Evlilik.

Evlendim,

Dünyanın en garip hali evlilikmiş btw.

Allahım’a bin şükür, rabbim en güzeliyle sınadı beni.

İnsanın ikiz kardeşini seçebildiği bir halmiş gibi yaşıyorum evliliğimi. Çok şükür ki hanım da öyle yaşıyor.

Çok güzel, rabbim isteyene de versin.

Saygılarımla.

Kems 🙂

Tüm soldurduğumuz çiçeklere iliştirdiğimiz notların sonuna attığımız gibi imzalayacağım bu yazımı.

14 Temmuz 2022

Merhaba;

Aylardır yazı yazmıyorum, pek de eksikliğini hissetmedim. Bugünü özel hale getiren şey hanımın doğum günü olması. Doğum günü, bloğumu; varlığı da hayatımı özel bir yer haline getiriyor. Onu çok seviyorum, bu denli bir eser için annesi ve babasına bugün özelinde tekrardan teşekkür ederim.

Aslında yazı bu kadar. O hayatıma girdiğinden beri bu netlik dışındaki her şey lafügüzaf geliyor. O bundan çok rahatsızlık duysa da yemin ederim bu konforun dışına çıkmak hiç içimden gelmiyor. Hayatımın en büyük konforu, özellikle dünyanın en basit konularında onun yön vermesini beklemek, büyük nimet çok şükür. “Şu nasıl olacak, bunu nasıl yapalım” tarzı basit sorularla günümü gün ediyorum.

Çok büyük şansımsın hanım kişisi. Varlık içinde yokluk çekip, gecenin bir vakti dönerciden çay istediğimde ağzımdan çıktığından beri bu hanım klişesine bayılıyorum. Ama en çok sana bayılıyorum.

Mesela küçükken de en büyük hayalim elleri tütün, dudakları şarap kokan, siyah tank elbise giymiş sohbetli bir hanımefendiyle birlikte olmaktı. Yalnızca hanımefendi kısmında fire vermiş olmak bence göz yumulabilecek bir durum bu başarıda. Keşke herkes benim kadar istikrarlı hayalini hakikat haline getirebilecek kadar kısmetli olsa. Çünkü ben en güzel hayalimin yüzünü güldürebilme şansına sahip oldum bu hayatta. Sana sahip olmanın ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu sabaha kadar denesem de anlatamam. En güzel yanı da bu mutluluğun insana bildiği dili bile unutturması heralde.

İyi ki doğdun, iyi ki yanımdasın hanım kişisi.

Sana büyüklü aşığım.

Tüm soldurduğumuz çiçeklere iliştirdiğimiz notların sonuna attığımız gibi imzalayacağım bu yazımı 🙂

K.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XLVII Olmamalı

Böyle içip içip drill yapmayı çok isterdim.

“Tadım yok,

Tadım yok,

Tadım yok.” diyerekten şarkıya girerdim keyfimce.

Yaklaşık iki buçuk sene önceydi, Stormzy daha yeni yeni Vossi Bop diyordu. Onun öncesinde de Sage, Gas Pedal diye diretirken anladım ki benim rap müzik sevdam şeklen bir değişime uğruyordu. Çok bellendirmesem de yavaştan İngiliz Drill’ine kayacak gibiydim. Çok şükür ki bu güne geldik ve Batuflex çıktı. Seveni var veya yok bilmem ama benden daha fakirken de kendilerini dinlerdim. -Bu konu benim için gurur sebebidir bu arada- Artı olarak, trap kültürünü çok sevsem de bir türlü bayılır pozisyona gelemiyordum ve baktım ki yurt toprağında bu iş oluyor gibiydi ve ben de drill müptelası olurum, hemen damladım konuya. “Niye anlatıyorum” sorusuna gelirsek, mutluyum yani ve budur benim için.

Gerçekten yirmi beş kuruşla günlerimi geçirdiğim ve tek dal West Ice‘ı aynı sayıdaki çayla dört kişi döndüğüm günleri bana hatırlatarak olduğum kişiden gurur duymamı sağladı bu müzik türü ki ben bu blogu yaklaşık on senedir yazıyorum ve okuyan benim o dönemlerime hakimdir. İyi kötü bu günümüze geldik vallahi.

