Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.32 İş Bireyi

Tutacak bir kitabın vurucu cümlelerini tam şu an yazmak isterdim, fakat bu kelimeleri yazdığımda barut gibiyim… Bedenime meydan okurcasına alkol alıp, aynı çocukluğumdaki gibi kafa tutmak istedim titanlara.Ama artık iş sahibi bir adamdım ve bileklerim güçsüz kalmıştı bu hayata.Param ile hayata olan niyetim ters orantılı olarak her geçen gün damarlarıma işleniyordu bu günlerde, ve sonra ne oldu biliyor musunuz;

Hiçbir şey.

İt gibi çalışıp eşek gibi alkole yatırıyorum hala paramı, hayatıma gayet destek olsam da ve bir arpa boyu yol alamıyorum.İnanması güç evet, şaka gibi ama gerçek…

Anlamıyorum.

Seray sabah yazımı görünce ona yazdığımı sanacak ama içimdeki hayat nefretini söndüremiyorum.Hayat manama kelimelerim, dilimdeki kadar var oluyor.Fazlasını yazmayı çılgınlar gibi istesem de, beynim dönerek geçim derdine dalıyor ve deftere geri dönemiyorum.

Pis pis şehir dışı üniversite barlarında ucuz bira ile dans etmek istiyorum.Çünkü yarınlarımda her daim imkansızlar barınıyor ve ben bunları mümkün kılmaya doyamıyorum.Bu da benim alamet-i farikam, imkansızları mümkün kılıp yorulan tek insan olmak…

Hepsini halledeceğim, biliyorum.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.31 Puslu Pembe Varoşlar

“Böğyk” diye nefretimi kusasım geldi, ondan geçtim ekran başına.Niyetim yine yüz yıllık nefret boşaltıp yoluma bakmaktı.Ama içimde, derin bir yerlerde bunu bu kadar da umursamadığımı fark ettim.Yağmurlu havada, ince ayakkabıyla, zatürreye bir santim kala sarhoş olduğum erken gençlik yıllarımdaki garibanlıktan ziyade orta direk batağına mıhlanmış haldeyim artık.Bu sebeple, fakir tesellisi olarak benimsediğim bu durum sayesinde nefret kusmayacağım.

Kısa kesip, çatıyı bitirip çıkacağım.

Hayatımda eksik kalan her şeyimi kendi çabamla ve şansımla kapatabilecek pozisyona geldim.Henüz bunu yapamadığım için orta direk batağına saplanmış vaziyetteyim.Ama başladığım noktaya istinaden gelmiş olduğum nokta, geleceğimden daha uzaktı benim için.Yüz ellinci defa kendimi değiştirip yine adaptasyon sağladım ve iyi kötü başarılı oldum.Ez cümle, standart olmak için çok çalıştım ve bu hattı yakaladım.Ama niyetim bu orta direkte çok da fazla oyalanmak değil.Allah biliyor ya, bir an önce Moğol Rallisi’ne “Şafak Doğan Güneş” diyebilmek istiyorum.Bunun için fırsatlarımı arttırmak ve hür irademle karar verebilecek pozisyona gelmeye çalışıyorum.

İşin sonunda her şey olacağına varıyor ve ben her zaman olduğu gibi kısmetime güveniyorum.

Yersen

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Bomba/Fesleğen

Bugün küçük dinden dönmelerime yazı yazacağım… Tanıştığımızda kimse kimsenin farkında değildi, lakin şu anda ortak playlist’imizi dinleyerek yazı yazıyorum.Birbirimizi çılgınlar gibi sevmesek de bir eksikle dahi yaşayamayacak pozisyona geldik, bu hali çok sevmeye başladım.Az görüşüp de bu kadar hal hatır soran ikinci bir boy band tanımıyorum…

Malum yazım boyunca genel bilgi verip, sonrasında her bölümde birimizi anlatıp, sanki mezuniyet öncesi kokulu deftere iyi dileklerimizi yazıyormuş gibi davranacağım ve bitireceğim.Eğer herhangi beğenmeyecek biri olursa ardımı öpebilir, hiç sorun değil.

