Eskiden ne kadar işime yaramasa da bir yeteneğim vardı yazı yazardım.Çok sakin bir zihinle çok hareketli bir hayat sürerdim.Anlamasam da mutluydum.
Bugün beni idare eden bir işim var.Çok sakin bir hayatta çok hareketli bir zihinle yaşıyorum.Anladığım kadarıyla mutlu değilim.
Peki, ben cebime ne zaman bağımlı hale geldim de bu denli işe mecbur hissediyorum kendimi ? Sonuçta parasız yaşardım, elli liranın üstü özgürlük demekti ve boyumdan büyük borçlarım vardı.O zaman da nefes alırdım, o zaman da tok gezerdim.
Gören de beni hayatta voleyi vurdum, cebimi dolduruyorum sanacak ama öyle değil.Ortalama bir işte ortalama bir para kazanıyorum.Bulduğum vakitleri doldurmak için istediğim her şeyi yapabilecek kadar param var.Tabiri caiz ise -çok afedersin- ipi kuşağına denk bir vaziyetteyim.Fakat şöyle bir sorun var ki doldurmaya heveslendiğim vakti hiç bulamıyorum.Vardiyalı çalışıyorum ve hayatım on iki saatlik iki periyota bölünüyor, bir adet izin günüm var ve planları belli bana bir şey kalmıyor.Ben, safi hayat mesaisi yapıyorum.
Hayatla ilgili en sevdiğim şey herhangi bir şey üretmekken; bu tempoda değil üretmek, kurgulayamıyorum bile.Sürekli sevdiğim insanlara imkan yaratıyorum, onları güldürüyorum fakat kendime yetemiyorum.Ha kimseyi suçladığım yok, kimse beni bir şeye mecbur etmiyor fakat kendime ettiğime çare de bulamıyorum.
Yoldayken bazen hayal kuruyorum, kafamda her şeyi hallettikten sonra evde yorgun düşüp uyuyorum ve ertesi gün yepyeni bir günde o hayali infaz etmiş bir şekilde uyanıyorum.
Öyle ki doymuyorum.Beni nakit değil vakit doyuruyormuş meğer ve ben o vakte çok uzaktayım.
Böyle gitsin istemiyorum, elde ettiklerimden de geçemiyorum.Kendime ihanet etmiş gibiyim.
Her zaman olduğu gibi, bilmiyorum.