Gölgelerden ben de haz etmem.Işığa göre şekil alan dönem adamlarından olamadığım için, benim gölgem hep şekilsiz oldu.Ellerimin varamadığı uzakları görebilmek de bana ağır geliyor aynı zamanda.Ama kaçamıyorum, olanı yok sayamıyorum.Konu ne istediğimle veya ne yaşadığımla ilgili değil aslında.Sadece bu garip şeyi sonlandırmak istemiyorum.İnsan ilhamını göstere göstere kesemiyor genelde.Hep yaşasın, varlığıyla güç bulsun istiyor.
Eski şarkıların gölgesindeki huzurumuzu, oradaki üretme isteğini başka bir yerde bulsam; oraya yönelirdim ama olmuyor.Belki de aşk; bütün bunların üzerinde, nevi şahsına münhasır halde bizim onu yazmamızı bekliyordur.Ege kıyısında bir barda veya evde ekran başında, bir şekilde hedefine ulaşmayı amaçlıyordur.Bilmiyorum, bilmiyoruz.
Şimdi ben bunları dedim, ama sorun bakalım niye dedim…
Şöyle ki ben ilk paragrafı cevap niteliğinde, ikincisini işte yazmak istediklerimi hedef alarak yazdım. Ve bu iki paragrafı nasıl birleştirebilirim bilmiyorum.
Ait hissettiğim şarkılarla ve onların hissettirdiği şeylerle yazıyorum yıllardır.Açıkçası millet ne düşünürse düşünsün, o kadar kolay değil bu.Hissettiklerin ve bunu anlatma biçimini anlaşılır kılmak her yiğidin harcı değil.Ben de elimden geldiğince orta yolu bulmaya çalışıyorum.Olur ya da olmaz, en azından deniyorum.Her cümleyi tek tek düşünüp, en doğrusunu seçmeye çalışıyorum.
Ve ne kadar başaramasam da unutulmasın ki; ben olmam gereken kişi yerine, olmak istediğim kişi olmayı seçtim.