Çünkü çok iş var.
Komün bir düşünceye sahip olmasam da, bu ara Che’ye sardım.Vatanın olmayan toprakları kurtarıp orayı terk etmek geldi aklıma.İnsan neler yapabiliyor böyle, bu nasıl bir hissiyat !?
Çünkü çok iş var.
Komün bir düşünceye sahip olmasam da, bu ara Che’ye sardım.Vatanın olmayan toprakları kurtarıp orayı terk etmek geldi aklıma.İnsan neler yapabiliyor böyle, bu nasıl bir hissiyat !?

Doğum günüm vesilesiyle kocaman bir aile ❤ Yer Yüzündeki Müptezel Melekler. #ProfessionalDrunks (Taksim)
Ne biliyim ya, eskisi kadar yazmak istemiyorum.Yazmayı çok istiyorum ama bir o kadar da isteksizim.Sanki bir neden için yazıyormuşum da artık gerek yokmuş gibi.İçimde yazmaya ait bir öküz var, sadece yazmaya odaklanmış.Ama dediğim gibi nedenim de kaybolmuş yazamıyorum.Böyle çılgınca naz yapar gibiyim.Bu yalan yanlış halim, hoşuma da gidiyor aslında.Böyle kendimle cebelleşip, yazdıklarımı taslaklara atmak hoş geliyor.Zaten meraklısı yok, o halde ne bu yayın telaşı gibi bir düşünce.
Sürreal bir şeyler yazmak istiyorum.Yeteri kadar da içiyorum ama bunu yazmak elimden gelmiyor, beceremiyorum.Gaye Su Akyol şarkılarının hip hop sanatçılarınca uyarlanıp, yazıya aktarılması gibi şeyler istiyorum.Deniyorum da fakat istediğim sonuçları vermiyor.Daha bir Kuzey Afrika’ya yanaşasım geliyor bunları yaparken.Cheb Khaled’li bir Sahra canlanıyor gözümde; sonrasında Libya, Tunus Cezayir ve Fas.Sıcağında öldüğüm Osmanlı Toprakları.
Goy Goy’un sağ kanattan yapılanı olur mu diye soranına gelsin bu karalamalar.Seksenli ve doksanlı yıllarda Orta Doğu’da, kafamın katipliğini yaptığım, bahtı açık bir divane olmak isterdim.Maddi getirisi had safhada, tüm derdi manevi sınırlar olan bir çöl düşkünü, inanılmaz yakışırdı sanki bana.Böyle dededen Aksaray’da han, babadan da Moda’da apartman kalmış; tüm hayatını dudakları çatlamış vaziyette çöl kumlarında sarhoş geçiren bir insan.Bence salt karizma budur…
Parmakları çaprazlayıp bana şans dileyin.
Üstü bomba, altı sorma bir yazı.
Hayattan binlerce rahatsızlık çıkarabiliriz.İstemediğimiz her şeye sebep hayata küsebiliriz.Hayata küsüp, bahanelerimizle nefes almaya devam edebiliriz.Peki buna değer mi ? Şaha kalkan dertlere rağmen yaşamak mı hayat, yoksa dertleri kaderine ışık yapacak vaziyete bürünüp depresif olmak mı ?Rahatsızlıklarımıza rağmen yaşamaya ve gülmeye değer mi, bunu merak ediyorum.Çünkü yapabildiğimiz başka bir şey yok ne yazık ki…
Neyse, goy goy yapalım…
Sabahları çılgınlar gibi tuvalete koşmak beni güvende hissettiriyor.Neden bilmiyorum ama uyandığında yaptığın şey belli ve evindesin.Bana biraz absürd, biraz makul, bazen de eğlenceli geliyor.Her sabah yüzümü yıkarken aynaya kaş göz oynatmak, akşamdan kalmaysan ihtiyaç gidermedeki rahatlık, diş fırçası falan.Bunlar bir insanın uyandığı da yapabileceği en ilginç şeyler sanki.Bir de tuvaletten çıkınca gün başlıyor, ben onu sevmiyorum.Ben hep gün sonlarında yaşadığım için, gün başındaki bu garip gelenek bana aidiyet hissettiriyor.Bence mantıklı…
Tuvalet terbiyemizi de aldığımıza göre hayata dönebiliriz.Bütün bu ilk paragraftaki dertler gündüze ait bence.Çünkü akşanları yaşanan hayatla, sabahki hayat bambaşka.Ve işte o dertleri kader edinmemek adına, böyle tuvalet terbiyesi gibi saçma detayları büyütmek lazım hayatta.Kimse mücadeleye hasta olduğundan mücadele etmiyor bu hayatta.Bu cümle ne kadar zoruma gitse de doğru.Mücadeleye güzel anılar yerleştirmek, onu daha katlanması kolay yapabilir.
