Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Kendi Kentimde Küfür

Yaparım sanıp da yapamadıklarımla imtihan olmak istemiyorum bu hayatta.Her gün bin kelime yazmam gerekirse de dener ve bu lanetten kurtulurum.Ne gerekse onla gelinsin bana yeterki.Olmayacaksa da başında bir şeklilde iliştirilsin zihnime olmayacağı.Çünkü olmayacak duaya amin demenin zihnimde ne denli yara yarattığını biliyorum.Beni o zindanlara atmanın bir maiyeti olacağını sanmıyorum esasen.Ve -yersen- o kadar kötü bir insanın da ne olursa olsun şu dünyada nefes aldığına inanmak istemiyorum.

Durup durup da düşündüğün o günler vardır ya, istesen de çıkış bulamazsın, işte bu sapıklığın dik alâsıdır benim lügatımda.Yaratan yarattığında söz sahibi olamıyorsa yaratmasının bir alemi kalmıyor bence dünyada.Sıçtığının sıçmasına izin verip de bu boku kendi başına temizleyemeyecek insanın götüne dikiş atmak hak olmalı sanki.Yaparak öğrenilen bir alışkanlıktan söz etmiyorum.Ben bu boku yedim ve yediğim bu bok benden çok sıçmaya başladıysa onun başını ezip pisliğini mahremiyetle temizlemek bana düşmeli sanki.Ki bunu -yine yersen- başkalarını iğnelemek için söylemiyorum, gayet de insani bir tavsiye olarak yazıyorum.

Yazdığım dil dünyanın en efektif dili.Kendi kendine bile argo yaratabiliyor, bayılıyorum bu yönüne.Yine de o efektif hali kullanmayıp birinci ağızdan verdim mesajı, pek saygılar efendim… Deliler gibi sarhoş olup sevdiğimin elinde Şişhane Yokuşundan İstiklal’e yürüyüp, akan su misali odamın yolunu bulup da baş koyduğum aşkıyla rüya alemine dalmak istiyorum.

301 sahibine, bu yazının piyano öğretmekle kurtulunamayan ve dost başı şişiren noktaya yazıldığını belirtmek istiyorum.

Nokta.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Tınlamayan Dağlar, Değil Mi ?

Tükenmekle bitmeyen hayatların hikayesini yazmaya hangi mürekkep ile yazan kalemin harcı yeter ki, değil mi ? Kadere küsemeden hayata dört elle sarılmak durumunda kalan insanların hesabını kim verecek ki burada ? Olmuyor, olamıyor.Bazı sorular cevap bulamıyor ne yazık ki… 

Yağmura göğüs germeye çalışan açık defterimin yaprakları kendilerini papirüs olabilmekle avutuyor.Kendimce “Kolay mı lan !?” desem de onlar pek laf dinlemiyor.Ya hu’ sen kimsin demeye varmadan, beni kavuşturduklarıyla çıkıyorlar karşıma.Tamam haklı olabilirsin ama ukala olmaya da gerek yok bu hayatta papirüs müsveddesi !

Olay bendeydi lakin yine de kahraman olmaya soyundum.Haddime mi, değil ama denedim yine de.Yazamıyorum kaç aydır, bana sorsanız yazmıyorum derdim, ama gerçekler ortada değil mi.Bunun bir yolu yok toparlanmak adına.Böyle gel git ile bitecek ömrüm.Olsundu ne diyelim.Bitmeyen serilerin yavaşça biten sahibi olurum ben de bu hayatta.Ne demişler sonuçta “Hızlı yaşa genç öl”.

Değil mi ?

