Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Veda Ettim Sanıyordum

Vira Bismillah

Veda ettim zannediyordum usulca bu diyarlara. Öykü yazarım, kalanını da siktir ederim diyordum. Evli barklı adamın pek de gündelik blog işleriyle işi olmaz sanıyordum. Ama bardağımın dolması müsebbibiyle boşa akan her damla gücüme gitmeye başladı bir yerde. Yeterdi yazacaklarım aslında, yeter de dedim tabi ama yetmedi ve akmaya devam etti. Ta ki bugüne kadar. Bugün kendimce tutmaya karar verdim o damlaları, hadi bakalım.

İnsan, yoğun duyguların onlar gelmeye karar veriğinde esiri oluyor ister istemez, pek bir yaptırımımız yok bu konuda.

Direksiyonda hanım var, tatlı tatlı bu şarkıyı mırıldanıyor. Ben de biraz alkollüyüm. Hoş alkollü olmasam da araba kullanamam. Alkollü araç kullanmaktan ehliyetimi kaptırdım üç ay önce, hala doksan şafağım var. Araç da Martı bu arada, İzmir polisi gaddarca kesti cezamı elektrikli aracıma rağmen. Devlet babayla ilk karşı karşıya gelmem değil tabi ama üzerimde yaptırım gücünü kullandığı ilk dosya. Ben alışık değilim tabi cezalandırılmaya, benim bütün dosyalar mali olduğu için geçiştirmeyle geçiyor. Fark ettiyseniz hep bir para muhabbeti sırtımda, kucağımda, yanımda. Ben de pek seviyorum zaten parayı, dedem de çok severdi. Bu yüzden pek şaşırtıcı değil yani. Ha bu arada son iki senedir şafak saymalara doyamadım, vakitle aramdaki bu homojen birliktelik nereye varacak bakalım.

Göreceğiz.

Hanımdan ödünç bir tane sigara sardım kendime, annem okusa kahrolur. Ama insan binde bir bile olsa keyf-i veya derd-i üflemeli öyle kendince. Çok ağırıma giden şeyleri gömdüm toprak altına bu haftasonu. Bütün çocukluğum ellerimden göçüp toprak olmuş gibi hissediyorum, küreğini de ben tuttum. Bunu şahsen yapmak kendimce gurur verse bile içimdeki bir bam teli umarsızca titriyor. Çok severdim dedemi, garip seviyede iyi bir sohbeti vardı benim için. Tüm çevrem ekmeğini yedi, suyunu içti. İyi ki vardı, onu özlemekten asla vazgeçemeyeceğim. Bana insan olmayı, en önemlisi iyi bir erkek olmayı öğretti.

Dedem büyük bir Fenerbahçe’liydi bense bugün göçüp gitsem, üzerime yeşil örtü yerine sarı kırmızılısını isterim. Buna rağmen kırmazdı hiç beni. En çok Revivo transferinde üzmüştüm onu ama sonra Alex geldi, bayılırdı Alex’e. Onun sahip olmadığı şeylere sahipti çünkü Alex, gerektiği kadar koşar ama aklıyla bütün işi çözerdi. Dedem öyle değildi, hayatındaki her şeyi mesaisiyle kazanmıştı. Her şeyi fazlasıyla fedakarlık yaparak kazanmıştı ve bu yüzden bir şeylere sahip olmayı çok severdi. Evi, arabası, çiftliği, zeytinleri, zeytinyağları onun ailesinden sonra en çok önem verdiği şeylerdi. Ömrünü bi zeytinliğe harcardı fakat manzarasını beğenmezsek en fiyakalı çakmağıyla ateşe verirdi hepsini bizim için. Bir erkek için daha iyi bir rol model olamaz. Sürpriz yapıp gelmemizi hiç istemezdi, bize ait olan çikolata dolabını doldurmuş olmak istedi hep biz daha gelmeden. Çünkü o dedeydi ve biz istemekle, o vermekle yükümlüydü. Bir ömrü daha olsa, safi boşa harcanacak günlerimiz için bile verirdi bize. “Torunlarım biraz daha eğlensin ve günleri güzel geçsin” hevesiyle yapmayacağı şey yoktu. Sevgisiyle büyümenin verdiği duyguyu ve bu özgüveni bir tek baba sevgisinde gördüm. Ama babam bile bugün kendinden bahsetmemi istemez. Herkes için “aile nedir ve nasıl sevilir” örneğiydi. İyi ki vardı ve iyi ki onun varlığını üzerimde taşıyorum.

Eşimi istemeye giderken dünyanın en uyuz insanıydım, Eylül’ü benim için babamın istemesini istiyordum. Baba sevgisinde bir dünya markası olduğumdan buna çok heveslenmiştim. Ama babam bütün soğuk kanlılığıyla “hayır oğlum, bize saygı göster” tavrını takınmıştı çoktan. Ben de her delikanlı gibi babasının sözünü dinlemiştim. O gün dedem duymayan kulağına rağmen beni ve Eylül’ü ne kadar sevdiğini ve bizi ne kadar yakıştırdığını defalarca anlatmıştı. O gün babamın gözündeki mutluluğu ve hevesi asla unutamam, dedem adına o kadar mutluydu ki. Sanki bana kız istenmesi için değil de dedemin kız istemesi için gelmiş gibiydik. Hayata karakter koyan erkeklerin arasında “acaba kızı bana verecekler mi” telaşındaydım o gün ama sonra sonra anladım bütün hikayeyi. Babam oğlunun kız istemesinde eşinin babasının rol almasına izin vermişti ki babam dünyada kız istemeyi en çok hak eden insandır… Buna rağmen dedem “kırk yıllık İstanbullu” olarak eylül’ü bana aldı. Allah bu günün hayırlı tekrarları için bana oğullar, babama da uzun ömürler versin. Herkesin ve her şeyin değeri onlar kaybedildiğinde anlaşılıyormuş. Bugün babam sayesinde dedem konusunda çok mutlu bir insanım.

Bu güzel evin en sağlam temellerinden biri dedemdir.

Ben de en nihayetinde dedemin mesaisi, babamın aklı derken keyfimce yaşayabilecek bir adam oldum. Güzel ivmeli bir kalıtsal kalkınma diyebiliriz bu duruma. Dededen toruna taşınmış daha az dert ve daha çok refahın sefasını sürebiliyorum. Çok mutluyum.

Ama dedemi kaybettim.

Ellerimle koydum toprağın altına.

Hiç yakıştıramadım koca Ali Eski’ye.

Ama o benim dedem olduğu müddetçe her şeye ben değil o karar verirdi.

Yaşadığın her günle gurur duyuyorum dedecim ve umuyorum ki bu sene siz değil biz şampiyon olacağız.

Ben de böyle bir delikanlıyım.

Kemal 🙂

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.