Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Mazoşist İtiraflar

Sapkınlık insanın doğasına işlemiş, sapıktan çok sapkın var etrafımızda.Bizi saptıran da bir zevk, ne biliyim işte farklı bir duygu falan.Ve bu duygu da butik mazoşizmi getiriyor kendince.

Hepiniz acı veren şeylerden zevk alabiliyorsunuz.Mesela damağındaki yarayla oynamak gibi, yaranın kabuklarını koparmak gibi, sinek ısırığını kaşımak gibi saçma ama zevk veren acılar bunlar.Ve ortadaki bahsi arttırınca masaya daha duygusal olan mazoşist itiraflar dökülüyor.Mesela ben birinin örneğini vereyim; anılarıma duyduğum pişmanlık veya özlemleri anmak için, yürümemem gereken yollarda yürüyorum.Aynı adımları atmaya çalışıyorum, aynı hisleri yakalamayı deniyorum.Ne kadar başarırsam tabi… Fakat bir şey fark ettim; eskiden başka bir yerde yürürken, artık daha başka bir yerde yürüyorum.Sapkınlığıma da güncelleme gelmiş görünen o ki.

Bu ve bu gibi açıklanması güç hisleri anlatmayı çok istiyorum.Ama genelde kolayca elden gelmeyen yazılar bunlar.Doğru kelimelerin seçimi o kadar kolay olmuyor ve yanlış kelimelerle çok başka yerlere gidebiliyor konu.Yine de bu mazoşist faaliyetleri yazmayı uzun süredir istiyordum.Pek beklediğim gibi beceremedim ama olmazsa bi tane daha yazarım bu başlıkta…

Çılgınlar gibi goy goy yapıyorum ve bir insanın bunu okumasına izin veriyorum.

18 Mayıs 2016

Beyonce – Freedom ft. Kendrick Lamar

Merhaba;

Beni özleyenler el kaldırsın, geriye kalanlar kalkıp gitsin.Umrumdasınız; ama beni özlemiyorsanız eğer, umrumda değilmişsiniz gibi davranacağım.Çünkü öyle istiyorum, çünkü hayat böyle.Bugüne gelene kadar içimde iki başlık belirlemiştim kafamda, lakin yazı ikisine de ait olmayabilir.Yalnızca ölü toprağını atmaya çalışıyorum.Neyse o ilk başlık “lucid rüya” ikincisi ise “eküri olmak” tarzındaydı.Gayet de niyetlenmiştim bunları yazmaya, hatta çok iddialı cümlelerim vardı.Ama ben, beni yine şaşırtmadım ve nostaji yapmaya karar verdim.Bence iyi oldu, çok da güzel oldu hatta; ama yazının sonunda karar verelim buna.

Çok çalışıyorum, saatlerim çok dengesiz ve uzun.Çok memnun olsam bile çokça zamanımı alıyor ve yazı yazmamı çok engelliyor.Bu kadar çok şeyi bana yaşattığı için de kendimi bazen garip hissediyorum.Ama eğer rayına oturtabilirsem, çılgınlar gibi yazmaya devam edeceğim.Hem de çok ! Öyle bir yazacağım ki insanlar “aman tanrım, ne kadar çok yazan bir çocuk.” diyecekler.Buna yürekten inanıyorum.Ama bu içimdeki çocuklaşma isteği nereden geliyor bilmiyorum.Ve işin kötü tarafı git gide daha da çocuklaşasım, saçma saçma şeyler yazasım geliyor.

Uykum gelmeye başladığı için kafam durdu.Bu sebeple de saçmalamak işime geliyor.Yarın bir gün bu yazıyı okuyacak insan “aman tanrım, ne kadar çocuksu bir çocuk.” demesin istemiyorum.Ama aklıma İsmet İnönü Capsleri geliyor, ne biliyim siyasi thug life görüntüleri falan var zihnimde.Çılgınlar gibi goy goy yapıyorum ve bir insanın bunu okumasına izin veriyorum.Sanırım katlim vacip, fakat cellat kayıp.

Özlem duyduğum şeyler evrim geçiriyor ve bendeki formlarını kaybediyorlar.Bu bir tehdit değil tabi ki, sadece kendime sesli olarak yapamadığım bu itirafı yazılı olarak iletiyorum.İnsanların, sevdiğim zamankinden daha bilmiş ve kendilerinden emin olmaları beni inanılmaz derecede rahatsız ediyor.Bu da sonuç olarak böyle uzun özlemleri getiriyor.Çünkü özlem duyduğun şey artık yok.O insan senin için sulugöz gibi, patlayan şeker gibi, Tang gibi, ne biliyim işte Pokemon gibi falan.Özlesen de artık yok.Olan da özlediğin halde değil, boşluğunu doldurmuyor.

İşte bunlar da hep benim zoruma gidiyor.

Kemal 🙂

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.15 İkilemlerin Metası

Taslaklara kaydettiğim her yazıyı bitirebilecek kadar karakter sahibi olabilseydim, şu anda Nobel bile alabilirdim.Hip Hop kültürüne ait, dünya inanç sistemlerine hakim ve alkolde derinlik sahibi bir yazara kim Nobel vermez ki ? Şahsen ben ilk böyle yazarları arardım.Nerede öyle delikanlı çocuklar… Bizim oğlan da sorumsuz olmasa tam biçilmiş kaftan, ama biraz serseriliği var işte.Yoksa Nobel kapımda bekliyor.Haksız mıyım ?

Eşekler gibi çalıştırıyorlar beni, en büyük sorunum bu şu zamanlar.Ha yüklü bir iş değil ancak saatleri beynimde delikler açıyor.Ve o deliklerden de kokulu silgiye renk veren boya maddesi akıyor.Hayat yerinde olduğu zaman kafam yerleşemiyor.Ne yapmalıyım doktor hanım ?

Sonra alt egolar devreye giriyor ve;

Yine başladığımız yere döndük iyi mi ? Kime ne anlatıyorsun sen Kemal ? Kimse seni anlama derdinde değil ki, bu çabalar nafile.Neden yazıyorsun yıllardır.Nasıl bir seksomani bu ? Aldığın zevke değer mi ? İnsanlara kalsa; ıslığım dağları tuttu, güttüğüm iki tane keçi.Basit bir işmiş bu ve fazla yaygara koparmaya gerek yokmuş.Ulan, ölüyoruz ibneler ! Daha ciddi ne olabilir şu hayatta ?

Beynim; dünyadan daha hızlı dönüyor, kafatasımın içinde.Sürekli bir baş ağrısı ve kul hakkı yiyene nefret söylemleri de cabası.Ölmeyecekmiş gibi yaşamanın verdiği sanal tanrı egosu kime ne katıyor anlamak istiyorum.Benim beynim bunu almıyor, benim mantığıma oturmuyor bu.Ya da şartlı refleks, bunun içimde inşa edilmesine izin veremiyorum.Bir şekilde olmuyor yani.

İkilemlerde çürüttüğüm gençliğim beni refaha kavuşturursa eğer günün birinde, arkamdan bedavacı demeyin.Ben kazandığımdan çoğunu kaybettiğim bir kumar masasının, bir şekilde kazananı oldum.Günler de bi çerçevede geçiyor.