Beyoğlu’nun Yılmaz Bekçileri olarak ne Karaköy’e, ne Kuzey Cepheleri’ne ne de Anadolu Yakası’na şans vermeden kendi mevkimizi yıllarca koruduk.Taksim’de eğlendik veya Taksim’de rezillik çektik ama asla mevzilerimizi terk etmedik.Bu sadakatimizden önce her bizimize kocaman bir alkış armağan ediyorum, sağolun beyler.Çok sarhoş olduk, bazen ağladık, çok kovaladık ama sonuçta kaybolmadık.Her gün daha da ileri taşıdık kendimizi…

Paragraf paragraf bizi anlatmaya da ilk olarak Berk The Milf Hunter a.k.a. Thanos & Mr. Çene’den başlayacağım.Seni anlatmaya nedense “to the window to the wall” diyerek başlamak istedim.Her daim kahpelik ve şerefsizlikle var olan bir bedene sığamayacak kadar anıyı nasıl biriktirdin bilmiyorum ama arkadaş olarak sana aşığım “till i die bitch”.Erasmus’a gitmeden önce Sefahathane’den Meydan’a kadar yürüdüğün “that girl” The Black Widow’la yaşadıklarını unutmuyorum.Çünkü sevsen de sevmesen de bu grup bunu sana Erasmus Hediyesi olarak verdi… Daha ne kadar seksapelini yükselteceksin bilmiyorum ama paragrafının üç evetle sonuna geliyorum.

İkinci paragrafta kendimi Kems The Hallederiz a.k.a. Drunkie & Müdür olarak değerlendireceğim.Ben bu grup için yıllarca kurşun attım, kurşun yedim.Kimse sadakatimi sorgulamasın -yalan-.Her buluşmanızda masada ilk olarak ben yer aldım, eşsiz kişiliğimle sizi ortama ısıtıp sahneyi size bıraktım -gerçek-.Dua edin alçakgönüllü olarak yaziyorum bu yazıyı, bana son nefesinize kadar minnet borçlusunuz…

Üçüncü paragrafta kirvem Sero The Dealer a.k.a. Baba & Party Shaker’dan bahsedeceğim.Kendisine en az bir adet nefes borçluyum çünkü birlikte çalışırken çok defa nefes almamı sağladı.Son barmen bükücü olarak ve pazarlık yeteneğinle az bedava ekmek yemedim.Emeğine ve en önemlisi varlığına her daim hayran kalıyorum hayatım.Malum hanım arkadaşınla aramın açık olması kesinlikle senin suçun, sabaha kadar sataşırım bu konuda.

Son kimlik değerlendirmemde de kıymetlim, her şeyim Vart The 13th Friday a.k.a. Jagershot & Armenian Sin ile devam edeceğim.Aslında seninle ilgili cümle kurmak bana hep yetersiz gelse de bir şeyler karalayıp kolayca ortamdan ayrılmak niyetindeyim.Bu cümleme de Zac Efron filmleri, keçi sakala meraklı Farsi Abi, “hı ne diyon” ve Kırgızistan yazıp yalandan da olsa bırakıyorum, yanlış anlamazsan…

Kişi kişi bizi şey yaptığıma göre saatin 04:00 olduğunu, çok fazla olmasa da sarhoş olduğumu ve uyumam gerektiğini belirterek yazıyı sonlandırmak istiyorum.Sizlerle en az 20 katı kadar zengin olduğumuz vaziyette birbirimize gömmek dileğiyle

Saygılarımla.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Stres ve Öyle

Hayatımın en yoğun ve stresli iki haftasını geçirdim.Takriben bir hafta daha bu tempoda ilerleyeceğim.Sinirimden çenem kilit vaziyette, baş dönmesiyle hayatta kalmaya çalıştım.Şükür ki zamanla çözülmese de bir yere vardı problemler.Anlayacağınız problemlerimi çözen şey çabam yerine dünyanın dönüş hızıydı ama sağolsundu…