Her şeyim var ve çalışmamı gerektiren bir gelirim ve gerilim yok, kendimle gerçekten gurur duyuyorum. He’ bu yarın böyle devam etmeyecek belki ama bu yaşıma geldiğinde herhangi bir atölyede malını bekleyen tüccar olma hayali kuran liseli ben için çok büyük bir ilerleme durumu bu benim için.

Neyse,

Bildiğim tek şey gerçekten bu. Birlikteliğim, evim ve gerçek bir hayatım var. Yirmi yedi yaşındayım, o yaşlarım için bundan daha fazlasını hayal edemezdim. Milyonların peşinde koşmak yerine gerçek bir hayat inşa ettim kendime. Çevremin emeği benden kat be kat fazla olsa da ben olmasam olmayacaktı, bugün beni övüyoruz. Malum vatan görevinden geldiğim beri ihtiyacım var sanırım buna, insan gibi ve özellikle kendim gibi hissetmekten çok uzaktayım. İçeride bir yerlerde, belki de çok fazla derinde beni bekleyen biri var ve onunla buluşmak zorundayım.

Lvbel C5 gibi konuya girip “Kems eşittir çiçek, kafalar fişek. Manitam ipek gibi babacım, of!” demek hatta haykırmak istiyorum ama ritmim buna uygun değil.

Her neyse konuyu kapatıyorum, delikanlı adam Arko tıraş kolonyalarından gri olanı kullanır ve Jack Jones giyimiyle birlikte saatlerine para harcar. Hayatına pusula belirlediği hanım ve onun beğenisi için yaşar, bir bok yese bile çamura yatıp suların durulmasına fırsat verir. Çözüm itaat ve askerde verdiği sözlerden geçer.

Babam gibi konuşmaya başladım,

Benden olacak gibi.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XLVI Buldumcuk

Yazacak en ufak bir şeyim yok. Keyfe keder kimonomu giymiş, hafif viskili bir halde yazıya oturdum. Aynı keyfe kederlik seviyesinde Kendrick Lamar dinliyorum, mutluyum çok şükür. Her şeyim yerli yerinde yani. Güzel bir içmek hali, herkese tavsiye ederim. Bu yazı pek de yokmuş gibi davranacak ve kısacık yazacağım.

Bugün hanımla “Buldumcuk.” isimli bir fotoğrafımı paylaştım bazı sosyal mecralarda, bu beni ziyadesiyle mutlu etti. Metro durağında anlık bir biçimde, onun aklına gelmesi sonucu oluşan bir fotoğraftı ve çok tatlıydı. Kameraya bakar vaziyette, yan yana ve zamanlayıcıyla çekilen bir fotoğraftı ve bence çok tatlıydı. Üçüncü nesil müzik yapan delikanlıların albüm kapaklarına benzeyen bir fotoğrafım oldu benim de, gerçekten mutluyum. Gayet de içime sindi.

Beni bu müziğe bağımlı kılan Atlanta Bankhead’li rap sanatçısı T.I.’ın şivesiyle dillendirebileceğim gibi “I got errrthing tonight.” Misafirlerim mutlu ve uyuyorlar, loş ışıkta vanilyalı mumlarım burnuma bayram yaşatıyor ve Famous Grouse onlarca yıllık dostluğunu yanımdan eksik etmiyor. Kendimi hareketsiz bırakacak kadar yorganım var ve üst üste örterek yattığımda beni çok mutlu ediyor.

Çok şükür.

Yazının başında belirttiğim gibi, bu yazı pek de yazılmamış gibi davranacağım. İhtiyaçlarımızı dört kollu bir canavar olarak çözebildiğim bir dönemdeyim. Böyle bir dönemi yaşamaya ihtiyacım varmış belli ki. Kendimi pek de bilmediğim yerlerde buldum. Dualarımın sonucu rabbimin görünmezinden verdiğini hissediyorum. Meğer her şey burnumun dibindeymiş, bir kokunun kaynağı hariç nefes almama bile gerek yokmuş.

Şimdilik iyi geceler diliyorum. Dünyanın en büyük rap sanatçısının yazdığı gibi:

If I take another one down I’ma drown in some poison abusing my limit”

Askerden gelmiş gibiyim.

