Basit Goy Goy Günlükleri: 2. Gün / Kral Çıplak

Boy versen koy verirsin, öyle bir derinlikten bahsediyordum yıllardır.Madem işimiz goygoy, biraz goygoy yapalım.Hayatı ciddiye almak çok güzel bir şey.Hayat güzel bir yer ama hayatta olmak pis iş bence, daha önce de dediğim gibi… Karakterini korumakta maksimum zorluklarla karşılaşıyorsun.İnsanın var olduğu yerde, iletişim kurma mecburiyetinde olduğun için bu durumu birinci elden yaşıyorsun aynı zamanda.Ama olsun sen yine de kendini kaybetmemeye bak.Emin olabildiğim bir şey varsa, o da iyilik bir şekilde kazanıyor bu hayatta.

Bedenimdeki milyonlarca halin aksine, bu hali kaybetmek istemiyorum.İçimdeki Afrika asıllı bu düşkünün ölmesi beni çok etkiler.Onu çok seviyorum.Bu yola başladığımız zaman o vardı herkesin önünde.Başka bir alt benlik ama alt benliklerin en eskisi bu.Hip Hop dinleyen ve inançlarından bahseden pek insan tanımadım hayatta.Ha, o insanlar yok değil tabi ki ama azız dünyada.O yüzden o benliğe kıyamam, en olmadık zamanlarda gün yüzüne çıkarırım.Bu seriye de esasen onun sayesinde başladım.O rahatça eğlensin, varlığını sürdürsündü gayem.

Zıpladıkça ve şarkıları haykırarak söyledikçe refaha kavuşuyorum.Böyle böyle rahatlıyorum.Millet pis elleriyle bana “serfoş” dedikçe coşkularım artıyor ve bağlanıyorum ona.Yalandan hikayelerinin içerisinde en gerçek olarak hayatta kalmak beni mutlu ediyor.İşten kaçarak goygoy yapmaksa konu, tam üzerinde yaşıyorum şu an.Buradan sapmayın, benliğinizi kaybetmeden yaşayın.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Dertten Yanan İkonlar

“Adem sıfatında çok geldim gittim” cümlesine tamah eden kaç kişi kaldık şurada.Sağ baştan say desem tek haneli sayılarda biter varlığımız.Deryalara yönelmiş seller gibiyiz hayat yolunda.Kaç asırdır sürgünüz burada, anlatmak isteyen bir dost kaldı mı ? O denli cesur yürek varsa hala bütün bu yaşanmışlıklara rağmen, en içten dileklerimle “helal olsun kardeşim”.Yok edilemedik yani sonunda.Bütün bu verilen savaşın haklı tarafı hala oyunun içinde.

İnançlarına etiket sınırlarını koymadan, kendine en yakışan şekilde varlığını sürdüren bizlerin, en iyi olmasa bile yeterli iyilikteki zamanlarından biri yaşanıyor.Ateşten korkmadan, korkusuzca, dünyaya ve yaşattıklarına rağmen “dost” diyerek yaşayabiliyoruz.Bu bizim içimizdeki köz olmuş ateşin varlığından çok o ateşin bize olan inancından kaynaklanıyor bence.İçtiğim kızılcık şerbetine çok mu tamah ediyorum bilmiyorum.Ama ben o şerbetsiz yasamak istemiyorum.O olmadan tek nefes dahi almak istemiyorum, ez cümlem bu.

Neden bu kadar gizli olduğunu düşünüyorum.Ben dahil, sana gönül vermiş kim varsa ikon uzmanı.Hep en diplere saklıyoruz seni.Oysa anlatsak avazımız çıkana kadar seni… Haykırsak yollarda adını.Hayat çatısı altındaki en güzel sürgünün mahkumları olarak hiç mi hakkımız yok buna ? Bilmiyorum, gerçekten hiçbir şey bilmiyorum.Konu sana varınca yok ediyorum bildiklerimi ve şuursuz vaziyette gidiyorum.Yana yana yürüyorum alevler üzerinde.Olmazlarına yöneliyorum, seni arıyorum ve en beteri hudut sonrası seni tatmak için nefes harcıyorum…