Şimdi anlamlandıramadığım bir problemimi anlatmayı deneyeceğim.Bu doğrultuda, güçsüz veya toy olduğuma inanmıyorum.Fakat bence yaşadıklarım için her zaman çok genç, yaşayamadıklarım için de hep geç kalacağım.Hayatımın, “esas” başlıklarla ilgili zamanlamasından memnun değilim.Bir şeylerin tam zamanıyken hayatın bana yardımcı olmaması ve bu konuların bazen öncesinde bazen sonrasında karşıma çıkması beni memmuniyetsiz kılıyor.

Yirmi dört yaşındayım ve geçen gün bu yaşta dünyayı kurtardım.Kimse bunu yaşaman için erken demedi, yaptıklarım sonrası teşekkür de duymadım.Sadece daha çok şey talep ettiler ve memnun kaldılar… Bu durumda, bence bana yazık.

Bilmiyorum yine, pek yazmak da istemiyorum.Bu aralar genelde üzülüyorum.Resmen çocuk gibi üzülüyorum.

Böyle.

Basit GoyGoy Günlükleri: 21. Gün / Düşük Cümleler ve İtirafta Kadın Vokaller

Asitli içeceklerden en sevdiğim arpa suyudur.Çünkü arpa suyu işlem gördüğü için temizdir, her daim güvenilirdir.Veba dönemi Avrupası bile işlem gördüğü için su yerine arpa suyunu tercih etmek durumunda kalmıştır.Kabul görmesi makul bir danışıklı dövüştür bu bana göre.Artı; kimseyi daha da boğmadan, bu kadar samimiyetsiz cümlelerin yeteceğini düşünüp basit olan günlüklerime geçiyorum.

Sevdiğim, sevimsiz kadın vokalleri dinleyerek kaleme aldığım bu yazı için bu başlığı makul gördüm.Kına Kızı gibi hoppa şarkılara aidiyetimin tuttuğu, aslında pek de nadir olamayan zamanlardan birini yaşıyorum bu gece.Kıpır kıpır dokuz sekiz bozması ritimlerde, yaz mevsimine ait kelimelerle, yurdum kızlarının boyundan büyük sözlerinin harmanlandığı keyif veren şarkılarıyla trans halindeyim bir haftadır.

-abi son cümle sanki çok düşük oldu, hafif de alkollüyüm, cümleye sinirimden ortadan ikiye bölünmek üzereyim şu an.-

Ne diyorduk; dokuz sekiz bozması, yurdum kızlarının büyük cümlelerinin nefsime iyi gelmesiydi konumuz.Evet, yalan yok bana iyi geliyorlar.Hatta yeni keşfe hazır olanlarını bile ilk ben dinliyorum.Ne yapabilirim, bir yerde bu durundan büyük zevk alıyorum.Yetenek avcılığı yapıp, piyasada tutunanlardan megalomanca zevk alıyorum kimseye dillendirmeden.

Hafif alkollü olduğumdan ve dikkatimi toplayamadığımdan toplu bir yazı yazamıyorum aynı zamanda.Şu an zoruma gitse de kelimelerime kıyamadığım için paylaşacağım bu yazımı sanırım.Çünkü benim gönül işime akıl ermesin istiyorum.

Shame on me

Beni bu hallere sokan lisans dönemimdeki ucuz barlara olan müdavimliğim sonrası malum şarkıların bedenimde oluşturduğu dans hissi sanırım.Net bir biçimde, gün ışığı görmeyen tenlerde bağımlılık yaratan -bazen sözde- sanat eserleri bu malum şarkılar.Kelime yapıları uymayan, cümleye yakışmayan, devrik sanat eserlerine olan düşkünlüğümü de itiraf ettiğime göre bu akşam için dökeceğim kirli çamaşırım kalmadı.

İyi geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XXX İyiyim Aslında Ama Emin Değilim

Bende öfke dışında senlik bir durum yok.Bence, aranma istersen.

