

Sanırım buradaki en pembe gözlük, “aşk karşı taraf için başka şey ifade ediyor” diyip kenara çekilmek.Ucunu açık bırakmak bizi doğru yola biraz daha yaklaştırır bu konuda, buna inanıyorum.Eminim Esmeralda’nın duyguları hepsinden daha yoğundur, ve umarım bu kadar büyük bir sır olmasının nedeni kimsenin bunları dile getirememesidir.

Bir gün de böyle “aşk” deriz diye bir lafım vardı.Ama ben bile bu kadar yoğun olmasını beklemezdim.

İyi Geceler, teşekkür ederim.

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Sonra o “ne kadar sessiz sakin, cool” insan geliyor.

14 Ağustos 2013

Senorita – Justin Timberlake

Merhaba;

Beyler, iyi geceler…
Bayanlar, günaydın.

Yapmadığım bir şeyi yapıyorum bugün, ilk defa “ilişkiler” adı altında yazı yazacağım.Peki, neden ? Yok öyle bir neden işte, sorun o.Hissetmek sanırım, belki de şarkı… Bu konuda pek parlak sicilli bir insan değilim, o yüzden fazla efektif olmam gerekiyor bazı durumlarda geçmişim dolayısıyla, arayı kapatmak falan.Ben dahil hepimiz, aynı kötülüğü yapıyoruz aslında diğer insanlara böylesi durumlarda.İnsan geleceğine karar verebiliyor, ama geçmişimiz o hayatımıza sıçan insanların kontrolünde.Hepimiz “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın.” bahanesinin arkasında korunduğumuzu zannediyoruz.

Yapmayın lütfen, o sicili bu konularda temiz olan insanın senden benden tek farkı ketum olması… Yavşak, hayatını kimseye anlatmadığı için “Ah, bak bu çocuk/kız çok tatlı.Şunun ağzını, yüzünü yerim; ne kadar sessiz sakin, cool.” Lan cümlenin başıyla sonuna bak, ne alaka birbiriyle ! Elin bilmem nesi kapalı kapılar ardında neler yaptı kim bilir, ama bilmiyoruz diye bir anda Eros’un bize ödülü oluyor.En azından bizim içimiz dışımız bir.

Peki sonrasında ne oluyor dersiniz, o “ne kadar sessiz sakin, cool“insan geliyor hayatımıza.Let the Hunger Games begin… Hiçbir şey bilmiyorsun hakkında, sadece güzel ve sakin.İşte o andan sonra bir başlıyor seni sömürmeye, tutabilene ceket iliklerim burada.Sonrasında diyorsunki “Lan tamam, ayrılıcaz.Ama şu dar vakitlerim bi’ geçsin, ondan sonra.” O insanda sanki seni duyar gibi, “bam!” diye senin en çökük olduğun anda bırakıyor seni.Hani o “ne kadar sessiz sakin, cool” seksi ? Ne oldu ona !? Öyle bir bırakır gider ki seni, arkasından ne söylemen gerektiğini bilemezsin…

İyisi mi ? Bak o “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın” dediğin insana.Hiç plan dahilinde olmayan bir şey çıkar mı !? Hiç sanmıyorum, kendisi o çünkü.Sen kim olduğunu biliyorsun onun.Hoş seni bıraksa bile arkasından istediğini söylersin.O dediklerini kaldırabilir çünkü ilk defa duymuyor bunları.Eğer iyi bir insansa daha sonrasında -belli bir süre sonra- sorunlarında seni dinler bile.

Ama sen böyle böyle şeyler yaptın” sanki nasıl “Ama sen böyle böyle şeyler yaptın“ oldu ? O da senin gibi macera aradı, terk edildi.Yine aradı, karşısındaki ilginç bir insan çıktı -öyle bir ihtimal de var bak- o hiç olmadı.Sonrasında aradığında tokat yedi, bi’ keresinde dayak yedi.Genel olarak yaş tahtaya bastı.Ardından dönüp arkasına bir baktı, tam bir ”Ama sen böyle böyle şeyler yaptın“ olmuş.E hayat… Dediğim gibi, gelecek tamam da geçmişe pek sözün geçmiyor.