1 Şubat 2021

Melike Şahin

Merhaba;

Son yazıma bakıp gülmemek elde değil. Tam olarak dokuz ay on yedi gündür yazı yazmıyorum, ne tutarlılık ama. Azıcık daha dişimi sıksam bir seneye tamamlayacakmışım belli ki arayı ama bugünden yazasım geldi. Kendi evimdeyim-evet- ve viski içiyorum-haliyle-, bu sebeple neden böyle bir çılgınlık yapmayayım ki dedim ve buradayım. Güzel bir yazı olmasını beklemiyorum tabii ki ama hadi bakalım karalayalım bir şeyler.

Son yazımı yazdığımdan beri hayatımda ne değişti diye başlamak gerekirse, her şey değişti. En önemlisi aşık oldum, büyük aşık oldum hem de. Sonrasında işi bıraktım ve askere gittim. Altı ay boyunca askerdeydim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çatısı altında acemi birliğimde Kütahya, usta birliğimde Batman’da askerlik görevimi ifa ettim. Ne kattı veya ne götürdü kısmıyla ilgili uzun uzun yazacağım günler olacaktır elbette ama bugün ne kadarını anlatırım veya anlatır mıyım bilmiyorum. Askerdeyken aşık olduğum kadınla eve çıktım ve evet “kendi evimdeyim” yazarken gerçekten kendi evimdeydim. Kendisi şu anda içeride yatıyor, sabah işe gideceği için uyuması gerek… Ben asker sonrası işsizlik çilemi doldurmakla meşgulüm, bu sebeple gönlümce içip haytalık edebiliyorum. Çile falan demişken öyle üzülmeli ağlamalı bir şey değil, çok şükür durumum çiçek gibi. Minyon refahım içerisinde mutluyum, çok mutluyum hatta. Belki de hayatımda ilk kez bu hayatın bana ait olduğunu bu derecede hissedebiliyorum, çok şükür. Derdiyle, tasasıyla ve en önemlisi güzellikleriyle kendi hayatımı yaşıyorum yaklaşık on gündür.

-Uykum fena halde kaçtı, havam değişti ve nasıl devam edeceğimi düşünüyorum tam kırk beş dakikadır-

Yazının göbeğinde olur olmadık bir haber aldım ve gece üç şu anda. Yani iki saniye güzellemeye de gelmiyor bu hayat, neyse. Çok şükür iyiyim, zordu ve geçti. Altı ay ciddi manada iyi bir sınavdı ve çok şükür atlattım. Kız arkadaşımın her saniyesini bana ayırması, kardeşimle birlikte annem ve babamın ilgisi beni bu süreçte delirmekten uzak tuttu. Gerçekten delirmeye çok yaklaştığım anlar oldu ama delirmedim. Bazı şafakları zor saydım, bazıları gerçekten kolaydı. Bir şekilde atlatıldı ve geri gelindi.

Geldiğimde de hanımın sürprizleriyle karşılaştım. Ben uzaktan destek olma gayretindeyken bu kadar güzel bir evin sahibi olabileceğimi tahayyül edemiyordum tabii ki. Tavşandan şapka çıkarmaya(!) varan muhteşem sonuçlarıyla on, on iki gündür içinden çıkmadığım bir eser yaratmış bizim için. Birlikteliğimizin süreciyle ilgili de onlarca yazı yazacağım haliyle, ama bu kadar kötü yazarken olmaz. Elimden çıkan en güzel cümlelerle ona teşekkür etmek zorundayım, bütün bu yazıları ona borçluyum. Yaptıkları için de değil bu teşekkür bu arada, onun yakınımda aldığı nefese bile teşekkür edeceğim. Çünkü sevgisinin ve emeğinin değerini ona hissettirmekte en az altı ay geç kaldım ve ben bu şekilde bir geç kalmayı sevmem.