Kelimelerden ziyade hissiyatlarda kaybolup saçmalamayı özledim.Ekstra alkollü sıvılar tüketip kendimi kaybetmeyi ve kendimden arınmayı özledim.Ataköy sokaklarında doğru yeşili aramayı, bulduklarımda barınmayı özledim.En çok da yıllar gibi geçen dakikalarda sarhoş kalmayı ve eskiden tanıdığım insanları şaşırtmayı özledim.

Her şekle büründüm şu dünyada ama ne olursa olsun sahibime karşı hep çıplak kaldım.Nefsim sırça köşkleri niyet edip miller katetse de ona karşı hep sebi sübyan çırılçıplak kaldım elim aciz vaziyette.Bir yandan bu halden memnun kalsam da bir yandan da emeklerime acıdım.Onun nezdinde pek bir mana etmese de bu acıma hissim yine de anlayış gösterip bir çulla bedenimi sardi kendi karşısında.Oysa bildiğini saklamaktan fazlası değildi bu imtiyazlar, ben anlamadım sadece.

Bu durumda kabuslarımın prensesi olan yaradan aşkına armağan ettiğim kelimelerimi kendime kâr mı zarar mı saymalıyım bilmiyorum.Zihnimin firdevsinde ehvenişer olana dünya aleminde ne isim verilir kestiremiyorum.Kendime cennet ettiğim dünyanın yalandan iyiliklerinin kimseye faydası yokken aşk diye pusula bellediğim inancım ben dışında kimseye yol gösteremiyorken, günahkardan farkımı vicdanım dışında kim belirleyebilir ki !?

Ben bu hayattaki manevi sermayemi döndürmeye yetecek kadar donanımlı olamıyorum.Ne denesem olmuyor, yetemiyorum.

Bilmiyorum.

Basit GoyGoy Günlükleri 20. Gün / Vartan EP

-Dikkat ! Aşağıdaki yazı çılgınlar gibi dikkat dağınıklığı içerir.-

Tırnaklarım bu ara çok pis ve ne yaparsam yapiyim içimdeki homofobiyi öldüremiyorum.Yani her insanı özünde çok seviyorum ama kendi cinsine ilgi duymak yersiz ve salakça geliyor.Bunun adı da aslında homofobi mi bilmiyorum ama ben böyle dillendiriyorum.İçimde bir yerde sade makarna yiyen bir davar sanırım, bunun başka bir açıklamasını bulamıyorum içimde.

Dünyaları içiyorum at gibi çalışıp insan gibi harcıyorum ama yine de doymuyorum.Kapitalizmin çöktüğü yerdeyim.Ortalama üstü kazanıp bekarken mutle değilim, açıklayın kahpe emperyal güçler.

-Ki son paragrafın homofobimle alakası yok-

Bu gece Vartan için yazmak için klavye başına geçmiştim ama üçüncü paragrafta üçüncü konuyu açtığımın ben de farkındayım.Şöyle yapalım, ben bütün bu konuları tek bir bütün haline getirip yazıyı sonlandırayım.Nasıl plan, bence süper…

Şöyle ki; Mavi En Sıcak Renk mi bilmiyorum, zaten Fransız filmlerini de pek sevmiyorum.Ben genelde Vartan’la birlikte romantik gençlik filmleri izliyorum.Romantik gençlik derken, Zac Efron’u falan ekranda görmek bana ekstra zevk vermese de eşcinsel arkadaşların motivasyonunu kesinlikle anlıyorum… Kötü Komşular’ın ikinci filminden sonra basbaya homofobi ürese de içimde bu benim sorunumdur yeneceğim söz.Hem Zac’i genelde kadınlar sever, eşcinsellikle bir alakası yok -swh!- Bu filmleri izledikten sonra da iyice hetero bir tartışmaya giriyoruz Zac tarzı oyuncuları beğenmeyip de.

