YarınlaraUmut Bağlayanlar Serisi: Ömrüm Piçi

Değişmese de hala benim hayatım bu yaşanan.O sebeple kıyamıyorum da kast etmeye.Çocuğum gibi seviyorum özümde ömrümü.Ama öyle yeni doğmuş çocuğa titreyen taze baba gibi değil, ergenliği geçirmiş oğlunun yaptığı gurur duyulası işlere bakan kaşarlaşmış baba gibi.Hani benden araba istemesi yakındır, o kadar yaşını almış ama hala donsuz fotoğrafını çektiğim bebek.Yerim valla, babasının oğlu pezevenk…

Ömrüm beni ben yaptı da oğlum beni bu denli baba yapar mı bilmiyorum.Şöyle ki, babamı baba yapan benim doğmuş olmam mı yoksa ona verdiklerimle yönlendirdiğim karakteri mi.Sonuçta babam ben doğmadan önce ne anlatırsa anlatsın, iki yüz lira telefon faturamı ödemek durumunda kaldığında aldığı dersle babam oldu mesela.Ya da eve dudağım patlak kavga etmiş geldiğimde, olsun erkek adamsın dediğinde daha bir baba oldu hayatta.Ömrüm için de, bana benim yaptıklarımla geldiğinde onu daha mı çok sevmem gerekiyor ? Ya ben kötü biriysem ve babam kadar sahip çıkamazsam evladıma.

Hayatımdan ömrümü çıkardığımda sevginin hükmetmesi gereken yerlerde nefret kubbeleri var.Bunun suçlusu yemin ederim ben değilim.Ama ömrümü suçlamaya da gönlüm el vermiyor bugün.

Sanki kimseye kızmaya halim yok.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.26 Malum Zaman

İste gelsin şu hayattaki hasretliğin…

İstedin mi ?

Gelmiyor değil mi, gelmez… Biliyorum ben bu dalgaları.İlk üflediğin nefes gibi uzaklaşır senden bu hayat.Acaba tadı nasıldı diye kurup durursun.Olur öyle merak etme, biz bu yolları tırnaklarımızla arşınladık.Yalnız değilsin merak etme, kendini yaşadıklarından ötürü ulaşılmaz da sanma bi yüzden.

Hayat sürekli hakaret barındıran bir mecmua, ne denli kulak tıkarsan o denli yaşarsın burada.İlk olarak bunu öğrenmelisin bence… Bunun üzerine kurdukların seni sen yapar.Coşasın olur, kaçasın olur ama kimse izin vermez sana bu hayatta.Kendi hayat denkleminde kendine yer ayırtmak zorunda kalırsın.Dediğim gibi, yaşadık.

Vazgeçmememizi ne destekler bilmiyorum ama içgüdüsel olarak kimse vazgeçmez bu hayatta.Hepimiz olacakmış gibi koştururuz.Biz böyle programlanmışızdır belki de.

Bilmiyorum.

Sarhoş oldum ve yazamıyorum.

Garip değil mi…

Ama olsun.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Sür Real

Her yanım hayırlı evlat, bir kafam haşarı.Ailenin hayırsız evladını kafam belledim artık.Onu da bu ruh kozama ettiklerinden dolayı hain eyledim.Zaten müşküle güç ver zalim aratsın, aynı bu örnekteyim bedenime karşı.Ki örneği kendim yazdım şu an, atasözü falan değil.Çok beğendim, bence atasözü olmaya aday bir cümle.Maşallah.Övgü dolu sözlerle tebrik ediyorum kendimi.Sırf bu cümleyle kendimi doyurdum diye yüzümün gülmesine izin verdim, iyi hissediyorum.

Neyse.

Yarınlara umutla bakmıyordum bu ara, sonradan son günlerde yarınlara hiç bakmadığımı fark ettim.Beni ben yapan bir şeyi unutmuşum meğersem.Belki hayat yolundaki eksiğim buydu o geçtiğimiz günlerde.Yazık oldu geçip gittiğine görüyor musun.Sırf bu yüzden piskölöjimi bozdum geçenlerde yine.Vallahi yaşadıklarıma hep yazık olmuş.Güme gitmişim kaç zamandır…

Bu hayırsız kafamın elimden çekip aldığı umutlu yarınlarıma tekrar kavuşmak için de bir solüsyon hazırlama niyetindeyim.Kafamda bu solüsyona bir tarif reçetesi yapmaya çalışıyorum ama hep aynı yere gidiyor kara kafam;

Bol alköl,
Bir dilim kavunu böl.
Kurtarmazsa da bi git öl.

