Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XL / Bu Gece

Kıymetli eşim; Derya Bedavacı, Öykü Gürman ve Salih Abim ile düet yapıyor gecenin bu vakti. Şahsi görüşüm kendisinin hepsini cebinden çıkardığı yönünde. Şahsi görüşüm dışında başka bir görüşü onaylamak zorunda da değilim, teşekkürler.

Bazen böyle geceler olur, Youtube üzerinden en gün görmemiş türkülerin açıldığı ve ses tellerinin şarkı haricinde pek de kullanılmadığı. Evliliğimizin böyle gecelerinden birindeyiz. İyi veya kötü bir gün geçirmiyoruz, geçirmek mecburiyetinde de değiliz. Bu saatte alkol eşliğinde bazı türkülerin söylenmesi gerekiyorsa söylenir, işte bu da öyle gecelerden biri.

Bu arada ben de son Serfoş serimi 22 Haziran 2023 tarihinde yayınlamışım, bok gibi kötü yazabilirim. Yazmayabilirdim de bu arada, buna da şükür.

Allahım bildi de böyle akşamlarda kavuşturdu bizi. Örgüt evi minvalinde türkülerin karşısında en ulusalcı tavrımla evliliğimizi taçlandırıyorum. Rahmetli Nihat Genç’in veya Yalçın Küçük’ün alnıma öpücük konduracağı bir raddede mücadele veriyorum kıymetlime karşı. Evde Tunceli-Kars CHP’sine karşı Kıbrıs Fatihi Karaoğlan CHP’si şoku diyebiliriz, muhteşem bir sentez.

Gerçekten arayan herkese iyisiyle kötüsüyle bu geceleri nasip etsin rabbim. Yarim dediği insanın gölgesinde serinlemek ve sıcaklığında dinginleşmek kadar muhteşem bir his yokmuş bu hayatta, çok şükür.

Kemal 🙂

Tatmin

İçimi sakinleştiremiyorum. Böyle dümdüz böğüresim hatta hönküresim var. Bu eylemleri daha farklı nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Umutlu, sevimsiz, heyecanlı ama mutsuz bir his var içimde. Sik gibi hissediyorum anlayacağınız.

İçime sığamıyorum ama alan da pek geniş aslında.

Yapmak istediğim elli milyon tane şey var. İlginç bir şekilde vaktim de var ama bir elim gitmiyor, iki bölünüyorum ve daha başlamadan dikkatim dağılıyor. Bu durumlar esnasında da yatak tatlı geliyor ve yapacağım şeye olan hevesim kaçıyor. Mecburiyetlerimi halledip kalan vaktimi çar çur etmeye devam ediyorum.

Vicdanını sikeyim böyle durumun cidden.

Çok sinirliyim, çok da umutluyum ve bir o kadar da tatmin olmuş gibi hissettiğim yanlarım var yadsınamayacak şekilde. Öfke problemleri olup da kendini varlık içinde yokluğa mahkum eden toprak zengini dayılar gibi hissediyorum. Hasatın ilk tahsilatını pavyonda ezmenin tadını bir alsam, kalan her şeyin götüne koyacakmışım da ne pavyondan ne de para harcamaktan haberim varmış gibi.

Tatminiyet duygumda bir eksiklik var sanırım. Böyle bir kelime var mı onu da bilmiyorum ama ya tatmin olamıyorum ya da tatmin olmalara doyamıyorum.

Hakkımızda hayırlısı.

Evli Bir Kadın

Anlatılacakların aksine bu kadın kocasına aşık.

Ki kocası da karısına hasta.

Bilinmesi gerekenlerin bilgisi verildiyse gönül rahatlığıyla yazıya geçilebilir.

Hayalim her zaman bir araba sahibi olmaktı. Eğlencelerimizin ardından kıymetlimi güvenli bir şekilde evimize bırakabilecektim. Kendimce dünyanın en romantik insanı olarak şekil şekil hayallere daldım.