Neyse, hal böyle olunca Vartan’la film izleyip tartışmayı çok seviyorum.Emperyal ve alkol kısmı için de şöyle bahanelerim var.Vartan’la aynı yerde çalışıyoruz -otel- ve filmlerin öncesinde -işten sonra Vartan’larda- alkol almayı seviyoruz. -33’lük tombul şişe veya viski-

Ve bu alkolü otelden çıkıp Vartan’lara gittiğimizde Suzan Teyzeciğimin bize verdiği fındık fıstık eşliğinde yapıyoruz ama cebimizdeki parayla bile kendimizi çılgın mutlu hissetmiyoruz.Bu durumda ne oluyor; doymasak da gülüyoruz -yalandan-. Vartan i love you dude -but no homo- !

Var ya ben bu işi iyi yapıyorum, her şeyi bağladım yine.

Bu yazıyı yazarken de dikkat dağınıklığından öldüm.

-Dude uyanamıyorum-

Saygılarımla.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XXIX Harman’ın Ablaları

Bugün “Harman’ın Ablaları” adlı post-apokaliptik kurgu hikayemi yazacağım.Ama bu kurguda apokalips yalnızca başroldeki abinin başına geliyor ve post kısmında ise herkesin güldüğü bir dünyada bir tek o ağlıyor.Başroldeki abimiz hikayenin başlığında bulunan Harman kişisi değil, aynı zamanda Harman kişisi hikaye boyunca ara karakter olmaktan ileri gitmiyor.

Konu anlayacağınız üzere Harman’ın ablalarıyla başrol abimiz arasında geçiyor.Henüz başrol abimize bir isim bulamadım ama bir iki cümleye kalmaz onu da belirlerim.Neyse işte Harman’ın ablaları çok güzel, yani öyle güzeller ki başrol abimiz hangisi daha güzel diye belirleyemeyince Harman’ın ablaları diye tek isimle anıyor direk onları.

-Bu arada başrol abimizin adı Enfiye olsun-

Enfiye Abi’yle Harman’ın arasında Enfiye Abi’nin dayıoğlu Sakal Reis var.Sakal Reis ve Harman yıllarca aynı organizasyon gemisinde asid house müziği yaparak tur satmışlar.Bu müzik türünün de patladığı seksenlerin sonunda Kalamış Sahili’nde gayriresmi gemi turlarıyla isimlerini duyurmuşlar.Çünkü o dönemde -bilirsiniz darbe gençliği- Tarabya Sahil’den seken Boğaziçi’li gençler törpülenmiş dürtülerini yaşamak için böyle niş ve ucuz eğlenceler ararlarmış.Kalamışa geçip o zamanın parasıyla 450 Lira’ya gemiye bilet alırlarmış.Göreceli olarak ucuz olan bu fiyatı Sakal Reis, yurt toprağındaki aç öğrencilere bir nevi hediye olarak belirlemiş.Bu ucuz fiyatı belirlerken de bizim Enfiye Abi’yle çok kafa patlatmışlar.Çünkü Enfiye Abi o zamanlar sosyalist düşünceye küsse de öğrencisine kıyamayan bir pozisyondaymış.Hatta İstanbul Üniversiteli Ülkücü Öğrenciler tarafında bile adaleti ve iyiliği konusunda hayli hatrı sayılır bir şöhreti varmış abinin.

Velhasıl kelam belirlenen bu fiyatların üzerinden otuz kişilik partiler vermeye başlamışlar.Boğaziçin’den medet uman Beyaz Barış Gençliği on yedi kişilik ekipleriyle bu partinin erkenden müdavimi olmuşlar.Yarattıkları komün eğlence şöhreti sonrası kalan on üç kişilik biletleri de resmen karaborsaya sevk etmişler.Yeditepe’de üç kitap okuyan her genç bu partilere merak salmış.Yeri gelmiş kalan biletler zamanı geldiğinde Özal Zengini olacak ailelerin çocukları tarafından dört haneli rakamlara alınmaya başlamış.

