2 Mart 2020
İhtiyacım Olan EP
Merhaba;
-Derdim dolayısıyla bu gece ebruli bir yazı yazacağım. Yirmi senelik “düşük hayat” jargonuna hakim olmayan, konuya frankofon kalan değerli bir okuyanım varsa anlamadığı her kelimeyi tek tek araştırmasını rica ederim. Çünkü ben bu gece elimden geldiğince karışık yazacağım.-
Bu gece elimden gelseydi de beş parçalık bir E.P. çıkarabilseydim. Emek verdiğim, eforumun son damlalarına kadar feda ettiğim bu iş elimde patladığında bir yedeğim olsaydı keşke. Öyle ki, insanın bu denli güçsüz hissettiği anlarda “Olsun halledersin” diyenleri haricinde başka bir güvencesi olsun istiyor. Çünkü bu duygu değil, başka bir şey de değil; gerçekten vaktini ortaya koyduğun işin ve elinde patladığında seni de patlatıyor iş ile birlikte. Başına geldiğinde yarın olsun istemiyorsun ama bu gecede de yaşayamıyorsun ne yazık ki. Kalıbına sığamayıp her şeye küfür ediyorsun, ama her küfrün dönüp de hanene dokunuyor gibi hissediyorsun. “Pezevenk bunu da kendine yapmasaydın” diyorsun ve o anda en büyük düşmanın oluveriyorsun kendine karşı. Öyle dert ki insanı kendi hatasına destek edip benliğine dil uzatırken bulduruyor. Rabbim yaşatmasın.
En son bu kalıpta yazı yazdığımda tarihlerimiz 2 Mayıs 2017′yi gösteriyormuş. Öyle bir derde nail oldum ki, gece gece beni iki yıl on ay geriye götürdü ve oradan bu kalıbı alıp geldim. O ara nefesim bir kuple tekledi, içtiklerim ilk olarak ağzıma sonradan da burnuma geldi ama kurtardım. Çünkü ben hep aksi durumların karşısında doğru olanı savundum. Ama ilk kez aksi bir durum bu denli beni üzerek bana kucak açtı. Hal böyle olunca ben de tepkimi şaşırdım. Yeni gelinin ilki gibi üzerine mi atlasam, dışarıdan mı üstelesem bilemedim. Hani öyle bir his ki; bunu değiştirebileceğimiz ilk gün de yaptıklarımız dışında ne yapsak hala yanlışmış gibi geliyor. Hani en doğru yanlışımı bin yıl önce yaptığım için mutlu olmam gerekirmiş, ama ben karakterim açısından yanlışa asla alkış tutamazmışım gibi hissettiriyor.
-Gerçekten Meksika Açmazı bu, ardına da Ebru Gündeş’ten Demir Attım Yalnızlığa çalmaya başladı. Hadi buyrun.-
Bu yazıyı yazacağım için ve inanılmaz mutsuz olduğum için üç(3) adet parfümü pijamamın üzerine sıktım, yeterli seviyede alkolümü aldım ve yatağıma oturup yazmaya başladım. Kendime gayri resmi rehabilitasyon uyguladığım için bu boş cümleleri de buraya iliştiriyorum. Bu sinirime ve alkol seviyeme yakışan “Yarınlara Umut Bağlayanlar Serisi: Serfoş vol.37 EP” başlığında yazmaktı ama geçmişimde aidiyet bulma derdine düştüm gece gece. Zaten halimi düşündüğümüzde de yaptığım kadar mazur görülebilecek başka bir davranış düşünülemezdi(!) Ben ki bu denli imkan yaratma uzmanı olmuşum, ben bile imkansızlığımın ardında geçmişime sığındım Rabbim tekrardan kimseye yaşatmasın. Hep yükseliş alalım ve ivmemizi bozmayalım. Bozulmayalım ve zor yoldan da olsa çok kazanalım. Bu geceye yegane duam da bu kalsın.
Biz son yirmi yılın en batak müzisyenlerini görmüş, en deli dedikodularına konu olmuş insanları olarak bu hale düşmeyiz diyordum. İnsan insana neler yaşatıyormuş yeni yeni fark ediyorum. Aidiyet hissime olan sadakatim hiç sarsılmadı da insanın gerçek manadaki işi bu denli dert oluşturduğunda gerçekten bir boşluğa düşüyor. Hani bilsem bu yanlışı yapmazdım diyebileceğin on senelik bir hikaye geliyor karşına. Ama sonucu görünce “Sikerler, iyi bile yapmışım. Keşke bokunu çıkarsaymışım.” diyorsun. Çünkü her ne olursa olsun yine kaderine güveniyorsun, yine yarınlara umut bağlıyorsun.
İyi geceler,
Kemal 🙂