Sonrasında Hint Okyanusu’nun batısını manasız bir tsunami vurdu.

Karım benim önümde her adımımın hakimiydi. Bizi mutlu etmekten önce beni mutlu etmeyi şiyar edindi. Alışılmışın dışındaki rutinime adapte oluyorken fark ettim ki hayat müşterek.

Talihsiz.

Ben attığı her adım münasebetiyle ölene kadar karımın hayranı olmaya devam edeceğim. Çöldeki kum tepelerine benzer sebeplerim olsa da bencilce bana sağlanan inisiyatifleri önceliklendireceğim.

Yarınlara umut bağlayacak bir serim varsa, buna sebep olarak artık evliliğimi göstereceğim.

Teşekkür ederim.

Kimseyi suçlamıyorum, durumları egzajere etmiyorum.

Zihinisel olarak yoruldum ben ya. Yani şöyle oldu böyle oldu gibi değil. Halısahadan çıkmışım gibi yoruldum. Kimseyi suçlamıyorum, durumları egzajere etmiyorum. Dümdüz, sebebini irdelemeden yorulduğumu söylüyorum.

Bir insan bilinen yolların aksine zihnini nasıl dinlendirir acaba. Normal bir insan gibi tam saat birde öğle yemeğimi yiyip, namazı kılıp akşam eve geldiğimde de bir bardak viski veya cin tonik içip, üç ajansı da takip ettikten sonra sekiz buçuk gibi uyusam dinlenir miyim acaba. Yoksa bu sadece Vehbi Koç’a mı özel? Şöyle bir durum var ki ben tatile gidip dinlenmek veya rutinime döneceğim bir zihin boşluğu yaratmayı aramıyorum. Bunu istemiyorum zaten, benim çalışmak ile ilgili bir şikayetim yok, aksine herkesin bir iş yapmasını savunanlardanım bir süredir. Ama insan değiştiği gibi yetenekleri ve zevkleri de değişiyor ve güncel hayat sistemleri buna uygun olarak seni yeni hayatına entegre edemiyor. Örnek vermek gerekirse bugün zeytinyağı üretimine aşık olduğumu keşfetsem bir sik yapamam, hiçbir şey yapmaya gücüm yok yani. Neye ihtiyacım varsa o şeyi yapmak için bir kaynak ayıramam. Vaktim yok, param yok, alanım yok aslında kafamda yer de yok. Ama diyelim ki aşık oldum zeytinyağına, ölüyorum yani. Hadi başlıyorum diyelim, ne yapmalıyım? Yok yani yok, hayat amacını bulmanın sırtına yük yaratmadığı bir düzen yok. Bulamamanın da sırtında yük olmadığı bir hayat yok. Yük üstüne yük yani.

Böyle hissedince de huzursuzluk yaratan bir birey oluyorum. Ve hayatımdaki değer verdiğim insanlara keyifsizlik, bir ağız tadında kaçıklık veriyorum. “Keşke bundanım olsa da canım karıma şov yapsam” diyorum da olmuyor yani ya da olduğu kadarıyla oluyor. Bu da içime sinmiyor ve dışarıya kavgacı, içeriye mıymıntı bir adam oluyorum.

Sırf bu kavgacı ve mıymıntı hali kendime yakıştırmadığımdan da yapacağım bu arada istediğim şeyi, elbet yapacağım. Belki o güne kadar çok yorulacağım, büyük ihtimalle yaptığımda artık aynı insan olmayacağım. Ama baş koyduğum şeyi yapacağım. Olduğunda aynı tadı vermeyeceğini bilsem de, herkese ve hayatın getirdiği cam duvarlara rağmen yapacağım.

Bu da yeter demeyeceğim, en azından boynumu ortaya koyup deneyeceğim.

Söz.

Kemal 🙂

Yazı yazmam gerekiyormuş, ben de yazı yazıyorum.