Ekşi’den bire bir alıntılı, ibretlik hikaye.

adamın biri bardaki bir kadına yürür. kadınla flört eder. biraz muhabbet eder. ama kadın, adamın evine gitmemek konusunda ısrar eder. adam der ki:
– ya benimle yatman için sana 1 milyon dolar teklif etsem?
kadın 1 milyon doları hiç bir arada görmemiş. durup teklifi ciddi ciddi düşünür. adam fikrini değiştirir ve şöyle der:
– ya teklifimi değiştirip 1 dolar yapsam?
kadın donakalır.
– nasıl bir kadın olduğumu düşünüyorsun?
adam der ki:
– onu öğrendik, şimdi sadece pazarlık yapıyoruz.

Lakin kapitalizm !

2 Mayıs 2017

Sansar Salvo – Kalbimi Koydum Ortaya ft. Yasemin Mori

Merhaba;

Belki ölmeden de yaşanıyordur şu hayatta.Ölümsüzlük gibi özgüvenli değil ama ölüm de olmadan yaşanabilen bir hayat tarzı gibi düşünün.Elimde şişelerle yüz bin gece gezilecek bir şehir hayal ediyorum bu durumda.Madem ölemiyorsun, ayakta kalmanın bir manası da olmamalı sonuçta.Sarhoş halde yürümem, ölüm barındırmayan bir hayatta kime ne şekilde rahatsızlık verir ki ? Tek derdimiz yine klasik, ölümü ötekileştirdiğimiz hayatta da maddiyat olurdu.Maddi adaletsizliğin fani hayatta bile bu denli önemli olduğunu varsayarsak, ölemediğin yerde cebinin taşması gerekir gibime geliyor.Bu konuda Elon Musk gibi düşünüyorum, en azından asgari ücretin dörtte üçü kadar her bireye sabit bir maaş bağlanmalı.Zaten insanlar çalıştıkları için kazanmıyorlar bu parayı.Eğer asgari ücret için çalıştıysanız bilirsiniz, orada olmanıza ihtiyaç duyulduğu için verilir asgari ücret.Çalışmanızın istendiği yerde ücret –günümüz parasıyla yüz lira bile olsa– daha fazla olur.Her neyse işte, ölümden uzak yaşadığın hayatta sabit gelirle elde edebileceğin yaşamı ve hayat zevkini anlatmama gerek yok hayalini kurun yeter.

Belki de bütün problem, yaratılışı kendi elimizden çıkmış gibi değerlendirdiğimiz bu kapitalist hayat tarzındadır.Maddeye ve kazanca tamah edip, yaşama amacımızı bu yönde sabitleyip zevklerden kaçmamızın başka nedeni olamaz.En son ne zaman estetik bir şey yaratmayı düşündünüz ? Ölmediğiniz ve para derdinizin olmadığı bir hayatta da böyle mi yaşardınız, ya da size bu zihinler para kazanın diye mi verildi ? Bakın ben liboş bir insanım, öyle çılgınlar gibi fikir savunuculuğu da asla yapmam.O şekilde siyasi fikir savunmak benim işim ve ilgim dahilinde değil, kendimce yere sağlam basan bir ideolojim var ve bu doğrultuda düşünüyorum.Ama ben bile kapitalizmden şikayet etmeden yaşayabiliyorken, bundan rahatsız olan insanların nasıl nefes aldığını merak ediyorum.Bence de kurtlar sofrasında ticari amaç gütmek adil bir para kazanma yöntemi.Lakin kapitalizmin en büyük eksiği benim gibi içe dönük düşünce tarzını benimsemiş insanlara bakamamasıdır.Ki sanırım bu düşünceye ev sahipliği yapan tek ideoloji de anarşi… Acı ama gerçek.Herkesin düşündüğü dünyada düzen imkansız gibi görünüyor.

Ölemeden ve dünyayı düşünmeden yaşadığınızı hayal edin tekrar.Ve buna alıştığınız gün üretmeyi düşünün.Ne üretirdiniz ? Ne söylerdiniz dünyaya ?

Düşünmeden yattığımız gecelere inat, iyi geceler.

Kemal 🙂

Basit GoyGoy Günlükleri: 16. Gün / Hey Yo Biatch !

