Her akşam viski içiyorum. Kendimi atanamamış Joe Cocker veya Beyazıt Öztürk’ün Adnan Tiplemesi gibi hissediyorum. Evde daralıyorum, resmen dış güçlerce sokakta olmaya alıştırılmışım. Otuz saatte Assasin’s Creed 2′yi bitirdim, hemen artından Brotherhood’a başladım. Villa’yı günümüze yakın bir tarihte görmek bana çok garip hissettirdi. Yani o merdivenin yanında arabalar, elektrik kabloları ve trafik işaretleri sanki yedi sene sonra gittiğin yazlık beldedeki değişen dükkanları incelemek gibi hissettirdi. Her şeyin tanıdık olması, ama içinde seni barındırmaması hayatın herhangi bir yerinden de karşına çıkabiliyor işte bak. İlla ki de insanın ömründen olmasına gerek yok böyle şeylerin. Bu şartlar altında bu oyun için deus ex machina diyebilir miyiz acaba bu konu özelinde? Mantıken ne çözdüğüne bağlı tabi hayatımda. Bu şekilde gelip de bir şey çözemediyse anca oyun olarak kalır haliyle. Tabi onu oyun olarak da inanılmaz seviyorum, hastasıyım orası ayrı.
Sanırım benim bir şeyi sevdikten sonraki bağımlılığım ve derinleştirme hevesim benim başıma günün birinde iş açacak. Oyun için bile ortak payda yaratma hevesimi engelleyemiyorum. Onu içimden bir yerle özdeşleştirme merakım benim kendimle oynadığım en eski oyun sanırım.
Eve kapanalı dokuz veya on gün oldu ve karar verdim ben kendimi bu hayata ait hissetmiyorum. Onlarca izlediğim film sonrasında iki oyun bitirdim -üçüncüyü zorluyorum-, bir kitap bitirmekle birlikte yüzde atmışına geldiğim de bir puzzle projem var. Sakallarımla oynuyorum, elimden geldiğince spor yapıyorum artı olarak bir de boşluğa doğru endişeleniyorum. O kadar yersiz bir endişe ki bu yoğunluğu bile yok. Sadece “ne olacak bu devlet işleri” düşüncesindeki esnaf kadarım endişede, ama bunu kesinlikle engelleyemiyorum. Hakkımızda hayırlısı artık.
Kapatmadan,
En sevdiğim Amy Winehouse şarkısını açıklamak istiyorum, çünkü ona olan sevgim bir yerde benim çok da belirtmediğim bir hissiyat. You Know I’m No Good ve klibi, viskiyle sarhoş olduğum gecelerde bana kriptonit etkisi yapıyor. Nedeni de az önce kendime dert yanarak itiraf ettiğim yerde sanırım. Herhangi bir şeyi bir kere sevdiğimde işin ister istemez boku çıkıyor. Kendimi bir şeye ait hissettiğimde değil de bir şeyin bana ait olduğunu düşündüğümde kırılmaya çok açık oluyorum, bu şarkı için de sanırım bu örneği verebilirim. Sanki hakları bana ait ve öyle geçen günlerimde dinlemediğimde onu üzecekmiş gibi hissediyorum. Klibiyle, gösterdiği hal tavır bütünlüğüyle ve onun gözlerimi dolu dolu eden sesiyle bu şarkıyı çok seviyorum.
İyi ki var.