Askerden gelmiş gibiyim. Gerçekten böyle bir deyim var ve insan ister istemez hakkını veriyor. Trajikomik olan malum kısmı haricinde de salak gibiyim. Etrafa saf saf bakınıyorum ve alışmaya çalışıyorum. Pandemi şartları münasebetiyle altı ay yarı açık ceza evinde yalnızca yeşilin tonlarını gördüm. Renklere, seslere ve insanlara hayran hayran bakmaktan kendimi alamıyorum. At gibi yemek yiyorum, her baharatı sanki ilk kez tadıyormuş gibi kullanıyorum. Çok şeye şükrediyorum ve bu bana iyi geliyor. Yalnızca bir şeyin özlemi beni çok üzüyor; altı ay boyunca koltuk görmemiş olmak ve rahat biçimde oturmaktan uzak kalmak beni kötü etkiliyor. Bütün gün on yedi farklı pozisyonda yatarak altı ayın koltukla olan açığını kapatmaya çalışıyorum. Bir insan bundan mahrum bırakılmamalı bence.

Ve koltuğum gerçekten çok rahat…

Şimdilik bu kadar. Yavaş yavaş adapte olacağım ve tutarlı cümlelerin oluşturduğu sıralı paragraflarla da yazı yazacağım. Geri gelmek gerçekten çok iyi hissettiriyor.

Özlemişim.

Kemal 🙂

Kırığın İnadı ve İzmir Seyahatnamesi

15 Nisan 2020

Şebnem Ferah – 10 Mart 2007 İstanbul Konseri

Merhaba;

1/3

Bugün bir şey deneyeceğim.

Yaklaşık bir aydır kenarda beklettiğim ve gayet iyi yazacağımı düşündüğüm bir yazı taslağı vardı. Bu yazı ve konuları, yayınlamadığım her gün kendine yeni bir şeyler kattı ve artık istediğim seviyede yazamayacağım kadar çok başlıkla elimde kaldı. Ben de “Madem baş edemiyorum bu kadar çok konu ve yaşanmışlıkla” diyerek, yazıyı üç parçalık bir dizi olarak yayınlamaya karar verdim. Siz benim bir günde yazdığım tek bir yazıyı, üç başlık altında üç ayrı günde okuyacaksınız. Bunu yaparken de her başlıkta beni o başlığa sevk eden farklı bir albümü dinleyeceğim, Allah muvaffak etsin.

Hadi bakalım.

Mart ayının benim için sert geçen ilk üç günü sonrasında kendimi toparlamak için bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim. Bu doğrultuda da aklıma ilk gelen şey İzmir seyahatiydi. Açıkçası tek problem İzmir’de iki kişi haricinde tanıdığım kim vardı bilmiyordum. Ben de kendime daha yakın hissettiğimi aradım ve o da muhteşem bir plan olduğunu söyleyip “Hafta sonuna doğru konuşalım, gerçekten çok eğleniriz” dedi. Şahsi ego mastürbasyonum olan, bir şeyleri tek başıma ve hızlıca halledebilmenin tatmini içerisinde hafta sonu gitmek için plan yapıyordum. Her şey çok güzel olacaktı.

Hafta sonu geldiğinde arkadaşım telefonlarıma çıkmadı ve mesajlarıma dönmedi. Salı gününe kadar hiçbir haber alamadım ve Salı günü öğle vaktinde bana dönüş yaptı. Benim küfürlerim eşliğindeki boş bahane ve yalanları sonrasında “Bu hafta sonu için plan yapalım” dedi. Ben de uygun olduğumu söyledim ve içimden olur böyle şeyler diye geçiştirdim.

Hafta sonu geldiğinde yine aramalarıma ve mesajlarıma cevap alamadım. Gerçekten komik duruma düşmüştüm. Bu durumdan Berk’e bahsettim. Berk benim bin yıllık arkadaşım ve bu blogdaki bazı yazılarıma da konu oldu. Yaşadığım durumu çok makul karşılayıp “İzmir’e gitmek için bahane arayan adamın aklından şüphe duyarım” dedi. Tavsiyesi tek başıma gidip, Alsancak’ta atacağım tek bir tur sonrasında olacakları izlemekti. Ben de içimdeki kırgınlığa duyduğum İzmir inadıyla biletimi aldım. Çalıştığım sektör ve şirketin avantajları doğrultusunda konaklamayı kafaya takmama gerek olmadığı için de uçak biletini almak beni resmi olarak İzmir yolcusu yapmıştı.

17 Mart Çarşamba akşamı yağmurlu bir İzmir akşamına iniş yaptım. Müptelası veya alışkını olmadığım için bir sene sonra uçak kullanmak ve havalimanı görmek bana kendimi gayet iyi hissettirmişti. Ancak hem yağmurlu olması hem de Menderes tarafının çok tercihim olmaması sebebiyle ertesi sabaha kadar ne hissetmem gerektiğini bilemedim.