Sen daha da uzaklaş.
Ben terk edilmelere layık biriyim.Hayatlara farklı anılar bırakan bir lanetim.Ben istemedim böyle olsun ama oldu.Elimden gelmeyen gerçeklere aşk deyip dünyadan kaçan ben, hangisi sanal hangisi gerçek diye hep ikilemdeyim.Esmer dudaklara, dolgun yanaklara sanal demek hak mı ? Bilinmeyene aşk demek; ona tek gerçek, ölümsüz olan demek ne kadar hak ise o kadar hak bu da.
Bilmiyorum.Sanırım.
Cesaretlenin ve beni terk edin.
Beni iyi hatırlamanın tek yolu bu.
Saat 03.45 yine…
Kendimi kaybetmeden önceki son duraktayım.Sevginin yeline kaptırdığım yelkenlerim beni nereye götürürse oraya gitmek istiyorum.Ölümle kan kardeş oldum.O, zamanını bekliyor ve ben de yoluma bakıyorum.Bu şekilde muhteşem bir anlaşma içersindeyiz.İkimiz de kendi sessizliğimizde vuslatı bekliyoruz.
Çok fazla ciddiye alamıyordum hayatı.Esas nedeni haplardı bu halimin.Ama hapları aksatmaya başlayınca yine o eski dostlar konuşmaya başladı.Dolayısıyla bu da her şeyi etkiledi… Ben dünyaya adapte olmak istemiyorum, yalnız kalmak ve tek hesabı tanrıya vermek istiyorum.Ama bunu mümkün kılacak bir yol göremiyorum.İnanılmaz derecede canım yanıyor ve insanlar “neyin var” demekten ileri gidemiyorlar.Ne bilmem gerektiğini de kestiremiyorum artık.Bildiklerimle hayat örtüşmüyor ve çok zorlanıyorum.O yüzden bu ara sürekli “bilmiyorum” diyorum.Çünkü doğrular, insanlara yanlış geliyor.Ve kimseye gerçek olanın ölümsüz olduğunu anlatamıyorum…
Bana düşünme diyorlar, kolaysa siz yapın aynısını.İnsanlara, başkalarını hatırlattığım özelliklerimden ve o başkalarından nefret ediyorum.Ben kendi yağımda derdimle kavrulurken, bilmişin birinin amca oğluna benzemek umrumda değil.O özelliğim de amca oğlun da yerin dibine batsın.Beni terk edin, rica ediyorum.Hepiniz beni terk edin, çünkü bende herkesi terk edecek güç kalmadı.
Kelime öbeklerinden yoksunum.
Cümlesizim,
Tümcesizim,
Bilimum edebi değerlerden uzaktayım…
Ne kadar sikimsonik iş varsa burnumun dibinde bitiyor nedense.
Bence dünyayı daha da yormadan, üremeyi bırakıp kendi neslimize bir son vermeliyiz.Pisliklerden arınmak için, “Global İntihar Projesi” bunu bir düşünün.Kimse doğum yapmaz ve herkes ecelini beklerse yeni bir dünya için en erken fırsatı yakalamış oluruz…
Latife yapıyorum
Yersen
Selam yine ben.En derin duyguların dostu, biricik Kemal’iniz.Ömür göçüp gitse de gençliği sıkı sıkıya tutan bir benlik içersinde nefes alıyorum.Her yaşanana “çok şükür” deyip yoluma bakıyorum.İçemediğim günlerin vebalini akşamları çıkarmaya çalışsam da bazen yetişemiyorum.Ama olsun; ben, ben olmayı en iyi başaran kişiyim.
