Takribi bir haftadır yazı yazmıyorum. Sürekli olarak aklımın bir yerinde burası olmasına rağmen bir türlü üzerine gidemedim. Bu durumda etkin rol oynayan bir numaralı neden de blog istatistiklerinde gördüğüm, periyodik olarak instagramdan blog’a giren bir kişi. Her gün girip ortalama aynı yazıları okuyup çıkıyor. Çok ilginç.
Neyse,
Bu yazıya da esasında çok hevesliydim. İki gün öncesinde aldığım bir kararın ertesine hazırladığım bir yazı olacaktı. Uzun süre sonra yaşadığım hayal kırıklıklarıyla ilgili bir karar alacaktım. İşin ilginç yanı konuyu yeniden anlattığım tüm arkadaşlarımın bu son karara destek ile ilgili hemfikir olmasıydı. Teorik olarak bu kadar üzülmemin bana bir yarar sağlamadığından kendime odaklanmam için yapmam gereken bir şeyi gerçekleştirmem gerekecekti.
Sonrasında benden yaşça küçük olmasına rağmen seve seve akıl aldığım biri inanılmaz bir zen master edasıyla, hayatımda değişikliğe gidecek ve iyi veya kötü duygularımı etkileyecek hiçbir kararı sinirliyken almamam gerektiğini hatırlattı. Net bir biçimde “Abi bi’ bırak. Sakinledikten sonra elbet bakarsın ve baktıktan sonra bir karar alacaksan bile bunu ona hissettirmemelisin bence” dedi.
Bu davranış bana inanılmaz mantıklı geldi. Niyetim bir şeyleri olsun diye yaomaktan ziyade kendimi kurtarmak olduğu için tümüyle sakinleyene kadar bekleme kararı aldım ve ardından belki herkesin hemfikir olduğu kararı uygulayabilirim.
Bilmiyorum.
Maksadım muhabbet olsun ve bir yazı girsin çizelgeye diye bir şeyler karalamaktı. Ama konu yine içimde olan sinir harbine geldi. Hayatımda yapacağım en mantık dışı hareketleri yapmamak için sakinleyene kadar bekliyorum.
Benim karantinam oyun oynamak, spor yapmak ve kara kara düşünmek üçgeninde yaşanıyor. İki ayda istemeden dört kilo daha verdim.
Teşekkür ederim