Ertesi sabah güne Bornova’da uyandım ve kahvaltıdaki boyoz sonrası sabah on gibi Konak’ta günün ilk kahvesini içtim. Oradan Alsancak tarafına yürüdüm ve on bir buçuğa kadar çay içip denizi izledim. Sonrasında çok sıkıldığım için garsona İzmir’de böyle zamanlarda ne yapmalıyım diye sordum ve o da bana Martı uygulamasını kullanıp Alsancak’tan Fahrettin Altay’a kadar gidebileceğimi söyledi. Açıkçası bana hiç mantıklı gelmedi. Bu sebeple çay içmeye ve telefonla uğraşmaya devam ettim. Sonrasında oturduğum masanın on metre ilerisinde bir Martı olduğunu gördüm ve içime bir kurt düştü. Acaba denesem mi diye düşünerek kalktım ve Martı’yı aldım.

Bunun hayatımda verdiğim en doğru karar olduğunu anlamam için bir saat geçmesi gerekti. Birinci saatin sonunda kendimi Göztepe Sahil’de, kulağımda Spotify’da Mutlu Şarkılar listesi eşliğinde istemsizce kikirdeyerek Martı sürerken buldum. Hayatımda belki de on senedir ilk defa hiçbir şey düşünmeme gerek olmadan bir yanımda deniz kokusuyla, telefona bakma gereği duymadan veya kimseyi dert etmeme gerek duymazken buldum. Kendimden başka kimseye yetme gereği duymama hissi benim için dünyanın en yabancı hissi olmuştu, bununla tanıştım.

Sonrasında da ip koptu zaten.

İzmir’de bu kadar fazla tanıdığım insan olması ve onların hayatlarının bir yerine dokunmuş olmam beni gerçekten çok şaşırttı. İlk defa bu kadar rahat yalnız kalabildiğim bir seyahat olmasıyla mı ilgili yoksa gerçekten olanların açıklanamayacak kadar absürt olmasından mıdır bilmiyorum ama Berk’in tavsiyesinin bu kadar tutacağını hiç beklemiyordum. İzmir’e gerçekten aşık oldum. Her yerini gezdim ve gerçekten aklımda İzmir’le alakalı hiçbir şey kalmadı. Sadece tekrar tekrar gidip aynı şeyleri yapmak istiyorum. Aynı yemekler, aynı içkiler ve aynı sohbetleri yaşamak için büyük masraflara girebilirim. Sadece bu kadarını söylemek istiyorum.

Dönüş yoluna gelince de uçağımın rötar yapması ve bana evini açan arkadaşlarımla birlikte bambaşka bir İstanbul hikayesine dönüş yaptım. İşe döndüğüm ilk ana kadar ne olduğunu anlamasam da Berk yine gerekli açıklamayı yaptı ve bunun üzerime sinen İzmir Kokusu olduğunu söyledi. Bu, genelde olurmuş ve üzerimden geçene kadar bunu değerlendirmem gerektiğini söyledi, ben de elimden geleni halen daha deniyorum. Çünkü yalan yok, İstanbul’a indiğimden beri üzerime mucizeler ile birlikte nur yağıyor.

Gerçekten şaşkınım.

Artık yepyeni hayalleri ve yine güzel arkadaşlıkları olan, o kadar da güçlü olmak istemeyen bir adamım. Mükemmel planlanmış doğum günleri yerine muhteşem bir şekilde gelişmiş doğum günü hikayelerine sahibim.

Ve bence bu iyi bir şey.

Kemal😊

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.45 Totem Yazısı

Bu yazı, yazmamak için kendime şart koştuğum bütün ikilemlerin üstesinden geldi. Bu sebeple kendimi bu yazıyı yazmaya mecbur hissediyorum. Esasında üç haftadır taslaklarda hazır hissetmeyi beklediğim bir yazım var. Ancak ona rağmen kefeni yırtmış bu yazımı paylaşmak durumundayım.

Taslaklardaki yazım harici yazacak hiçbir şeyim olmadığı için sizlere bugünümü anlatacağım. Basit bir günlük yazısı olsun istiyorum.