Yazı yazmam gerekiyormuş, ben de yazı yazıyorum. Daha öncesinde canım karım gün aşırı yazı yazmamı isterdi, “haklısın hayatım” derdim ama yazmazdım. Bu pazar günü sayın hocam da “Bu hafta yazı yazmanızı istiyorum” diyince, artık yazı yazmam gerektiğini anladım. Bana kalsa yazı yazmak artık eskide kaldı, elime aldığım 0.5 uçlu kalemimle gün içerisinde aklımda uçuşanları not aldığım kağıdı akşam yırtıp çöpe atmak daha havalıydı. Ama bu zekaları işe yarayan insanların dünyasında pek geçer bir akçe değilmiş. Benim kafam zihnime çalışıyor ve bu da dış dünyada pek bir işe yaramıyor. Kafamın içi ve dışıyla bambaşka iki dünyanın sakiniyim artık. Ne büyük şanstır ki yalnız değilim, doğru bir birliktelik içerisinde birbiri için gayret, saygı ve aşk besleyen bir ilişki dahliyle yaşıyorum bunları. İş ve sosyal yaşamda yarak gibi bir süreç geçirsem de zihin yapıma paralel ev ve özel hayatımda sırça köşklerde yaşıyorum. Buradan ne çıkarmalıyım? Vazgeçtim, bunu sonra konuşuruz. Şu anda bilerek tek paragraf yazdığımı belirtmek istedim, çünkü böyle hissediyorum. İçimdekiler çok büyüyor ama kafamda tüm bunlar için hala yer var. Daralıyorum ama sıkışmıyorum, bunalıyorum ama patlamıyorum (burada içler dışlar çarpımlı kelime oyunu var, aslında daralıyorum ama patlamıyorum gibi, teşekkürler) Geri dönüyorum, buradan ne çıkarmalıyım? Bence kendimi hariç tuttuğum veya bir paydaya ortak olduğum hayatımdan zevk alıyorum. Fakat aksi durumlarda, kalabalıkta yalnız veya dışarıda bırakıldığımda kendimden ve hayattan rahatsızlık duyuyorum. Kendimle kalmama bile izin verilmeyen yalnızlığa mahkum olduğum çevrelerden nefret ediyorum. Sahte olan hiçbir şeyi sevmiyorum. Hayatta herhangi bir şeyin nezaketen veya kural olarak var olduğu noktalardan tiksiniyorum. Her noktada samimiyet, özveri ve ilgi istiyorum. Bunu daha fazla açmayacağım, sadece motto olarak kalsın. Çünkü bu cümleyi nezaketen kibarca yazdığımı hissettim, küfür kıyamet açıklamaktan çektim kendimi. O sebeple bunu devam ettirmek samimi değil. Bitiriyorum, yazıyla ilgili olarak da herkes kendi paragraf sonunu bulabilirse kimse kimseyi şişirmek durumunda kalmaz.

Son olarak tüm bu süreçte eşimin hastası olduğumu belirtmek isterim.

Kemal 🙂

Ölüler Günü Maskesi

18 Ocak 2024

Motive

Merhaba;

Hanımla güzel bir akşam geçirdik Beşiktaş’ta, şimdi de Fatih Hoca’mın hatrına PAO maçı izliyorum. Aslında bir geceden alınması gereken maksimum verimi almış olmam gerekirken eve geldiğimizde Selin’in aldığı ölüler günü maskesi işlemeli rakı bardağında bira içmeye başladığım için haybeye bir yazı yazmak istedim.