Derinlikte sınır tanımayan türkülerde kendimi bulduğum doğrudur.Ve bu olduğum kişiyi, Barış Manço’nun yoluna defnetmeniz de vasiyetimdir.Ben aşk ve yar yolunda ihtisas yapmış, herhangi bir ödleğim sadece.Sevgilisine Allah demekten aciz binlerce sanatçının, en küçük evladıyım.Ha derseniz ki senden küçüğü yok mu, elbet vardır ama henüz ben tanışmadım.Bir gün; bir yerde tanışma şerefine erişirsek eğer, en küçük olmaktan çıkarım haliyle.
Hakk beni terk etmedikçe bu diyarda yalnızım.Ki O da bu sevgisiyle beni asla yarı yolda bırakmaz, bunu adım gibi biliyorum.Belki bir gün bütün bu kötü alışkanlıkları bırakıp, tertemiz bir insan olurum… Ama bugün, o tertemiz insan ben değilim.Kılavuzu Hayyam bellemiş bir toy zihne, adam olduğunda ne deseniz yetersiz kalıyor.Zihnim hala çocuk ve Hayyam’la var.Bildiklerimle yetinmiyorum Hayyam Bey, hep daha öteye geçiyorum sayenizde.Ama insanlık bizi ötekileştirmek adına ant içmiş gibi.Bizi anlamamakta çok ısrarcılar, biz de bir o kadar yalnızlık mahkumuyuz haliyle.Sevsek dünyada dert, sevmesek içimizde daha büyük dert…
Dünya bize dar geliyor.Sanal aşklardan kurtulup cemalî bakiye ermek istiyoruz.Ama ne mümkün, hatta na-mümkün bu dünyada… Biz hep ezilen tarafların, aşk yolundaki sesi oluyoruz.Ben bunu isteyerek elde etmedim.Kimsenin de bu sorumluluğu isteyerek alacağını sanmıyorum.Yüzümüze gülen kaderin kurbanlarıyız sadece.Biz sevmeyi bilerek doğduk ve bunun mahkumu olduk.Darısı hepinizin başına…
Karaktersizliğin ideoloji yaftası altında kabul görülebildiği yegane ülkede yaşıyoruz.Toplu ölümlerin sabrımızı asla taşırmaması ve terörle yaşamaya alışımamız gerek söylemleri de cabası.Oysa inanılmaz vataseverdik.Bu vatansever sözlerinin hepsinin başına, “sözde” sıfatını getirmek artık boynumuzun borcu.Çünkü biz “sözde” yaşıyoruz.Hayatta kalmakla yaşamak arasındaki kocaman farkları nasıl da görmüyoruz merak ediyorum.Ölemediğin günü, ben bu gün yaşadım olarak değerlendirebilir misin ? İşte biz tam olarak bunu yapıyoruz.Ölemediğimizden yaşıyoruz ve bu hayat standartlarına rağmen mutlu olmaya çalışıyoruz.
Açıkçası ben hiç de mutlu değilim, yakın bir süre zarfında da mutlu olacak gibi durmuyorum.Biz bu kadar omurgasız bir topluluk muyduk ? Ölen onlarca insanın arkasından “sabrımızı sınamayın” demenin kime ne faydası var ? Bizim sabrımız zaten taşmıyor ki, sınansa ne olur ? Evimiz dediğimiz topraklarda sıka sıka ilerliyor millet, biz hala ekrana dalıp gidiyoruz.
Ben öyle sanal dünyanın delikanlısı değilim ama bugün elimden yalnızca bu geliyor.Her gün birileri ölüyor ve biz sadece taziye mesajı yollayabiliyoruz.Bu benim ağırıma gidiyor.Benim sesim çok gür çıkmaz ama yine de sesleniyorum; istikrar abideleri, terör destekçileri, sönük faşistler ve gevşek sol kanat, hepinizden nefret ediyorum.