Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Çekik Gözlüymüştüm

Korkmayın sadece sizi denedim…

Burada sizi bekledim, bir yere gitmemiştim.Çekik gözlü kadın komandoların gölgesi altında Saian dinlemiştim bu süre zarfında.Mana yoktu bu sığlıkta, o sebeple ben de yazma gereği duymamıştım.Yalnızdım ama tek değildim, sessizliğimi paylaştım beni çift eyleyenle o ara.

Sevmediğim dünyada yaşıyorum bir süredir.Bu süre zarfında denedim zaten sizi.Alkolun sadece kokusuna aşinayım ve uykum da göz kapaklarımda bekliyor.Sığlığıma eşlik etmeye çalışanı da kasvetimde boğuluyor.

Çok sahteymiş her şey, dillendirilmeyen fare kapanının dillenmeye meraklı büyük burunlarıyla yaşıyormuşuz.

Olsun paramız var.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Azerbaycan Dağları

Söyleyecek bir şeyin var mı ?

Benim elimde kelime dolu bavullar var konuşulmadığı takdirde ardı intihar olan.İçim Azerbaycan dağları gibi, inanması güç olsa da cayır cayır yanıyor.Ellerimde pis bir duman var içimdeki ateşe köz niyetine tütüyor.Ve neye uzansam dumanımda boğuluyor.Herkes yaklaşırken kayboluyor; uzakken daha net her şey.

Hevesime saplı baltalar var hala tabi ki.Ellerim titriyor fakat duygulardan noksanım artık.Ne yaşıyorsam yorgunluktan oluyor.Hevesimin de baltalara şikayet etmeye mecali yok.İnsanlar uzaktan iyi bir şeymişim gibi izliyor, ben dumanların ardında için için yanıyorum.

Kalbimi füme edene kadar hisli çocuktum, yakıştırırdım da kendime bunu.Zihninle doğru orantılı duygusal hallerim beni doyururdu.Sonra içimdeki tüm çocukları dumanımda boğdum.

Yeri göğü yaratan rabbim benim içimi taş etti iş illetiyle de ondan böyle içimdeki çocukların zanlısı oldum.Yüreğimdeki sevgi mağaraları hala andromeda lakin içleri de aynı oranda sarin gazı.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Altı Seneye Güzelleme

Takriben altı senedir buradayım.İnanması güç biraz biliyorum ama ben buraya ilk yazımı lisedeyken attım.Geçtiğimiz haziran ayında üniversite mümasebetiyle havaya kep fırlattım ve on bir aydır bilfiil çalışıyorum.Altı yıllık dilimlerimin en hızlısına denk gelen zamanda, muhteşem bir günlük geçmişim oldu burası sayesinde.Burayla büyüdüm ve burayla öğrendim kendimi.

Herkese dil uzatabildiğim ve özünde pek de okunmayan bir mecra olduğu için hayatımın metresi -metre değil metres bu arada- gibi hissediyorum bu blogu.Adeta Cartier Bilekliklerle şımarttığım, daraldıkça Atlantik ötesi ülkelere çağırdım biriymiş gibi geliyor bana.Ama bir yandan da ona çok değer veriyorum.İstiyorum ki hep keyfim kaçsın ve ben gemileri yakıp koşar adım buraya geleyim, olur olmaz şerler karalıyım.

Burası benim ketumluğum, bu sebeple bu güzellemeyi yapıyorum şu anda.Kalbimi söküp masaya da koyabiliyorum burada, eksik kalan duygularıma derman da dilenebiliyorum.