Bu arada üstteki paragrafta kendimden bahsetsem bile, geriye kalanların hepsi ben dahil hepimize tavsiyedir.Umarım, Allah bizi bay ve bayan ”ne kadar sessiz sakin, cool“ örgütü mensuplarından korur.Birgün belki “aşk” deriz böyle, onu yazarım.Tatlı olur.

Teşekkürler yinede, beni ben yapan herkese.

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Buraya en alttan geldik, her şeyin sonunda başaramazsak döndüğümüz yer yine orası olacak.O yüzden iyinin iyisine uğraş.

12 Ağustos 2013

Holy Grail – JayZ ft. Justin Timberlake

Merhaba;

İstanbul; kirli havası, tavır konusunda uzman insanları, eğlence ve bunalımı 1 metrekare’ye kadar düşüren şehir.Bu kadar yoğun bilirsiniz… Bir de benim son bir aydır çektiklerimi bilirsiniz ! Tatil bana göre değil bir kere daha bunu fark ettim ben.Benim kulvarım burası, tatil olsa bile kendi istediği yerde olmalı insan.Benim tribim İstanbul’a değilmiş bunu anladım.Yaklaşık iki saat önce eve girdim.Böyle GTA San Andreas oynayanlar bilir; oyunun ilk sahnelerinde CJ eve gelir, bir dış ses konuşmaya girer “YOUR HOME”.Evet, o dış sesi duydum…  Lan trafiğini özledimminin şehri !

Eve girdim ve ilk işim müzik açmak oldu.Telefondaki 500 şarkı bana tabi ki yetersiz kaldı.Ama garip bir şey oldu; ilk açtığım şarkı Holy Grail, hala o çalıyor… Ben bu şarkıya bayılırdım da bunun gerçek anlamda olabileceğini bilmezdim.Red Line ile şarkıya bağlandım kopamıyorum.Belki bunda her şeyde olduğu gibi yazı yazmaktaki ritüellerimi gerçekleştirmek etkili olmuştur.Yazıdan önce bir şarkıyı açarım genelde ve o bana kafa yapana kadar şekilden şekle girerek dinlerim.Ayağa kalkarım, hafif hafif sallanırım, odada ileri geri yürürüm falan.Uzun süredir olmuyordu bu gün oldu.

Hayatımın en iyi yazı değildi diyorum, aslında en iyi senesi de değildi.Açık söylemek gerekirse aile yapısı sayesinde kararlarımı ve sorumluluklarımı erken belirlemeye başladım.Ama bu sene bu bilindik “sorumluluk” olan sınav beni benden aldı.Bu iş yaza da yansıdı.Ağustosun ortası geldi, bazı günlük eğlenmeler haricinde “Oh lan, ne eğlendik !” diyemedim.Bundan sonra eğer ilahi tarafla alakalı bir sorunum olmazsa burnumun dikine devam.Çoğu zaman “Çok abartmıyor musun ?” kelimelerini duydum; alışveriş, eğlence, risk, yaşayış, fırlamalık, iyilik gibi şeylerde karşınıza çıkar bu soru öbeği.Bu felsefeyi “Entourage” ile yakalamıştım -ki Allah’a o zamanım için de şükrettim ama, en altı da gördüğüm için bu kadar etkilenmiştim- “Buraya en alttan geldik, her şeyin sonunda başaramazsak döndüğümüz yer yine orası olacak.O yüzden iyinin iyisine uğraş.” aslında bu mantık orada eğlence tarafı için vardı, yine de uyarlanabilir.

Ha, bu arada haberiniz olsun: Eğer bana bir şey katmıyorsa, o şeyi asla takip etmem.Dizi olur, film olur, oyun, kitap, sanatçı, şarkı her şeye uyar eğer rutine bağladıysa o olgudan kaç ! Çünkü kendin zaten bir rutinsin.Sabah kalkarsın, yemek yer, akşam yatarsın en basitinden.O yüzden size bir şeyler katsın, daha kaliteli yaşayın.

