
Bende böyle karı alacam !
Bende aşık olacam !
Bende çok sevecem !
of 😦

Bende böyle karı alacam !
Bende aşık olacam !
Bende çok sevecem !
of 😦
27 Ekim 2013
Ebru Gündeş – Hovarda
Merhaba;
A ciğerim söyle neyleyelim
Sevmeyelim de taşa mı dönelim
Bu yüreği kimlere gösterelim
Kim bilir kimdi aşk ile yanan
Sezen Aksu’ya kocaman bir teşekkürler daha, sağolsun o olmasa duygularımızı aktaramazdık.En hasta halimle beni klavye başına geçirebildi aynı zamanda.Bu arada buradan bir şey itiraf ediyorum: OKULDA GİZLİ GİZLİ EBRU GÜNDEŞ DİNLEDİĞİM ZAMANLAR VAR.
Oh.
Günlerini sadece bir şeyler beklemeye adayan bir adamı okuyorsunuz.Eski beni yok etmeye çalışırken çok derine inmişim, yeni beni oluşturacak fonksiyonlar yanmış o yüzden her şey çok yavaş işliyor.Oysa kafamdaki bu değildi.Hem hayatı devam ettirip hemde dönüşecektim, hepsi yattı.Ama bir de başlarsa her şey tekrar, o zaman tutulamam işte.Havadan atmak kolay gibi görünebilir oradan ama bu kadar beklemenin üzerine elbet bir hareket yaşanacak.
Size burada asla ben küçükken böyle böyleydim yada büyüyünce bunlar olacak demedim, pek sevmem zaten.Ama bugün biraz anlatmam lazım, ihtiyacım var.Küçükken hep çok sakin, sessiz, mutlu bir çocuk oldum.Peki neden ? Çünkü, her istediğimi elde ettim ama şımarmanın kötü bir şey olduğu empoze edildi.İyi kötü tartışılır ama bu hale gelmemdeki en büyük etkendir.Girdiğim sınavlardan bile hep istediğim sonucu alan ben ilk defa istediğim bir şeyi başaramıyorum.Değişmeye çalışırken beklenti altında kalıyorum, vasatı aşamıyorum.Çok ilginç gerçekten, ilişkilerden falan korkmaya başladım ters tepki yaptı.Güzel çiftleri sevebilecek kadar büyük kalpli, bir o kadarda onlardan korkan biriyim.
Arada sırada oturup düşünüyorum “Ben bir ilişkiden ne isterim?” diye.Sonrasında çıkan tabloya bakıyorum, yok yani ben bir kız olsam imkanı yok bana bakmam.Ha tamam karşı tarafın beklentilerini her türlü halledebilecek biriyim ama bendeki beklenti… Bakıyorum şu “tumblr kızlarının paylaştığı fotoğraflara”.Evet kesinlikle tırnak içine alınmayı hak edecek kadar fazlalar, neyse işte.Orada her şey toz pembe, istediğim ilişkinin en yakın örneği.Kız duru, güzel, sakin bir havası falan var; ilişki desen sadece sevgilisiyle, takılmalar işte tarzları falan uyumlu, yaptıkları yakın.Bir de en önemli kısım var bak o kızlarda, ama onların bile hepsinde yok, hani şu “snapback” kafasındakilerde.Bunu anlatmazsam ölürüm… Spor giyinmekten çekinmiyorlar.Ya biz yıllarca süslendik süslendik süslendik, giyinip durduk, karşıda makyajlar bizde saçlar falan; sonuç ? Bu sene de bekar gezelim.Abi ne gereği vardı, hiçbir sevgilim de bana demedi ki “Eşofmanlarla gel, şöyle rahat rahat karşılıklı bi’ oturalım.”Neden bu kadar zor sevgilinin yanına yalandan bir topuzla, eşofmanla, hafif makyajla gitmek.Sana çirkin ol demiyorum ki ben, sadece ortamdaki hava yumuşasın.Muhabbet bile değişir, başka biri olursunuz o rahatlıkta.
Hale bak, yok cidden olmuyor yani benim değiştirmem lazım bu kafayı.Bu tarzı değiştirme kafasıyla okula bile pijamayla gitmeye başladım.Aynada başka bir ben var.
Ama en azından yine eskisi kadar sakin, güzel ve yalnız bir hayatım var.
Güzel günlere
Kemal 🙂