Bu kadar hepsi.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Uykusal, Uyku-Sal

Mutlu değilim ya, soğumuyor içim.Sarhoş gibiyim ve alkol almadım.Sırf hayat yorgunluğu beni böyle etti.Öyle emekli amcaların dilindeki hayat yorgunluğu gibi değil; iş, yol, uykusuzluk, dengesiz beslenme, bağımlılıklar, hayal kırıklıkları ve kendi zihninde hapsolduğun paranoyaların yorgunluğu bu.Kimseninkine benzemeden; ne onlardan çok, ne onlardan az bir halet-i ruhiye.

Başım ağrıyor, dünya dönüyor, dilim sürtüyor, algılarım kapanıyor.Yani basit hastalık semptomları aslında ama dıştan bir zarar görmediğimden çok şükür hasta değilim.Kendimce avuntu yapıyorum, ideallerime imkan bulduğumda dönüşümü planlıyorum.Her Şey Çok Güzel Olacak’daki Mazhar Alanson’un gençlik yılları gibiyim.Araba kullanmak için eldiven satın almam yakındır gibi seziyorum.

Ama işte bir yandan da Seray var.Net bir biçimde, her şeyimle ona kendini sorumlu hissediyorum.Üzmemeye çalışıyorum, her daim elimde gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.Genel kanı olarak pek başarılı olduğum söylenemez, ama bu yazıyı onun için yazmıştım zaten.Güle güle okusun.

Onu çok seviyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Nankör Orospu Çocukları

Depresanlar vücuttan terk-i diyar eyleyince ne gariptir ki iyiliğimi de yanlarında götürüyorlar.Hayata karşı iyi olmamın onlarla bi ilgisi olmadığını savunsam da onlarsız anların ilk zamanlarında böyle oluyorum.Allah var hayattan bileğim dışında pek de bir iyilik görmüyorum.Durum böyle olunca da insanlar hayatla paralel yaklaşıyor bana.Kimseden karşılık vermedikçe pek de bir iyilik görmüyorum.Tamam, birine ekstra iyi davranmamak ayıp değil.Ama böyle zamanlarda kendimi salak yerine konmuş hissediyorum.İnsanlara elinden gelenin en iyisini yaptıkça, elinden gelenin kendine de yettiğini düşünüp sana ilgilerini eksiltiyorlar.Nankörlük yapıyorlar kısaca.Öyle hainler böyle kötüler diye kimseyi suçlayamam fakat herkes nankör, bu da hayat gerçekliği.

Bu yazıda “artık insanlara böyle davranacağım” diyerek gitmeyeceğim.Çünkü ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.İnsanlarla birlikte yaşamaya hevesim kalmadı bu aralar.Bu bir intihar notu değil, sadece elimden gelse yalnız yaşarım olay bu.

Sarhoş olmak istiyorum uzunca bir süredir.Sarhoş olup birkaç gün kendimi unutmak istiyorum.Ama “ertesi gün iş var nereye sarhoş oluyorsun” diye bir ses geliyor içimden.Okul ve borç bitmiyor zaten, o konuda bir sorunumuz yok.Delik öyle bir büyüdü ki kendi kontrolüne aldı beni.Ona yaşıyorum, izin verdiği kadar uzaklaşabiliyorum.Şahsen bir bereketim kalmadı yani.Bereketsizlik de sıfat olarak gereksizliği getirdi heralde.Tüm insanlar isteklerime öyle davranıyor çünkü.Sanki belden bağlı vaziyette onlara yaşıyorum.Sözler tutulmuyor, talepler takılmıyor, ihtiyaçlar dinlenmiyor.“Sıfıra sıfır elde var sıfır” tamam da ben bir olabildikçe kendi sıfırlarıyla beni dipte tutmalarına çözümüm kalmadı kusuruma bakmayın.

Selam ve dua ile orospu çocukları 🙂

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Çekilin Kalbimi Kırıyorum

Hayat matematiğinin beni kurtarmadığı anlardan birindeyim.Yeri geliyor zihnime inanmayıp, elimde hesap makinasıyla çıkmazlara düşüyorum.Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor.Ben daha yeni başladığım iş hayatının dertlerine düştüm.