Bam bam, çat çut, labada lubada, patara kütere, çatara çutara.Eksik ne kaldı yurdum pop müziğinde ? Neyse lazım olan söyleyin hemen gereken için çalışmalara başlayalım… Yetmedi çünkü bu kadar benzer şarkılar bize.Aynı tarzın beceriksiz popçularını yedi haneli etmeye devam ! Nerede bizim yiğit MC’lerimiz ? Tanıyorsanız, bildiğiniz üzere rap müzik dinliyorum ve son zamanlarda kendimi doksanlar “FUCK POP” diye haykıran bol pantolonlu gençlerinden hissediyorum.Her bir flowda ruhum açılıyor, liriklerde özümü buluyorum.Ritmik, üç satırlık şarkılara küfür etmekten sesim kısılıyor ve bu beni daha da mutlu hissettiriyor.

Bana göre hip hop kültürünün en cazip noktası, geriye kalan müzik temalı kültürlerin aksine ye ağzım sıç götüm algısından çok uzakta olması.Üzerine koyarak ilerlemeye çalışan sanatçıların, onlara o günü yaşattıran insanları da şarkılarına konu ederek ve o anki ruhlarını yansıtarak bir eser çıkarması.Bu çıkan eserin de başarıyla doğru orantılı olarak ölümsüz olması muhteşem bir şey.Buna en basit örnek Eminem ve Dre ilişkisi verilebilir.Ki verdiğimiz bu örneğin benzeri olarak yurt toprağından onlarca hikaye verebiliriz.Çok büyük hayranı olduğum ve son zamanlarda çıkan albümü dolayısıyla Sansar ve Ceza hikayesi de buna yakındır.Ha Sans neredeyse her şeyi tırnaklarıyla yaptı ama aynı kültürün, Üsküdar-Kadıköy hattının efsanesi olarak Ceza’nın yanında durması inanılmaz hoş bir hareket.

Bir gün hip hop dallarından birini yapmasam bile, tüm hayatım olarak o kültürün bir neferi olacağım, buna inanıyorum.Şu an bile büyük çoğunluk olarak gönyelerinde durmaya çalışıyorum, kendim kalarak onunla bir benlik olarak yaşıyorum.Ve umarım o gün geldiğinde tüm karakter ihtiyacı sahiplerine doğru bir rol model olurum.

Peace !

Basit GoyGoy Günlükleri: 15. Gün / Rere Rörö

Yazsam roman olur, yazmasam üzülürüm öyle bir gün yaşıyorum.Sineklerin “vız” diye dert yandığı sorunların ortasındayım.Her şey yazmamı tetiklese de yazmıyorum inat ettim sanki.Neden bilmiyorum, insanoğlunun genişliği sanırım bu durum.Hayata, “hayat bu” diyip, uzayıp gidiyoruz kendi zamanımızdaki boşluğumuzda.Kimse de demiyor ki “aga, bu niye rere rörö ?”. Hep bir kabullenmişlik hayatın inişine de çıkışına da.

Yanlış olduğunu farkında olsam da kendi yanlışlarımı başkalarının doğrularının önüne koydum hep.Bu vesileyle de hayattaki en büyük yanlışı yapmış oldum haliyle.Ama başkalarının –her kim olursa olsun– doğrultusunda var olmaktansa, kendi yanlışımın ayıplananı olmayı cazip saydım kendimde.Demir bile tavında dövülür sonuçta.

Böyle ikileme düşüp, böyle de isyan ettim gördüğünüz üzere.

Kendimi bu hayatta kendim merkezli var etmeye çalıştım.Bu da en büyük hakkım ve isyanım… İsyanım böyle yola çıktı esasen.İkilemim ise aynı nedenle kendimi merkeze koyma çabamda üretmeye olan beceriksizliğimle oluştu.Yazamadım ve edemedim.

GoyGoy’lar genelde karışık ve yazmaya müsait olmuyor, rahatsızım bu durumdan.