Bu bardakların işlemelerini gerçekten çok seviyorum. Altı çiftten oluşan setin altısında da ayrı birer maskeye ait işleme bulunuyor. Hepsinde ayrı ayrı bir şeyler tüketmişimdir ancak her seferinde aynı bardaktan içtiğimi düşünüyorum. Benim aklım ölüler günü maskelerinin ayırdına varmaya yetmiyor. Zihnimin hududunu bulmuş gibi içiyorum tüm içkileri bu bardakları kullandığımda. Akşamları her bardağın aynı olduğuna emin gibiyim ama sabahları bulaşık makinasından çıkarırken hepsinin farklı çıkıyor olması bazen zoruma gidiyor. Anılarımda da bunu yaşadığım oluyor. Bana dert gibi gelen günlerin en ince ayrıntılarını hatırlasam da güzel günlerin hepsi yalnızca birer “güzel gün” gibi geliyor. Derdini çözmeye niyetli olarak bitirdiğim günlerin sayısı detayların hatırlanmasına karşın bir önem teşkil etmiyor. Aksine güzel günlerin kategorizasyonu diye bir şey bulunmuyor zihnimde.

Şu anda işsizim, pek de bir derdim yok bu konuyla ilgili. Kayda değer yatırımlar ve en önemlisi muhteşem bir evlilik yaptığımı söyleyebilirim bu husus özelinde.

Ha, bana soracak olursanız her konunun cevabına muhteşem bir evlilik yaptığımı söyleyebilirim ama bugünün konusu işsizliğim. Evliliğim bana hayatımı gönlümce yaşama özgürlüğümü veriyor ki aynısını eşime sağlamak için de her günümde gayret ediyorum (Sanıyorum hanımım da bunu reddetmez *swh*) Sağolsun canım eşim “sikter et hepsini, ben sana bakarım” dediği için deve güreşiyle geçimini sağlayan iç egeliler gibi takılıyorum. Bakalım bu işin ucunu nereye kavuşturacağız. Acımdan öleceğimi düşünmüyorum.

Neyse, toplama bir yazı olma yolunda ilerliyor bu yazım da.

Birazdan temiz çarşaflarda uyumaya gideceğim. Takıntılı ablamız Roza vesilesiyle bunu yapacağım. Kendisi öykü kitabımdaki önemli bir karakerin isim annesi. Henüz kitap ortada yok ama karakterimiz ve geçmişi hazır. Tane tane, gıdım gıdım deniyorum kitap yazmayı. On senenin sonunda bugün de söyleyebilirim ki “Umuyorum yazdığım bir kitabı yayınlayabileceğim”

Öyle işte, yarın ve öbür güne ait iş görüşmelerim var. Her şeyin güzel olmasını dilemekten başka elimden bir şey gelmiyor. İnandığım bir kariyerin inanamadığım sonuçları neticesinde bu günlerimi yaşıyorum. Artık aksini ispatlayana kadar kimsenin orospu çocuğu olmadığına inanmıyorum. İnsanoğlu ne yazık ki çiğ süt emmiş be kimsenin beni sevmek için durduk yere bir sebebi olmuyor. Bu sebeple ben de artık kimseyi sevmek için gayret sarf etmiyorum. Şimdilik bu kadar.

İyi geceler.

Kemal 🙂

Dört duvar ve karımı darlamak, hayalimdeki hayat buymuş meğer.

28 Kasım 2023

Merhaba,

Eğer Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşasaydım ruhsal çöküntü sebebiyle işimden bir müddet iznimi isterdim. Yıllardır her türlü duygusal ve ruhsal durum yüzünden destek aldım, testler yaptım, ilaçlar kullandım ama hiçbiri buna benzemiyordu. Yanlış anlaşılmaya mahal vermeden yekten açıklamasını yapayım, bütün bu sürecin tek sorumlusu aktif çalışma hayatı. Yoksa evim ve canım karım başta olmak üzere, geniş ailem, merak ettiğim şeylere karşı araştırma hevesim falan hepsi çok güzel varlığını devam ettirebiliyor. Hatta iş hayatım bile yılların ardından ilk kez bu denli pozitif bir yolda ilerliyor, iş arkadaşlarımı ve bana yaklaşımlarını benimsediğimi rahatlıkla söyleyebiliyorum. Fakat tek bir sorun var;

Sabahları iş için uyanmak ve ertesi gün için uyumak istemiyorum.