Sorun iş hayatında veya zorluklarında değil.Maşallah hayatımın o kısmı, diğer parçalar arasında en aksamayanı.Ama gerek kurduğum hayallere gerekse sorumluluklarıma vurduğu balta da bütün kuralları bozuyor.Her geçen gün kendime haksızlık ediyorum.Her geçen saniye biraz daha geç kalıyorum hayata.Kurduğum her hayal, planladığım her öğrenim umutsuzca benden yeni bir şans bekler oldu.Ben eğitim ve çalışma arasındaki eşiği uzun tutma hayaliyle yaşarken meğer ikisi birlikte ipotek etmişler gençliğimi.Çıkamıyorum işin içinden, hayatın yüzeyindeki matematikte yaşadıklarım beni doyurmaya yetmiyor ve uzunca bir süre se yetmeyecek bu belli.

Çok üzülüyorum ve ilk defa bu yaşımda edindiğim bir olgu olarak sinirleniyorum.Çok sinirliyim yani, öyle böyle değil.Yaratmaya çalıştığım her şey herhangi birinin herhangi uyumsuz hayaliyle aynı statüde şu an, bana da yazık.

Ben, iyi bir insan da olabilirdim.Ama ne istediğimin değeri bu yaşımda anlaşıldı.Peki “yazık” da, kime ?

Tatlı rüyalar.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Öf, Aman.

“Olsun mu ? Olmasın, dert sana uğramasın.” demedim, elimden geldiğince dert verdim kimilerine.Kendi klişelerime düşüp “itiraf: bölüm yüz yirmi sekiz” tarzı bir yazı yazmayacağım.Dimdirek adrese teslim konuşacağım.Kiminin canını yaktım, kiminin içine oturdum, kimine de pişmanlık oldum.Ve bunları yaparken bazen içime kurt düşmüş olsa da sonrasında bir pişmanlığım olmadı.Tekrar ediyorum, yaktığım canların bazılarına yaşattığım şeylerden pişmanlık duymadım.Dünyada en çok korktuğum şey kalp kırmak ve şahsi adalet algısı olsa da, kendi adaletimi aradığım yıllardaki kırdığım kalpler konusunda içimde en ufak bir pişmanlık yok.Hatta elim varsaydı hakedene dahasını yapsaydım.

Neyse.

Kafamı gömdüğüm hayallerden anlık heveslere yer kalmayınca, yarattığım fırtınada birçoklarının kötüsü oldum.Yani sincap gibi ormanımda büyürken ağaçlarıma laf edip mesire yeri açmak isteyene de kötülük hak gibi şimdi.Hoş; kötülük kötülük diyoruz, bunu da anlatmak lazım.

Kötülük her insanın içinde bir yerde uykuda bence.Nasıl ki iyilik için kendine yolculuk yapmak elzemse, kötülük için de bir odak noktası gerekiyor.Bu odak noktası da senin tam önünde sekince vurmamak ayıp oluyor.Yani dert verdiğine sadistçe yaklaşmak değildi benimki.Etkiye verilen lokal tepkiydi.Bırakıp gidenin peşinden dert olmaya hiç niyetlenmem yani.Derdi olarak lanse edildiklerimin hepsi hoşuma gitmeyene ısrar edip de çöplüğüme oba kurma niyetinde olanlardı.Beni parmak sallayarak uyarır, bunu sürekli hale getirirsen ve aynı zamanda yanımda kalmaya devam edersen o parmak sana mantar tıpa olaarak döner.Buna da dert dersin haliyle.Sezar’ın hakkını mabadındaki kopuk parmağa emanet ediyor olmam beni ne kadar kötü yapar bilemiyorum.Ama yaratılan dangozluk eylem planımda bunlara yer var.Ha olanlar sert veya yumuşak değerlenir; yapıldığı an adrese teslim gitmez, ona da yapacak bir şeyim yok.

Peh.

Bilmiyorsun;

Bilmemekte utanılacak bir şey yok, bilmiyorsun işte.Derdinle yaşıyorsun kendince.Dedikleri gibi zaten; dert penis gibidir, herkes en büyüğünü kendinde zanneder.O yüzden bilmiyorsun, bilemezsin de.

Bendeki dalgayı nereden bileceksin aslanım.Öyle ki, keser sapı sorduklarında dertlerimi öneriyorum… Yahut vampirlerin kalbine saplanacak kazık istediklerinde “hiç sorun değil” diye karşılıyorum gelenleri.Geçenlerde Yankees maçında da görev aldı dertlerim mesela.Öyle bir dert yani bendeki, yersen.

Dertlerin boyu ne kadar önemli olsa da elzem olan işlevi ama.Hani benim dertlerim fersah fersah yayılıp soluk kesse de, beni şöhrete ulaştıran bunun işleyişindeki profesyonellik.Çünkü yalnızca profesyoneller bu denli karizmatik dert sahibidir.