Bugün kalktım ve herhangi bir günü renklendirmek için ne yapabilirim diye düşündüm. En sevdiğim takım elbise kombinlerinden biri olan seçimlerimi giydim ve lacivert yaka mendili taktım. Lacivert yaka mendili çok sevdiğim birinin hediyesiydi, o yüzden güne bir sıfır önde başladım. Otele geldiğimde ilgilenmem gereken bir organizasyon vardı ve tüm günümü ona ayırdım. Yalnızca birkaç saatlik bir iş/arkadaş sorununu çözmek için bahçede kahve içmem gerekti.

Her neyse

İşten çıktıktan sonra sözleşmemizin üzerine Serhan’la buluştum ve beni evinde misafir etti. Akşam yemeğimizi yedik, çay içtik ve mezelerimizi hazırladık. Sonrasında da bu vakte kadar raï eşliğinde alkol alıp dertleştik. Ben canımı yakanlardan ve kendimi güçlü hissettiren yeni arkadaşlıklarımdan bahsettim, o da işi ile ilgili hayallerini anlattı. Sonrasında da son içkilerimizi odalarımızda kendi müziklerimizle içmek üzerine dağıldık.

Bana iyi gelme gayretinde olan herkese ömrümı feda etmeye devam edeceğim. Benimle iyi geçinemeyenlerin yanlışını ne yazık ki üzerime alamayacağım, çünkü ben her şeyini verme gayesiyle birliktelik kuran bir insanım. Bundan da utanmıyorum.

Ha şöyle ki, kendim için hazırladığım şovları yaşayacağım günleri de göreceksiniz. Size söz veriyorum.

İyi geceler.

Geveze Sis Konuştuğunda

– Bugün bir öyküye konuk olup devamını yazacağım. Bunu yapmak için kız kardeşimden el aldım ve karakterimiz olan sisi konuşturmamız gerektiğine karar verdik. İyi okumalar –

“Demek bilirsin” dedi sis. “Denizde Yaşayan Gırnata Canavarı’nın sınır tanımaz sohbetine olan aşinalığın gözlerimi dolduracak. Vatanperver sohbetiyle büyülediği Çapsız Yüksük’ün dedikodusu da iyice dilden dile dolaşmaya başladı, bakalım sonucu nereye varacak bu sohbetlerin” diye devam etti. Bulunduğu bu rüya aleminin büyülü topraklarına ait bir bilgeliği vardı ancak daha henüz doğmuştu. Bu toprakların sahibi uykuya dalalı o kadar olmamalıydı. Bu topraklar hakkında neyi bilmem gerekir ki diye düşündü. Aklına rüyaların sahibi olmasına rağmen kendi dünyasında emaneten duran kız çocuğu geldi. Büyük cümleler kurup onun üzerindeki hakimiyetini güçlendirmeye karar verdi.

“Peki senin bu yaptığına ne demeli. Öyle ki, rüyalarının büyülü topraklarında benim gibi bir sise elinde yargılarınla gelip de uçmayı beklemen seni toprak aşçılarından daha cahil kılıyor. Bir de bu cehaletinle gelip, benim bilgeliğime “sinir bozucu” diyebilecek büyüklükte görüyorsun kendini, komiksin. Soruların, bilinç merakın ve sahibi olduğun bu dünyada söz hakkına sahip olmaya çalışman bütün dünyaya zarar veriyor. Gönlüne gıre uykuya dalıp da Neverland’de Peter Pan olamazsın, eğer olma niyetindeysen de uykundan önceki dünyadan buraya bir şey taşıyamazsın. Senin yaptığın düpedüz düzene kafa tutmak. Ve düzene kafa tutanlar kazanmadıkları sürece sevilmezler.”

Uzun bir tirat attığını fark etti sis. Denizde Yaşayan Gırnata Canavarı’yla içki içip sohbet etmeye gidiyorlardı alt tarafı ve yanında yalınayak kalmış ağlayan bir kız vardı.

Bu kadar gaddar olmamalıyım dedi kendi kendine. Ama kim rüyasındaki siyah bir sisle inatlaşırdı ki, en iyi ihtimalle hayalperest bir ahmak olmalıydı bu. Elindeki ateşi ürkütmemek adına bütün ateşböceklerinin rahatını bozmuştu. Yine de bir kıź çocuğuydu ve uykuya daldığında güzel rüyalar görmek isterdi.

