Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Bu İki Güzel Günüm

Bugün çok güzel bir gün geçirdim. Her şey yerli yerinde ve olması gerektiği gibiydi. Hatta bugünün geleceği resmen dünden belli olmuştu. İndirimden aldığım gömlek üzerime cuk oturdu, yaka mendili ve saat kombiniyle birlikte kendimi çok tamamlanmış hissettim. Üzerine de akşam kendim için heves ettiğim bir hediyeyi teslim almaya gittim ve teslim aldığım arkadaşımla belki on beş senedir doğru dürüst sohbet etmemiştik. Artı olarak kendim içim aldığım hediye de onun el emeği olunca çok doyurucu bir gün oldu benim için.

Bugüne gelirsek de özellikle ayakkabılarımı çok şık bulduğum bir olarak başladı. İşe gelir gelmez çok güzel bir kahve içtim. Otelde çalıştığım için sürekli olarak çekirdekleri öğütüp, basınçlı makinada taze kahve yapıyoruz ve ayarı her zaman o kadar mutlu etmeyebiliyor. Neyse ki bugün o günlerden biri değildi. Sonrasında da yaptığım işle ilgili çok tatmin edici sonuçlar aldığım bir gün oldu ve günü müthiş sonlandırarak eve geldim. Evde de her şey olması gerektiği gibiydi ve şu an yatmak üzereyim.

Basit bir şekilde beni bu denli tatmim eden iki günümü sizlere özetledim, çok mutluyum.

Çok uzun süre sonra, ilk defa o kadar radikal kararlar almayarak bazı eylemlerde bulundum. Yani Serdar Ali Çelikler’den duyduğum bir cümlenin devamında üst okuma yaparak, hatta biraz da niyet okuyarak bu iki günkü hareketkerime yön verdim. Ha’ bu demek değil ki hayatımın yeni mottosu bu cümle olacak. Bence bir hafta daha bu doğrultuda yol alıp devamında sorunlarımla başa çıkmak için bambaşka bir motivasyon bulacağım.

Bunlar olur, bunlar normaldir.

Yazıyı kapatmadan cümleyi söylemekte de fayda var, belki bir nasipleneni olur. “Ne insanda ne kitapta, hoşlanmadığın anda yarıda bırakacaksın” dedi Serdar Ali Çelikler. Bu cümle bana inanılmaz dokundu. Çünkü benim hayatım hep okumak için inat ettiğim kitapların ardındaki hayal ve heves kırıklıklarıyla geçti.

Örneğin pandeminin başından itibaren bir Fahrenheit451 bitirme maratonum oldu. Kimi için kısacık sayılabilecek bir kitabı bitirmek için resmen ömür harcadım. Olan da ondan sonra okuyacağım kitaplardan vazgeçtiğim için o garibanlara oldu. Belki de hayatımın bana en çok dokunacak cümlesini kaybettim bu yüzden. Çünkü artık bir kitap için ne aynı şekilde hayal kurabiliyordum ne de okuma hevesim kalmıştı.

Anca anca şimdi yepyeni bir hevesle serisini aldığım Dune’a başlayabildim o günden sonra. Yani ne Fahrenheit451’in bana bunu yapmaya hakkı vardı ne de benim bu kitabı bitirmem için bu kadar inat etmeme gerek vardı. Çünkü ne kadar zorlasam da yazılanı değiştiremeyecektim ve bu dil benim ısrarım sebebiyle bana zevk vermeye başlamayacaktı.

Bu ara bunu çok tekrarladığım için yazıyı bunu söylerek kapatıyorum. Okuma sürecinde memnun olmadığım paragraflarda ısrar etmek en iyi ihtimalle benim ömrümden götürecek. O yüzden de Dune serisine başladığım için ve yeni gömleğimi kendime yakıştırdığım için çok mutluyum. Çünkü Ray Bradbury’nin 1953 yılındaki düşünceleri üzerine kalemi eline aldığı yaşanmışlıkların suçlusu bugünümde ben olamam. Kusura bakmasın.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.