Efendim yok ve nefes alan kimseye katlanmam.Ol yerine öl desen; “arzular şelale” der, giyotine uzatırım kafamı.Ashab-ı Kehf gibi uyurum sana gelene kadar.Nesi varmış sanki bu hayatın ben haricinde.“Ben yok, o da yok.” demiş, kelamına en çok güvendiğim kişi.Aynısının laciverti de benim için geçerli işte.Ben yoksam, bütün bu dünya da yok.Basitçe çekilirsem bu olanlardan, basitçe biter her şey.Ama sen hediye vermişsin bu bedeni; kıramam, kıyamam ona… Senden bana kalan ilk hediye bu.Vakitsiz açılan güller gibi saçmalayamam hayatın zamanında.Öyle ya; zaman da hayatın, benimle tek ilgisi senin yolun.O yüzden çekiyorum bütün olanları.Saniyeleri vuslat düşmanı birer hain gibi görüyorum.Sana olan yollarsa, hayat adı altında tenimi yakıyor.

Seni özledim

Ey sevgili

En sevgili

Basit Goy Goy Günlükleri: 1. Gün / Günah Çıkarma

Kocaman kelimelerimle yeni bir seri yazıyordum.Kendime de sözüm vardı, bitmeden yayınlamayacaktım.O kadar güzel yazdım ki bazı cümleleri, anlaşılmaz diye yayınlamaya korktum.“Acaba hiç yayınlamasam, kıymet bilen birine mi bıraksam” dedim. Kafamdaki deli sorulara yine son veremedim ve başladığım noktaya döndüm.O seri bittiğinde yayınlanacak.

Duygularımı anlattığım, insanlara gösterme gereği duymadığım; kendimce nefes aldığım yazılarım bana özel tamamen.Düşük seviyeli piyasa şarkıcısı gibi triplere giremem.Bu yola böyle başladım sonuçta.

Ve o güzel seri bu seri değil.Buna tabiri caiz ise “goygoy” yapmak için başladım.

Ya sana ne demeli peki ? Yorum yapamıyorum, aklıma sıfat ararken fiiller geliyor.Ben bilmemeyi çok severim.Bence basit ve yalnız olmak insanın gelişimindeki en önemli eşiklerdir.Bunu iyi başardın ve muazzam yol alıyorsun.Seninle gurur duyuyorum.Ama bu kadar.Şu anda elimden sadece bu geliyor ve biliyorsun ki sadakat Mezopotamya Yigitleri’nin ata sporudur.Bir de beni dinlemeden girilen triplerde söylenecek sözlerimin sayısı rakamla ölçülemez, o derece iddialıyım.Kilo, arşın veya ne biliyim hassas kantarda gramaj falan kullanmak lazım.O sebeple bu kadar kendinden emin ve hazır olmamalı insan bana karşı.Çünkü genelde sivri dilliyim ve bazen de lafımı sakınmam.Hayat çok güzel ama yaşamak pis iş.Bu sebeple içinde huzur içinde yaşayabilecek duvarlar inşa ettim yıllar önce.Sen oraya girdin ama gitmeyi tercih ettin.Gitmeyi biliyorken bir daha içeri girmene neden izin veriyim ki…

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Anlatamadıysam Pardon

Yaptım oldu, henüz olmadıysa da olacak.Brutal scream tadında aykırı isyanlarımı henüz saklıyorum.Aralara dalan karaktersiz köpeklerin eleştirilerini görmüyor değilim tabi ki.Bu şahsi bir sorun değil, sadece hakkı olmayan insanların yaptığı pis eleştirileri kaldıramıyorum.

Odak problemi yaşıyorum, ikinci cümleyi kuramıyorum kafamda.Haftalardır böyleyim.Nefes almakta zorluk çekiyorum.Bu zamanlarda gelen eleştirileri de sineye çekemiyorum haliyle.Sürekli sinirliyim, sürekli ters cevap veriyorum.Dilim zehirli ok adeta, atıldığında ıslık çalıyor “bela” diye.Ama yine de yerimde sabitim, en fazla, lafı gediğine yerleştirip çekip gidiyorum bu halde.