“Gerçekten uçmak ister misin” diye sordu kıza. Kız ağlak gözlerle yüzüne bakıyordu sadece. Yaşadıkları ve hissettikleri yüzünden bir müddet konuşmak istemediğini fark etti. “Sorun değil” dedi sis, “Şimdi şöyle yapacağız; ben sana bir şeyler anlatacağım, sen de ben anlattıklarımı bitirince istersen konuşmaya başlayacaksın.”

Kız yine hiç tepki vermedi. Sis de bunun üzerine ikinci ve son uzun tiradına başladı.

“Bunu evet olarak kabul ediyorum. İlk olarak rüyalarına kendi dünyandan hiçbir şey getiremezsin. Bir gün senin dünyana gelip de ayaklarım olmadan koşmaya çalışsam nasıl hissedersin bir düşün. Burada işler o şekilde yürümüyor.

Bütün terk edilmişleri, yarınlara umut bağlayanları, goy goy için yaşayanları ve kedi sahiplerini oldukları gibi kabul ediyoruz burada. Ve eğer sen de bütün herkes gibi uçmak istiyorsan, hayatındaki yargılardan kurtulmalısın. Unutma ki ayakların bu dünyada ayakta durmanı değil uçamamanı sağlar. Kimse bu dünyada ayakta durmak zorunda değil. Ağlaman da gülmen de yargılanmaz burada ve hepimiz ancak bu yargılardan kurtulursak uçarız. O yüzden göz yaşların bile küs oldukları yanaklarına uğramadan akmakta özgürler.”

Konuşmasını bitirince üzerine çöken yorgunlukla sesinin değiştiğini fark etti sis. Yepyeni bir rüya dünyasının bilge karakterlerinden biriydi ama kendini bile daha yeni yeni tanıyordu.

Anlattıklarının ardından havalanmaya başladı, olmayan gözleriyle kızın yüzüne bakıp “Sıra sende” dedi.

Geçen hafta kendi adıma talihsiz bir yazı kaleme aldım.

14 Mart 2021

Gençliğimin Vibe Sancısı Çalma Listesi

Merhaba,

Geçen hafta kendi adıma talihsiz bir yazı kaleme aldım. Tüketimimin yüksek olduğu bir gecenin sonunda boğazımı sıkan hayal kırıklıklarından kurtulmak için böyle bir yola başvurdum. Açıkçası bunu yaptığım için pişmanım, bu sebeple de yazıyı sabah kalktığımda sildim. Silmeme rağmen yayında kalmış olduğu kısa sürede beklentimin üzerinde insana ulaştı. Açıkçası bundan memnun değilim, umarım muhataplarına ulaşmayan bir yazı olmuştur. Rahatsız ettiğim kişilerden özür dilerim.

Yaşadığım kronik değersizliğin ardından fark ettim ki göğüs kafesimde çarpan şey yanılmış yüreklerin ne ilki ne de sonuncusu. Kendimi kapatıp yalnızca Melike Şahin dinlemek istememin benden çok Melike Şahin‘e faydası var. Bu sebeple o halimden uzaklaşmaya karar verdim. En nihayetinde başıma gelen olayların yaşanmasına ben müsaade ettim. Benim tarafımdan kızılması gereken birileri varsa, o listenin ilk sırasına kendimden başkasını yazamam. Çünkü benim dışımda herhangi biri çok rahat bir biçimde “kimse sana inan, güven veya yap demedi” diyebilir. Belki de haklılardır. İki taraftan eşit çekilmeyen küreklerin tekneyi olduğu yerde döndürmekten başka bir işe yaramayacağını bilmem gerekirdi. Bu emeğin tekneyi ileri götürmesini beklemek de iyi niyetten ötesi değil sonuçta.

Neyse. Önceki yazıları tekrar ediyorum; bunlar olur, bunlar normaldir.

