Kırığın İnadı ve İzmir Seyahatnamesi

15 Nisan 2020

Şebnem Ferah – 10 Mart 2007 İstanbul Konseri

Merhaba;

1/3

Bugün bir şey deneyeceğim.

Yaklaşık bir aydır kenarda beklettiğim ve gayet iyi yazacağımı düşündüğüm bir yazı taslağı vardı. Bu yazı ve konuları, yayınlamadığım her gün kendine yeni bir şeyler kattı ve artık istediğim seviyede yazamayacağım kadar çok başlıkla elimde kaldı. Ben de “Madem baş edemiyorum bu kadar çok konu ve yaşanmışlıkla” diyerek, yazıyı üç parçalık bir dizi olarak yayınlamaya karar verdim. Siz benim bir günde yazdığım tek bir yazıyı, üç başlık altında üç ayrı günde okuyacaksınız. Bunu yaparken de her başlıkta beni o başlığa sevk eden farklı bir albümü dinleyeceğim, Allah muvaffak etsin.

Hadi bakalım.

Mart ayının benim için sert geçen ilk üç günü sonrasında kendimi toparlamak için bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim. Bu doğrultuda da aklıma ilk gelen şey İzmir seyahatiydi. Açıkçası tek problem İzmir’de iki kişi haricinde tanıdığım kim vardı bilmiyordum. Ben de kendime daha yakın hissettiğimi aradım ve o da muhteşem bir plan olduğunu söyleyip “Hafta sonuna doğru konuşalım, gerçekten çok eğleniriz” dedi. Şahsi ego mastürbasyonum olan, bir şeyleri tek başıma ve hızlıca halledebilmenin tatmini içerisinde hafta sonu gitmek için plan yapıyordum. Her şey çok güzel olacaktı.

Hafta sonu geldiğinde arkadaşım telefonlarıma çıkmadı ve mesajlarıma dönmedi. Salı gününe kadar hiçbir haber alamadım ve Salı günü öğle vaktinde bana dönüş yaptı. Benim küfürlerim eşliğindeki boş bahane ve yalanları sonrasında “Bu hafta sonu için plan yapalım” dedi. Ben de uygun olduğumu söyledim ve içimden olur böyle şeyler diye geçiştirdim.

Hafta sonu geldiğinde yine aramalarıma ve mesajlarıma cevap alamadım. Gerçekten komik duruma düşmüştüm. Bu durumdan Berk’e bahsettim. Berk benim bin yıllık arkadaşım ve bu blogdaki bazı yazılarıma da konu oldu. Yaşadığım durumu çok makul karşılayıp “İzmir’e gitmek için bahane arayan adamın aklından şüphe duyarım” dedi. Tavsiyesi tek başıma gidip, Alsancak’ta atacağım tek bir tur sonrasında olacakları izlemekti. Ben de içimdeki kırgınlığa duyduğum İzmir inadıyla biletimi aldım. Çalıştığım sektör ve şirketin avantajları doğrultusunda konaklamayı kafaya takmama gerek olmadığı için de uçak biletini almak beni resmi olarak İzmir yolcusu yapmıştı.

17 Mart Çarşamba akşamı yağmurlu bir İzmir akşamına iniş yaptım. Müptelası veya alışkını olmadığım için bir sene sonra uçak kullanmak ve havalimanı görmek bana kendimi gayet iyi hissettirmişti. Ancak hem yağmurlu olması hem de Menderes tarafının çok tercihim olmaması sebebiyle ertesi sabaha kadar ne hissetmem gerektiğini bilemedim.

Ertesi sabah güne Bornova’da uyandım ve kahvaltıdaki boyoz sonrası sabah on gibi Konak’ta günün ilk kahvesini içtim. Oradan Alsancak tarafına yürüdüm ve on bir buçuğa kadar çay içip denizi izledim. Sonrasında çok sıkıldığım için garsona İzmir’de böyle zamanlarda ne yapmalıyım diye sordum ve o da bana Martı uygulamasını kullanıp Alsancak’tan Fahrettin Altay’a kadar gidebileceğimi söyledi. Açıkçası bana hiç mantıklı gelmedi. Bu sebeple çay içmeye ve telefonla uğraşmaya devam ettim. Sonrasında oturduğum masanın on metre ilerisinde bir Martı olduğunu gördüm ve içime bir kurt düştü. Acaba denesem mi diye düşünerek kalktım ve Martı’yı aldım.

Bunun hayatımda verdiğim en doğru karar olduğunu anlamam için bir saat geçmesi gerekti. Birinci saatin sonunda kendimi Göztepe Sahil’de, kulağımda Spotify’da Mutlu Şarkılar listesi eşliğinde istemsizce kikirdeyerek Martı sürerken buldum. Hayatımda belki de on senedir ilk defa hiçbir şey düşünmeme gerek olmadan bir yanımda deniz kokusuyla, telefona bakma gereği duymadan veya kimseyi dert etmeme gerek duymazken buldum. Kendimden başka kimseye yetme gereği duymama hissi benim için dünyanın en yabancı hissi olmuştu, bununla tanıştım.

Sonrasında da ip koptu zaten.

İzmir’de bu kadar fazla tanıdığım insan olması ve onların hayatlarının bir yerine dokunmuş olmam beni gerçekten çok şaşırttı. İlk defa bu kadar rahat yalnız kalabildiğim bir seyahat olmasıyla mı ilgili yoksa gerçekten olanların açıklanamayacak kadar absürt olmasından mıdır bilmiyorum ama Berk’in tavsiyesinin bu kadar tutacağını hiç beklemiyordum. İzmir’e gerçekten aşık oldum. Her yerini gezdim ve gerçekten aklımda İzmir’le alakalı hiçbir şey kalmadı. Sadece tekrar tekrar gidip aynı şeyleri yapmak istiyorum. Aynı yemekler, aynı içkiler ve aynı sohbetleri yaşamak için büyük masraflara girebilirim. Sadece bu kadarını söylemek istiyorum.

Dönüş yoluna gelince de uçağımın rötar yapması ve bana evini açan arkadaşlarımla birlikte bambaşka bir İstanbul hikayesine dönüş yaptım. İşe döndüğüm ilk ana kadar ne olduğunu anlamasam da Berk yine gerekli açıklamayı yaptı ve bunun üzerime sinen İzmir Kokusu olduğunu söyledi. Bu, genelde olurmuş ve üzerimden geçene kadar bunu değerlendirmem gerektiğini söyledi, ben de elimden geleni halen daha deniyorum. Çünkü yalan yok, İstanbul’a indiğimden beri üzerime mucizeler ile birlikte nur yağıyor.

Gerçekten şaşkınım.

Artık yepyeni hayalleri ve yine güzel arkadaşlıkları olan, o kadar da güçlü olmak istemeyen bir adamım. Mükemmel planlanmış doğum günleri yerine muhteşem bir şekilde gelişmiş doğum günü hikayelerine sahibim.

Ve bence bu iyi bir şey.

Kemal😊

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.