Keyfi olarak yazı yazmak için yazıyorum bu gece. Bilgisayar önümde beliriverdi ve çok çok uzun süre sonra ilk kez bira içmiş halde buldum kendimi. Tüm şartlar beni yazı yazmaya itti ve karşınızdayım. Kendimi İzmir Çıkartması yapan Zeki Müren gibi hissetmiyor değilim açıkçası…
Şahsen tadım yok değil ama durumlar da ortada. Pek fazla palazlanıp da keyfimizi yaşayamıyoruz şu günlerde. Riyakarlık edip yazı yazmayabilirdim ama elimden gelmişken neden yazmayayım değil mi. Keşke elimizden mekan koridorlarında elimizde telefonla, ayakta duramazken yazdığımız yazıları paylaşmak gelse ama olmuyor. Gerçekten çok özledim gündelik yaşayıp her gece ölebilmeyi.
Konuyla ilintili olarak, bir hafta izin aldım. Önümüzdeki hafta pazartesiye kadar evdeyim. Daha günleri yaşamaya başlamadan “ne yapacağım” derdine düştüm. Her günüm için bir plan belirlemeye ve kendimi sıkıntıya sokmamak üzerine büyük bir mesai harcıyorum. Çünkü emekli dedeler gibi evde oturdukça sorun yaratasım geliyor. Sürekli olarak oflayan ve “ben ne yapsam” diye etrafı kurcalayan bir tipe dönüşüyorum. Allahtan akşamları alkol var da saatleri daha çekilebilir kılıyor. Aksi halde geceleri kime saracağımı ve ne denli rahatsızlık yaratacağımı çok iyi biliyorum. Gerginlik de cabası.
Güliz Ayla’nın dediği gibi; biz böyle değildik, kim düştü ilk?
Bu kısma girmeyeceğim çünkü çok kafaya takıyorum ve sorun çıkarıyorum. Olmuşlardan ziyade olacaklara meylimi törpülemem lazım. Kesinlikle anda kalmayı ve tepkimde tutarlı olmayı beceremiyorum, bu da beni üzüyor. Dediğim gibi bu yüzden bu kısma girmeyeceğim. Zaten girsem de söylemek istediklerimi hiçbir zaman söyleyemiyorum, ne yazık ki çözüm noktasında iletişim kurmak elimden gelmiyor. Çok yumuşak ve kırılgan bir adama dönüşüyorum.
Neyse,
Sanıyorum ki ben elimde sigarayla aynı verandada beklemeye mecbur hisseden cinsten bir insan olacağım bir müddet daha.