Altı sene dile kolay.En eski arkadaşlarımdan biri…

Basit GoyGoy Günlükleri: 19. Gün / İmkan

Ben olduramıyorum, kimsenin de olsun diye bir emeği yok.Herkes yanıyla top çevirmeyle meşgulken ön libero oynamak istediğim şu hayatta hücuma zorlanmam beni mutsuz ediyor.Elim varmıyor oldurmaya.Diyorum “tamam ben hallediyim” ama tek nefesle sönecek bir yangın da değil bu.İmkan dahilinde diye başladığım konuşmalardaki imkan hudutlarını ben belirlemek istemiyorum artık.Hudutlarını belirlediğim imkan yaylalarında gönlümce koyun otlatamadıktan sonra neylerim imkanlarım.Ya bana başka yörelerden gelen imkanlar verecek bu hayat veyahut hudutlarımı kendime çizeceğim artık.Yani ya birileri ekstradan ferahlık verecek bana ya da bu ferahlıkta bir ben nefes alacağım.

Bunu kimseyi suçlama maksadıyla söylemiyorum.Hatta ferahlığımdaki tek nefes de olma niyetim yok.Benim dert edindiğim şey küçük takımın golcüsü olmak.Ben şampiyon takıma çapa olmak istiyorum.Niye koşmuyorsun diye suçlanmaktan ziyade niye yardımcı olmuyorsun densin istiyorum.

Aslında ağzımla da kimseyi ağlatmadan bu kadar anlatabiliyorum.

Basit GoyGoy Günlükleri: 18. Gün / Vakit

Eskiden ne kadar işime yaramasa da bir yeteneğim vardı yazı yazardım.Çok sakin bir zihinle çok hareketli bir hayat sürerdim.Anlamasam da mutluydum.

Bugün beni idare eden bir işim var.Çok sakin bir hayatta çok hareketli bir zihinle yaşıyorum.Anladığım kadarıyla mutlu değilim.

Peki, ben cebime ne zaman bağımlı hale geldim de bu denli işe mecbur hissediyorum kendimi ? Sonuçta parasız yaşardım, elli liranın üstü özgürlük demekti ve boyumdan büyük borçlarım vardı.O zaman da nefes alırdım, o zaman da tok gezerdim.

Gören de beni hayatta voleyi vurdum, cebimi dolduruyorum sanacak ama öyle değil.Ortalama bir işte ortalama bir para kazanıyorum.Bulduğum vakitleri doldurmak için istediğim her şeyi yapabilecek kadar param var.Tabiri caiz ise -çok afedersin- ipi kuşağına denk bir vaziyetteyim.Fakat şöyle bir sorun var ki doldurmaya heveslendiğim vakti hiç bulamıyorum.Vardiyalı çalışıyorum ve hayatım on iki saatlik iki periyota bölünüyor, bir adet izin günüm var ve planları belli bana bir şey kalmıyor.Ben, safi hayat mesaisi yapıyorum.

Hayatla ilgili en sevdiğim şey herhangi bir şey üretmekken; bu tempoda değil üretmek, kurgulayamıyorum bile.Sürekli sevdiğim insanlara imkan yaratıyorum, onları güldürüyorum fakat kendime yetemiyorum.Ha kimseyi suçladığım yok, kimse beni bir şeye mecbur etmiyor fakat kendime ettiğime çare de bulamıyorum.

Yoldayken bazen hayal kuruyorum, kafamda her şeyi hallettikten sonra evde yorgun düşüp uyuyorum ve ertesi gün yepyeni bir günde o hayali infaz etmiş bir şekilde uyanıyorum.

Öyle ki doymuyorum.Beni nakit değil vakit doyuruyormuş meğer ve ben o vakte çok uzaktayım.

Böyle gitsin istemiyorum, elde ettiklerimden de geçemiyorum.Kendime ihanet etmiş gibiyim.

Her zaman olduğu gibi, bilmiyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XXVIII Oda Servisi

Kadınlar hep güzel, benim kadınım en güzel.Yeterki huysuzluğa yelken açıp hayatı bana dar etmesin… Ama bu da onun doğası, dilim varmıyor eleştirmeye.Sarıyer Güzelim hep koynumda huzur bulsun, 547’lerce ölelim istiyorum.Sanki çok şey istiyorum…

Balon bartakta bira, boğaz manzarası, Lamar ve Fenty’den Sadakat, portakallı Peter Thomas Roth.Benim hissiyat yönlü hayat beklentim yirmi üç yaşımın ortalarında gerçekleşti bu vesile ile.Baby’nin Debora’sı da beyaz perdeye işlendi sanki sayemizde… Bilmiyorum, karar vermek de istemiyorum.