Bunun haricinde uyumakla ilgili bedenimde hiç mesafe barındırmıyorum, aksine tertemiz uyumak istiyorum. Tek problem, artık uykum geldiği için uyumak ve uyku yettiği için uyanmak istiyorum. Bunun ardından yine son kahvaltısıymış gibi hazırlık yapan karımın karşısında “hayatsızım” kahvesi eşliğinde kahvaltı yapıp, pencereden park eden arabaların arasındaki mesafeleri incelemek istiyorum. Sonra evde yapmam gereken şeyleri yapmak, uzatma kablolarını duvara sabitlemek ve en önemlisi Eylül’ü yeni zihni sinir fikirlerimle darlamak istiyorum. Ekran göresim yok, yol göresim yok, kalabalık insan göresim hiç yok.

Dört duvar ve karımı darlamak, hayalimdeki hayat buymuş meğer.

Tabi bu işin dönemsel çöküntüsü. Yapmayı sevdiğim bir işi sevdiğim ritimde yapabiliyorum. Ama yoruldum sanırım, kendimi kendime ifade edebileceğim şekilde dinlenmek istiyorum. Hangi şarkıları sevdiğimi bilmiyorum mesela artık. Müziği keşfetmek istiyorum yeniden, para kazanılıyor ama doğru şekilde harcayabilmek istiyorum. Salak salak şeyler satın alıyorum, ipini koparana bağış yapıyorum, ekrana çıkanı izliyor ve genel olarak beğenileni dinliyorum. Bunlar benim zoruma gidiyor.

Bu kadar.

Kemal 🙂

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.39 / Ceren

Eforum sıfır. Ben bu hayatı yaşamakla müjdelenmişken yaşananların şikayet edilebilirbir tarafı olması çok zoruma gidiyor. Motive dineleyerekk, alkol almak, kendimce hayata karşı bir parantez oluşturmak bana tamamlanmış hissettirirken yaşananlar ister istemez önüme geçiyor. Bugün Cero’nun doğum günü. Her derdimizin dermanı olmak için kendini bu denli paralayan bir insan olması bile bir şansken, ukalaca davranmak zoruma gidiyor tekrardan. Aklında kalıp da “yapayım mı” diye sorduğu her şey sanki yarın bir gün karşıma gelecek gibi hissediyorum. Babacan tavrımın önüne geçemiyorum.

Hayatımdaki en büyük şansım olan karımın en sevdiğim eşantiyonu olan Ceren ile ilgili bir yazı yazacağımı düşünmezdim bugün. Ki Ceren benim lisa arkadaşım aynı zamanda. Her kararına ister istemez kefil olacak pozisyonda, her hareketinin garantörü olacak kıvamdayım. Seviyorum şahsen onu. Düğünüme ve hayatıma sarf ettiği efor, karıma sağladığı konfor ve bana olan sahipleniciliği hayatımdaki en kabul edilebilir konfor diyebilirim.

Neyse işte.

Kötü kötü sarhoş olmuşken Ceren’in de doğum gününü atlayacak değilim. Avize gibi giyindiği ve eşgal sıfatıyla varlığını sürdürdüğü günlerimize sağlık olsun taa bu günden. Ben hanımımı Ceren’den aldım, hanımı alırken de ister istemez onu da aldım hayatıma.

İyi ki beni sahiplendi, iyi ki var. Varlığıyla çok mutluyum.

Beni hayata karşı daha değerli kılmaktan vazgeçmez umarım.

Nice birlikte senelere inşallah.

Kemal 🙂

Yayınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.XLVIII Hanım Kulağımda

Eskiden bana ait bir şeyler vardı. Kendi nefesimi alır, kendi derdimi yaşardım. Şimdi bambaşka bir hayatin içindeyim. Müşterek güzelliklerin peşinde koşturuyorum, artık tek başıma dertlenmeye hakkım yok, hatta dertlenmeye bile hakkım yok.