Geminin bütün işi Enfiye Abi’nin gayrimüslim manevi kardeşi Arap tarafından gideriliyormuş.Operasyon kısmını Arap’a devreden gençler Harma’nın müzikleriyle patlamaya başlamışlar.Boğaziçi Öğrencileri ve Zengin çocuklarının aynı ortamda bu denli eğlenmesine buruk da olsa mutlu olan Sakal Reis geminin kamara tarafında Abisi Enfiye’ye her hafya cuma akşamları cin tonik sofrası kurmaya başlamış.Enfiye’nin hoşuna giden bu durum zamanla alışkanlık haline dönüşmüs ve bu gemiye duygusal bir bağlılık hissetmeye başlamış.Çünkü yurdun en uç iki kademesinin bu ahenkte birleşmesi ve bu gemiye ruh katmaları ona dünya dışı bir zevk vermeye başlamış.

Bu arada Harman’ın Babası bahsettiğimiz Özal Zenginleri’nden biri olmuş zamanla.‘89 yılında başlayan bu macera ister istemez iki sene boyunca Beyaz Barış Gençliği ve kendilerine Özal’ın Çocukları ismini veren kapitalist gençler tarafından bir sır olarak sükunet içinde istisnasız her gece devam etmiş.

Yıl ’91 olduğunda Harman artık istanbulun sayılı yeraltı müzisyenlerinden biri olmuş.Geminin fiyatı da aynı oranda artmış.BBG üyeleri ilk başlarda itiraz etseler de DSP’de gelen burs arttırımıyla bu meblağa uyum sağlamışlar.Yeni gelen öğrencileriyle birlikte İstanbulda öğrenci modasını da kendi belirleme başlayan gemimiz halen daha gayrıresmi olarak otuz kişiyle kalamıştan demir alıyormuş ve bu durum Sakal Reis’i rahatsız etmeye başlamış.Çünkü verilen hizmete adapte olacak en azından elli kişilik bir gemiyle bambaşka bir seviyeye çıkacak bu gizli eğlence onu inanılmaz cezbetmeye başlamış.Bu durumu Enfiye ve Harman’la görüşmüş, ikisi de gayet olumlu yaklaşmışlar ancak cesaret edemeyip biraz daha zaman istemişler.

-Buradan sonrasına spin off planım var acele bitirmek niyetindeyim-

Harman ve Enfiye’nin biraz diye tabir ettikleri zaman bir sene sürmüş neredeyse.Bu vakte noktayı koyan da hikayemize isim veren Harman’ın ablaları olmuş.Babalarından aldıkları toplu parayla Harman’ların istediklerinden bile daha ilerideki bir tekneyi onlara hediye etmişler.Yalnız tek şartları varmış, her gece en tepede 6 kişilik loca onlara ve arkadaşlarına her şey dahil ücretsiz olacakmış.El mahkum göt gardiyan kabul eden gençler Emfiye’nin arkadaşı Arap ve Okşan’a gemilerinin teknik detayları için gemiyi emanet etmişler.

Tekneyi muhteşem yapan arkadaşlar işin üc kat daha kazandırmasını sağlamışlar.Ablalar şöhret, gençler de mutlu olmuş.Gençler mutlu olurken de Enfiye ablalara vurulmuş.

Enfiye’nin bu durumu büyük abla hariç hikayedeki her kesin ve hatta her şeyin hoşuna gitmiş.Hatta öyle ki küçük abla açık açık “istemem yan cebime” diyerekten Enfiye’yi kapaması yapmış.Aile evlerinin alt katında kendilerine onca varlığın içinde bir batakhane kurmuşlar ve tam olarak ’94 yılına kadar yarım gemi yarım ev diyerekten kendilerini bitirene kadar yaşamışlar.Sonrasında Harma’nın babası başbakanlığa koşan liderle girdiği tartışma sonrasında attığı sucker punch yüzünden bütün hayatları şaşmış.

O andan sonra baba Doğu Avrupa’ya, kızlar babanın yanına, Enfiye plazalara, Harman sokaklara ve Sakal da evine dönmüş ne yazık ki.

-Aşklarının ve devamının spin-off’una kadar sağlıcakla-