Doyamayanlarda o gün olsun; Ottoman olsun, Pubness olsun, kapanan pizzacın olsun veya Nişantaşı kedisine varsın hikaye.Bir yerde bir masa olsun da biz karşılıklı yemek yiyelim yine senle.Her çiftten farklı olarak yemek yemek bizim ibadetimizken şefahatten kopmayalım seninle hiç bu vesile ile.

Sevgiye ve sevmeye alışmayı benim için herhangileştiren kadına, hayat manama olsun bu yazı da.

Tekrardan tabi ki…

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.27 Canım Hafiften Yandı

Yazdığım yazıların, taktığım takıların, sıktığım parfümlerin kimileri tarafından özlendiği bir günün gecesi bu gece.Herhangileşmemek adında attığımız her adımın yerinde saydığı, yarınsızlığa umut bağlarmış gibi yaşadığımız günlerin bu günlük sonuncusu.Oluyordu da maksat maraz çıksın diye konuştum diyen kahpe kaderin getirdiği son büyük yara sanırım.

Kimsenin hevesine kasıtta bulunmamışken, can ötemden hevesime gelen kör baltanın verdiği acıyı tarif etmekte tabi ki zorlandım.Sağ olsun o da pek anlamadı zaten, tribimizde dövüldük ve şekle girdik yine…

Kan toplayan yürek kapılarıma koç başı vuran kaderin bu kahpeliğine diyecek pek bir sözüm yok ne yazık ki.Kadere kendin ol demişler, o da kahpelik yapmış.O kadarlık bir derinliğe sahip kendisi.

Edepsizce davranmaya hayal kırmaya tövbe etme arifesinde olduğumdan pek de ses etmiyorum ama çok canım yandı.Tek kelime yüreğime çöktü, böyle yalandan bir meltem süzüldü dudaklarımdan gökyüzüne.

Öyle canım yandı.

Anlatamam.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Olmasın

Nefsim ve nefesim köreliyor.Sürekli bir uyku bastırıyor ve Sarıyer güzelim cennetinde mahkumiyet yaşıyor.Tüm bunlar yetmezmiş gibi işler son bulmuyor, para yetmiyor ve istekler bitmiyor.Bir günahım olduğundan değil ama yaratanın net bir çile sınavına tâbi tutuluyorum.Üstesinden tabi ki geleceğim, lakin bu savaşın sonunda düşman benden ne götürür kestiremiyorum.

Kapris kraliçem herkesin malumu zaten hayatımda tanımayanı yoktur fakat halen daha adına yazı yazma cesaretim yok.Beş yüz kırk yedi defa ömrümün ev sahibi olsa da, hala hayat filmimin afişinde size sergileyemiyorum.Öyle ki en büyük düşmanı olmama rağmen nazardan bile korkuyorum.Uçan kuştan sakınıp yedi denize “benim” diye ispatlayamıyorum yaşadıklarımızı.Gücüm var, o sorun değil.Konu o olduktan sonra her şeye gücüm var zaten, fakat bu güç halen daha kendi zihnimde hüküm kuramadı.Hayattakiler ve yaşamdakilerin ikilemlerinde yüzüyorum hala…

Yoruluyorum.

Kimse ırgalamaz artık uğraşım dışında kalan.Yükümlülüklerim ve gerçekleşmeyi bekleyen hayallerim var.Siz değilsiniz artık bu ömrün derinlerine etki eden.Alamuttan dışa çıkmaz bu zihin ve cennetin aşk kokusuyla merhametsiz bir katil olur bu bedende.

Sekiz saat çalış, mor gözaltıyla koş boş sokakta.Evde sorun var, evde uyku var.Pusulam artık yayında ok, pusulamın karnı artık tok.Sikik kerizler yerine 301’e bıraktım her zerremi, yarımız masal yarımız yasal.