Sanırım gidiyorum.Dolu bir yazı oldu; bu konuda yardımcı olan, okuyan, okutan herkese şimdiden binlerce teşekkür.Bu esnaflıktan bir türlü kurtulamadım, “Sana ne okutur okutmaz, kime teşekkür ediyorsun sanki… Yaz yazını bas git !” olmuyor işte.

StaySwag&Strong

Kemal 🙂

Have you got me ?

9 Ağustos 2013

Rihanna – What’s My Name

Merhaba;

Sen bana sabahtan akşama kadar “Have you got me ?” de, ben sıkılmam.Şarkıya attığımız laftan sonra yazıya dönebiliriz.

– BAK ŞİMDİ DE DISTURBIA ÇALIYOR AMA BU SEFER LAF ATMAYACAĞIM –

Hayatımın en iyi yazı değil.Bitsin istiyorum, boş çünkü.Kendi yazlarımı kontrol edebildiğim zamanları özledim.Böyle olmuyor; bütün gün evdeyim.Sanki herkes ben evde yatıyorken, benim yapmak istediklerimi yapıyormuş gibi hissediyorum.Umarım yapmıyorsunuzdur, psikolojiktir.

Aslında böyle oturmamak için dönmeyi istiyorum.”Basamak atlamanın zamanı geldi artık, iyi yattık.” diyorum.Ama gel gelelim ne yapmam gerektiğini kestiremiyorum.Okul açıldığı zaman sanki vahiy gelecekmiş bana, bende kendimi kurtaracakmış gibiyim.Bakalım yaşamadan öğrenilmesi imkansız.

Planlarım arasında yüzlerce komik şey var… Yani hayal olamayacak kadar ilginç.Ama bugün Deniz’in dediği en ilginciydi.Bi’ kitap okumuş adamın yazılarına benziyormuş yazılarım.Dedi sana kitap yapalım…

Fikir olarak mükemmel, herkes bir kitabı olsun ister tabi.Ama “birkaç” şey eksik.Öncelikle okunmuyorum, yani bir iki kişi dışında takip edenim yok.İnsanlar benden ne ister bilmiyorum, ne yazabilirim biliyorum ama kim okur onu bilmiyorum.Bunu nasıl yenerim bilmiyorum ya da o mini-şöhret dedikleri veya fenomenlik olarak değerlendirilen şeyi nasıl kazanırım bilmiyorum.Öyle biri olmak ister miyim onu da bilmiyorum açıkçası.Yani insanlar sana hayranım derken her şey güzel ama buradaki bir iki kişiyi kaybettiğimde girdiğim tribi beraber yaşadık. Tanınmak, takip edilmek cok tatlı, ama “En üste çıktığında yapabileceğin tek şey aşağıya inmektir.” der Notorious.Bunu kaldırmak ne derece kolay bilmiyorum.

Yazıyı parçalamak istemiyorum o yüzden konuyu kapatıyorum kusura bakmayın.

Gerçekten bi’ marka almayı ve kendi adıma kıyafet yapmayı düşünüyorum bir de.Tekstilcinin oğlu olmanın avantajı bu işte… Babam beni deli gibi destekliyor ki yapım aşaması gerçekten en kolayı.Tek derdi pazarlama.İşte o yok bende.Yani ortada bir mal olsa belki ama, kendi işini pazarlamak o kadar kolay değil.Ama gerçekten kullanan olur mu merak ediyorum.Kitap Deniz’in hayali ama bu tamamen şahsi… “KEMS” yazılı kısa kolluları giyen insanları görmek… Evet bu güzel bi’ hayal, giysenize !

– Diddy – Angels şarkısı hayal kurmaya yardım eder bu arada, haberiniz olsun. –

Teşekkür Ederim

StaySwag&Strong

Kemal 🙂