Anlattıklarımın haricinde hayatım gerçekten iyi gidiyor. Geçenlerde kalan derslerimi de vererek üniversiteden mezun oldum. İnanılmaz bir vicdani rahatlama yaşadım ve kendimi artık daha özgür hissediyorum. Kendimle ilgili daha ileride neler yapmak istediğimi halen tam olarak bilmesem de, iyi günler geçiriyorum. İki senedir içinde olduğum bu rehavet halini hakkım olarak görsem bile kalan birkaç hedefimi hızlıca gerçekleştirip, yeniden içime dönmek istiyorum. Aldığım o uzun ve değerli yolun farkındalığından o kadar uzağım ki, kendime gerçekten inanamıyorum.

Mezuniyet ile birlikte gelen güzel şeyler bana yola çıktığım halimi hatırlattı. Çocukluğumun ardından elde edebildiğim kadar olgunlukla birlikte, aslında çok daha sonrası için bir sürü hayal kurmuştum. Çok şükür ki bu hayallerin tümünü elde etmeme gerçekten bir şey kalmadı. O zamanlar yalnızca umut edebilen ve hayal kurabilen bir yaratıkken, şu anda o yoldaki zorlukları alışkanlık haline getirmiş bir bireyim. Bu beni gerçekten çok mutlu ediyor ve hırslandırıyor. Kalan hayallerimi de hallettikten sonra, yeni bir on yıllık plan öncesinde fikri yolculuğuma devam etmem gerektiğini hissediyorum. Çünkü bu hırsımın dizginlerini elime almadan daha ileri bir yere varmam bence mümkün gözükmüyor. Kendimle ilgili bir güncellemeye daha ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Onun aksiyonunu zamanı geldiğinde alacağım.

Ama sanıyorum ki bir sonraki güncellememde Pentacles Kralı olacağım.-heves ettim-

Kemal 🙂

Basit GoyGoy Günlükleri: 44. Gün / Mart Kedisi

Bugün beni yazı yazmaya iten sebebin yeni keşfettiğim bir cümle olmasını çok isterdim. Böyle perspektif çizgisi gibi ilk başta çok etkileyici olmayan ama üst okuma yaptıkça büyüyen bir cümleyle yazıya niyetlenmek çok hoşuma giderdi. Veya birinin benim için yaptığı güzel bir şeyi üstü kapalı olarak anlatmayı ve hissettiğim biricikliği ona da hissettirmeyi çok isterdim. Ya da tek bir sürpriz yerine peygamber imanı gibi sürekli olarak farklı hissettiğim bir durumu betimlemek de isteyebilirdim. Hatta en çok bunu isterdim. Hayattaki en büyük alamet-i farikası sürekliliği olan biri için hiç de şaşırılmayacak bir sebep olurdu.

Tabi böyle bir şey olmadı ve nedenini dillendirmeyi beceremediğim bir sebeple geldim buraya. İşin ilginç yanı bunları konuşmak da istemiyorum artık. Bunun yerine tutarlı tutarsız bir şeyler yazıp uyumaya gideceğim. Çünkü yarın uyandığımda bahar gelmiş olacak. Mart ayı doğum günüm sebebiyle benim en sevdiğim ay ve umuyorum ki bu sene benim için şov yapacak.

Neyse.

Bu aralar birçok defa yazdığım yazıları silmek durumunda kaldım. Çünkü öykü yazmayı denemek istiyorum. Hatta hissettiklerim üzerine üçüncü şahıs cümleleri kurmak istiyorum. Ama burası o kadar bana ait bir blog oldu ki, yatattığım üçüncü şahısla aramdaki duvarı çevreme açıklayamamaktan ve bu sebeple özgürce yazamamaktan çok korkuyorum. Bu sebeple birçok yazım daha dünyaya merhaba diyemeden idama gitti. Çok pişmanım, umarım iki hayırlıdan birine yönelip bu ikilemimin üstesinden geleceğim.

Hayatta benim için saklanan şeyleri çok özledim. Özel biri gibi hissettirilme hazzının önüne ego mastürbasyonuyla geçemiyorsun, bunu senin için bir başkasının yapması gerekiyor. Bu boşluk yüzünden o öykülerdeki insanlara ihtiyaç duyuyorum. Çünkü aynaya baktığımda herhangi birinin yüzünü görmek çok büyük bir malubiyet hissi yaşatıyor bana. En azından kendim için bile herhangi biri olmadığımı ispat etmem gerekiyor.

Bu hisse Mart ayında ulaşmayı diliyorum.