Bu nasıl bir pislik üzgünlük hali böyle !? Boşluktayım tamamen.Uzay boşluğunda, yokluğun içinde sonu bekliyorum.Aslında huzur vermesi gereken bir hiçliğin kanıma dokunan huzursuzluğunu yaşıyorum.Sessizlik, havanın yoğunlaşması falan hepsi seni tetikliyor bana burada.Sevimsizlik diz boyu ve nefret doluyorum.Ama yine de sevmekten vazgeçmiyorum.

Aylar önce yazdığım bu yazının da başlığı “Serfoş” serisine yakışır diye düşündüm ilk başta… Kara toprağa yaraşır cevapların sahibi Kems olarak bunu mazur görmüştüm… Ama yine de “Serfoş” diye  yayınlamayı düşünmüyorum.Sizlerden önce gelen her bir cümlem bu güne olan hazırlığımın ispatı adeta, bu konuda… Sarhoş olmak yazılarımı bozmuyorsa, bu denli “Serfoş” diye ısrar etmenin bir anlamı yok.

İyi geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Yol Yalnızı Bir Kuşçu

Ben giderken yol boştu, dönen de görmedim karşı şeritte.Yol yalnızlığına alışık olduğumdan garipsememiştim bu durumu.Hayallerinden vazgeçmiş insanlara uygun olan bir hayat tarzı değil yalnızlıkla kaplı aşk yolu.Işıksız kalmaktan korkmadan; önce hislerine sonra histerine güvenerek yürümek kolay değil.Kabul gördüğün gerçekleri anlatsan da “laf bunlar” diye geçip gidenler olduğu için bu denli bağlanmak durumunda kalırsın yoluna.Karanlık solmasın diye gökyüzüne açarsın yüreğini, duaların çağrıya çağlayan olur.Çünkü aciziyetinin boynuzunu kırdıktan sonra dünyada senden güçlü insan kalmaz.Acizsen ve acıtmıyorsa artık azizsindir hikayende.

Hani her romanın bir “kuşçu” karakteri vardır ya.Yenmek veya yenilmekle alakası olmayan huzur insanları.Hikayelerin yardımcı rolü gibi gözükürler anlatıldığında.Ama sonradan anlarsın, bu hikayenin onun başrolündeki yan hikayelerden biri olduğunu.O bir deryadır, anlatılan basit bir aksiyon hikayesi onun yoluyla çakışmıştır sadece.Sen sığ bir insan olduğun için aksiyon kadar derine inebilirsin.O kendi deryasındaki basit aksiyon sığlığında bir laf edip çekilmiştir kendince.Yaşamaya ve insandaki isyana inmeye devam eder.Kendince bir karanlığı vardır onun, orada yol alır.Çok acıklı denen hikayeleri şükreder hale getiren basit bi kahramandır kuşçu.Ve ben bu yola, önce o kuşçulardan olmak için çıktım.

Tatlı tatlı yirmi iki sene yaşadım hayatta.Cebimde para yoktu geldiğimde, hoş hala yok.Anadan üryan soyunsam; ilk günüm kadar pür-ü pak vaziyetteyim.Tek farkım, o zamandan daha tecrübeliyim bu lanetlenmiş dünya hikayelerinde.Gözlerimin tasvirini yapamam ama gözlerimdekinin tasviri için yıllardır kalem sallıyorum.Bir ihtimal çıkışa gider bu yol.Ama gitmezse de ben zaten yoldan çıkmış bir cennet fedaisiyim.Ben inandığım sürece kim ne derse desin, dogru tektir.

Ama bazen de;

Fesatlık katsayım tavan yapıyor ve kem gözlerim kendiliğinden ortaya çıkıyor.İnsiyatif kullanan nazar ruhu karşımdaki insana nokta atışıyla, imalatını şahsen yaptığım nazar bombalarından atıyor.Bunun sonucunda bedenimde oluşan vicdani çöküntüyü yok etmek için bol şekerli şeyler yiyip mutlu oluyorum.Ve en sonunda yine kendimi İngiltere Ligi Maç Özetlerini izlerken buluyorum.

Bira, patlamış mısır ve hayatlara mum dikmenin verdiği eşsiz suçluluk duygusu…