Hanım hayatımda olduğu müddetçe; “let’s go hareketlen, sardım Marakeş’ten” tarzı bir motivasyon sözkonusu.

Tetik düşüren biriyle evlenmeyi gerçekten beklemezdim. En üst seviyede tanıdım bu hissi. Mutluluktan ayaklarımı yerden kesmesiyle meşhur biriyle yüzük takma şerefine eriştim çok şükür. En az benim kadar Gülşen ve Ziynet Sali seven birini buldum aynı zamanda.

Garip.

Bazem içip içip yazasım geliyor böyle. Kim bilir kaç seferim cümleleri bunlar. Bu da bir nevi çok sarhoş oluyorum demek btw.

Bir sürü gecenin sonundan iyi geceler.

Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Veda Ettim Sanıyordum

Vira Bismillah

Veda ettim zannediyordum usulca bu diyarlara. Öykü yazarım, kalanını da siktir ederim diyordum. Evli barklı adamın pek de gündelik blog işleriyle işi olmaz sanıyordum. Ama bardağımın dolması müsebbibiyle boşa akan her damla gücüme gitmeye başladı bir yerde. Yeterdi yazacaklarım aslında, yeter de dedim tabi ama yetmedi ve akmaya devam etti. Ta ki bugüne kadar. Bugün kendimce tutmaya karar verdim o damlaları, hadi bakalım.

İnsan, yoğun duyguların onlar gelmeye karar veriğinde esiri oluyor ister istemez, pek bir yaptırımımız yok bu konuda.

Direksiyonda hanım var, tatlı tatlı bu şarkıyı mırıldanıyor. Ben de biraz alkollüyüm. Hoş alkollü olmasam da araba kullanamam. Alkollü araç kullanmaktan ehliyetimi kaptırdım üç ay önce, hala doksan şafağım var. Araç da Martı bu arada, İzmir polisi gaddarca kesti cezamı elektrikli aracıma rağmen. Devlet babayla ilk karşı karşıya gelmem değil tabi ama üzerimde yaptırım gücünü kullandığı ilk dosya. Ben alışık değilim tabi cezalandırılmaya, benim bütün dosyalar mali olduğu için geçiştirmeyle geçiyor. Fark ettiyseniz hep bir para muhabbeti sırtımda, kucağımda, yanımda. Ben de pek seviyorum zaten parayı, dedem de çok severdi. Bu yüzden pek şaşırtıcı değil yani. Ha bu arada son iki senedir şafak saymalara doyamadım, vakitle aramdaki bu homojen birliktelik nereye varacak bakalım.

Göreceğiz.

Hanımdan ödünç bir tane sigara sardım kendime, annem okusa kahrolur. Ama insan binde bir bile olsa keyf-i veya derd-i üflemeli öyle kendince. Çok ağırıma giden şeyleri gömdüm toprak altına bu haftasonu. Bütün çocukluğum ellerimden göçüp toprak olmuş gibi hissediyorum, küreğini de ben tuttum. Bunu şahsen yapmak kendimce gurur verse bile içimdeki bir bam teli umarsızca titriyor. Çok severdim dedemi, garip seviyede iyi bir sohbeti vardı benim için. Tüm çevrem ekmeğini yedi, suyunu içti. İyi ki vardı, onu özlemekten asla vazgeçemeyeceğim. Bana insan olmayı, en önemlisi iyi bir erkek olmayı öğretti.