Senden korkan bir ben…
25 Ekim 2013
Nothing But The Beat
Merhaba;
Düşman çatlatmak için yazı yazıyorum, sanki birilerinin beklentisi azalmış gibi.Okunmasam bile böyle şeyler hissetmek güzel.Farkındayım uzun süredir yazmıyorum kafamda yazılarımla alakalı elli tane konu var, bakalım altından kalkabilirsek artık…
Bugün biraz daha kafam rahat, fırtına öncesi sessizlik tarzı bir şey herhalde.Aklıma ilişkiler falan takılıyor, çiftlere bakıyorum genelde.Bazıları var ki onlar ayrılırsa dünyanın düzeni bozulur… Bu kadar yakışan, anlaşan ve sevimli çiftlere ne yapılır bilemiyorum ama ayrılmasınlar diye dua ediyorum.Ama bazıları… ALLAHIM ! Pis, çirkin, seviyesiz böyle benim olsa bakmadan yakıp atarım o ilişkileri.İlişkinin de bir albenisi, böyle ne biliyim bir nazar potansiyeli olması lazım.O ne öyle yanlış örnek modeli gibi.
Ayıp, yazık, günah.
Şu an Sia dinliyorum.İlişki dediğin onun sesi gibi olmalı.Başladığında onun sesi gibi büyülemeli, sonrasında yüzünde gülümsemeler bırakan bir şaşkınlık vermeli, devam ettikçe dünyayla olan ilişkilerini azaltıp seni daha çok kendine çekmeli ve bittiğinde ise yüzünde sadece bir tebessüm bırakmalı.Emin olun o kadar zor değil; tek sorun sanırım biz ırk olarak acı vermeye yatkın olduğumuz için, karşımızdakini nasıl kaybederiz diye uğraşmamız.Size gidin evlenin demiyorum; kimse benim kadar karşı olamaz o seviyedeki bağlılığa, “noluyo !? yuh daha hayaller vardı hani !” kafasında biriyim bu konuda.Ama bu, güzel ilişkilerin önünü kesecek değil… Daha önce eminim herkes tarafından yapılmıştır; dışarıya sevgili için çıkmalar sadece, abuk sabuk yerde buluşmalar, plan dahilinde olmayan şeyler yapmalar.Eh çok mu zor geldi şimdi, arkadaşlarının yanındayken mesaj atıp “Aşkım, nasılsın?” demek daha kolay tabi… Karakteri yakaladıysan devam et işte niye hayatı cehennem ediyorsunuz !?
Neyse konu saptı.Beklentiyi sıfıra indirmek sanırım bunun adı, belki de ben yanıldım.Çünkü çevreyle ilişkileri azaltmakta bir beklenti olabilir.Ama her ne olursa olsun bir ilişkiye başlamışsın; kaç hafta, kaç ay sürebilir ki ? Yakalamışken boşa çıkarma bu zamanları.Zaten hep söylerim “Sonunda kız gider, dost kalır.” bu kadar basit.Bi’ “We Found Love” klibi yaşamak hepimizin hakkı yani.
Umuyorum olacak.
Kemal 🙂

Sen öl ki ben rahat yüzü falan.
Doctor Hall: I’d like to start with some simple word associations. Just tell me the first work that pops into your head. For example, I say, “Day” and you might say…
James Bond: Wasted.
Doctor Hall: All right. Gun?
James Bond: Shot.
Doctor Hall: Agent.
James Bond: Provocateur.
Doctor Hall: Woman?
James Bond: Provocatrix.
Doctor Hall: Heart?
James Bond: Target.
Doctor Hall: Bird?
James Bond: Sky.
Doctor Hall: M.
James Bond: Bitch.
Doctor Hall: Sunlight?
James Bond: Swim.
Doctor Hall: Moonlight?
James Bond: Dance.
Doctor Hall: Murder.
James Bond: Employment.
Doctor Hall: Country.
James Bond: England.
Doctor Hall: Skyfall.
James Bond: …
Doctor Hall: Skyfall ?
James Bond: Done
3 Ekim 2013
Merhaba;
Sanırım Kısa yazı yazmaya alışmam gerekiyor.Çünkü uzun yazınca iki yazı arasında ister istemez uzunca bir süre oluyor.Ve kısa yazılarda konu çok fazla dağılmıyor.
Her şeyde böyle değil midir zaten ?
Çok fazla zaman ayırırsın, çok uğraşırsın, başardığın zaman yeni bir hareket yapmaya ne enerjin, ne de kafan hazırdır.
Aptal insanlar olduğumuz için anlamayız.Kendimizi harcamak karşımızdakinin hoşuna gider zannederiz hep.Ama o bizden istediği kadarını alır; fazlası mide bulandırır, çirkinleşiriz.
Karşımızdakini kaybettiğimizde de aynı durumda oluruz, hayata devam etmek için ne enerjimiz kalır ne de kafamız.
Tesadüf diye bir şey yoktur,asla inanmam.Basit hatalar yüzünden harcadığımız özbenliğimize yazık.
Kemal 🙂

Şakacıktan evlenelim.