Dedem büyük bir Fenerbahçe’liydi bense bugün göçüp gitsem, üzerime yeşil örtü yerine sarı kırmızılısını isterim. Buna rağmen kırmazdı hiç beni. En çok Revivo transferinde üzmüştüm onu ama sonra Alex geldi, bayılırdı Alex’e. Onun sahip olmadığı şeylere sahipti çünkü Alex, gerektiği kadar koşar ama aklıyla bütün işi çözerdi. Dedem öyle değildi, hayatındaki her şeyi mesaisiyle kazanmıştı. Her şeyi fazlasıyla fedakarlık yaparak kazanmıştı ve bu yüzden bir şeylere sahip olmayı çok severdi. Evi, arabası, çiftliği, zeytinleri, zeytinyağları onun ailesinden sonra en çok önem verdiği şeylerdi. Ömrünü bi zeytinliğe harcardı fakat manzarasını beğenmezsek en fiyakalı çakmağıyla ateşe verirdi hepsini bizim için. Bir erkek için daha iyi bir rol model olamaz. Sürpriz yapıp gelmemizi hiç istemezdi, bize ait olan çikolata dolabını doldurmuş olmak istedi hep biz daha gelmeden. Çünkü o dedeydi ve biz istemekle, o vermekle yükümlüydü. Bir ömrü daha olsa, safi boşa harcanacak günlerimiz için bile verirdi bize. “Torunlarım biraz daha eğlensin ve günleri güzel geçsin” hevesiyle yapmayacağı şey yoktu. Sevgisiyle büyümenin verdiği duyguyu ve bu özgüveni bir tek baba sevgisinde gördüm. Ama babam bile bugün kendinden bahsetmemi istemez. Herkes için “aile nedir ve nasıl sevilir” örneğiydi. İyi ki vardı ve iyi ki onun varlığını üzerimde taşıyorum.

Eşimi istemeye giderken dünyanın en uyuz insanıydım, Eylül’ü benim için babamın istemesini istiyordum. Baba sevgisinde bir dünya markası olduğumdan buna çok heveslenmiştim. Ama babam bütün soğuk kanlılığıyla “hayır oğlum, bize saygı göster” tavrını takınmıştı çoktan. Ben de her delikanlı gibi babasının sözünü dinlemiştim. O gün dedem duymayan kulağına rağmen beni ve Eylül’ü ne kadar sevdiğini ve bizi ne kadar yakıştırdığını defalarca anlatmıştı. O gün babamın gözündeki mutluluğu ve hevesi asla unutamam, dedem adına o kadar mutluydu ki. Sanki bana kız istenmesi için değil de dedemin kız istemesi için gelmiş gibiydik. Hayata karakter koyan erkeklerin arasında “acaba kızı bana verecekler mi” telaşındaydım o gün ama sonra sonra anladım bütün hikayeyi. Babam oğlunun kız istemesinde eşinin babasının rol almasına izin vermişti ki babam dünyada kız istemeyi en çok hak eden insandır… Buna rağmen dedem “kırk yıllık İstanbullu” olarak eylül’ü bana aldı. Allah bu günün hayırlı tekrarları için bana oğullar, babama da uzun ömürler versin. Herkesin ve her şeyin değeri onlar kaybedildiğinde anlaşılıyormuş. Bugün babam sayesinde dedem konusunda çok mutlu bir insanım.

Bu güzel evin en sağlam temellerinden biri dedemdir.

Ben de en nihayetinde dedemin mesaisi, babamın aklı derken keyfimce yaşayabilecek bir adam oldum. Güzel ivmeli bir kalıtsal kalkınma diyebiliriz bu duruma. Dededen toruna taşınmış daha az dert ve daha çok refahın sefasını sürebiliyorum. Çok mutluyum.

Ama dedemi kaybettim.

Ellerimle koydum toprağın altına.

Hiç yakıştıramadım koca Ali Eski’ye.

Ama o benim dedem olduğu müddetçe her şeye ben değil o karar verirdi.

Yaşadığın her günle gurur duyuyorum dedecim ve umuyorum ki bu sene siz değil biz şampiyon olacağız.

Ben de böyle bir delikanlıyım.

Kemal 🙂